GenelMektuplara Cevap

Adli İlahide İhmal, Hükmü İlahide İhtimal Olmaz

Rahman Gümüş /KOCELİ

Selamun Aleyküm!

Bir konu hakkında Sormak istiyorum. Geçen gün bir arkadaş telefondan bir video izletti. Gerçi izleyemedim.  Adamın birini çırılçıplak soymuşlar cinsel organını kesiyorlardı. O bölgeyi köpekler parçalıyordu.  Muhtemelen İslam, şeriat adı altında bir ülkede yapılıyordu bu. Çok zalimce geldi bana. Bizler şeriatı savunduğumuz için birileri; işte şeriat diye karşımıza çıkıyor. Ben bu durumu şeriat olarak kabul edemiyorum.

Soru: Bu ve buna benzer konulara yaklaşımımız nasıl olmalı? Muhtemelen bu adam, zina eden ya da tecavüz suçu işleyen birisi olabilir.Zina suçunun cezasını biliyoruz. Bu olayın tecavüz olma ihtimali yüksek.  Bu ve bunun gibi konulara İslam’ın getirmiş olduğu çözüm nedir? Anlatabildim mi bilmiyorum?  Yani İslam da tecavüz suçunun cezası nedir veya ne olabilir ki? Gerçek İslam toplumlarında böyle suçların olacağını da düşünmüyorum. Derdimi anlatabilmişimdir umarım…

Cevap: Ve Aleyküm selam!

Bu gün İslam ve Müslümanlar küresel tağutların tasallutu altında. İslamı ve Müslümanları tüm insanlar nezdinde kötülemek için ellerinden geleni yapıyorlar. Siyah bayraklı siyah kıyafetli ve eli kanlı kelle kesen IŞİD militanlarını medyada çarşaf çarşaf servis etmelerinin nedeni de aynı amaca yöneliktir. İş bununla da bitmiyor. Eğitim sisteminden aile düzenine, dinin akidesinden ahlakına, hukukundan varana dek kötülemek, bozmak için ne gerekiyorsa yapıyorlar. Son günlerde üzerinde kıyametler kopartılan kadına şiddet adı altında ailelerin hayatını cehenneme döndürmelerinin suçlusu olarak ta İslam gösteriliyor. Kısaca her olumsuzluğun sebebi İslam ve Müslümanlar! İşte gösterime sunulan uygunsuz videolar da bunların devamıdır.  Özellikle bu olayları servis ederek insanları İslam’dan tiksindirmek istiyorlar. Düşünmüyorlar ki bu yapılanlar gerçekten İslam’ın emri mi? Bu dini ilk tebliğ ve tatbik eden Allah’ın resulü böyle bir şey yapmış mıdır? Ayrıca bugün dünyanın neresinde İslam devleti var da hukukunu uyguluyor? Bir düşünce hayata hâkim olmadan/ Devlet olmadan o düşüncenin hukuku hayata geçirilemez.  Hâkim hukuk buna izin vermez.  Hiçbir hukuk kendi hükümranlık alanını başkasıyla paylaşmaz. O da ayrı bir sorun.  Ama insanımız bunları düşünecek durumda değil. Kara propogandanın etkisi altında kalmaktadırlar. Konuyu doğru anlamak için bunların atmosferinden çıkarak İslam’ın kaynağına yönelmeliyiz. İşin doğrusu budur.  Zina ile ilgili ayetler Kuran da Nur suresinde ele alınmaktadır:

“Bu indirip hükümlerini farz kıldığımız bir suredir. Öğüt alasınız diye onda apaçık ayetler indirdik.”(Nur 24/1)

Surenin ilk ayetinden itibaren hükümlerinin farz kılındığından,  açık seçik ayetler indirildiğinden bahsedilmektedir. Yani gelecek ayetlerin açık ve anlaşılır olduğunu baştan ifade etmektedir. Ayetleri okurken bu ifadelerin altını çizerek okumalıyız. Bu ayeti anlayamadım, burada ne anlatılıyor açık değil deme bahanesini insanların elinden almaktadır. Birinci hüküm:

“Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüz sopa vurun; Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dininde (hükümlerini uygularken) onlara acıyacağınız tutmasın. Müminlerden bir gurup da onlara uygulanan cezaya şahit olsun.”(Nur 24/2)

Zina: Bir erkekle bir kadının kendi istekleri ile evlilik dışı ilişkide bulunmalarına denilmektedir.

Tecavüz: İki karşı cinsin veya aynı cinsin, taraflardan birinin rızası dışında veya zorla ilişkide bulunmasına denir.

Ayette “zânî” ve “zâniye” ifadeleri geçmektedir. Bu ifade ile kastedilen tecavüz eylemi değildir.  Aynı zamanda “Muhsan” ve “muhsana” ifadeleri geçmektedir. Bu ifade ile kastedilen ise bekâr ve evli ayrımı yapmadan hür olan kadın ve erkeği ifade etmektedir. Yani bu hüküm bekâr olanlara aittir. Evli olan zânî ve zâniye taşlanarak (recmedilerek) öldürülür demeye hiçbir karine/ delil yoktur. Yani zina eden evli veya bekâr kadın ve erkeğe yüzer deynek vurarak cezalandırın. Bunu yaparken acıyasınız tutmasın. Ve de Müslümanlardan bir gurup meydanda hazır bulunsun buyrulmaktadır. Hür olmayan cariyelerin durumu ise daha farklıdır:

“İçinizden inanmış hür kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kimse ellerinizde bulunan Müslüman cariyelerden alsın. Allah sizin imanınızı daha iyi bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz. Öyle ise, iffetli yaşamaları, zina etmemek ve gizli dost da tutmamaları şartıyla, velilerinin izniyle onlarla evlenin, mehirlerini de güzelce verin. Evlendikten sonra bir fuhuş yaparlarsa onlara hür kadınlara verilen cezanın yarısı verilir. Bu (cariye ile evlenme izni), içinizden evlenmediği takdirde günaha girmekten korkanlar içindir. Sabretmeniz ise sizin için daha iyidir. Allah bağışlayan, esirgeyendir.” (Nisa 4/25)

Bu ayet aynı zamanda nur suresi 2. Ayetinde geçen zani ve zaniye’nin evli bekâr ayırımı yapmadan geneli ifade ettiğinin de bir başka delilidir. Cariyeler evli oldukları halde zina yapınca,  kendi durumları ile benzerlik arzeden evli hürlere verilen cezanın yarısı yani 50 deynek vurulmasını emretmektedir. Eğer ölüm olsaydı ölümün yarısı nasıl uygulanacaktı?!

Surenin devamında ahlaki bir denklikten de bahsetmektedir. Zira temiz temize pis de pise yakışır. Temiz olan müminlere bu durum haram kılınmıştır ayeti, dikkatle okunup düşünülmelidir:

“Zina eden erkek, zina eden veya müşrik olan bir kadından başkası ile evlenmez; zina eden kadınla da ancak zina eden veya müşrik olan erkek evlenir. Bu, müminlere haram kılınmıştır.”(Nur 24/3)

Zira Nur suresi26. Ayetinde Hz. Aişe validemize yakıştırılan iftirayı ortaya çıkartan ayeti kerimede rabbimiz şöyle buyuruyor:

“Kötü kadınlar, kötü erkeklere, kötü erkekler ise kötü kadınlara; temiz kadınlar temiz erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara yaraşır. İşte bu temiz olanlar, (iftiracıların) söylediklerinden çok uzaktırlar. Kendileri için bağışlanma ve güzel bir rızık vardır.” (Nur 24/26)

Sonra genel olarak müfterilerin cezasının ne olduğu konusu gündeme getiriliyor:

“Namuslu kadınlara zina isnadında bulunup, sonra (bunu ispat için) dört şahit getiremeyenlere seksener sopa vurun ve artık onların şahitliğini hiçbir zaman kabul etmeyin. Onlar tamamen günahkârdırlar.”(Nur 24/4)

“Ancak bundan sonra tevbe edip ıslah olanlar müstesnadır. Allah çok bağışlayıcı ve merhametlidir.”(Nur 24/5)

Bir de eşinden başka şahidi olmayan vakıalar var. Yani eşlerden biri eşini zina ederken görür de dört şahit getiremez ise durum ne olacak?

“Eşlerine zina isnadında bulunup da kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği, kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair dört defa Allah adına yemin ederek şahitlik etmesi, beşinci defa da, eğer yalan söyleyenlerden ise Allah’ın lânetinin kendi üzerine olmasını dilemesidir” (Nur 24/6-7) (bu erkek için)

“Kocasının yalancılardan olduğuna Allah’ı dört defa şahit tutması, cezayı kadından savar. Beşincisinde, kocası doğrulardan ise kendisinin Allah’ın gazabına uğramasını diler.” (Nur 24/8-9) (bu da kadının yapacağı yemin)

Burada biri yemin eder de diğeri edemez ise diğeri suçu kabullenmiş olur ve zina cezası verilir. Her ikisi de yemin ederse ikisinede ceza verilmez ancak bu olay kesin boşanma sebebidir. Boşanma gerçekleşir.

“Ya Allah’ın size bol lütfü ve merhameti bulunmasaydı ve Allah, tövbeleri kabul eden hüküm ve hikmet sahibi olmasaydı (haliniz nice olurdu)!” (Nur 24/10)

Genel olarak buraya kadar zikredilenler iki tarafın rızası ile yapılan yasak ilişkiler ile olan hükümlerdi. Bir de eşcinsellik veya lezbiyenlik denilen sapık bir ilişki biçimi vardır. Nisa suresi 15 ve 16. Ayetlerinde şöyle bildirilmektedir:

“Kadınlarınızdan fuhuş yapanlara karşı aranızdan dört şahit getirin. Eğer şahitlik ederlerse, o kadınları ölüm alıp götürünceye yahut Allah onlara bir yol açıncaya kadar evlerde hapsedin.”(Nisa 4/15) (bu kadınlar için)

“İçinizden fuhuş yapan her iki tarafa ceza verin; eğer tevbe eder, uslanırlarsa artık onlara ceza verip eziyet etmekten vazgeçin; çünkü Allah tövbeleri çok kabul eden ve çok esirgeyendir.”(Nisa 4/16) ( buda eş cinsel erkekler içindir. Orijinalindeki zamirler erkek şahsiyeti göstermektedir.)

Bunlar Kur’an’da zikredilenler. Zinada ve fuhuş da ikrah yok gönüllülük vardır. Ancak tecavüz olayında ise taraflardan birinin isteği dışında zor kullanılarak yapılmaktadır. Mağdur olanın şahsiyetinin zarar görmesi, psikolojisinin bozulması, bunalıma girmesi ve insan içine çıkamama gibi olumsuz sonuçları olan bir vakıadır.  Bu çirkefliği yapanın yüz deynekle bırakılması vicdanen mümkün değildir.  Zinada müşteki yoktur. Tecavüzde ise müşteki vardır.  Müştekinin hakkını savunmak ve hakkı yerine ikame etmek otoritenin görevidir. Otorite mütecavize tazir cezası verir. Tazir cezası insanların mal, can ve namuslarının korunması için otoritenin takdir etmiş olduğu bir cezadır. Kınamadan ölüme kadar yolu vardır.  Şayet rivayet doğru ise Hendek savaşında kadınları korumakla görevlendirilen kimse, kadının birine tecavüz ettiği için Resulullah’ın onu ölümle cezalandırdığı söylenmektedir.

Burada olağan üstü bir durum söz konusudur. Birincisi savaş hali, ikincisi ise kendisine itimat edilen, emanet edilen kimse,  emanete ihanet etmiştir. Yani bu günün ifadesiyle divanı harplik bir vakıa. Sonucunun ölüm olması gayet tabiidir.

“Cinsel Tecavüz” olayı ile ilgili bir ceza bildiğimiz kadarı ile Kur’an’da açıkça zikredilmemektedir. Ya da biz bilmiyoruz. Şimdi bizim söyleyeceğimiz şey, sadece bize ait bir görüş olur. Bu demek değildir ki bu işi yapanın yanına kalacak! Bu işler ümmetin tümünü ilgilendirmektedir. Bu ümmetin âlimi, idarecisi bir araya gelerek istişare edip bir çözüm ortaya koymaları gerekir. Zina boyutunun cezası bellidir. Hür için yüz, cariye için elli sopa vurulmasıdır. Tecavüzdeki mağdurun hakkını korumak itibarını iade etmek için suçluya caydırıcı bir cezanın olması gerekmektedir. İşte bu konu üzerinde düşünülüp bir çözüm üretilecektir. Beşeri sistemlerde de bu konu dikkate alınarak cezalandırılmalarına karar verilmiştir.  İnanıyoruz ki Allah Teâlâ hiçbir şeyi ihmal etmez, unutmaz, başıboş bırakmaz. Mala, cana, itibara (iftira olayı gibi) yapılan tecavüzlere gereken cezayı vermiştir. Irza tecavüz olayına da mutlaka bir çözüm önermiştir. Fakat biz bunu göremiyor olabiliriz. Ya da bu güne kadar yanlış yönlendirilmiş olabilir.

İslam devletine isyan eden Bagı’ye verilen ceza konusunda olduğu gibi işlenen suçun durumuna göre(çocuklara tecavüz ve öldürme, gençlere tecavüz, yetişkinlere tecavüz… gibi) cezalandırılmalıdırlar. İlgili ayet şöyle:

“Allah ve Resûlüne karşı savaşanların ve yeryüzünde (hak) düzeni bozmaya çalışanların cezası ancak ya (acımadan) öldürülmeleri, ya asılmaları yahut el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi yahut da bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu onların dünyadaki rüsvalığıdır. Onlar için ahirette de büyük bir azap vardır.” (Maide 5/33)

Çünkü ırza yapılan tecavüz de itibarı iade etmek mümkün değildir. Bu ve bunlar gibi konular ümmetin ortak sorunudur. Makul bir çözümün bulunması gerekir. İslam da otorite bunun için vardır. Mazlumu korumak zalime dur demek onun görevidir. Kötülüğe giden tüm yolları kapatmak ve iyiliğe giden yolları açmak idarenin işidir. İçki içmenin, namazı terk etmenin, orucu tutmamanın cezası da Kur’an da yoktur. Yapılan eylem Allah ile kul arasında kaldığı sürece müdahil olunmaz. Ancak alenileştiği veya üçüncü şahısları ilgilendirir duruma geldiği zaman yönetim devreye girer gereken yaptırımı uygular. Ali İmran 104 de bahsedilen topluluk işte bunun çözümü içindir.

“Sizden, (insanları ) hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Ali İmran 3/104)

Düşmüş olduğumuz bu durumun sebebi bizi hayra çağıracak iyiliği emredip kötülüğü yasaklayacak otoritenin olmayışıdır.  Eğer İslam’ın öngördüğü iman, edep-ahlak, terbiye, Allah korkusu, ahiret inancı, yaptıklarımızın hesabının sorulması ve hesap verme kaygısı olsaydı iş buralara kadar gelmeyecekti. Bir ihmal peşinden bin ihlali getiriyor. Rabbimiz boşuna demiyor:

“Başınıza gelen herhangi bir musibet kendi ellerinizin yaptığı işler yüzündendir. O, yine de çoğunu affeder.” “Yeryüzünde O’nu aciz bırakamazsınız. Allah’tan başka bir dostunuz da yardımcınız da yoktur.” (Şura 42/30-31)

Burada gündeme getirilecek çok şey vardır. Tavanı ayakta tutan sütunları kaldırdığınızda tavanın üzerinize çökmesi nasıl mukadder ise; toplumu ayakta tutan insani, İslami ve ahlakî değerleri hayattan kaldırdığınız zaman da toplumun çöküntüye uğraması kaçınılmaz olacaktır. Dün yaptıklarımızın cezasını bu gün çekiyoruz.  Bugün düzeltmezsek yarın da çekeceğiz demektir. Allah Teâlâ, gönüllerimize takva düşüncesini koymayı, üzerimize takva elbisesini giymeyi, yüreğimize Allah korkusunu kuşanmayı, işlerimizde adaletli olmayı boşuna öğütlemiyor.

Biz rabbimizi dost bilip sözüne itibar edersek O’ da bize itibar edecektir.  Ve sünnetullahın işletilmesi ile kötüleri ve kötülüğü yokluğa mahkûm edecektir. Bizim yaptığımız süpürgeyi saklayıp ortalığı kirletmeye devam etmektir. Bu durumda kirden ve kirlilikten şikâyet etmeye hakkımız olur mu?  Hayra talip olalım, hakka tabi olalım, bunun için bir mücadele verelim, bedel ödeyelim, yerimizi yönümüzü belirgin hale getirelim, durduğumuz zeminin doğruluğundan emin olalım, sonra da samimiyetle rabbimize yönelip huzur ve saadet isteyelim. Emniyet isteyelim. Keyfi uygulamalara yer ve imkân vermeyelim. Keyfini ilah edinenlerden olmayalım.  Rabbimiz Allah olduğundan emin olalım. Biz ondan onun hak ve gerçek olduğundan emin olalım ve O’na teslim olalım ki, o’da bizi emanına alıp emniyete kavuştursun…

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı