Genel

Adama göre iş değil, işe göre adam…

Mehmet A. Kancı-TRT Ana Haber Editörü

Trump, ABD tarihinde ilk kez bir bakanın görevden alınışını sosyal medyadan duyurarak bir dizi krizi tetikledi. Trump’ın kararı, Ortadoğu’dan İngiltere’ye kadar geniş bir jeostratejik alandaki fay hatlarında kırılmaya yol açtı. Şimdi o fay hatlarında biriken gerilim NATO’nun yeniden sahneye döndüğü bir krizin yanısıra Suriye’deki belirsizlikleri canlandırdı.

Liyakat mevzu bahis olduğunda sıklıkla dile getirilen bir prensip vardır: Adama göre iş değil, işe göre adam… Görünen o ki Amerika Birleşik Devletleri’nin görünür ve görünmez iktidar odakları da bu prensibi gözönüne alarak uygulamak istedikleri küresel siyasete uygun bir ismi, Pentagon ile senkronizasyonu sağlayacak bir tecrübeyi Dışişleri Bakanlığı koltuğuna oturtmayı tercih ettiler. Ne de olsa Türkiye’nin de aralarında bulunduğu pek çok ülke nezdinde ABD, Trump’ın başkanlık görevini üstlendiğinden bu yana anlaşılmaz bir kafa karışıklığı içerisindeydi. ABD’nin askeri otoriteleri ve diplomatları farklı tellerden çalıyor, birinin dediği diğerini tutmuyor, ilgili ülkeler Washington’da kimin sözüne itimat edeceklerini bilemiyorlardı. Mark Pompeo’nun Dışişleri Bakanlığı görevine gelişiyle ABD’nin bu sorunu çözülmüş oldu. Ama Pompeo’nun geçmişine ve yeni CIA Direktörü’nün siciline baktığımızda Washington’un şahinlerinin sorununu çözen bu atama, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu pek çok ülke için yeni sorunlar anlamına geliyor.

DURGUN SUYA ATILAN TAŞ

Pompeo’nun yeni görevinin ilanı ABD’de dümene hakim olan şahin kanadın durgun suya attığı bir taş gibi çevresinde giderek büyüyen hem de geniş alanlara yayılan dalgalar yarattı. Kendisini ABD’nin namlusunun ucunda hisseden her ülke gelişmeleri dikkatle izliyor. Dışişleri Bakanlığı’ndaki bu görev değişikliğini değerlendirirken ABD’nin 2019 savunma bütçesini gözönüne almak gidişatı anlamak açısından önem arz ediyor. ABD, gelecek yıl Reagan döneminden bu yana savunmaya en büyük miktarda harcamayı yapmaya hazırlanıyor. 715 milyar doları bulması beklenen yıllık savunma bütçesine ABD’nin 34 yıl sonra yeni bir nükleer başlık imal etme girişimi ile yeni yürürlüğe koyduğu 1,2 trilyon dolarlık nükleer silahlanma programı da eklendiğinde Pompeo gibi sertlik yanlısı bir ismin bu göreve niye seçildiğini anlamak kolaylaşıyor. Kuzey Kore, İran ve Çin Halk Cumhuriyeti’ni asli tehdit unsurları olarak belirleyen Washington yönetimi, Pakistan, Türkiye, Rusya gibi ikinci derecede kendisine sorun yaratan ülkelere karşı tam saha pres içeren politikalara yönelmek amacıyla Beyaz Saray kadrosunda safları sıklaştırıyor. Trump’ın Başkanlığa gelmesine rağmen Pentagon ve CIA’daki köprü başlarını elde tutmaya devam eden şahinler, yönetimde Tillerson gibi isimler olduğu sürece Kuzey Kore ve Rusya tarafından ciddiye alınmayacaklarına kanaat getirdiler. Bu “ciddiye alınmama” hissini New York Times’ın 10-11 Mart 2018 tarihli uluslararası baskısında Nicholas Kristof’un satırlarında bulmak mümkün. Meseleye, ABD Başkanı Trump ile Kuzey Kore lideri Kim Yong-un arasında gerçekleştirilmesi planlanan zirve perspektifinden yaklaşan Pulitzer ödüllü yorumcu, böyle bir zirvenin en önemli noktasının, öncesinde yapılacak planlama olduğuna dikkat çekiyor ve üst düzey bir Amerikalı yetkilinin Kuzey Kore’yi ziyaret etmesi gerektiğini ifade ediyordu. Kristof, bu ziyareti gerçekleştirecek kişinin Ulusal Güvenlik Danışmanı McMaster ya da CIA Direktörü Pompeo (13 Mart’ta Dışişleri Bakanlığı’na atandığı duyuruldu ) olabileceğine işaret etti ancak kesinlikle Tillerson olmaması gerektiğini vurguladı. New York Times yazarı, Tillerson’a karşı çıkarken, bu ismin Kuzey Koreli yetkililer tarafından Washington’da söz sahibi bir oyun kurucu-karar verici olarak kabul edilmemesini gerekçe gösteriyordu. İşte tam da bu ortamda Türkiye, Suriye’nin kuzeyinde PKK/PYD terör örgütüne karşı başlattığı Zeytin Dalı Harekatı’nın geleceğini ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson ile müzakere ediyordu. Türkiye, Münbiç ve Fırat’ın doğusunda ABD ile işbirliği içerisinde müttefiklik ilişkisinin gereklerini tesis eder şekilde denge kurduğunu düşünürken rüzgar bir anda yön değiştirdi. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Moskova’da temaslarda bulunduğu ve ABD ile Münbiç’te güvenliğin ortaklaşa sağlanabileceği yönündeki açıklamalarının geldiği saatlerde Trump, ABD tarihinde ilk kez bir bakanın görevden alınışını sosyal medyadan duyurarak bir dizi krizi tetikledi. Trump’ın kararı, Ortadoğu’dan İngiltere’ye kadar geniş bir jeostratejik alandaki fay hatlarında kırılmaya yol açtı. Şimdi o fay hatlarında biriken gerilim NATO’nun yeniden sahneye döndüğü bir krizin yanısıra Suriye’deki belirsizlikleri canlandırdı.

SÖZLER DEĞİL UYGULAMA ÖNEMLİ

19 Mart’ta Suriye konusunda Washington’da yapılması planlanan Dışişleri Bakanları düzeyindeki görüşme, Pompeo’nun 1 Nisan’da görevi devralacak olması nedeniyle bilinmeyen bir tarihe ertelendi. Bunu 15 Mart’ta ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nauert’in “Münbiç konusunda henüz bir anlaşma yok. Türklerle görüşmelerimiz devam ediyor” açıklaması takip etti. Bu sözlerin öncesinde Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın TRT Haber’de devlet ciddiyetinin gereği olarak ABD’nin Münbiç konusundaki sözüne sadık kalması gerektiğini hatırlatıyor ve “Tillerson’ın yerine Pompeo geldi diye mutabık kaldığımız çerçeveden vazgeçilmesi diye bir şey söz konusu olamaz” diyordu. ABD Başkanı Trump’ın, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Kasım ayındaki telefon görüşmesinde “silah desteğini kesme talimatı verdim” dedikten sonra PKK/PYD’ye 3 bin TIR dolusu daha silah gönderildiği hatırlanırsa, bugünkü Amerikan yönetiminden bahsi geçen devlet ciddiyetini beklemek iyi niyetli bir yaklaşım olabilir. Bundan dolayıdır ki Zeytin Dalı Harekatı başladığından bu yana Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin artık verilen sözlere değil o sözlerin nasıl uygulanacağına baktığını sık sık vurgularken “Ülkemize yönelik tehditleri artık karakollarımızın kapısında, vatandaşlarımızın günlük hayatı içinde değil kaynağında tespit etme kararı aldık. Biz kendi hedeflerimize bakacağız” demiş ve hedefi Kandil olarak belirlemişti.

Mike Pompeo’nun ABD Dışişleri Bakanı, gizli CIA işkence hapishanelerinden birinin yöneticisi Gina Haspel’in Amerikan Merkezi Haber Alma Teşkilatı’nın yeni direktörü olarak ortaya çıktığı konjoktürde Trump yönetimindeki yaprak dökümünün süreceğinin de işaretleri geliyor. Trump’ın yakın çevresini enterne etmeye yönelik operasyonun bir sonraki adımı olarak Ulusal Güvenlik Danışmanı McMaster’ın koltuğu işaret ediliyor. Bu koltuğa da Pompeo ile aynı çizgideki John Bolton’un getirilmesi İran, Rusya ve Kuzey Kore’yi derin düşüncülere sevk edecek bir gelişme olacak.

Trump’ın çevresindeki bu kadro değişimine paralel olarak yaşanan bir dizi gelişme ise komplo teorilerini konu alan bir aksiyon filminde aynı anda yer alsa izleyiciler tarafından abartılı bulunacak düzeyde.

ZAMANLAMASI MANİDAR SUİKAST

Rus askeri istihbaratında görevliyken 2006 yılında İngiliz gizli servisi MI6 hesabına casusluk yaptığı suçlamasıyla mahkum edilen ve 2010 yılında ABD’nin elindeki Rus ajanları ile takas edilen Sergey Skripal’e düzenlenen suikast adeta Pompeo tarzındaki bir Dışişleri Bakanı’nın gerekliliğine işaret ediyordu. 4 Mart’ta İngiltere’de kızı Yulia ile beraber suikaste hedef olan Skripal hayatını kaybetmeden hastaneye kaldırıldı. İngiliz güvenlik birimlerinin elde ettiği bulgular kısa sürede olağan şüpheli Rusya’yı işaret etti. 2006 yılında Londra’da eski KGB ve FSB ajanı Putin aleyhtarı Litvinenko’yu çayına radyoaktif polonyum koyarak öldüren Rus ajanlarının yeniden İngiltere’de boy gösterdiği akla gelen ilk seçenekti. Ancak, kullanılan silah bu defa polonium değildi. İngiliz uzmanların karşısına 1990’lı yıllarda Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle yok edilmiş olması gereken Novichok No.5 adlı sinir gazı çıktı. Bu sinir gazı 1987 yılında SSCB’de geliştirilmeye başlanmış, ancak Soğuk Savaş sona erdiğinde tüm stokların yok edilmesi konusunda anlaşma sağlanmıştı. Novichok, Rusya’nın güneyindeki bir askeri as ile bugünkü Özbekistan sınırları içerisinde bir askeri üste üretilmişti. Sinir gazına Ruslardan başkasının erişiminin bulunmadığı öne sürülse de Ruslar, Özbekistan’daki imha işlemi sırasında ABD ve İngiltere başta olmak üzere batılı ülkelerin Novichok numunelerini elde etmiş olabileceklerini iddia ederek kendilerini savunmaya giriştiler. Ancak Skripal vakası beklenmedik bir ivme kazandı ve Rusya’dan konuyla ilgili beklediği yanıtları alamayan İngiltere, önce 23 Rus diplomatı sınır dışı etme kararı aldı ardından ABD, Fransa ve Almanya’yı yanına alarak Rusya üzerindeki baskıyı daha da arttırdı. Bugün işlevi sorgulanmakta olan NATO da Skripal suikasti ile sahneye parlak bir dönüş yaptı. NATO üyesi ülkeler Novichok sinir gazı konusunda Rusya’nın İngiltere’nin sorularına yanıt vermesini istediler. ABD, Almanya ve Fransa, Novichok silah programının kontrolü için Rusya’dan Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’nün denetimlerine izin vermesi yönünde bir talep de geldi. Rusya bu baskıyı savuşturmaya çalışırken, ABD Hazine Bakanlığı, Kremlin yönetiminin ABD’deki 2016 başkanlık seçimine müdahale ettiği gerekçesiyle yeni yaptırımlar ilan ettiğini duyurarak ortaya çıktı. 19 Rusya vatandaşı ile Rusya’dan 5 kurum yaptırımlar listesine eklendi. Listeye eklenenler arasında Rus İstihbarat Servisi (FSB) ile Rus Askeri İstihbarat Servisi (GRU) mensupları da bulunuyor. Mart ayının ilk 2 haftası içerisinde gerçekleşen tüm olaylara baktığımızda gelişmelerin adeta Mark Pompeo gibi bir karakterin ABD Dışişleri Bakanlığına getirilmesi için ideal zemini oluşturduğunu söylesek herhalde abartmış olmayız. Bu kadar tesadüfün bir araya gelmesi, bakanlık koltuğu elde eden Pompeo haricinde dünya siyasi tarihinde pek kimseye nasip olmamıştır.

ÇİN’DEKİ YENİ KALİBRASYON

ABD’nin küresel politikalarında keskin bir rota değişikliğine yol açması beklenen Beyaz Saray’daki değişiklikleri, Çin Halk Cumhuriyeti’nde yönetimin yeniden kalibrasyonundan bağımsız düşünmek de pek mümkün değil. 5 Mart’ta toplanan Çin Ulusal Halk Kongresi’nde Devlet Başkanı Şi Cingping’e ömür boyu iktidarda kalma imkanı tanıyan anayasa değişikliği de belli ki Amerikalı şahinlerin hamlelerinde etkili oldu. Cliton’ın başkanlık döneminde, Çin’in pazar ekonomisine entegre edilmesinin Pekin’i demokratikleştireceği öngörüsü, 2018 yılına geldiğinde iflas etti. Şi Cingping, Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurucusu Mao’yu dahi gölgede bırakacak yetkililerle iktidarını sağlamlaştırırken Doğu Çin Denizi’nden Doğu Afrika kıyılarına kadar bir alandaki yayılmacı politikaları Pentagon tarafından kaçınılmaz bir çatışmanın işareti olarak yorumlandı. ABD Başkanı Trump, çelik ve alüminyum vergilerini yükselterek başlattığı “Ticaret Savaşı”nı gerçek bir savaşa yeğlediğini söylese de, 1. Dünya Savaşı’nın da ticaret savaşı ile başlayıp 4 yıl süren amansız bir silahlı mücadeleye dönüştüğünü unutmamak lazım.

715 milyar dolarlık savunma bütçesi ile 2019 yılına hazırlanan ABD, oyuncu değişikliklerini tekniği yüksek isimlerden ziyade sert oynamayı seven isimlerden yana kullandı. ABD’nin Soğuk Savaş yıllarına oranla pek çok handikapı barındıran siyasi yapısı ile düşüşte olduğu değerlendirilen emperyal gücünün, Asya-Pasifik’ten Doğu Akdeniz’e kadar uzanan geniş bir hatta aynı anda kaç rakiple mücadele edebileceği tarihin göreceği en büyük sınama olacak. Rakiplerin çokluğu ve ulusal çıkarlarını korumaktaki kararlılıkları gözönüne alındığında gelecek 10 yılda ABD’nin “bir” den fazla Pompeo’ya ihtiyaç duyacağı muhakkak.

Önemli Not: Yukarıdaki yazı, yazarın şahsi görüşlerini içermekte olup, İktibas Çizgisi.com un yayın ve düşünce yapısını yansıtmıyor olabilir. İktibas Çizgisi olarak, kâr amacı gütmeyen yayın politikamız gereği okumaya değer bulduğumuz yazıları, takipçi kitlemizle buluşturmak için tam metin olarak yayınlıyoruz

Daha Fazla Göster

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

Popüler Yazılar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Close
Close