GenelMektuplara Cevap

Allah’ın Sözünü Değiştirecek Yoktur*

Ahmet İçeren/ Batman

Selamun Aleyküm. Ben Ahmet İçeren;  derginizle internet üzerinden tanıştım. Daha önce de bir tesadüf eseri Müslümanlığımızı hatırlayarak Kur’an’ la tanışmak kısmet olmuştu. Arapçasını bilmesem de mealinden okuyup anlamaya, anladığım kadarıyla da yaşamaya çalışıyorum. Bu okumalarım devam ederken Yunus suresinin 15. Ayetini okuyunca bendeki bir takım bilgiler altüst oldu. Tasavvuf ehlinden olan Allah’ın dostları Allah ile pazarlık yaparcasına “şunu vermezsen bunu yapmam” gibi isteklerde bulunduklarını ve istediklerini de Allah’tan aldıklarını veli menkıbeleri anlatanlardan dinlemiştim. Bir dönem ben de bu yola heveslenmiştim. O kadar cazip geliyordu ki, insanın Allah ile böylesine yakın bir ilişkide olması. Bu ayette ise Resulullah’ın İslam’ı tebliğ ettiği müşrikler tebliğ edilen ayetleri beğenmiyorlar. Bunların değiştirilmesi konusunda bir istekte bulunuyorlar. Resulullah ise: “Bunu yapmak benim için imkânsızdır” diyor. Veli denilen insanlar Allah ile pazarlık yaparken Nebinin “benim için imkansız” demesi nasıl oluyor?

Soru: Şimdi soruyorum; Allah katında Nebilerin hatırı mı daha büyük velilerin hatırı mı? Bunu açıklarsanız kafamdaki düğümü çözmüş olursunuz. Şimdiden teşekkür ediyorum ve işinizde kolaylıklar diliyorum.

Cevap: Böyle bir anlayış baştan sakat bir anlayıştır. Birinin üzerinden hatıra dayalı bir iş yaptırmaya kalkanlar Allah’ı gereği gibi tanıyamayan garip kimselerdir. Allah’ın gücünde kudretinde bir eksiklik mi vardır ki, yaptığı işlerde uygunsuzluk, koyduğu hükümlerde isabetsizlik, hakkın tebliği karşısında gösterilecek infialleri bilme konusunda bir gafleti mi var ki, bu noksanlıklardan dolayı Elçi Rabbine bu hatalarını düzeltmesi için bir istekte bulunsun? Böyle bir şeyi düşünmek Allah Teâlâ’ya noksanlık izafe etmektir. Allah ise bütün noksanlıklardan beridir. “Kitap nedir iman nedir bilmezdin sana biz öğrettik”(Şura 42/52) buyrulan Nebiler Allah’a dinini mi öğretmeye kalkacak?  Onun elçisi onun verdiği hükmü değiştirmesini mi isteyecek?! Hiçbir kulun ve nebinin böyle bir hakkı ve görevi yoktur. Seçilen nebinin görevi Elçiliktir. Elçiye düşen ise, kendisine verileni tebliğ etmek ve sonucuna katlanmaktır. Onun için:

“Ey Resul! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah, kâfirler topluluğuna rehberlik etmez.” (Maide 5/67) buyrulmuştur.

Elçilerin böyle bir hakkı ve yetkisi olmazken, velilik sıfatı verilen veliliği kendinden menkul insanların Allah Teâlâ ile arasında böyle bir şey mümkün olur mu?

“Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur. Yahut da bir elçi gönderir de izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz ki O çok yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir.”

“İşte böylece Biz; sana da emrimizden bir ruh vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat Biz; onu, kullarımızdan dilediğimizi hidayete eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz ki sen, dosdoğru bir yolu göstermektesin.”(Şura 42/51-52)

“Allah’a karşı yalan uyduran yahut kendisine hiçbir şey vahyolunmadığı halde: «bana vah yedildi» diyenden daha zalim kim olabilir?..” (Enam 6/93)

Biz bu insanları Allah’a havale ederek burada ne olup bittiğini anlamak için öncelikle konuya taalluk eden ayetleri okuyarak düşünelim istiyoruz:

“Onlara ayetlerimiz açık -açık okunduğu zaman bize kavuşmayı beklemeyenler: Resule “ya bundan başka bir Kur’an getir veya bunu değiştir” dediler. De ki: Onu kendiliğimden değiştirmem benim için olacak şey değildir. Ben, bana vahyolunandan başkasına uymam. Çünkü Rabbime isyan edersem elbette büyük günün azabından korkarım.”(Yunus 10/15)

“De ki: Eğer Allah dileseydi onu size okumazdım, Allah da onu size bildirmezdi. Ben bundan önce bir ömür boyu içinizde durmuştum. (hiç böyle bir iddiada bulundum mu)Hâlâ düşünmüyor musunuz?”(Yunus 10/16)

Allah Teâlâ insanı yaratmış, sünneti gereğince insanlar içinden seçmiş olduğu nebilerle de insanlara ayetlerini vahyederek nasıl bir hayat yaşamaları gerektiği konusunu bildirmiştir. Nebinin görevi Allah ile kulları arasında sadece Elçilik görevini yapmaktır. Elçi, adına elçilik yaptığı kimsenin mesajını, aralarından elçi olarak seçildiği topluma hiçbir müdahalede bulunmadan ulaştıran/tebliğ eden kimsedir. Konu din olunca dinin sahibi olan Allah her ne buyurmuşsa aynıyla kavmine ulaştırmak onun vazifesidir. Gelen ayetlerin hayata aktarılması konusunda diğer insanlardan hiçbir farkının, imtiyazının olmadığını; yine bizzat Allah’ın bildirmiş olduğu ayetleri de okuyordu:

“De ki: Bana, dini sadece kendisine halis kılarak Allah’a ibadet etmem emredildi.” “Ve ben Müslümanların ilki olmakla emrolundum.”  “Yine de ki: Eğer Rabbime isyan edersem, büyük bir günün azabından korkarım.” (Zümer 39/11-13)

“De ki: Rabbim, beni doğru yola iletti. Dosdoğru dine, Allah’ı birleyen İbrahim’in dinine. O, ortak koşanlardan değildi 6/161)

Elçinin ümmetine karşı neler yapması gerektiği konusunda ise şöyle buyrulmuştur:

“Nitekim içinizden size bir Elçi gönderdik. O size ayetlerimizi okuyor, sizi temizliyor, size kitabı ve hikmeti öğretiyor. Size bilmediğiniz şeyleri öğretiyor.”(Bakara 2/151)

Elçinin insanlar arasındaki yerini farklı kılan, vahye ilk muhatap olan, en doğru anlayan, kusursuz uygulayan, her konuda örnek gösterilen kimse olmasıdır:

“Andolsun ki, Resulullah, sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için güzel bir örnektir.”(Ahzab 33/21)

Onun bunca övgüye ve iltifata mazhar olması, Allah’ın kulları ile arasına koymuş olduğu sınırları aşacağı anlamına gelmiyordu.  Bunun bir örneğini Yunus suresinin 15 ve 16. Ayetlerinde vermişti. Eğer buna rağmen elçi Allah’tan olmayan bir şeyi ondanmış gibi insanlara tebliğ etmeye kalkmış olsaydı Rabbi ona ne yapacağı konusunda şöyle buyuruyor:

“Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık. Sizden kimse de buna mani olamazdı.” (Hakka 69/44-47)

Yine Amcası Ebu Talip’in Müslüman olması için ısrarlı davranması konusunda Rabbi şöyle buyurmuştu:

“(Resulüm!) Sen sevdiğini hidayete eriştiremezsin; bilakis, Allah dilediğine hidayet verir ve hidayete girecek olanları en iyi O bilir.” (Kasas 28/56

O’nun tüm insanlık için koyduğu yasasında asla bir değişiklik olmayacağını değişik anlatımlar ile insanlığa sunmuştur. Fakat her defasında insanlar kaçamak yapmayı ahlak edinmişlerdir.

(Ey insanlar! )“Allah tarafından, geri çevrilmeyecek kıyamet günü gelmeden önce, Rabbinizin davetine uyun, çünkü o gün, sizin için sığınacak bir yer yoktur ve siz inkâr da edemezsiniz.” (Şura 42/47)

“Ey Muhammed! Eğer onlar yüz çevirirlerse bilsinler ki, biz seni onların üzerine bir bekçi olarak göndermedik. Sana düşen sadece tebliğdir. Gerçekten biz insana tarafımızdan bir rahmet tattırırsak ona sevinir, ama elleriyle yaptıkları yüzünden kendilerine bir kötülük isabet ederse, o zaman görürsün ki insan çok nankördür.” (Şura 42/48)

“Onlar Allah’ı hakkıyla tanıyıp bilemediler. Kıyamet günü bütün yeryüzü O’nun tasarrufundadır. Gökler O’nun kudret eliyle dürülmüş olacaktır. O, müşriklerin ortak koşmalarından yüce ve münezzehtir.” (Zümer 39/67)

Buraya kadar vermeye çalıştığımız ayetlerden anlaşılacağı gibi Allah’ın elçileri hoşuna gideni yapan, insanlara şirin görünmek için herkesin nabzına göre şerbet veren kimseler değildirler. Emrolundukları gibi dosdoğru olmaya çalışan kimselerdir. Onları insanüstü varlıklar olarak tanımlamaya kalkanlara Bizzat Allah Teâlâ elçisinden şöyle demesini istemiştir:

“De ki: Ben size, Allah’ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size, ben bir meleğim de demiyorum. Ben, sadece bana vahyolunana uyarım. De ki: Kör ile gören hiç bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz?”(Enam 6/50)

“De ki: Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana ilâhınızın bir tek İlâh olduğu vahyolunuyor. Artık O’na yönelin, O’ndan mağfiret dileyin. Ortak koşanların vay haline!” (Fussılet 41/6)

Allah’ın elçileri görüldüğü gibi sadece Allah’ın elçiliğini yapan, onun emirlerinden çıkmayan, onun vahyi olmadan insanlara asla bir şey yapmalarını söylemeyen, dini tümüyle Allah’a has kılan kullar iken; veli namıyla muhtelif zaman ve mekânlarda ortaya çıkan kimselerin kula yakışmayan sıfatlar ile tavsif edilmeleri, kulluğun boyutlarını aşan işleri yaptıklarına veya yapacaklarına dair iddialarda bulunmaları, Allah’a nazlanarak isteklerini yaptırma hakkına sahip olduğuna dair iddialarda bulunmaları, dünyada himmet ahirette sevdiklerine şefaat edeceği düşüncesi gibi söylemlerin Kur’anî bir dayanaktan yoksun kişisel anlayışlardır. Bunların Allah indinde hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Bu anlayışın masumane bir anlayış olduğunu zannederek; “Allah’ın velisi değil mi Allah dilerse yapamaz mı” gibi savruk anlayışların akıldan ve izandan yoksun anlayışlar olduğu görülmektedir. Bunlar ne Allah’ı gereği gibi tanımışlar ne İslamı ne de Elçiyi. Allah gaybına kimseyi muttali etmeyeceğini, ancak elçilerinden dilediğine dilediği kadar bildireceğini buyurmuştur. Bunun dışında o menkıbeleri anlatılan şahıslar ile ilgili ise hiçbir bilgi vermemiştir. Doğrudan geriye kalan yanlış, haktan geriye kalan batıl, ilimden geriye kalan zan ve şüphedir.  Kur’an’a inanan insan, Allah’ın kitabına yönelir vahyin çizdi rotayı takip eder. Yalanla, yanlışla, batılla işi olmaz

İşin ahiret boyutuna gelince o günün resmini Rabbimiz şöyle vermektedir:

“Sur’a üflenince, göklerde ve yerde olanlar korkudan düşüp bayılırlar. Ancak Allah’ın dilediği kalır. Sonra sur’a bir daha üflenince hemen ayağa kalkıp bakışıp dururlar.”

“Yeryüzü, Rabbinin nuru ile aydınlanır, kitap ortaya konulur, peygamberler ve şahitler getirilir ve aralarında hakkaniyetle hüküm verilir. Onlara asla zulmedilmez.”

“Herkes ne yaptıysa, karşılığı tastamam verilir. Allah, onların yaptıklarını en iyi bilendir.” .” (Zümer 3968-70)

“Ve öyle bir günden sakının ki, o gün kimse, kimsenin yerine bir şey ödeyemez, kimseden fidye kabul edilmez ve ona şefaat de fayda vermez, hiçbir taraftan yardım da görmezler.” (Bakara 2/123)

Çünkü o gün “insan için kendi kazancından başka bir şey yoktur.” (Necm 53/39) Ve:

“Her nefis, kazandığına karşılık bir rehindir;” (Müddessir 74/38)

O gün kazancı güzel olanlara müjdeler olsun! Onlar artık ebediyen kurtulmuşlardır. Ne mutlu onlara!..

——

*Enam 6/34-115

Daha Fazla

Related Articles

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Close
Close