GenelYazarlardanYazılar

Allah Kimleri Sever; Kimleri Sevmez? -1-

Sev(-mek) fiilinin türemiş hali olan sevgi Arapça’da “hubb” kelimesiyle karşılanır. Bu kelimeden türemiş çok sayıda kelime de dilimize geçmiş bulunmaktadır. Örneğin; muhabbet, habib, mahbub vb. Bunların tamamı sevgi merkezli anlamlar ifade eden kelimelerdir.

Sevgi, sözlükte “sevme duygusu/hissi, beğenmek, rağbet etmek, meyletmek, hoşlanmak, tercih etmek” anlamlarına gelir. Elbette ki bu tanım açıklayıcı bir tanım değildir. Fakat biliyoruz ki, soyut kelimelerin/kavramların tanımlanması güçtür.  Soyut kavramlar hayatta yaşanılarak anlaşılır, fark edilir. Sevgi de böyle bir özelliğe sahip kelimelerdendir. Buradan hareketle diyebiliriz ki sevgi hayatın tadı ve tuzudur. Onsuz hayatın hiçbir değer ve anlamı yoktur. Onun için de hayatta somutlaşınca değer ve anlam kazanır.

Fıtri bir duygudur sevgi. Dolayısıyla her varlığın sevmeye ve sevilmeye ihtiyacı vardır. Sevgi, sevenle sevilen arasındaki özel bir duygusal bağdır. Bu bağ kendiliğinden oluşabileceği gibi tercihen de oluşabilir. Tercihen oluşan sevgi kökü sağlam bir ağaç gibidir. Böyle bir sevgi ilişkisinde seven neden ve niçin sevdiğini, bu sevginin neler gerektirdiğini/ne gibi sorumluluklar yüklediğini bilir.

Allah, bütün kullarını sevgi duygusuyla donatmış;  kul-Allah ilişkisinde sevginin ölçüsünün ne/neler olduğunu da bildirmiştir.

Allah kullarını seviyor. Bunun delili ‘Rahman ve Rahim’ olmasıdır. O’nun insanları yaratması, yarattığı kullara ihtiyaçları olan tüm rızıkları temin etmesi, yaşamları boyunca doğru bir hayat sürdürebilmeleri için vahiy ve Resuller göndermesi sevgisinin birer tezahürüdür. Kulun  bu sevgiyi devam ettirebilmesi Allah’la kuracağı sağlıklı iletişime bağlıdır. Rabbini unutan ve Rabbin de onları unuttuğu güruhtan olmak sevginin kaybedilmesini beraberinde getirecektir.

Sevgi salt soyut bir olgu değildir. Kalbi/soyut bir duygu olsa bile, kul-Allah ilişkisinde  bu duygu eylemlerle/amellerle somutlaştırılır. Allah’ı sevdiğini söylemek bir iddiadır. Bu iddia sevginin gerekleri yerine getirildiği zaman ispatlanmış olur. Sadece dille söylenen sevgi, kuru bir iddiadır. O halde sevginin tezahürleri /göstergeleri nelerdir?

Kulun Rabbini sevdiğinin en somut göstergesi; O, Kendisine nasıl iman etmemizi ve nasıl yaşamamızı istiyorsa öyle iman edip ona uygun yaşamaktır. Allah’a iman ettiğini ve O’nu sevdiğini söyleyip Allah’ı yaşamına müdahale ettirmeyen birinin sevgi iddiası boş bir iddiadır. Rabbini seven,  Rabbin uygun gördüğü hayata boyun eğer;  buna uygun yaşar ve bu hayatın yaşanması için mücadele eder.

Seven, sevdiğine ve sevdiğiyle ilgili her şeye ilgi gösterir. İlgi göstermezse aradaki mesafe artar ve ilişki biter. Allah’ı sevmek, O’nun Din’iyle ilgilenmeyi, Din’ini dert edinmeyi gerektirir/gerekli kılar.

Seven sevdiğine karşı sorumluluk bilincine sahiptir. Allah’a karşı sorumluluk bilincine sahip olmak mü’minin en temel vasıflarından biridir. Mü’min, Mü’min olma tercihini yaptıktan ölüm anına kadar Rabbine karşı sorumludur. Dinini bilmek, onu anlamak ve fikre dönüştürmek, yaşayarak mü’mince bir örneklik ortaya koymak ve bu dinin yaşanması için çaba göstermek onun temel sorumluluklarıdır.

Seven sevdiğine saygı gösterir. Saygı göstermek, hayatta nasıl davranmamız gerekiyorsa öyle davranmaktır. Bir bakıma saygı sevginin somut halidir. Mü’min Allah’ın hükümlerine  hayatta görünürlük kazandırdığı ölçüde sevdiğini ispatlayabilir.

Seven sevdiğini anar/zikreder. Sevdiğini hatırda tutmak;  niyetlere, düşüncelere ve yaşama onu müdahil kılmaktır. Mü’minler hayatlarının her alanlarında Allah’ı anarlar; yani Onun ilkelerine göre yaşamlarını düzenlerler. Dünyevi hiçbir sevgi Allah’a olan sevgilerinin önüne geçmez, geçemez.

Sevgi; kalpleri okşayan, kalplerde ılık bir meltem havası estiren, gönülleri ısıtan bir hoşnutluk halidir. Bu hali yaşamak her insanın temel arzusudur. Fakat bu arzuyu taşımak insanın onu yaşayacağı anlamına gelmez. İnsanı yaratan, ona bu iç donanımlar veren  ancak onun bu arzuya kavuşabileceğinin yollarını gösterebilir. Çünkü kalplerin sahibi O’dur. Bir şeyi ancak en iyi onun sahibi bilebilir.

Allah kalpleri sevebilme potansiyeliyle yarattığına göre sevginin ölçüsünü de koymak O’nun hakkıdır. İnsan doğru bir sevgiye ancak doğru bir imanla ulaşabilir. Allah’ı hakkıyla takdir edemeyen kul Allah dışındaki varlıkları/nesneleri Allah’ı sever gibi sevebilir. Bu da Allah dışındaki varlıkların putlaştırılmasını beraberinde getirecektir. Mü’min, Allah’a  olan sevgisini her şeyin önüne/üstüne koyan adamdır. Allah sevgisi onun bütün sevgilerinin mihenk taşıdır.

Kul fıtratı gereği iyi ve güzel olan ve ayrıca dünya nimetleri diye adlandırdığımız şeylere(ana-baba, evlat, eş, lider, mal, para, şan, şöhret vb.)sevgi besler. Bunda bir anormallik söz konusu değildir. Anormal olan sevgide aşırı gitmek ve bunlara olan sevginin Allah’a olan sevginin önüne geçmesidir. Mü’min konunun öneminin farkındadır ve Allah sevgisini her şeyin önüne koyar.

İnsan, Allah’ın sevmesini sağlayacak veya sevmemesine neden olacak özellikleri kendinde barındırır. Allah’ı razı edecek düşünce ve eylemlere sahip olmak O’nun sevmesini sağlarken razı olmadığı/olamayacağı düşünce ve eylemlere yönelmek sevmemesine neden olur.

Sevgi hayattır; sevgisizlik ise adeta ölüm. Allah’ın sevgisinden yoksun kalmak yaşarken ölmektir. Bu dünyada yaşanabilecek en büyük ceza Allah’ın sevgisinden mahrum kalmaktır.  O’nun sevdiği kul olmak her şeye sahip olmakken sevmediklerinden olmak her şeyini kaybetmiş olmaktır. Allah’ı sevmek ve Allah’ın sevmesi mü’minler için en büyük kazançtır:

“İnanıp salih amel işleyenler için Rahman kalplere/gönüllere sevgi koyacaktır.” (19/96)

Bu ayet bize sevmenin ve sevilmenin temel ölçülerini oryaya koyuyor: İman etmek ve salih amel işlemek.

Hiçbir şey bedelsiz elde edilemez. Bedelsiz elde edilen şeyin kıymeti de bilinmez. Allah, dosdoğru iman edip bu imanının gereğine uygun hayat yaşayan mü’minleri  önce sevgiyle ödüllendiriyor.

Hiçbir kan bağı bulunmayan mü’minlerin kaynaşıp birbirini sevmeleri sadece iman etmeleri değil mi? Birbirine düşman olan insanların, ailelerin, kavimlerin birbiriyle kardeş olmalarını yalnızca Ona inanıp kardeş olmaları değil miydi? Sevgi, mü’minleri birbirine kenetleyen özel bir harçtır adeta!

Mü’minlerin temel hedeflerinden biri Allah’ı hakkıyla sevmek, diğeri ise -buna bağlı olarak- O’nun sevdiklerinden olmaktır. O’nun sevdiklerinden olmak aynı zamanda cennet nimetleriyle nimetlenmektir.

Allah Kimleri Sever?

Sevgi bedel isteyen bir eylemdir. Rabbimiz Kitabında kimleri seveceğini gerekçeleriyle birlikte açıkça ortaya koyuyor:

1- Allah Rasule Uyanları Sever:

Rasule uymak, onun rehberliğini kabul etmektir. Rasulün rehberliğini kabul etmekse Allah’ın kullar için uygun gördüğü hayatı yaşamayı da kabul etmek demektir. Rasüle uymak Allah’ın sevgisine ermenin temel şartlarındandır.

“De ki: ‘Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.’ Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.”(3/31)

2-Allah Tevbe Eden/Temizlenen/Tertemiz Olanları Sever:

Hem maddi temizlik hem de manevi temizlik mü’minlerin şiarıdır. Din Allah’ın belirlediği ölçülerle kaimdir. Mü’minlere düşense bu ölçülere uyarak  hayatı yaşamaktır. Allah maddi ve manevi temizlenen, tevbe eden ve her türlü pislikten arınarak tertemiz olanları seveceğini müjdeleyerek  mü’minleri güvene kavuşturmaktadır.

 “Sana kadınların ay hâlini sorarlar. De ki: “O bir ezadır (rahatsızlıktır). Ay hâlinde kadınlardan uzak durun. Temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri vakit, Allah’ın size emrettiği yerden onlara yaklaşın. Şüphesiz Allah çok tövbe edenleri sever, çok temizlenenleri sever.”(2/222)

“Onun içinde asla namaz kılma. İlk günden temeli takva (Allah’a karşı gelmekten sakınmak) üzerine kurulan mescit (Kuba mescidi), içinde namaz kılmana elbette daha lâyıktır. Orada temizlenmeyi seven adamlar vardır. Allah da tertemiz olanları sever.” (9/108)

3- Allah Kendi Yolunda Harcama Yapanları/İyilik Edenleri Sever:

Mal sevgisi insanın en zayıf yönlerindendir. Mal sevgisi/tutkusu insanı dünyevileştiren  temel unsurlardandır. Mü’minler gönüllerini mal sevgisine esir etmeyen kişilerdir. Onlar malın hayatı idame ettirmede ve Allah’ın sevgisini kazanmada bir araç olduğunun bilincindedirler. Bu sebeple mallarını Allah yolunda harcayarak ve iyilik ederek O’nun sevgisini kazanırlar.

 “(Mallarınızı) Allah yolunda harcayın. Kendi kendinizi tehlikeye atmayın. İyilik edin. Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever.”(2/195)

“Onlar bollukta ve darlıkta Allah yolunda harcayanlar, öfkelerini yenenler, insanları affedenlerdir. Allah, iyilik edenleri sever.”( 3/134)

4-Allah Kendisine  Karşı Gelmekten Sakınanları Sever:

İnsan, iyi ve kötü özellikleri kendinde taşıyan ve bunun bilincinde/farkında olan tek varlıktır. Mü’minler imanlarının gereği olarak Allah’ın sakındırdığı her şeyden uzak durarak Allah’ın sevgisini kazanmaya çalışırlar. Bilirler ki Allah’ın belirlediği sınırları aşmak O’nun sevgisini kaybetmektir. Allah’a gelmekten sakınmak mü’minin inanç tutarlılığının da bir göstergesidir.

“Ancak Allah’a ortak koşanlardan, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz, sonra da antlaşmalarında size karşı hiçbir eksiklik yapmamış ve sizin aleyhinize hiç kimseye yardım etmemiş olanlar, bu hükmün dışındadır. Onların antlaşmalarını, süreleri bitinceye kadar tamamlayın. Şüphesiz Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları sever.” (9/4)

Hayır! (Gerçek, onların dediği değil.) Kim sözünü yerine getirir ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsa, şüphesiz Allah da sakınanları sever.(3/76)

Allah’a ortak koşanların Allah katında ve Resûlü yanında bir ahdi nasıl olabilir? Ancak Mescid-i Haram’ın yanında kendileriyle antlaşma yaptıklarınız başkadır. Bunlar size karşı dürüst davrandığı sürece, siz de onlara dürüst davranın. Çünkü Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları sever. (9/7)

5-Allah Başa Gelene Sabredenleri Sever:

Sabır, bir mücadele sürecinde önümüze çıkan her türlü engele karşı direnmektir. Bir mü’min hayat boyu elbette engellerle karşılaşacaktır. Engeller karşısında gösterilen sabır Allah’ın sevmesini sağlayacaktır.

“Nice peygamberler var ki, kendileriyle beraber birçok Allah dostu çarpıştı da bunlar Allah yolunda başlarına gelenlerden yılmadılar, zaafa düşmediler, boyun eğmediler. Allah, sabredenleri sever.”(3/146)

6-Allah Güzel Davrananları Sever:

İnsan fıtrat olarak güzele ve güzel olana meyilli yaratılmıştır. İnsan; vahiyle, aklıyla ve kalbiyle güzelin/güzel davranışın ne olduğunu bilir. Allah’ın razı olduğunu davranışları gerçekleştirmek O’nun sevgisi de kazanmaktır.

“Allah da onlara hem dünya nimetini, hem de ahiretin güzel mükâfatını verdi. Allah, güzel davrananları sever.”(3/148)

7-Allah Tevekkül Edenleri Sever:

Tevekkül Yaratana sığınışın zirvesidir. Mü’min,karşısına çıkan engellere sabreder,  hayatının tüm alanlarını Allah’ın razı olacağı şekilde düzenler, Mü’mince örnekliği ortaya koyar ve tevekkülü Allah’adır.

“Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.”(3/159)

8-Allah İyilik Yapanları Sever:

Allah rızası temelinde iyilik yapmak, iyi davranmak, iyi olanın örnekliğini ortaya koymak Rabbimizin mü’minlerden isteğidir. Bize düşen O’nun sevgisini kazanmak adına iyi/güzel örneklikler ortaya koymaktır.

“İşte, verdikleri sözlerini bozmaları sebebiyledir ki onları lânetledik, kalplerini de kaskatı kıldık. Kelimeleri yerlerinden kaydırarak (tahrif edip) değiştiriyorlar. Akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını da unuttular. (Ey Muhammed!) İçlerinden pek azı hariç, onların daima bir hainliğini görüyorsun. Yine de sen onları affet ve aldırış etme. Çünkü Allah, iyilik yapanları sever.” (5/139)

“İman edip salih ameller işleyenlere; Allah’a karşı gelmekten sakındıkları, iman ettikleri ve salih amel işledikleri, sonra Allah’a karşı gelmekten sakındıkları ve iman ettikleri, sonra yine Allah’a karşı gelmekten sakındıkları ve iyilik ettikleri takdirde, daha önce tatmış olduklarından dolayı bir günah yoktur. Allah, iyilik edenleri sever.” (5/93)

9-Allah Adil Davrananları Sever:

Mü’minlerin İslam’ı hayatın tüm alanlarında temsiliyet misyonları vardır. Çünkü ‘onlar insanlar içerisinden çıkarılmış hayırlı bir toplulukturlar.’ Bu mü’min topluluğun ‘kim ve ne’olursa olsun adaletle hükmetme/adil olma zorunluluğu vardır. Çünkü onlar bilirler ki yapacakları bir adaletsiz davranış dinlerine mal edilecek; bu da kendisi için büyük bir vebal olacaktır. Mü’minler olarak bireysel, ailevi, ekonomik, hukuki, toplumsal tüm kararlarımızda adil davranmamız hem kendimiz hem de dinimiz adına önemli kazanım elde etmemiz demektir. Çünkü insanlar ne söylediğinizden çok ortaya koyduğunuz pratiğe bakarlar. Rabbimiz de zaten adil davrananları sevgisiyle ödüllendirececeğini va’dediyor.

“Onlar, yalanı çok dinleyen, haramı çok yiyenlerdir. Eğer sana gelirlerse, ister aralarında hüküm ver, ister onlardan yüz çevir. Onlardan yüz çevirecek olursan, sana asla hiçbir zarar veremezler. Eğer hükmedecek olursan, aralarında adaletle hükmet. Çünkü Allah, âdil davrananları sever. (5/42)

Eğer inananlardan iki grup birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltin. Eğer biri ötekine karşı haddi aşarsa, Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar haddi aşan tarafa karşı savaşın. Eğer (Allah’ın emrine) dönerse, artık aralarını adaletle düzeltin ve (onlara) adaletli davranın. Çünkü Allah, adaletli davrananları sever.”(49/9)

“Allah, sizi, din konusunda sizinle savaşmamış, sizi yurtlarınızdan da çıkarmamış kimselere iyilik etmekten, onlara âdil davranmaktan men etmez. Şüphesiz Allah, âdil davrananları sever.”( 60/8)

10-Allah Kendi Yolunda Savaşanları Sever:

İslam’ın önündeki engelleri kaldırmanın bir yolu da savaştır. Şavaş koşulları oluştuğunda mü’minlerin yapacağı şey kenetlenerek düşmanla mücadele etmektir. Allah için  kenetlenmiş bir topluluk düşmana korku salar ve fitnenin mü’minler arasına girmesine mani olur. Savaş koşullarının olmadığı dönemlerde de mü’minler aynı kenetlenmişliği ortaya koyarak farklı yollarla mücadelelerine devam ederek Allah’ın sevgisine nail olurlar.

“Hiç şüphe yok ki Allah, kendi yolunda, duvarları birbirine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever.”(61/4)

 Allah’ın sevdiği, sevdirdiği, sevindirdiği  mü’min kullardan olmak temennisiyle…

 

Etiketler
Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir