GenelYazarlardanYazılar

Aldanmak Öldürür/Bir Cemil Meriç Yorumu

Şuurdan ve bilgiden yavaş yavaş uzaklaştırılan bir nesiliz. Kolaya kaçmadan, bilgi, düşünce ve şuurun geliştirilmesine katkıda bulunan insanları tanımak ve onlardan yararlanmak durumundayız. Uyarıcılara her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Cemil Meriç de bu bağlamda değerlendirilmesi gereken bir isim. Fikriyatına yönelik eleştirilerimize rağmen o hala yangın kulesinin güvenilir nöbetçileri arasında sayılan bir mütefekkirdir. Eleştiri ve düşünce dünyamızın “Evliya Çelebi”si. Peşine düşenleri yoran adam. Tecessüsün efendisi. Onu tanımak için onun izinde dolaşmak zorunda değiliz elbet. Çok göze alınacak bir şey değil Meriç’in izini sürmek. Herkes felsefeden sosyolojiye, tarihten, edebiyata ya da Hegel’den Haldun’a, Marks’tan Şeriati’ye, Afgani’den Gandhi’ye onunla beraber savrulamaz. Kendi kulesi olan adamdır Meriç. Düşünür Meriç’i, şair Meriç’i, materyalist Meriç’i, sosyalist Meriç’i, Müslüman Meriç’i ele alıp incelemek sıkıntılı bir iştir. Ne olursa olsun Cemil Meriç konuşulmalı. Onu anlatmak için dökülecek ter boşa gitmeyecektir. O çok şey yazdı ve yazdıklarıyla da eleştirilmeyi hak etmiş bir düşünürdür. Meriç bir ‘İslam Düşünürü’ değil, Müslüman bir düşünürdür. Onun İslam düşüncesine ciddi bir katkısından söz edemeyiz. Onu herhangi bir ekolün temsilcisi veya geliştiricisi sayamayız. Yıkımların ustası ilan eder kendisini. “Ben Avrupa’ya karşı kendi ülkemin, kendi inançlarımın, kendi dinimin müdafaasını yapıyorum.” der.

“Türkiye’nin Ruhu Cemil Meriç”1 belgeselinde ünlü tiyatro oyucusu/seslendirme sanatçısı Erdal Beşikçioğlu’nun seslendirdiği, büyük Yahuda Kralı, o meşhur Herod ile Vaftizci Yahya arasında geçen bir diyaloğu, Cemil Meriç’in edebi üslubuyla kurgulanmış tarihi bir kesiti, okuyucuyla bir kez daha buluşturmanın okurumuzun dimağında kayda değer bir tat bırakacağı temennisini hatırlatarak hikayemize geçelim. Yazımız okur üzerinde, Cemil Meriç okumaya yönlendirici bir etkide bulunacaksa maksadına ulaşacaktır.2

Aldanmak Öldürür

Yahuda Kralı Herod.. Büyük Herod..!

Vaftizci Yahya’yı getirmelerini emrettiğinde gözlerindeki yorgunluk ve alnındaki gelgit gün kadar aşikardı. Kaşları çatılmış, çenesi sarkmış, yüzü kararmıştı. Zihni bir mesele ile meşgul olduğunda aynen böyle kararırdı çehresi.. Gardiyanlar Vaftizci Yahya’yı zindandan alıp huzura çıkardığında, vakit gece yarısını çoktan geçmişti.

“Uzun zamandır zihnimi karıştıran, uykularımı kaçıran bir mesele var. Bilginlerle de konuştum, kahinlerle de konuştum, tatmin edici bir cevap alamadım hiçbirisinden…” dedi Herod.

“Bilirim, sen peygamber soyundan gelen, aziz bir adamsın.”

Herod burda bir an durdu, bir süre süzdü muhatabını. Yaltaklanmasının karşılığını beklermiş gibi.. Vaftizci, heykel katılığındaki duruşunu hiç bozmadı. Bunun üzerine Herod, konuşmasına devam etti.

“Firavun’la Musa’nın hikayesini bilirsin. Hani Firavun İsrailoğullarına musallat olmuştu da Allah Musa’ya kavmini alıp da Mısır’ı terk etmesini söylemişti. Ve Musa da kavmini alıp Kızıldeniz’in kenarına gitmişti. Peşlerinde Firavun ve ordusu. Musa çaresizlik içerisinde gözlerini göklere çevirince Rabbi, asasını Kızıldeniz’e vurmasını buyurmuştu. Musa asasını Kızıldeniz’e vurmuş ve Kızıldeniz de ikiye yarılmıştı. Musa da kavmiyle birlikte sağ salim karşıya geçmişti. Peşlerinden gelen Firavun ve ordusu ise Kızıldeniz’in bulanık sularında boğulmuştu. Mesele şu; her şeye kadir olan Rabb, niçin İsrailoğullarını su üstünde yürütmedi de Kızıldeniz’i ikiye yarıp, deniz yatağını kendilerine yol eyledi?”

Bu soru üzerine, “Hikmet öyle bir lokmadır ki senin gibi aldanmışların kursağından asla geçmez” dedi Vaftizci Yahya. Ve devam etti. “Ama benim vazifem sorulan her soruya doğru cevap vermektir, soran kim olursa olsun. Senin sualinin hikmetine gelince… Bu Rabbin bir hilesidir. Firavun aldansın diye kurulmuş bir tuzak”.. “Çünkü” dedi Yahya, “İsrailoğulları su üstünden geçip Kızıldeniz’i geçseydi, o zaman Firavun ve ordusu peşlerinden gitmezdi. Herkes bilir ki suyun üstünde yürünmez. Bir mucizedir bu. Halbuki deniz yarılıp da deniz yatağı yani toprak ortaya çıkınca Firavun ve ordusu “Biz toprağın üzerinde yürürüz” dediler. Herkes toprağın üzerine yürüyebilir çünkü. Oysa denizin ikiye yarılması da bir mucizeydi. Ama Firavun ve ordusu toprağı görünce mucizeyi unuttu.”

“Aldandılar. Ve herkes bilir ki, aldanmak, öldürür!”

Tanzimat’tan bu yana, Türk aydının alın yazısı iki kelimede düğümleniyordu. Aldanmak ve aldatmak.. Genç nesiller Tanzimat’tan beri karşılaştıkları ihaneti görünce bir sığınak aradılar. İslamiyet’i bilmiyorlardı ve tarihlerinden utandırılmışlardı. Oysa dünyanın en büyük medeniyetini kurmuş bir ülkenin çocuklarıydık. Genç nesiller masallarla avutulamazlardı artık.

 

Kaynak:

1-“Türkiye’nin Ruhu Cemil Meriç” Belgeseli, Trt2, ,Erdal Beşikçioğlu’nun muamma anlatıcısı olarak yer aldığı, 22 aralık 2008 tarihli belgesel.

2-GÜNASLAN, Enes, Nükleer Kalem Cemil Meriç, İktibas Çizgisi, 26.01.2018 http://www.iktibascizgisi.com/nukleer-kalem-cemil-meric/

Daha Fazla Göster

Popüler Yazılar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Close
Close