GenelYazarlardanYazılar

Allah Yolunda Olmanın ve Ölmenin Anlamı

“ Allah’ın yolu” “fi sebilillah ve an sebilillah” olarak Kur’an’ı Kerimde yetmiş yerde geç- mektedir. Bir defa “müminlerin yolu” “sebiylil müminin” (Nisa /115) olarak, bir yerde “mücrimlerin yolu” “sebilül mücrimin” (Enam 6/55) şeklinde geçtiği gibi; bir de “fi sebilit tagut” Tagutun yolu (Nisa 4/76) olarak ifade edildiğini görü- yoruz. Bu ifadelerin kullanıldığı yerlere baktığımızda : “Allah yolunda öldürülenlere «ölüler» demeyin…” (Bakara 2/1154) ; …Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edin…” (Tevbe 9/41); “Sizinle savaşanlara karşı sizler de Allah yolunda savaşın…” (Bakara 2/190); Allah yolunda İnfak edin. Kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın.” (Bakara 2 /195); “Allah yolunda savaşın…” (Bakara 2/244); “Allah yolunda hicret edin…” (Ali İmran 3/89) gibi emirler içermektedir. Yine Kur’an da Allah’ın dostları, Allah’ın Salih kulları, Allah erleri gibi ifadelerin kullanıldığını da görüyoruz.

Öncelikle Allah’ın yolu denilince ne anlamamız gerektiği üzerinde duralım. Sebil kelimesi; yol anlamına geldiğine göre Yol, üzerinde yürünen zemin, takip edilen usûl yöntem, yaşarken hayatın kendisine göre yaşandığı hayat tarzı anlamlarına gelmektedir. Bu anlamıyla Din kelimesiyle aynı anlamdadır. Çünkü din de hayatın tamamını içine alan bir yaşam tarzı, hayat anlayışıdır. İnsan her işini bu anlayışına göre yaşamaya dinini hayata geçirmeye çalışır. Bu anlamda Allah’ın dini tabirinden ne anlıyorsak, Allah’ın yolu tabirinden de aynı şeyi anlamamız gerekir. Çünkü müminin yolunu belirleyen, hayata dair ilkeler koyan, helal ve haram sınırlarını belirleyen dindir. Allah’ın dininin çizdiği meşruiyet çerçevesinde yürünen yol Allah’ın yoludur. Mücrimlerin yolu ise Allah’ın yolunun aksine isyan edenlerin, hevasını ilah edinenlerin, kâfirlerin, münafıkların, ateistlerin ve beşeri sistemleri kendisine din edinen/yol edinen kimselerin yoludur. Yine Kur’an’ın kullandığı “hizbuşşeytan” da bu anlamda şeytanın ve şeytanlaşan insanların gurubu demektir ki, bunların izlediği yol da yine mücrimlerin yoludur. Bu yola dönen kimselerin akıbeti ise şöyle bildiriliyor:

“Kim kendisine doğru yol besbelli olduktan sonra Peygamber’e karşı çıkar, müminlerin yolundan başkasına uyup giderse, onu döndüğü yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Orası ne kötü bir gidiş yeridir.” (Nisa 4/155)

Ve bu insanlar Allah Teâlâ’nın istediği gibi iman etmedikçe yaptıkları hiçbir amelin Allah indinde bir anlamının olmayacağı da bildirilmektedir:

“Gerçekten, inkâr edip kâfir olarak ölenler var ya, onların hiçbirinden -fidye olarak dünya dolusu altın verecek olsa dahi- kabul edilmeyecektir. Onlar için acı bir azap vardır; hiç yardımcıları da yoktur.”

Allah Teâlâ kendi yolunda olanlara ise şu müjdeyi veriyor:

“Müminlerden -özür sahibi olanlar dışında- oturanlarla malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler bir olmaz. Allah, malları ve canları ile cihad edenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kıldı. Gerçi Allah hepsine de güzellik (cennet) vadetmiştir; ama mücahitleri oturanlardan çok büyük bir ecirle üstün kılmıştır.” “Kendi katından derece -derece rütbeler, bir mağfiret ve rahmet vermiştir. Öyle ya, O çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.” (Nisa 4/95-96)

Bu ayette belirtildiği gibi Allah Teâlâ adaletinin gereği kendi yolunda olanlardan her bir insanın yaptığı amele göre ecir vermektedir. Her insanın dindeki anlayışına, doğrularla amel edişine, ibadet ve itaatindeki samimiyetine, yaptığı işin durumuna göre her birine ayrı -ayrı karşılığını vereceğini vaat etmektedir. Yolunun takipçileri genel olarak cenneti hak eden kimseler olduğunu bildirerek; yaptıkları işin, ödedikleri bedelin durumuna göre artı bir ecir vereceğini bildirmektedir. Allah için savaşıp bu yolda canını veren kimsenin şahadetle ödüllendirilmesinin anlamı da budur. İnsanın sahip oldukları arasında en kıymetli olan şey insanın hayatıdır. En kıymetli olanı verenle daha az kıymetli olanı veren elbette aynı olmayacaktır:

“Muhakkak ki Allah, müminlerin mallarını ve canlarını, cennet karşılığında satın almıştır. Onlar, Allah yolunda savaşırlar; öldürürler ve öldürülürler. Bu Tevrat’a, İncil’de ve Kur’an’da kendi üzerine hak bir vaadidir. Kim Allah’tan daha çok ahdini yerine getirebilir? Öyleyse yaptığınız alış-verişe sevinin. En büyük kurtuluş işte budur.” (Tevbe 9/111)

“(Bu alış verişi yapanlar), tevbe edenler, ibadet edenler, hamdedenler, oruç tutanlar, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah’ın sınırlarını koruyanlardır. O müminleri müjdele!” (Tevbe 9/1)

Bu ayetle müminlerin genelini kapsayan bir sözleşmeden bahsedilmektedir. Her mümin pazarlıksız malını ve canını Allah için feda etmeyi ilke olarak kabul edecek ve bunları gerektiği zaman Allah’a arzedecektir. Bu konuda kimsenin imtiyazı yoktur. Ancak verecek bir şeyi olmayanın maldan muaf olacağı gibi; Allah Teâlâ’nın özür gurubu olarak saydığı: “Hastaya sorumluluk yoktur, köre ve topala sorumluluk yoktur” (Nur 24/61) ifadeleri ile mazur görülmüşlerdir. Bunun dışında Devlet yeterli güce ulaşmış ise aralarında Emir’in yapacağı iş bölümü nedeniyle cepe gerisinde ümmetin diğer işleriyle uğraşacak olan işçisi, çiftçisi, zanaatkârı, eğitimcisi, sağlık hizmetlisi gibi diğer işlerde çalı- şanlar da ümmetin cihadına katılmaktadırlar. Yaptığı işi Allah rızasını gözeterek cihad şuuru ile yaptığı sürece bunlarda Allah yolunda cihad etmektedirler. Çünkü Cihad, sadece cephede düşman karşısında yapılan mücadelenin adı değil. Onun özel adı kıtaldir. Allah’ın ismini yüceltmek, onun dinini bütün dinlere üstün kılmak için ümmetin yediden yetmişe göstermiş olduğu say ve gayretin tamamıdır. Ve bunu yapanların tamamı mücahittir. Aynı zamanda hepsi Allah yolundadır ve Allah yolunun erleridir. Yaşayanı Allah yolunda yaşamakta olduğu gibi, öleni de Allah yolunda ölmüş olacaktır. Allah’ın yolunu tanımlarken Allah’ın diniyle aynı anlama geldiğini vurgulamıştık. İslam’ı kendisine din olarak seçen her insan Allah’ın yol olarak takdir ettiği yaşama biçimini de kendisine yol olarak seçmiş olmaktadır. Bu minval üzere hak vaki olur vefat ederse, o kimse Allah yolunda ölmüş olmaktadır. Bu sıfat sadece savaşanlara ve cephede ölenlere özgü değildir. Bilakis bu yolda ölenlerin hepsini kapsamaktadır.

“O halde, dünya hayatını ahiret karşılığında satanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse biz ona yakında büyük bir mükâfat vereceğiz.” (Nisa 4/74)

“Size ne oldu da Allah yolunda ve «Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla!» diyen zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz!” (Nisa 4/75)

“İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inanmayanlar ise tâğut’un (batıl davalar ve şeytanın) yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın; şüphe yok ki şeytanın kurduğu düzen zayıftır.” (Nisa 4/76)

Allah Teâlâ kimsenin gücünün üzerinde bir sorumluluk yüklemeyeceğini bildirdiği için; Savaşamayacak konumda olanlara çıkış yolu olarak hicret etmeyi önermektedir:

“Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda hicret edenlere gelince, onları dünyada güzel bir şekilde yerleştireceğiz. Eğer bilirlerse ahiretin mükâfatı elbette daha büyüktür.” (Nahl 16/41) “Allah yolunda hicret eden kimse yeryüzünde gidecek birçok güzel yer ve bolluk (imkân) bulur. Kim Allah ve Resulü uğrunda hicret ederek evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse artık onun mükâfatı Allah’a düşer. Allah da çok bağışlayıcı ve esirgeyicidir.” (Nisa 4/100)

“Allah yolunda hicret edip sonra öldürülen yahut ölenleri hiç şüphesiz Allah güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Şüphesiz Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (Hac 22/58)

“Rabbi onlara şu karşılığı verdi: «Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden, hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Hicret edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet edilenler, savaşanlar ve öldürülenler… Onların günahlarını elbette örteceğim ve Allah katından bir mükâfat olmak üzere, onları altından ırmaklar akan cennetlere koyacağım. En güzel mükâfat Allah katındadır».(Ali İmran 3/195)

“Allah yolunda öldürülenlere ölü demeyin” ifadesini nasıl anlamalıyız konusuna gelince; yine Kur’an bunun cevabını da kendi içinde vermektedir. Bakara suresinin 154. Ayetinde:

“Allah yolunda öldürülenlere «ölüler» demeyin. Bilakis onlar diridirler, lâkin siz anlayamazsınız.” Ayetini düşünerek şahadet mertebesine ulaşanların insanlar onların ölmedikleri şeklinde bir inancın sahibi olmuşlardır. Ayetin son cümlesi “onlara ölü demeyin diridirler fakat bu diriliği siz anlayamazsınız” şeklinde ifade edildiğine bakarak bu diriliği bizim anlayamayacağımız vurgulanmaktadır. Eğer bildiğimiz anlamda bir dirilikten bahsedilmiş olsaydı; biz o diriliği bizzat yaşadığımız için anlayabilirdik. Bu dirilik maddi anlamda bir dirilik olmadığını Ali İmran 157. Ayetin mesajından anlamamız mümkün olmaktadır:

“Eğer Allah yolunda öldürülür ya da ölürseniz, şunu bilin ki, Allah’ın mağfireti ve rahmeti onların topladıkları her şeyden daha hayırlıdır.” (Ali İmran 3/157)

Bu ifadelerden de anlaşıldığı gibi buradaki dirilik Allah’ın lütfünden almış oldukları ecir itibariyledir. Bundan şunu anlıyoruz: Genç yaşında şahadete ulaşan kimse insanların algısına göre bir kayıp olarak değerlendirilmektedir. İşte bu iş sizin zannettiğiniz gibi bir kayıp değil. Allah Teâlâ’nın lütfünden ona verdiği nimetler, sizin bir ömür topladıklarınızla kıyaslanamayacak kadar büyüktür demektir. O şehit yüz yaşına kadar yaşamış olsaydı bile bu ecri alamazdı. İşte o insan şahadetle bu nimetlere sahip olduğu için sizin zannettiğiniz gibi öldü her şeyini kaybetti diye düşünmeyin. Onun kazancı yaşayanlar ile kıyaslanamayacak kadar büyüktür demektir. “Allah’ın mağfireti ve rahmeti onların topladıkları her şeyden daha hayırlıdır” ifadesi bize bunu anlatmaktadır. Yine bu konuyu teyit eden iki ayette aynı konu yinelemektedir:

“Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma. Bilakis onlar diridirler, Rab’leri katında rızıklanmaktadırlar.”

“Allah yolunda hicret edip sonra öldürülen yahut ölenleri hiç şüphesiz Allah güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Şüphesiz Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (Hac 22/58)

“…Allah, kendi yolunda öldürülenlerin işlerini boşa çıkarmaz.” “Allah onları doğru yola iletecek ve durumlarını düzeltecektir.” “Onları, kendilerine tanıttığı cennete koyacaktır.” (Muhammed 47/4-6)

“Allah’ın keremiyle kendilerine verdiklerinden sevinerek arkalarından henüz kendilerine katılmayanlara; kendilerine korku olmadığını ve üzülmeyeceklerini, müjdelemek isterler.” (Ali İmran 3/169-170) Bu konu da aynen Yasin suresindeki linç edilen şahsiyetin ifadelerinde olduğu gibi zımnen şehidin hissiyatı yansıtılmaktadır.

Muhammed suresi 5-6. Ayetlerinde ifade edildiği gibi ;“onları doğru yola iletecek, durumlarını düzeltecektir.” İşte diriliğin anlamı bu olsa gerek. Elbette doğrusunu en iyi bilen Allah Teâlâ’dır.

Etiketler
Daha Fazla Göster

Popüler Yazılar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Close
Close