GenelYazarlardanYazılar

Açıkça Söylüyorum Cehennemliklerden Biz Sorumlu Değiliz

Hangi şeylerden sorumlu tutulup hesaba çekileceğimizi hangi şeylerden sorumlu tutulmayıp hesaba çekilmeyeceğimizi yüce Allah son elçisi Hz. Muhammed (as) a Gönderdiği Kuran’ı kerimde belirtmiştir. Allah’ın dışında hiç kimsenin nelerden sorumlu nelerin ise sorumluluğumuz dışında olduğunu belirleme yetki ve salahiyeti yoktur. Bu konuda Allah’ın yetki ve etki alanına müdahale edip Allah’tan rol çalmaya çalışanlar bilsinler ki Allah’ın dini olan İslam ile ilgi ve alakalarını kesmişlerdir.

İnsanı yaratan kim ise onun nelerden sorumlu olduğunu belirleme yetkisi de doğal olarak ona ait olmalıdır. Dünya kurulup ilk insan yaratılandan bu yana bu sorunun cevabı genellikle Allah olmuştur. Zaman zaman bir takım çatlak sesler çıksa da başı sıkışan darda kalan daralıp bunalan sonunun geldiğini anlayınca son anda Allah demiştir. Bunun en son örneğini Kuran’ın Mekkeli müşriklere sorduğu soru ve onların verdiği cevaplardır. Bu cevapları ihtiva eden birkaç ayet mealini sizler ile paylaşmak istiyorum.

“Yemin olsun ki, eğer onlara, “ Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı hizmetinize kim verdi?” diye soracak olsan mutlaka “ Allah” diyecekler. O halde nasıl haktan döndürülüyorlar”?  Yine onlar gemiye bindikleri zaman dini Allah’a has kılarak O’na dua ederler. Onları kurtarıp karaya çıkardığı zaman bir de bakarsın ki, Allah’a yalvaran onlar değilmiş gibi Allah’a ortak koşarlar.” ( Ankebut 63 ve 65.) ayetleri. Bu ve buna benzer ayetlerin sayısını artırmak elbette ki mümkündür ancak yazımızın konusu bu olmadığından bu kadarıyla yetiniyoruz.

Allah göndermiş olduğu elçilerini mesajlarını anlatma noktasında karşılaşa bilecekleri olumsuz tavırlar karşısında sürekli teselli etmiş sadece elçilerini değil tabi ki onların şahsında bütün iman edenlere sadece indirileni tebliğ etmeleri gerektiğini ve canlarını asla sıkmamaları gerektiği hususu üzerin de önemle durmaktadır. Şöyle ki: “ Biz onların ne dediklerini çok iyi biliyoruz. Sen, onlara karşı bir zorba ve zorlayıcı değilsin. O halde sen, benim uyarımdan korkan kimselere Kur’an ile öğüt ver.” (Kaf- 45)

Peygamberler dilediklerini ve istediklerini hidayete erdirme gibi bir misyonu temsil etmemektedirler. Onlar ancak dileyip isteyenleri hidayete teşvik ile sorumludurlar. Onlar rabbinden kendisine indirilenleri tebliğ etmekle görevli bizler gibi birer insan olup tek farkları Allah’ın onlara vah yetmiş olmasıdır. Onlar hidayetin kaynağı olmayıp kendilerine indirilen hidayet esaslarını anlamak, anlatmak ve yaşamakla sorumlu kullardır.

Kuran çok açık ve net olarak cennetin de cehennemin de kazanılmasının veya kaybedilmesinin kişinin bizzat kendisi olduğunu bu konuda Allah’ın birilerini cennetlik birilerini ise cehennemlik olarak yaratmadığını akıl ve bir ömür vermediği kişilerden ise hesap sorulmayacağını bir kanun haline getirmiştir.  Allah’ın koyduğu kanunlar birilerinin hatırına ve isteğine göre asla değişmez. Diğer bir ifadeyle cehennemlik olduğu yapılan adil yargılamadan sonra kesin olan birlerini Allah birilerinin hatırına ve araya girip rica etmesi ile kesinlikle cennetine gönderecek değildir. O gün tek hükümran ve yetkili olan sadece Allah’tır. Zira bu konuda yasa bellidir: “ Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenemez. İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır. Şüphesiz onun çalışması ileride görülecektir. Sonrada çalışmasının karşılığı kendisine eksiksiz ödenecektir. (Necm- 38-39-40-41)

Allah’ın elçileri verdikleri tevhidi mücadelede kimi zaman üzülmüşler. Canları sıkılıp zaman zaman hayata küsmüşlerdir. Bu durumu bilen Allah son elçisine senin kavminin sana yaptıklarından dolayı nerede ise kendini helak edeceksin uyarısına muhatap olmuştur. En son olarak ta rabbimiz şöyle buyurarak bu işe son noktayı koymuştur.” Şüphesiz biz seni hak ile müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Sen cehennemlik olanlardan sorumlu tutulacak değilsin.”(Bakara-119) Önce elçileri sonrada elçinin takipçilerini rahatlatan ve büyük bir moral ve motivasyon sağlayan ilahi kanun gönderilmiş oldu. Şunu kesinlikle ifade edelim ki başta Allah olmak üzere sonra onun elçileri ve elçilerin takipçileri insanların cehenneme gitmelerini arzu edecek bir anlayış üzere olmazlar ve olmamışlardır. Allah elçiler ve vahiyler göndermek suretiyle yarattığı insanoğluna yardımcı oluyor. Onun cehenneme gitmemesi için her türlü uyarı ve ikazları yapmaktadır. Bütün bu uyarı ve ikazlara rağmen tercihini cehennemden yana yapanlara ise asla üzülmememiz gerektiğini de açıkça belirtmektedir.

Şimdi isterseniz yazımıza niçin böyle bir başlık seçtiğimizin gerekçelerini sizler ile paylaşmaya çalışalım. Son gönderilen vahiyden uzaklaşan insanoğlu zamanla Kuran’a ve onun yürüyen hali olan elçisinin anlayışının dışında bir takım İslami ve Kur ani olmayan görüşleri dinin önemli birer esaslarıymış gibi kabul edip yaşamaya başladı. Bu görüşler içerisinde Allah’a rağmen her şey insan için anlayışı en çok rağbet gören görüş olarak insanların düşünce ve hareketlerini belirler oldu. Batı ve batılın ifadesiyle herkes hümanist ve feminist oldu.

Bütün bu olup bitenlere rağmen bu anlayış sahipleri kendilerini Müslüman olmakla tavsif etmekte bir sakınca görmediler yanıltıcı ve çeldirici olan bu durum halen devam etmektedir. Acı olan eylem ve söylemleriyle İslam’a ve onun mensuplarına her defasında aleni olarak düşmanlığını ilan eden kişi ve kurumlara karşı olması gereken Müslümanların halen bu kişileri temize çıkarma hatta cennetlik ilan etmiş olmalarıdır. Bunların ölü veya diri olmaları hiç fark etmemektedir. Bu sapık ve sapkın anlayışların başında Allah elçisinin vefatından üç yüz sene sonra İslam’a ve onun mensuplarına tebelleş olan tarikat ve tasavvuf anlayışı başı çekmektedir.

Öyle ki, bunların en büyük şeyh! Dedikleri şahıs Allah’ın elçisi Musa( as )a ve ona tabii olanlara her türlü işkence ve zulmü reva gören firavun ve ekibinin cehenneme gitmesine bile gönülleri razı olmamaktadır. İşi o kadar abartmışlar ki utanmadan sıkılmadan Musa peygamber ile Allah ve onun düşmanı olan firavunun imanını kıyaslama hat siz ve densizliğini gündeme getirip tartışma konusu yapmışlardır.

Yaratılan her şeyi Allah veya Allah’ın bir parçası gibi görme hastalığı şeytana bile tapmış olsanız! Neticede Allah’a tapmış olursunuz zira her şey Allah’tır. Bu tür anlayışlar İslam’a girdikten beridir ki, Müslümanlar ve onların yaşadığı coğrafyalar bir daha bellerini doğrultamamışlardır.  Çürüme ve kokuşma devam etmektedir. Allah’ın peygamberine sen cehennemliklerden sorumlu değilsin derken:  Yani işledikleri günahlar ve nefislerinin arzularına uymaları sebebiyle cehenneme girenlerden sen sorumlu değilsin. Kendini bu konuda sorumlu tutman için herhangi bir neden bulunmamaktadır. Bu konuda rabbimiz kesin hükmünü koymuşken bir takım insanların birilerini cennete birilerini ise cehenneme gönderme konusundaki işgüzarlığı Kuran’a aykırı bir duruş ve ciddiye alınmayacak bir çabadır. Bu tür çabaların kendilerine meşru bir alan bulma çabaları İslam için ciddi mücadele veren Allah resulünün en yakın arkadaşı olan Hz. Ebu Bekir’e kadar götürülmektedir. Şöyle ki: Güya o şöyle demiş: “Yarabbi benim vücudumu o kadar büyüt ki cehennemi tamamen kaplasın ve oraya kimse girmesin.”  Evet, rivayet dininin en derin sapmalarından bir örnek.

Soruyorum Allah aşkına bütün gayesi Allah’ı razı etmek olan ve bu konuda varını yoğunu Allah için harcayan ayrıca Allah ve iman edenlerin düşmanlarıyla bir ömür mücadele eden kayıtsız şartsız Allah’ın elçisinin söylediklerine iman edip Sıddık unvanını alan bu insan temelde de Kuran’a aykırı olan böyle bir söz ve davranışı hayatının esasları haline getirebilir mi?

Sorumluluk insan olmanın bir gereğidir. İnsan önce kendisini yoktan var eden rabbine karşı sorumludur. Sahip olduklarının tamamının hesabını Allah mutlaka kendisinden soracaktır. “Sonra o gün, size verilen nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz.” ( Tekasür-8)  Allah’a onun gönderdiklerine ve kendisine vahiy gönderilen elçiye karşı sorumluluk mutlaktır yere ve zamana göre değişiklik göstermez. İnanan insanların bu sorumluluğu ölünceye kadar devam eder.

Yaratılmışlara karşı özellikle de insana karşı sorumluluğumuz belirli bir yaşa kadar ve bu insanın Allah’a ve gönderdiklerine karşı sorumluluklarını yerine getirdiği sürece devam eder. Mesela, çocuklarımız buluğ yani akletme yaşına gelinceye kadar onların sorumlulukları biz anne ve babaların omuzları üzerindedir. Bu dönemden sonra Allah hiç kimsenin günahını bir başkasından sormayacaktır. Bu şu anlamada gelmez: Onlar bundan sonra ne yaparlar ise yapsınlar bizleri ilgilendirmez konu böylede anlaşılmamalıdır. İnsan kendi dışındaki yaratılmışlara karşıda yine sorumludur.

Mesela, yaşadığımız çevre ve doğayı temiz kullanıp hiçbir şekilde onu atıklarımızla kirletmemeliyiz. Hayvanlara karşı merhametsiz davranarak onların nesillerinin yok olmasına neden olan davranışlardan şiddetle sakınmalıyız. Unutmamalıyız ki güzel,  iyi olan ve yaratılmışların menfaatine olan her şeyin devamından yana tavır koyup yer almakla sorumluyuz. Ne var ki aksine davranıp Allah’a ve onun indirdiklerine ayrıca kendisine vahiy indirilen elçisine karşı tavır alan indirilen vahiyleri hafife alıp görmezden gelen yine Allah ve resulünün herhangi bir konuda koymuş olduğu hükme karşı alternatif hüküm ve çözüm yolları geliştiren ve güya çözümler üreten! Kişi, fikir, ideoloji ve yönetim biçimlerine karşıda tavrını belirleyip bu konudaki sorumluluğun unda farkına varmalı ve çok net olarak duruşunu ve yerini belirlemelidir.

Kuran’ın indiği dönemde tavrını ve safını belirleyip Allah ve resulü yanında yer alan Müslümanların bu mücadelenin karşısında yer alan anne veya babaları veyahut öz kardeşlerine karşı ortaya koymuş oldukları tavır ve davranışlarını Kuran bize şöyle haber vermektedir. “Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi kendinize dostlar edinmeyiniz. İçinizden kim onları dost edinirse, işte onlar, zalimlerin ta kendileridirler” (Tvbe-23) Bu gün İslam coğrafyasının sorunu ilkesizlik ve iman ettiğini söyleyenlerin nerede ve kimin yanında veya karşısında duracağını bilmiyor olmasından kaynaklanmaktadır. Yakınlarının veya eş ve dostlarının hatırı her zaman Allah’ın hatırının önüne geçmektedir. Ortaya koyduğum tavır hakkın da Allah ne der den daha çok diğer insanlar ne der anlayışı ön plana geçmektedir ve Allah’tan korkması gereken insanlar kendileri gibi birer insan olanların levmin den kork maktadırlar. Halkı Müslüman olan coğrafya bu korkuyu yendiği zaman kendileri için gerçek kurtuluşun da kapılarını aralamış olacaklardır. Başka bir yazıda buluşmak ümidiyle Allah’a emanet olunuz.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir