GenelYazarlardanYazılar

Allah’tan Kimler Korkar?

Bu suale, her insanın vereceği cevap hayata ve eşyaya baktığı pencereye/deliğe/perspektife göre değişecektir.  Dolaysıyla baktığı yerden gördüğüne göre bir yanıtı olacaktır. Pencere diyoruz! Şeye pencereden bakanlar, onun (pencerenin) kendisine sundu/müsaade ettiği olan kadar anlama ve kavramaya sahip olacaklardır. Bir dağın üzerinden kâinatı seyreylemekle, dar bir alandan ‘pencereden’ seyreylemek arasında dağlar kadar fark olduğunu söylemeye bilmem gerek var mıdır?

Bir şeyi bütün boyutlarıyla tanıyabilmek için, o şey hakkında var olan doğru malumata ve salim (düzgün çalışan) bir akla ihtiyacımız vardır. Bu noktadan sonrası da insanın sayı gayretine kalmıştır. Eğer tanınacak şey Allah ise, bu daha da bir önem kazanmakta! Üstünkörü geçilecek, savsaklanacak veya duyumlara ve zanna dayalı bilgilerle itibar edilecek, nasıl olsa da olur diyebileceğimiz türden bir şey değildir.  O takdirde aklı ikna edecek sağlam delillere ihtiyacımız var. ‘Bunlar neler olabilir’? Bu konuda İnsanın bilgi edinme yolları şu şekilde sıralanmıştır: Akıl, duyu organları, sabık bilgi, sadık haber. Bunların her biri ayrı bir konu olduğundan burada teferruata girmeden şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: İnsanın mutlak doğru bilgiye ulaşmasında bu sayılan her bir araç ve vasıta gerekli ve elzemdir. Bunlardan birisi atlanır ya da inkâr edilirse doğru bilgiye ulaşmak nerdeyse imkânsız, ulaşılan bilgi ve edinilen sonuç da nakıs olur.

İnsan zaaf sahibi olan bir varlıktır, bundan dolayı da her zaman bir şeylerden korkmuştur; hastalıktan, soğuktan, sıcaktan, karanlıktan, ateşten, doğal afetlerden, sahip olduklarını kaybetmekten, ölümden, açlıktan, zararlı haşerelerden, güç yetiremeyeceği hayvanattan… Bu korkulan şeyler bazen birileri için çok komik olsa da bir başkası için hiçte öyle değildir. Hatta bazıları için tarif edilemeyen şeyler sapkın anlayışlara varan totemliğe dönüşmüştür. Çünkü korku duygusu fıtri bir duygudur. Bundan dolayı da İnsan korktuğu şeyin şerrinden bir şekilde emin olabileceği konumlara girer, sakınır ve kendisini korumaya alır. Bunlar insanların dünyada karşılaştığı ve karşılaşacağı şeylerdir, eşyanın özellikleri/nitelikleri tanındıkça hikmetle hareket edip birçoğunun zararından kendisini koruyabileceği/bildiği şeylerdir. Her korku iman gerektirir, insanın kaos ortamından ancak bu iman sayesinde hayatı düzen bulur.

Tıpkı eşyada olduğu gibi, inandığımız Allah’ı gereği üzere tanımak, nasıllığını ve niceliğini bilmek, gücünü, kuvvetinin sınırları nereye kadar dayanır? Vaizlerin çoğunlukla anlattıkları gibi; hep Rahman, Rahim, Rauf  (affeden, koruyan, merhametli) olan mıdır? Yoksa aynı zamanda çok hızlı hesap gören midir (Serî’u-l hesap), çok güçlü intikam olan mıdır (Azîzun itikam), zorla boyun eğdirendir (Cebbar), kahredendir (Kahhar), acizlerin ve zayıfların alamadıkları intikamı onların yerine zalimlerden, zorbalardan alan, intikam alan (Müntekim) ve daha diğer esmaları: Celil, Aziz, Azim, Kuddus, Kadim, Kayyum, Fert, Mümit, Hakem, Adl, Halık, Bari Fatır, Deyyan… Bu yönlerini de pek tanımadığımız bir Allah. O’nu tanıyabilmek, ancak onun kendini tanıttığı şekilde olur. O kitabı kerimde kendisini nasıl tanıtıyor ise öylece tanımakla olur. O’nun tanıtmadığı bir şekilde, bir şeyler eksiltmek veya ziyadeleştirmekle anlatılan Allah, Kur’an’ın anlattığı Allah değildir, O’nu yanlış yerlerden/doğru olmayan bilgi kaynaklarından edinilen bilginin sahteliğinin göstergesidir. Bu tür bilgi kaynakları Allah’ı yaratılmışlara benzetip öyle kurgulamak en büyük handikaplarıdır. Oysa bütün yaratılmışlar zaaf sahibidir. Yaratan ise zaaflardan münezzehtir dolaysıyla birinin tesirinde kalarak bir şey yapmaz. Oysa onun gücünü, kuvvetini, nitelikleriyle neleri yapabileceğini kitabı kerimden öğrenerek tanıyanlar hadlerini bilir. Dolaysıyla da O’ndan nasıl korkulması gerektiğini bildikleri için korkulması gerektiği gibi korkarlar. “İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da renkleri böyle değişik olanlar vardır. Kulları içinde ise Allah’tan ancak alim olanlar ‘içleri titreyerek-korkar’. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, bağışlayandır.” (Fatır 28)

Allah korkusu; beşeri insana dönüştüren, ona çekidüzen veren, frenleyen, gayri ahlaki ve insani davranışlara müsaade etmeyen otokontrol vazifesi gören bir olgudur. Çünkü o şöyle düşünür; hiç kimse görmüyorsa da Allah görüyor. Onun için yüreğine Allah korkusu yerleşen insanların başına polis, jandarma dikmenize gerek yoktur. Allah korkusu olmayan toplumlarda ne kadar tedbir alırsanız alın insanlar bir yolunu bulup o yasayı delecek güven ortadan kaldıracaktır, bunun sonucunda gergin, tedirgin, bireysel, egoist ve kaos ortamının oluşmasına sebebiyet vermesinin sonucunda korkularından emin olabilmek adına insanların tedbirlerini sürekli artırılmalarının sebebi, Allah korkusunun insanların yüreğinden sökülüp atıldığını bir göstergesinin emaresi değil midir? Eskiden evlerin kapıları keresteden yapılır, basit ve tek anahtarlı olurdu. Hatta köylerde anahtar bile kullanılmazdı, ama şimdi (af edersiniz) ahırların kapısında bile çifter kilitler var. Hele şehirlerde; çelik kapısı, kapının üzerinde birden fazla güvenlik anahtarı olmayan evi almak/satmak için kimse itibar etmiyor, ikinci hatta üçüncü katların bile pencerelerine demir parmaklıklar yapılıyor, her yerde kameraların olması, insanların mahremiyetini bile ihlal edecek boyutlara varması/yaygınlaşması, neredeyse alarm takılmayan ev, işyeri ve vesaitin olmayışı neyin göstergesidir?

Öbür yandan ne kadar münkerat varsa hepsinin aleni devlet eli ile teşvik edilerek işlendiği; faizin (bankalar, tefeciler vasıtasıyla), kumarın (milli piyango, loto, toto, ganyan…), alkolün (Rakı, bira, şarap vs. Fabrikalarının), umumhanelerin (pavyon, bar, gazino vs.)… Kendisi Müslüman ama devleti fısk’u fücur içerisinde olan bu toplumun Allah’tan ne kadar korkup, korkmadığının bir göstergesi gibi değil midir? Veya şöyle soralım; Allah’tan korkan toplum böylesine fütursuzca münkerlerin işlenmesine, Allah’a karşı gelinmesine müsaade eder mi? Hani “Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.” (Al-i İmran 104) Diyor ya kitabımız.

Allah korkusu başka korkulara benzemez. Bu korku; O’ndan kaçıp gizlenmeyi, gözden uzaklaşmayı, tedirgin olmayı gerektiren güvensiz bir korku değildir. Allah korkusu; insanı kötülüklerden uzaklaştıran, insanı yücelten Allah’ın sevgisini ve rızasını kazanmaya vesile olan, ona yaklaştıran, Allah’ın rızasından, cennetinden ve nimetlerinden mahrum kalarak, lanete ve azaba düşmekten korkmaktır.

Allah’tan korkan Allah gibi başka şeylerden korkmaz. Allah’tan korkmayan birçok şeyden korkar. Allah korkusu insanı bütün korkulardan emin olmayı sağlar. Gelecekle ilgili endişe duymaz. Rızkını verenin O olduğunu, ecelinin nerede ne zaman sonlandıracak olan, dünya bir araya gelse Allah dilemedikçe/diledikçe kendisine isabet edecek olan şeyi kimse engelleyemez. Birçok şeyden korkup tedirgin olmak mı daha iyidir, yoksa bir tek Allah’tan korkup emniyet de olmak mı daha iyidir?

Allah kendisinden korkanların derecelerini yükseltir, nitekim Kur’an-ı kerimde bir kısım ayetlerde mealen şöyle buyurulur;

“Ey iman edenler, Allah’tan korkun. Herkes yarın için neyi takdim ettiğine baksın. Allah’tan korkun. Hiç şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” (Haşır 18)

“Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup-düzeltin ve Allah’tan korkup-sakının; umulur ki esirgenirsiniz.” (Hucurat 10)
“Allah indinde en kıymetliniz, Ondan en çok korkanınızdır.” (Hucurat 13)
“Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adil olun. O, takvaya daha yakındır. Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.” (Maide 8)
“…Allah’tan korkun! Biliniz ki Allah’ın azabı çok çetindir.” (Bekara 196)
“…Öyleyse insanlardan korkmayın, benden korkun ve ayetlerimi az bir değere karşılık satmayın. Kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse, işte onlar, kafir olanlardır.” Maide 44)
“…Allah’tan korkun ki, kurtuluşa eresiniz.”
 (Maide 100)
Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur, itaat-kulluk da (din de) sürekli olarak O’nundur. Böyleyken Allah’tan başkasından mı korkup-sakınıyorsunuz?” (Nahıl 52)

Ey iman edenler! Allah’tan O’na yaraşır şekilde korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin.” (Al-i İmran:102)

“…Yalnızca benden korkun!” (Bakara:40) diye emrediyor.

Ey insanlar, Rabbinizden korkup-sakının ve öyle bir günün azabından çekinip-korkun ki, (o gün hiç) bir baba, çocuğu için bir karşılık veremez ve (hiç)bir çocuk da babası için bir şeyi verebilecek (durumda) değildir. Şüphesiz Allah’ın va’di haktır. Artık dünya hayatı sizi aldatmaya sürüklemesin ve aldatıcı (lar) da sizi Allah ile aldatmasın.” (Lokman 33)

Bu konuyla alakalı buraya hepsini almadığımız daha onlarca ayet var.

Korku duygusu Allah’ın insanlara ve diğer canlılara kendilerini gerektiğinde tehlikelerden korumaları için verilmiş olduğu fıtri bir duygu olup hayatlarını idame ettire bilmeleri için gerekli ve önemli bir duygudur. Bu duygu nedeniyle hayatta kalmaktalar, uyarılıp sürekli uyanık tutulmaktadırlar. Bu duygu bir hastalık değildir, aksine diğer duygular gibi olması gerekendir.

İnsanın datasına korku duygusunu yerleştiren de O’dur. Bu duygu nedeniyle birçok feceatin işlenmesi engellenmektedir. Birde bu duygunun akıl sahibi insanda olmadığını düşünün, dünya ne hale gelirdi?

Ahiret bilincine sahip olanlar ancak Allah’tan korkar; Dünya hayatında sahip olduğu veya kendisine emanet olarak verilen, her şeyin hesabının sorulacağının farkında olmaktır ahiret bilinci. “Sonra o gün size verilmiş olan her nimetten sorguya çekileceksiniz!” (Tekasür 8)

Allah’tan korkmak, vaad ve vaidine (azabına) yöneliktir. Kitabı keriminde buyurduğu üzere şüphesiz “Allah kullarına zerre kadar zulmetmez.” (Nisâ, 4/40) Fakat Yüce Allah, birliğini, meleklerini, kitaplarını, ayetlerini ve insanlara göndermiş olduğu elçilerini inkâr edenleri cezalandıracağını Kuran’da bildirmiştir. Şüphe yok ki isyankâr insan, tövbe ederek af diler ise bağışlanır. İnkâr, isyan ve zulmüne devam eder ise de cezalandırılır. İşte anlaşılıyor ki bir insan, bahsettiğimiz inkâr, isyan ve zulüm nedeniyle Allah’ın cezalandırmasından korkar ve korkmalıdır da. Yüce yaratıcımız Allah, kendini bağışlayan ve de cezalandıran olarak tanıtmıştır. Bu tercihi ise akıl sahibi insana bırakmıştır. Allah korkusu insanın, Mevla’nın mağfiret ve rızasından nasipsiz kalma, acı ve şiddetli azabına uğrama endişesi taşımaktır. Her insan Allah korkusu deyince bunu anlaması gerekmektedir.

Kuran’ı kerimde resullerin, âlimlerin, akıl sahibi insanların, muttakilerin, salihlerin, namazlarını kılanların, hayırda yarışanların ve kurtuluşa eren müminlerin, bütün varlıkların Allah’tan korktukları bildirilmiştir. Burada resullerin korkusuna bir örnek verelim ki bizde buradan yola çıkarak kendimize bir pay çıkaralım.
“Daha önce gelip geçen o resuller, Allah’ın vahiylerini tebliğ eden, Allah’tan korkan, başka hiç kimseden korkmayan kimselerdir. Allah, hesap görücü olarak yeter.” (Ahzab, 33/39)

Allah’tan korkan insanlar resullerin ikazlarına uyarlar, onlara tabi olur, onların gösterdiği gibi salih ameller işlerler.  Bu iman edenler için öyle zor bir şey değildir. Önlerinde Kuran gibi yol gösterici bir kılavuzları var, insanların anlayacağı şekilde (anlamak isteyenler için) her türlü misalleri getirerek anlaşılır olması için kolaylaştırmıştır. Kur’an da geçen kıssalar buna bir örnektir.

Allah’tan korkanlar Allah’ın emirlerine gönüllerinde burukluk duymadan uyarlar ve Kur’an okununca derin bir ürperti kalplerini sarar. Allah’ın zikriyle (emir ve yasaklarını hatırlamakla) yumuşarlar ve günahta ısrar etmez kesinlikle terk ederler. Allah’tan korkan bir insan; yalan, rüşvet, hırsızlık, hainlik, iftira, zulüm ve işkence gibi şeyler yapamaz, haksız yere cana kıymaz, içki içemez ve kumar oynayamaz. Hiç kimsenin bulunmadığı yerde dahi Allah’ın olduğunu bilirler. Namazını kılarlar, oruçlarını tutarlar, zekâtlarını verirler, Allah yolunda mücadeleyi ve haccı terk etmezler.  İslam’ın yeryüzüne hâkim olması için yapılması gerek hiçbir görevi ihmal edip, savsaklamazlar. Bunun nedeni ise Allah korkusudur.

Sonuç olarak, Allah korkusu taşıyan bir kimse, Allah’a kul olma bilinciyle her yaptığını ibadet telakki eder, bütün günahlardan olabildiğince sakınır, ola ki bir günaha düşer ise üzülür ve hemen vakit kaybetmeden günahından tövbe eder. Devamlı nefsini hesaba çekerek, muhakeme ve muhasebeyi terk etmez, kulluğun hakkını verebilmek için gayret eder. Bunları insana yaptıran şey Allah korkusundan başka ne olabilir ki?

 

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı