GenelYazarlardanYazılar

Abd’nin Suriye Kararı Düzleminde Bölgedeki Gelişmeler

Kimilerince sürpriz bir karar olarak okunan, bizce -ABD içindeki güç ve strateji savaşları nedeniyle belli bir süreci gerektiren -beklenilen bir sonuç olarak gündeme düştü, ABD’nin Suriye’den çekilme kararı… Ve bu karar, Suriye’nin, Irak-Suriye eksenindeki  gelişmelerin, tabii ki bölgenin geleceğiyle ilgili tartışmaların yoğunlaşmasını, aynı zamanda konuyla ilgili küresel ve bölgesel aktörlerin pozisyonlarının yeniden konuşulması sonucunu doğurdu…

Karar ile birlikte, öncelikle şu soru gündeme geldi: Bu bir strateji değişikliği/ revizyonu mu? Yoksa İran’a yönelik  çevreleme ve zayıflatma planının bir zorlaması mı? Zira ABD-İsrail-Suudi Arabistan (BAE,Mısır…)’ın bölgeyle ilgili planları, hem İran’a yönelik çevreleme hedefi hem de ABD ve İsrail için vazgeçilmez bir müttefikinin kabul edemeyeceği ‘Suriye’nin kuzeyinde bir PYD/PKK koridoru kurma’ çabalarıyla birlikte uygulanma imkanına sahip değildir… Hatırlanırsa daha önceki yorumlarımızda ABD’nin strateji değişikliği (Kaos Stratejisi) ile birlikte gündeme gelen planlarının bölge gerçekleri ve bölge dinamikleriyle de çelişmekte olduğunun altını da çizmiştik… Bu durum değişen dünya ve bölge dengeleri ve çok kutuplu bir denge arayışı sürecinde sahada da görülmüş oldu…

Yakın geçmişte ABD’nin Türkiye ile birlikte yürüttüğü “Kontrollü Demokratik Değişim” stratejisiyle Arap baharı olarak nitelenen bir süreç gündeme gelmişti. Bir proje çerçevesinde bölgede, her iki tarafın hedeflerine uygun bir strateji yürütülürken, ABD’nin iç çekişmelerinin ortaya çıkardığı değişiklik, 2011-2015 arasında önemli sonuçlar doğurdu. 2015 sonrası ise iki müttefik olan ABD-Türkiye ilişkilerinin yeni bir dönemi olarak karşımıza çıktı… ABD, Kaos Stratejisinin bir gereği olarak DEAŞ’ın önünü açtı, Avrupalı müttefikleriyle birlikte PYD/PKK terör örgütüne yeni bir misyon biçti. Güya terör örgütü ile savaşması (?!) nedeniyle bu örgütü meşrulaştırarak kendi “kara gücü” olarak dizayn etmeye çalıştı. Bu arada İran ile “nükleer anlaşma” imzaladı… Tüm bunlara karşın, bir önceki stratejisi gereği birlikte hareket ettiği Türkiye’yi Suriye’de, önce oyaladı, sonra da kendisinin yeni stratejisine paralel bir pozisyona zorladı… Bu çerçevede Türkiye’ye yönelik bir dizi operasyon ve darbe girişiminin arkasında yer aldı. Neredeyse tüm savunma sistemi ABD’ne/NATO’ya endeksli olan Türkiye, önce bocaladı, bir süre sonra değişen dünya ve bölge şartlarının açtığı alanı iyi kullanarak kendi ideolojik çizgisiyle tutarlı adımlar atmaya başladı… Rusya ile ABD arasındaki dengeleri kullanarak da kendi güvenliği ve geleceğiyle ilgili tutarlı ve reel-politik gerçekliklerle uyumlu adımlar atmaya başladı. Ve Türkiye, belirli bir süre yaşadığı sıkıştırmalardan kurtulduğu gibi Rusya ve İran ile birlikte yürüttüğü Astana süreci ile Suriye coğrafyasında yeniden söz sahibi olmaya başladı. Ancak ABD-Türkiye ilişkilerinin her geçen gün daha olumsuz bir seyir izliyor olması, Türkiye’nin terörle mücadelesinin Mümbiç ve Fırat’ın doğusundaki hamleleri için handikap oluşturmaktaydı. Ne var ki Türkiye’nin güvenlik ve gelecek kaygıları, ABD ile her türlü diplomatik görüşme ve ortak bir yol bulma çabalarına rağmen gerekirse her türlü riski alarak operasyon yapmasını kaçınılmaz kılmaktaydı… Bu arada özellikle altını çizmeliyiz ki tüm bu süreçte Türkiye, bölgedeki küresel ve bölgesel güçlerin neredeyse tamamının yaptıklarından özellikle kaçınmaktaydı. Temel referansı Batı düşüncesi olmaya devam eden  Türkiye, “Ilımlı İslam” gibi İslamizasyon politikalarının en sofistikesi olan “iki yüzlü”/sapkın bir ideolojik çizgiye sahip olmasına rağmen farklı bir algı oluşturuyor ve bunun orta ve uzun vadeli semeresini de süreç içerisinde devşiriyordu… Terörle mücadeledeki stratejik adımlarını küresel sistemin içinde kalarak gerçekleştirmeye özen gösteriyordu. “Değer esaslı” politikaları ve mücadele yöntemleriyle, tarihi/stratejik derinliğe sahip “yumuşak gücünü” çok etkili bir şekilde kullanarak öne çıkmaktaydı…

Ve gelinen aşamada -ABD içindeki güç mücadelesi devam ederken- Trump yönetimi ve onu destekleyen odaklar bir karar verdi: ABD Suriye’den çekileceğini deklare etti. Karara farklı düzeylerde tepkilerin yanında Cumhuriyetçi senatör Graham’ın, başkanla görüşmesi sonrası yaptığı açıklamalar, bundan sonraki süreçle ilgili ipuçları vermekteydi. Öyle ki Graham, çekilme öncesi, ‘DEAŞ’ın tamamen yok edileceğini (?!) “İran’ın boşaltılan yerlere girmesinin engelleneceğini”; “müttefikleri” (PKK/YPG)/ “Kürtler”in korunacağını ifade ediyordu. Bu ve benzeri açıklamalardan da anlaşılabileceği gibi ABD’nin çekilme kararı belirli bir hesaba dayanmaktaydı ve Türkiye’nin yapacağı harekatı önlemeye/ geciktirmeye yönelik bir manevra olmanın ötesinde bir arka plana sahipti…

TÜRKİYE ABD İLİŞKİLERİNDE YENİ BİR DÖNEME DOĞRU

Bölgede yaşananların taşıdığı bu aşamada şu tespitleri sizlerle paylaşmamız gerekmektedir ki Türkiye’nin güvenlik ve gelecek kaygısı ile bölgede bazı adımlar atması, bir seçenek olmaktan öte bir mecburiyet olarak okunmalıdır. Ve ABD’nin son kararı ile birlikte Türkiye-Rusya, Türkiye-ABD ilişkilerinin yeni bir dengeye doğru bir yol alması kaçınılmaz gözükmektedir. Bu bağlamda ABD’nin Türkiye’ye olan ihtiyacını, sahadaki gelişmelerle daha iyi anlamasının yanında Rusya da Türkiye ile ilişkilerinin stratejik öneminin farkındadır. ABD kararı sonrası Rusya’ya giden Türkiye heyetiyle görüşmelerden sonra Rus tarafının “Koordinasyon konusunda tam bir mutabakat sağladık” açıklaması, bu çerçevede, manidardır. Ne var ki bu karar sonrası Türkiye ile bölgedeki küresel ve bölgesel aktörlerin ilişkilerinin seyrinin -bir dizi pazarlıkların sonrasında- yeni bir zemine oturabileceği de çok açıktır. Eğer bu süreç, herhangi bir nedenle baltalanmazsa, başta Türkiye olmak üzere birçok aktör için önemli fırsatlar ortaya koyacakken, kimileri için de önemli riskleri beraberinde getirecektir; büyük ihtimalle… Özellikle ABD-Türkiye ilişkilerinde yeni bir dönemin başlaması, Rusya ilişkilerinde yeni bir dönemin başlaması Rusya, İran, İsrail ve Körfez ülkeleri için dikkatle takibi gerektiren stratejik önemdedir. Bu arada Çin’in “İpek Yolu” projesinin, Doğu Akdeniz’deki kaynakların paylaşımı ve dünya pazarına aktarılması hususunda varılacak mutabakatların önemli sonuçlar doğurması kuvvetle muhtemel gözükmektedir.

Nitekim, Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un, “Türkiye’nin, bölgede Suriye’nin toprak bütünlüğü esasında terörle mücadele ettiğini biliyoruz” açıklaması Rusya’nın yeni şartlarla ilgili dikkatli adımlarının ifadesi olarak okunmalıdır.Keza ABD’nin, bunca yaşananlara ve hala ayak sürçmelerine rağmen ‘Türkiye’nin hassasiyetlerini anlıyoruz’ türü açıklamalar yapması da gelişmelerin Türkiye lehine adımlara alan açacağını göstermektedir.Henüz bölgede çok görünür bir küresel aktör olmasa da Çin’in Suriye’ye bakışı da bundan sonraki gelişmelerin seyrini etkileyici önemli bir etmen olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.Zaten ABD’nin Suriye’den çekilme kararının Çin’de geniş yankılar bulması da doğru okunmalıdır.Hem küresel yeni denge arayış düzleminde hem de bölgedeki gelişmeler açısından Pekin’in yaklaşımı önemsenmelidir.

Bilindiği üzere Çin, ABD’nin Suriye kararını, Asya-Pasifik bölgesine yöneliminin bir neticesi olarak değerlendirmektedir.Bu kararla Türkiye’nin elinin rahatladığı görüşünde olan Çin, her ne kadar ta başından beri Suriye konusunda, politik olarak Rusya-İran-Suriye rejimi cephesinin yanında yer alsa da “İpek Yolu” stratejisi gereği elinin rahatladığını düşündüğü Türkiye ile ilişkilerinde  daha dikkatli olmak durumunda kalacaktır.Zira ABD-Türkiye ilişkilerinin yeni seyri önemli sonuçlar doğuracaktır…

Benzer şekilde, bölgesel planlardan “Küre Koalisyonu”nun stratejik hedefleri de bu karardan etkilenecektir.Bu meyanda Filistin konusunda -daha önce deklare edilen çözüm planı bir kenara atılarak- ‘Kudüs’ün İsrail başkenti kabul edilmesi’ kararıyla başlayan arayışın İran’dan sonra Türkiye’nin de Filistin hususundaki alanını daraltmıştı.ABD’nin son kararıyla birlikte bölgede yaşanacak yeni denge arayışlarıyla birlikte Filistin’in geleceği konusunda da yeni gelişmeler beklenilebilir…Aynı zamanda Fırat’ın doğusu da dahil bölgedeki bir çok planının vurucu gücü olarak tanımlanan ‘Arap NATO’sunun geleceği de yeniden masaya yatırılacak gibi gözükmektedir…

“Suriye’nin Obama’nın en büyük ‘Dış Politika’ hatasıydı” diyen ABD eski Savunma Bakanı Chuck Hagel’in son günlerde medyada yer alan değerlendirmeleri de bu çerçevede manidardır.Özellikle açıklamaları arasında yer alan “…ama Rusya’ya Suriye’yi alabilirsiniz sinyali verdik” cümlesi ABD’nin strateji değişikliği sonrası yaşananlara ışık tutar mahiyette.

TÜRKİYE’NİN KONTROLÜNDE “GÜVENLİ BÖLGE”

Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna yönelik harekatı kapıdayken ABD’nin Suriye’den çekilme kararıyla birlikte yeni bir tartışma başladı.Kimileri harekatın gerektiğinden söz ederken kimileri de -bu harekatın önceliklere benzemediğini- Rusya ile mutabakatın yetmeyeceğini ABD ile de bir mutabakatın sonuna kadar kovalanması gereğine işaret etmekteler…İşte tam da bu tartışmalar yapılırken yine Trump’ın ortalığı karıştıran twitter mesajı gündeme düştü.Mesajda Trump -haddini aşan ve hep yapageldiği gibi- hem iç kamuoyuna hem de bölgeye vermeye çalıştığı mesajda, Türkiye’yi ‘ekonomik olarak mahvetmek’  tehdidi ile öne çıktı.Mesaj aynı zamanda, (2016’da) Türkiye’nin önerdiği ama kabul görmeyen “güvenli bölge” tartışmalarını yeniden başlattı.Mesajın hemen sonrasında Erdoğan-Trump görüşmesinden sonra anlaşıldı ki bu kez Türkiye’nin kontrolünde bir “güvenli bölge” oluşturulması söz konusu.Ve bu da Türkiye-ABD ilişkilerindeki olumlu havanın teyidi anlamına da gelmekte.Ekonomik savaş/dolar operasyonu sonrasında, bu kez, her iki ülkenin ticaret hacminin arttırılması konuşulmakta artık… Tüm bu gelişmeler gösteriyor ki önümüzdeki günler, ABD-Türkiye ve Rusya-Türkiye arasındaki çeşitli düzeydeki görüşmelere ve yeni şekillenmelere şahid olacağız…

Son planda, ABD’nin Suriye’den çekilme kararı, bir çok dengeyi değiştirebilecek kritik bir karar.Onun da ötesinde kararı, değişen dünya ve bölge şartlarında yaşananlarla da ilgili okumaları, ana hatlarıyla yeniden değerlendirmeyi, bir muhasebeyi de gerektirdiği çok açık…

Türkiye’nin değişim ve dönüşümün “ideolojik ekseni”; ‘Arap Baharı’ olarak nitelenen sürecin amacı ve burada Türkiye’nin misyonu ve Müslümanların süreci hatalı okumaları; herhangi bir bilinçli organizasyona, örgütlenmeye ve doğru bir yöntemle planlamaya sahip olmadan “sistem-içi” okumaları;”küresel intifada”, “devrim” olarak nitelenen gelişmelerle ilgili hatalı tanımlamalar/hatalı okumalar ve kendilerini lider, kanaat önderi olarak tanımlayanların kendilerini bile çekip çeviremeyecek kadar basiret ve bilinçten yoksun olmaları, insanımızı bugünkü açmazlara taşımış bulunmaktadır…Ne yazık ki!

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı