GenelYazarlardanYazılar

Abd’nin Suriye’den “Çekilme” Kararı Öncesi ve Sonrası

İktibas/İktibas Çizgisi’nin daimi okuyucuları çok iyi bilirler ki bu köşede, küresel, bölgesel ve yerel düzlemdeki gelişmeleri yorumlarken bir çok kesimden farklı bir yaklaşım, farklı bir okuma ortaya koymaktayız…Düşünsel temellerimiz, temel referansımız, “en güzel örnek”lerimiz böyle bir perspektife/bakış açısına yönlendirmekte, bizlerin ilkesel bir duruş sergilememizi kaçınılmaz kılmaktadır.Bu çerçevede düşünsel ve dolayısıyla siyasi duruş olarak ayrı düştüğümüz malum kesimlerle bakış açımızın farklılığı kaçınılmaz bir sonuçtur.Ancak, aynı dine, aynı temel referansa sahip olduğumuz insanımızla ciddi farklılıklarımız ise tam anlamıyla düşünsel/ilkesel bir anomali…Düşünsel ve dolayısıyla siyasi “duruş”ta bir usül/yöntem farklılığının bir sonucu olduğu da çok açık…Son planda temel hassasiyetlerimizin yanında reel-politik değerlendirmelerimizin bağlamları da farklılaşmaktadır. “Hakikati arayış” ve “şahitliğimizi doğru yapma” kavramlarına yaklaşımlarımız da -zaman zaman- karşı karşıya gelebilmektedir…

Nitekim aşağıda dikkatlerinize sunacağımız yorum/siyasi analiz başlıklarına dikkatle baktığımızda hassasiyet farklılıklarımızı tespit edebilmemiz zor olmayacaktır…Malumumuz olduğu üzere, bir süredir, değişen dünya ve bölge dengeleri, yeni denge arayışındaki “ideolojik çizgi” ve bu düzlemdeki “Müslümanların duruşu”nu “okuma”ya çalışmak,  “düşünsel ve siyasi duruşta netlik”in olup olmadığıyla doğrudan alakalıdır.Hiç şüphesiz bunları ıskalayarak ya da “hatalı okumalar”dan birini tercih ederek insanımızın karşısına çıkmamız söz konusu bile olamazdı.Bu çerçevede çok geriye gitmeden 2018 yılı yorum/siyasi analiz başlıklarını sizlere hatırlatmakta yarar umuyoruz:

  • Yeni Döneme Giren/Gerginleşen ABD-Türkiye İlişkileri ve “Kudüs”
  • ABD-İsrail’in Bölge Stratejisi ve İran’a Operasyon
  • Afrin-Suriye’de Türkiye ile ABD Karşı Karşıya
  • “Sistem-içi” (Mücadele’nin Tarafı Olan) “Müslümanlar”a Neler Oluyor?
  • Bölgemizde Hızlanan Gelişmeler ve Türkiye’de Stratejik Seçim
  • “Zifiri Karanlık”tan “Ilımlı” / “Alaca” Çizgiye -Boy Aynası Filistin/Kudüs-
  • Türkiye’yi Doğru Tanımlamamakta/Hatada Israr…-İdeolojik ve Reel- Politik Düzlemde-
  • KABA ZULÜM-SOFİSTİKE ZULÜM -Müslümanların Hatalı Okumaları-
  • ABD’nin “Teo-Politik” Açmazları ve Yaptırımları
  • ABD’nin Küresel/Bölgesel Provokasyonları ve İdlib/Suriye Merkezli Gelişmeler
  • “KAŞIKÇI ELMASI”ndan “Kaşıkçı Operasyonu”ndaki Çok Boyutlu “KARANLIK OYUNLAR”a…
  • Türkiye-ABD İlişkileri’nde Yeni Dönem mi?

2019 yılının ilk yorumunda ise yine aynı “ideolojik”/dini hassasiyet ve dolayısıyla ilkesel yaklaşımla, değişen bölge ve dünya dengeleriyle ilgili bazı konularda özet değerlendirmeleri dikkatlerinize tekrar sunduktan sonra yeni gelişmeleri  yorumlamaya çalışacağız…

‘İktidarın Elden Ele Dolaştırılması’…

Yeni bir değişim ve dönüşüm süreci yaşamaktayız.Küresel ve bölgesel düzenin çatırdadığına, hızlı bir şekilde yeni düzen arayışının kanlı bir şekilde devam ettiğine şahit olmaktayız…Tarih boyunca küresel ve bölgesel düzenler kurulmuş ve söz konusu düzenler,” “sünnetullah” gereği zamanla ömrünü tamamlamış, yerine yeni düzenler kurulmuştur.Yani Rabbimizin koyduğu kurallar çerçevesinde “iktidar” elden ele dolaşmaktadır…Ne yazık ki söz konusu yeni düzen arayışında Müslümanların, Kur’an merkezli net çizgileri, Nebevi yöntemleriyle sahnede olmadıklarını görmekteyiz.Telifçi/uzlaşmacı, iki yüzlü görüntülerle karşı karşıya olan Müslümanlar, çetin bir sınav ile sınanmaktalar. “Müslümanların Sorunlu Tarihi”nin açtığı alanda, ciddi zaaflarla insanımız çeşitli hassasiyetleriyle aldatılmaktadır.Adeta “ölümlerden ölüm beğen” tercihine zorlanmakta, öncülerinin “hatalı okumaları” ve “sonuç odaklı” yönlendirmeleriyle “biniyorlar alamete, gidiyorlar kıyamete”…

Tarihin son 100 yılında reaksiyoner, (her ne kadar aklı kullansa, sorgulamayı öne çıkarsa da) bazı tabuları/ön yargıları nedeniyle “hatalı okuma”da ısrar eden modern Batı medeniyetinin hakim olduğu bir dünyada yaşamaktayız.Hayatın anlamı, fıtratın gereği konuları başta olmak üzere “hakikat arayışı”nı sıhhatli bir çizgide yürütemeyenler için “etkileyici söylemlerin”, teknolojik pırıltıların göz kamaştırıcılığının tüm aldatıcı boyutları önemsenmektedir.Ne var ki tüm bu illüzyonların arkaplanındaki “güçlü olanın haklı olduğu” bir düzenin (küresel ve bölgesel düzlemde) cari olduğu çok az insan tarafından fark edilebildiği bir dünyada yaşamaktayız…Bahse konu bu medeniyete içeriden ve dışarıdan muhalefet edenlerin büyük bir kısmının da Batı Medeniyeti’nin düşünsel ve kültürel dünyasından beslenerek, (sözde evrensel) Batılı değerler ile kendi değerlerini telif ederek/uzlaştırarak yeni bir çıkış peşinde olmaları gerçekten manidar ve vahim bir manzara ortaya koymaktadır…

Türkiye Cumhuriyeti’ni Hatalı Tanımlamalar…Hatalı “Duruş”lar…

Değişen ve dönüşen Batı hakimiyetindeki dünyada yeni düzen arayışında Müslümanların öne çıkması beklenirken, yukarıda ifade etmeye çalıştığımız gibi, “sistem-içi” “Müslüman” unsurların öne çıktığı bölgemizde “ılımlı İslam” gibi sapkın, “iki yüzlü”, çeldirici ideolojisiyle Türkiye öncü aktör olarak karşımızda durmaktadır.(Ilımlı) Laik-Demokrat(Batıcı) Türkiye Cumhuriyeti, yeni konumu ve misyonunun gereğini yapmaktadır.Bölgemize yönelik malum bir projenin ortağı olarak yola çıktığı bir süreçte Türkiye’yi -maalesef- insanımız, “kaba zulmü” önleyici bir sığınak olarak görmelerinin faturasını “telifçi” bir “ideoloji”nin tüm olumsuzluklarını içselleştirerek, rejime/sisteme entegre olarak ödemektedir…Öyle ki hatalı tanımlamalar, anlamlandırmalar, kavramsallaştırmalar birbirini takip etmektedir…Son planda da “hatalı okuma”lar insanımızca içselleştirilmektedir…

Türkiye Cumhuriyeti denildiğinde insanımızın aklına 1. Cumhuriyet, jakoben/radikal laiklik esaslı model gelmektedir.Sanki değişen dünya ve bölge şartları gereği ortaya çıkan paradigma/model değişikliği farklıymış gibi okunmaktadır.1. Cumhuriyet ile adeta özdeşleşmiş Kemalizm/Atatürkçülük, sanki rejimin bir tabusu/vazgeçilmezi olduğu gerçekliği ıskalanmaktadır…Bu çerçevede Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en güçlü “sağ” iktidarı/hükümeti olan AK Parti ile birlikte, daha önce rakip olarak gördükleri, dışladıkları rejimi adeta içselleştirdiler, benimsediler.Lakin, hatalı okumaları nedeniyle rejimin en güçlü kitle partisi AKP’nin dönemsel şartlar gereği söylemlerinde “Atatürkçülük”ü, Ulusalcılığı/ “Milliyetçilik”i çağrıştırması karşısında feveran ettiklerine, hatalı karşı çıkışlar/okumalar yaptıklarına şahit olmaktayız… “Sistem-içi” mücadele yönteminin kendilerini taşıdığı temel çelişkiler karşısında bazıları AK Parti içindeki AKP’liler ile aynı düzleme savrulurlarken bazıları da AK Parti’nin tüzel kişiliği/niteliğine rağmen kendilerini sorgulayıp netleşme yolunda bir çaba göstermekten -nedense- imtina etmektedirler…

Paylaşım Savaşları’nın 100. Yılında Trump-Macron Diyaloğu ve Paris’teki “Sarı Yelekliler”

Paris’teki”Sarı Yelekli” isyanlar, yakın geçmişte Türkiye’de yaşanan Gezi Olayları’nı tekrar gündeme taşıdı…Seçim öncesi başlayan bazı hazırlıkların seçim sonrasında da devam edeceği iddia edilmektedir.Seçimde alınan sonuçlara göre yeni sokak olayları ve yeni operasyonların işaretini veren “siyasi dalga”dan ciddiyetle söz edilmektedir…Bahse konu iddia sahipleri ‘açıktan muhalefet ile sonuç alamayan muhalefet yerine örtülü bir psikolojik operasyon’/algı yönetimi beklemekteler.Halen Paris’te yaşanan olaylarla Gezi Olayları’ndan 15 Temmuz’a Türkiye’de yaşananları bağlantılarıyla ilgili arkası boş olmayan iddiaları özetle şöyle: ‘iç muhalefet örtüsü altında çok uluslu güç odaklarının giderek daha görünür olduğu bir muhalefetin bir çok coğrafyada olduğu gibi Türkiye’de de gündeme getirilmesi kuvvetle muhtemel’…Ve bunlar, dış muhalefetin iç muhalefetle koordineli -ortak çıkarları gereği- bir organizasyon oluşturdukları iddiasındalar…

Ki Paylaşım Savaşları’nın 100. yıl etkinliklerinde ABD Başkanı Trump ile Fransa Devlet Başkanı Macron arasındaki tartışma sonrası başlayan Paris’teki olayların küresel güç odakları arasındaki güç ve çıkar kavgasının bir sonucu olduğundan çoğunluk hemfikir.Ama benzer olaylar Türkiye’de yaşandığında ise hemen komplo teorileri, muhalefeti bastırma bahaneleri olarak yorumlanmakta…Oysa değişen dünya ve bölge dengeleri ve yeni bir düzen arayışında bu tür gelişmelerin yaşanması yadırganmamalı…

Söz konusu toplantıda Macron: “Gerçek bir Avrupa ordusuna sahip olmadıkça Avrupalıları koruyamayacağız.Tehditkar olabileceğini gösteren ve sınırlarımıza dayanmış Rusya’ya karşı daha egemen, ABD’ye bağımlı olmayan ve tek başına kendini savunan bir Avrupa’ya ihtiyacımız var” derken ve buna Almanya destek verirken cevap Trump’tan geldi…Donald Trump, “Macron Avrupa’yı ABD,Çin ve Rusya’dan korumak için kendi ordusunu kurmayı öneriyor.Fakat Birinci ve İkinci Dünya Savaşı’nda Fransa’nın karşısında Almanya vardı.Olaylar Fransa açısından nasıl gelişti? ABD gelmeden önce Paris’te Almanca öğrenmeye başlamışlardı”…Aslında söz konusu atışmaları Trump ile Macron’un tartışmalarının ötesinde oyun kurucu güç odaklarının küresel düzlemde yeni dünya ve bölge planlarının yansımaları olarak okumak gerekmektedir.

ABD’nin, AB’nin güvenliğini de doğrudan ilgilendiren NATO’nun devam ettirilmesinden yana olduğunu, ancak şartların yeniden konuşulması gerektiği yolundaki açıklamalarının yukarıdaki diyalogla ilişkisinin kurulması da gerekmektedir.ABD ile Avrupa arasındaki ticari dengeler ve gümrük vergileri, Avrupa’nın Rusya ile enerji ilişkileri konularında gelinen aşama ve İran’a uygulanan yaptırımların Avrupa’ya yansımaları olarak okunabilir…

Trump/ABD’nin Suriye’den Çekilme Kararı

Geçmişte yapılageldiği gibi, bu kararda da dönemsel ve aceleci değerlendirmelerden kaçınmak gerekir.İlkesel bir yaklaşımla, değişen dünya şartları ve bölgenin temel dinamikleri ve gerçeklerine uygun bir analizle gelişmeleri okuyabilmek elzem gözükmektedir…Kararın öncesi ve sonrasıyla…

Karar öncesi değişen dünya ve bölge şartlarının sonucu olarak Suriye, daha doğru bir ifadeyle Irak-Suriye ekseni, uluslararası ilişkilerin temel çatışma sahası olarak kritik bir aşamaya gelmişti.Bölgede bütünleşmeyi arayan siyasetler ile bölgeyi küçük devletçiklere dönüştürerek kontrol edebileceklerini düşünen aktörler arasındaki strateji savaşı, inişli-çıkışlı bir seyir takip etmekteydi.Küresel aktörlerden bölgede var olan ABD ve ABD’nin açtığı alandan Suriye’ye giren Rusya’nın yanında -son dönemlerde- bölgede daha görünür hale gelmeye başlayan Çin’in -tek başlarına  olmasa da- belirleyici konumları bilinmekteydi.Aynı zamanda bölgenin yeniden yapılandırılmasında stratejik öneme sahip Türkiye ve İran’ın pozisyonu ise giderek netleşmektedir.İsrail ise 1. Dünya Savaşı sonrası konumu ve misyonunun giderek değişmesine karşın halen bölgede Teo-politik hedefleriyle tahribata -bir süre daha- devam edeceğe benzemektedir…

Hatırlayalım, bölgede, önce ABD ile Türkiye’nin stratejik ortaklığında bir proje/strateji devreye sokuldu.ABD’nin Kontrollü Demokratik Değişim Stratejisi’ni değiştirmesi ve Kaos Stratejisi ile birlikte İran ile nükleer anlaşma yapmasıyla bölgede yeni bir döneme girildi.Trump’ın başkan seçilmesiyle ABD içindeki güç ve strateji savaşları hızlandı.Ve ABD müttefiklerinin beklentileri gerçekleşmedi…Trump yönetimi, zaman içinde İsrail’in Teo-politik arkaplana sahip stratejilerine destek verdi.Kudüs kararıyla da bölgedeki dengelerin değişimi yolunda kritik ve riskli bir adım attı.Bu tehlikeli ve bölge gerçekleriyle çelişen bir karardı.ABD’nin Türkiye’ye yönelik operasyonlarının bırakın durmasını daha da hızlandığı ve derinleştiğine şahit olduk.Lakin ABD ve müttefikleri, bir zamanlar “stratejik ortak” olarak niteledikleri Türkiye’yi istedikleri çizgiye getiremediler.Şüphesiz bunda değişen şartların Türkiye’nin önüne açtığı geniş alanın ortaya çıkması ve Türkiye’nin stratejik derinliği, önemli faktörlerdi.Ve Türkiye kendi güvenliği ve geleceği açısından Suriye/bölge politikalarında ısrarlı davrandı.Başka seçeneği de yoktu adeta…

Türkiye, ABD-Rusya arasındaki boşlukları iyi kullandı.Denge politikalarıyla, Astana üçlüsünün ortak çıkarlarını yansıtan mutabakatlarıyla bölgede giderek daha etkili bir konuma geldi.Bu süreçte Türkiye-ABD ilişkilerindeki gerginlik, bir süre sonra  ilginç gelişmeleri de beraberinde getirdi.ABD’nin Mümbiç’de verdiği sözleri tutmamasıyla birlikte oyalama taktiklerine rağmen diplomatik alanda ilginç şeyler yaşanmaya başladı…Ki bu gelişmeler yaşanırken son yazımızın son başlığı , “Türkiye-ABD İlişkilerinde Yeni Dönem mi?” idi.Nitekim manidar gelişmeler birbirini takip etti.Suriye’de siyasi çözüm düzleminde BM ve Astana üçlüsü(Rusya-Türkiye-İran) Dışişleri bakanları düzeyinde hem de Cenevre’de yaptıkları toplantıda, ilk aşamada, yeni bir anayasa konusunda uzlaşmaya vardılar…ABD içindeki güç savaşları ve Trump’ın dengesiz politikaları nedeniyle “sürpriz” olarak nitelenen ABD’nin Suriye’den çekilme kararı da işte böyle bir vasatta gündeme geldi…

Bu karara ABD içinden karşı çıkanlar veya doğru bulanlar olduğu gibi ABD dışından da üzülen veya sevinenler oldu.Şüphesiz ABD’nin  bu kararına en çok üzülen ve karşı çıkan radikal Siyonist İsrail yönetimiydi.İngiltere ve Fransa’nın karşı çıkma nedenleri ise farklıydı…Türkiye’de de “ihtiyatlı bir iyimserlik” kendini gösteriyor…Bu kararın hemen sahaya yansıyan boyutu ise malum ABD’nin kullandığı ve güya DEAŞ ile savaştırarak meşrulaştırmayı denediği PKK/PYD kontrolündeki SDG’nin çözülmeye başlamasıdır.Ve Suriye’nin iç dinamiklerindeki etkilerini kısa zamanda görebileceğimizi ifade etmek gerekir.Nitekim, Suriye’deki değişik aşiretlerin yaptıkları toplantı sonrası yayınlanan bildiri ve Türkiye’ye yönelik olumlu beklentiler de bunun ilk işaretlerindendir…

Hiç şüphesiz ABD’nin çekilme kararıyla ilgili açıklamaların -her zaman- üstü örtülü/arkaplanda bazı hesapları içinde barındırması kaçınılmazdır.ABD’nin bölgeyle ilgili hesaplarını kökten değiştirmesi de beklenilemez.Ancak bu yeni durum, Türkiye-ABD ilişkilerinin yeniden gözden geçirilmesi konusunu iki tarafın da gündemine taşıyacaktır.Tabiatıyla bunun Türkiye-İsrail ilişkilerine de bir yansımasının olmasını bekleyenler de olacaktır.Keza Suriye’nin geleceği düzleminde, Türkiye-Rusya ilişkilerinin etkilenmesi de süreç içerisinde gözlemlenebilecektir.Aynı zamanda tüm küresel ve bölgesel aktörlerin Doğu Akdeniz’deki hesaplarını yeniden yapmalarından da söz edilebilir…

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir Yorum

  1. “Yeni bir değişim ve dönüşüm süreci yaşamaktayız.Küresel ve bölgesel düzenin çatırdadığına, hızlı bir şekilde yeni düzen arayışının kanlı bir şekilde devam ettiğine şahit olmaktayız…Tarih boyunca küresel ve bölgesel düzenler kurulmuş ve söz konusu düzenler,” “sünnetullah” gereği zamanla ömrünü tamamlamış, yerine yeni düzenler kurulmuştur.Yani Rabbimizin koyduğu kurallar çerçevesinde “iktidar” elden ele dolaşmaktadır…Ne yazık ki söz konusu yeni düzen arayışında Müslümanların, Kur’an merkezli net çizgileri, Nebevi yöntemleriyle sahnede olmadıklarını görmekteyiz.Telifçi/uzlaşmacı, iki yüzlü görüntülerle karşı karşıya olan Müslümanlar, çetin bir sınav ile sınanmaktalar. “Müslümanların Sorunlu Tarihi”nin açtığı alanda, ciddi zaaflarla insanımız çeşitli hassasiyetleriyle aldatılmaktadır.Adeta “ölümlerden ölüm beğen” tercihine zorlanmakta, öncülerinin “hatalı okumaları” ve “sonuç odaklı” yönlendirmeleriyle “biniyorlar alamete, gidiyorlar kıyamete”…”
    Müslümanların hatalı okumaları devam ettiği, sistem içerisinde kalarak çıkış aradıkları sürece bu zillet içerisinde zulüme düçar olmaları değişmeyecektir.
    Halbuki hepimizin bildiği bütün Rasuller sistemdışı duruşları ile zulme ve zalimlere kıyam etmişlerdir.
    Herşeye rağmen bize düşen “Durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz” diyerek hakikatı ifşa etmektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı