GenelYazarlardanYazılar

Aceleci İnsana, Ayet, İşaret ve Ders/ler

Ayetlerde geçen, “insan nankördür”(Adiyat, 100/6), “zalimdir”(İbrahim, 14/34), “Kaçış nereye?” (Kıyame, 75/10), “çok zâlim ve çok câhildir”(Ahzab, 33/72), “Acelecidir”(İsra, 17/11), “cimridir” (Mearic, 70/19), Buradaki “insan”dan kasıt kimdir? Yani asıl nankör, zalim, cahil, kıyamet günü bir kaçış yolunu aramak zorunda kalan, aceleci(acele, peşin olan dünya lezzetlerini tercih eden), cimri(ahiret mükâfatına tam inanmadığı için zekatını ve diğer sadakları vermeyen..) olanlar. Kimler diyecek olursak genelde iman etmeye yanaşmayanlar anlaşılıyor (!) gibi olsa da iman ettiği halde bu fiilleri işleyenleri de kapsama alanına aldığı söz konusu edilebilir. “17.11 İnsan, iyi bir şey için dua ettiğini sanırken aslında kötü bir şey için dua eder. İnsan çok acelecidir. Bu günün insanı, duayı, yönelişi isteklerini beşeri mülahazalara yönlendirerek burada azim bir hataya başvurmuş olur. Acelecilik, ilahi emirlerin görmezden gelinmesine yol açar. Allah tüm elçilerine sosyal hayatta yapılabilecek, olabilecek değişimi belli bir yöntem dâhilinde işlemiş, bu zorlu yolculukta elçiler dâhil tüm inananlar sınanmıştır.

Aceleci insanın duası istek ve yönelişi, vahyin genel geçer kaidelerinde beyan edilmiş olmasına rağmen, onu bırakıp aklının erip ermemesine de bakmaksızın, insan kaynaklı sistem ve ideolojilerden medet ummaya, ona yönelmeye, onu değiştirerek kendince kestirme bir yol takip ettiğinin zannı ile ömür tüketir. Allah cahilce yaklaşım ve yönelişleri kınıyor, onların ellerinin boşa çıkacağını söylüyor. Nebevi yöntemi terk ettikleri gibi, nebevi davette, Allah merkezli hareketlerin ilk ve tek örnekleri elçiler olduğu gerçeğini görmeyenler hakkında; Hud.122 de “ Allah “İnanmayanlara: «Durumunuzun gerektirdiğini yapın, doğrusu biz de yapıyoruz; bekleyin, biz de bekliyoruz» de. Buradaki davet sorumluluğu gereği olarak, iman edenlere düşen vazife, çağrı, duyuru ve davetten sonra ; «Durumunuzun gerektirdiğini yapın, doğrusu biz de yapıyoruz; bekleyin, biz de bekliyoruz» demektir. Ve ilahî ikaz şiddetli bir şekilde duyuruluyor. “İnançlarının bütünlüğünü bozarak gruplara, fırkalara ayrılanlara gelince; onlar için yapabileceğin bir şey yoktur. Onların işi Allah’a aittir. Zamanı geldiğinde Allah onlara vaktiyle yaptıklarını gösterecektir. En’am 159 Aceleciliğin. zalim ve cahilliğin vahye teslim olmayan akıllardan kaynaklandığı vakıadır. O akıl ziyadesi ile İbliste de vardı. Ama aklını vahye, vahyin sahibine teslim etme yerine, vahyin sahibine akıl vermeye kalkışarak SAPITANLARDAN olmuştu. Bu günde akıllarını vahye teslim etmedikleri halde, Müslümanlıktan da vaz geçemeyenlerin düştüğü durum bundan farksızdır. “ Allah elçileri ile bir siyasi hareket başlatacak, ama bunun işaret taşlarını ilkelerini yöntemini söylemeyecek. Olabilir şey değildir bu. Lakin bu konu dikenli veya mayınlı bir tarla olduğu için ayağını bırakın canını sevenler bu tarladan geçmeye yanaşmıyor. İlahi davet, nebide bu hareketin şekillenmesine ayetlerin ve işaretlerinin çok açık ve net olduğunu ilk Mekke’de inzal olan ayet ve sureleri bu gözle okuyanların gözünden kaçamaz. Ama! İnsan. Aceleciliğin. Zalim ve cahilliğin, dünya sevgisinin beşeri korkuların önü alınmaz nefsi isteklerin girdabında, onun anaforu ile dönüp durmaktadır. Ve şerre dua(yönelerek) ondan hayır beklemektedir. Malum, bir dönem “Ehveni şer ürettikleri gibi (!). Ne yazık ki o ehven zannedilen şer hayatın tüm alanlarını ahtapot gibi sarıyor. Kimse geleceğinden emin olamıyor. Korku, endişe ile.

Buna rağmen aceleyi bırakıp vahye sarılıp Allah’a güvenip hem dünyada hem de ahirette izzete kavuşmak ancak vahyin baş tacı edilmesi ile mümkündür. “”Kaçış nereye?” (Kıyame,75/10) Kaçış vahye olması gerekirken, insanın aklının türettiklerine. Güzel ambalajla sunulan iblisin ürünlerine. Bu durum öncelikle düşünce dünyamızda çok ciddi yaralanmalar meydana getirmiştir. Düşüncesi değişmeyen bir insan toplumuna, bir başka düşünce etki edemez. Geçmişte bu toplumun düşüncesi ciddi hasarlar görmüş. Belini doğrultamayacak kadar yaralanmış olan yakın tarihin insanı, vahye gitmekte önündeki insan şeytanlarınca engelleniyor. İnançlarının bütünlüğünü bozulmuş. Her önüne gelen Allahtan ve elçisinden Rol çalarak insanın Sırat-ı-Müstakimden ayaklarını kaydırmış. Halen de Güç eli ile bu işlem devam ediyor. Güçten nemalanan yetkilendirilmiş insanlar ise ya cehaletlerinden ya da ihanetlerinden doğruyu konuşmuyorlar. Bu durum fırkalaşmaya, hizipleşmeye fanatik taraftarlığa dönüşerek kin ne nefreti, ötelemeyi beraberinde getiriyor. Bu durumda, ayetin ifadesi çok not aynı zamanda sert.” . Onların işi Allah’a aittir. Bunun hesabını vermekten daha zor ne olabilir.. bu hesap kesildiğinde kendimizi nerede buluruz. Cennette olmayacağımıza aklımız eriyor..

“Zamanı geldiğinde Allah onlara vaktiyle yaptıklarını gösterecektir. Seveceğimiz şeyler görmeyeceğimizi düşünebiliyorsak, aklımız başımızda canımız tenimizde iken vahiyle ilk hareketi verilen bu mücadelenin vahiyle devam ettirilmesi gerektiğini içselleştirmek ön şarttır. Gelmiyor muyuz? Gelmiyorlar mı? Gelmeye mani olan şeyleri terk edemiyor muyuz? O zaman dünyevi olarak, Dua ve yönelişte bulunduğumuz makam neyse ona halimizi arz ederiz. O makam İblisin kurumsallaşmış, nefsin ilah edinilerek oluşturulmuş beşeri dinlerin kapılarıdır. Gelmiyor musunuz? O zaman. ““Bekleyiniz! Biz de beklemekteyiz.” Der. Vahye gönül verenleri Allah’ın selamı ile salamlarım.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı