GenelYazarlardanYazılar

AMERİKA ve Kuzey AFRİKA/LİBYA’DA Neler Oluyor?

“Amerika yıkılsın, dünya rahat nefes alsın!?” ve bunun gibi derinlikten uzak, duygusal söylemlerle birlikte ABD’deki iç çatışmaları izlemekteyiz; okumaya çalışmaktayız…Batı düşüncesinin kodlarında var olan ırkçı-elitist anlayışın tezahürleri, -ırkçılık karşıtı söylemler ve yasal düzenlemelere rağmen- ABD başta olmak üzere dünyanın değişik yerlerinde devam etmektedir. George Floyd’un öldürülmesi sonrası ABD’deki karışıklıklarda ilk bakışta, ırkçılık ve polis şiddeti düzleminde algılanmaktadır. Halbuki, söz konusu sokak olaylarının -Corona virüs salgınının oluşturduğu vasatta- adeta kaos ortamı oluşturmak üzere planlı olarak kullanıldığına dair emareler göstermektedir… Değişen ve “yeni denge” arayışı süreci yaşayan dünyada, oyun kurucu küresel güçlerin perde arkasında bulunduğu sokak hareketlerini doğru okuyabilmek için temel dinamikleri doğru anlamlandırmamız kritik öneme sahiptir… Aynı zamanda söz konusu okumalarda, “reel-politik” değerlendirmelerle “özgün ideolojik duruşları” mümkün olduğunca birbirine karıştırmamak gerekir ki hatalı okumaların akıntısına kapılmayalım. Bu bağlamda, özellikle, (ılımlı)Laik-Demokratik/Batıcı Türkiye Cumhuriyeti ile ilgili okumalarda ciddi sıkıntılar yaşanmakta, ‘düşünsel ve siyasi duruş’lardaki netlikten uzak yaklaşımlar, insanımızı yanlışlar ağına mahkum etmektedir… “Müslümanların Sorunlu Tarihi”nin oluşturduğu netlikten uzak din/İslam algısının bir sonucu olan bu hatalı okumalar, reaksiyonerliğin-tepkiselliğin “dayanılmaz hafifliği” ile çoğu zaman anlaşılmamaktadır da…

Neler oluyor ABD/Batı’da?.. Daha doğru bir ifade ile küresel batılı güç odaklarının yeni denge arayışı planlarının geldiği aşamada neler yaşanmaktadır?..

Covid-19 salgınıyla ilgili tartışmalar devam ederken söz konusu pandeminin oluşturduğu vasatta, güç odakları arasındaki stratejik çatışmalar da yeni bir aşamaya evrilmiş bulunmaktadır. Yani ister doğal yollardan isterse de başka bir şekilde dünyanın gündemini teslim alsın, Corona virüs, “Küreselciler” ile “ulusalcılar”/ulusal devletçi güç odakları arasında strateji mücadelesinin seyrini etkilemiş durumdadır. “Öğretilmiş yanlışlar” ve “sorgulanmayan gelişmeler”in hala insanımızı -büyük oranda- kontrol ettiği bir dünyada, “hakikat arayışı” yerine algı yönetimi tekniklerinin etkinliği devam etmektedir. Dolayısıyla özellikle başta Müslümanlar olmak üzere tüm insanlık, “bela ve musibetler”den yeterince ders çıkarmadığı bir süreçten geçmekte olduğumuzu bu vesileyle tespit etmeliyiz…

Evet, ABD’deki protesto eylemleri, -polisle çatışma, araç yakma ve yağmalama boyutlarıyla- önemli bir aşamaya geldi. Dahası, bir ara, eylemler Beyaz Saray’a kadar dayandı… Özellikle ABD Başkanı’nın orduyu göreve çağırması, bu süreçte, Genelkurmay Başkanı’nın yayımladığı “genelge”nin anlamı üzerindeki tartışmalar ve eyalet valilerinin Cumhuriyetçi-Demokrat, ayrışan tepkileri, yaşanan sürecin boyutlarını ve derinliğini ortaya koyan gelişmeler olarak okunabilir…

Trump’ın olayların arkasında ANTİFA(Anti-Faşist) grupların bulunduğu tespiti ile birlikte bazı uzmanların, “olayın perde arkasında birileri kaos istiyor” yorumları bir hayli manidardır… Hatırlanacağı üzere ANTİFA örgütü ismini, Suriye’de PYD/PKK’ya destek verirken ilk defa duymuştuk. Zamanla bu örgütün , malum güç odaklarının ve onlar adına operasyonlar yapan istihbarat  örgütlerinin paralı askerleri oldukları medyada sıkça gündeme gelmişti. Yani ANTİFA örgütü, bu kez de Amerika sokaklarında gündeme gelmektedir…

Trump’ın orduyu sokaklara sürmek zorunda kalması ve gerekirse FBI’ında olaylara müdahale edebileceğini dile getirmesi ABD’de gelişmelerin ne kadar ciddi olduğunu göstermektedir. Aynı zamanda, Trump’ın başkan seçilmesinden bu yana devam eden     Cumhuriyetçi-Demokrat  çatışmasının geldiği aşamayı ortaya koymaktadır… Öyle ki Başkan ile Savunma Bakanı (Pentagon) arasındaki yetki tartışmaları kriz boyutlarına ulaştı… Ve bugüne kadar ABD içinde gündeme gelmeyen, -sistemin kendi mantığı ve güç dengeleri içinde- “darbe” tartışmaları gündeme düştü… Genelkurmay Başkanı imzasıyla yayımlanan ve emrindeki kuvvet komutanlarına gönderilen malum “genelge”deki “Bağlılığımız Anayasa”dır ifadesi darbe tartışmalarını güçlendirdi. Genelgede, ‘Anayasanın ifade ve toplanma özgürlüğünü garanti ettiği’ hatırlatması da spekülasyonları arttırdı… Bu süreçte Trump yanlıları Genelkurmay Başkanı’nı istifaya çağırırlarken, muhalefetin, kriz sırasında yetkinin ve Ulusal Muhafızlarının kontrolünün Eyalet Valiliği’nde olduğunu gündeme taşımaları ise tehlikeli bir gelişme olarak okunabilir…

Corona virüs salgını nedeniyle Trump’ın Çin’i suçlaması, uluslararası bazı kurum ve kuruluşların –başta Dünya Sağlık Örgütü(DSÖ)- Çin’i desteklediği iddiaları da arka planlarıyla mutlaka sorgulanması gereken gelişmelerdir…

Bu sayfalarda sık sık gündeme getirmemize karşın gerekli ilgiyi görmeyen -sistem ve sistem analizi- gibi bazı kavramlar, uluslararası güç ve hâkimiyet mücadelelerinde kaçınılmaz olarak karşımıza çıkmaktadır. ABD, Çin, Hindistan, AB ve bölgesel güç olmanın ötesine geçmek isteyen aktörler çerçevesinde “yenidünya” dengesi tartışmaları/analizleri yoğun bir şekilde gündemdeki yerini almış bulunmaktadır. Bir diğer ifadeyle, yenidünyayı kim/kimler yönetecek? Nasıl bir denge oluşacak? Tartışmalarının değişik cephelerdeki yansımaları gündemi işgal etmektedir. ABD’de yaşananlar da -alışık olmadığımız bir şekilde- söz konusu strateji savaşlarının ABD içindeki yansımalarıdır. Bu olayların, aynı zamanda, ABD’de yaklaşan başkanlık seçimleriyle de doğrudan bağlantılı olduğunu ifade etmek gerekir…

Son planda şu hususun da altını çizmeliyiz ki ABD’de yaşananlar, arka planı ve çapı gereği bu coğrafyayla sınırlı kalması mümkün olmayan bir niteliğe sahiptir de…

Kuzey AFRİKA/LİBYA’DA Dengeler Değişiyor

Libya, dolayısıyla Kuzey Afrika’daki yeniden hareketlenmeleri de “yeni denge”  arayışı düzleminde okumak gerekmektedir…

İktibas Çizgisi okuyucuları hatırlayacaklardır… Libya’da Ulusal Mutabakat Hükümeti(UMH) ile malum devletlerin doğrudan veya dolaylı olarak desteklediği Cuntacı Hafter güçlerinin mücadelesinin seyriyle ilgili bir değerlendirmeyi dikkatlerinize sunmuştuk. Aradan geçen zaman diliminde Libya’da dengelerin değişimine şahit olduk. Ki bu değişimde -özellikle- iki ülkenin etkili olduğunu görmekteyiz. Hiç şüphesiz bunlardan birincisi, Türkiye’nin Doğu Akdeniz, Libya ve Kuzey Afrika’da bölge politikalarıyla bağlantılı önemli adımlar atmış olmasıdır… Türkiye’nin Libya ile yaptığı anlaşmalar, bir taraftan Doğu Akdeniz’de Türkiye’yi dışlayan planları geçersiz kılarken diğer taraftan da Libya’da sahadaki dengeleri değiştirdi… Türkiye’nin Libya’ya gönderdiği İHA-SİHA’ların yanı sıra askeri danışmanlar ve istihbarat paylaşımları söz konusu değişimi sağlayan somut göstergelerdir. Bunların ötesinde -bir imparatorluk bakiyesi- Türkiye’nin tarihi ve stratejik derinliğini dikkate alan adımlarının, sadece Libya’da değil, Kuzey Afrika’da, hatta bütün bölgede etkilerini göstermesi potansiyel olarak mümkündür… Libya’daki değişimde etkili olan ikinci ülke ise Rusya’dır. Libya’da Cuntacı Hafter ve arkasındaki güçlerin konjonktürel başarılarıyla Rusya da, -bölgedeki hesaplarını gerçekleştirmede avantaj sağlayacağı öngörüsüyle- Hafter’e desteğini giderek arttırmıştı… Ne var ki Türkiye’nin hamleleriyle birlikte yaşananlar, Rusya’nın Hafter’e desteğini  yeniden değerlendirmesi sonucunu doğurmuş gözükmektedir…

Yakın geçmişte Hafter güçlerinin Libya’da üstünlük sağladığı görüntüsünün hakim olduğu bir dönemde önce Moskova’da sonra da Berlin’de yaşananları ve sonuçsuz kalan “ateşkes” arayışlarını hatırlayalım. Söz konusu süreçte Hafter ve arkasındakiler, Berlin Zirvesi’nde alınan kararları da ciddiye almamışlardı. Hafter arkasındaki güçlerin de desteği ile “ateşkes”i ve sorunun müzakereler yoluyla çözümünü adeta seçenek olmaktan çıkarmıştı…Net bir şekilde Katar-Türkiye ittifakının desteklediği UMH ise o dönemde, “ateşkes” için ciddi bir çaba sarfetmekteydi… Zira bir şekilde Hafter ve arkasındaki güçlerin Libya’yı -en az- ikiye bölerek Türkiye-Libya ilişkilerini ve Doğu Akdeniz’deki yeni dengeyi sıkıntıya sokmak istediklerinin farkındaydı, Hafter karşısındaki UMH…

Libya’daki dengelerin değişimi ve inisiyatifin Türkiye’nin desteklediği UMH’ye geçmesiyle birlikte bu ülkede nasıl bir “yeni denge” kurulacağı hesapları öne çıktı… Bu şartlarda, Türkiye’nin tek başına bir çözüm üretebilmesi teorik olarak mümkün gözükmemektedir. Libya/Kuzey Afrika’da çözüm için -diğer aktörlere de çağrı yapan- Türkiye, özellikle Rusya ve ABD ile görüşmelere başladı…Aynı zamanda İsrail , Mısır ve diğer aktörlerle de bu diyalog zeminini değerlendirme eğilimine girdi…

Rusya bilindiği üzere petrol fiyatlarının düşmesinin yanında Covid-19 salgını ile birlikte ciddi sıkıntılar yaşamaya başladı.Ve Rusya’nın yanında Birleşik Arap Emirlikleri(BAE), Suudi Arabistan ve Mısır’ın da Libya politikalarında, daha doğru bir ifadeyle bölgeye yönelik duruşlarında tereddütler güçlenme eğiliminde…Bu arada, ABD, bir taraftan doğrudan Libya konusuna taraf değilmiş gibi gözükürken arkaplanda da Libya ile ilgili bir planı konuştuğu medyaya yansımıştı.Söz konusu plan, Kaddafi’nin oğlu üzerinden Libya’daki aşiretleri birleştirerek bir çıkışı hedeflemektedir.Oysa Libya’nın sosyo-politik gerçeklikleri böyle bir planın uygulanması imkanını ABD’ye vermemektedir.Buna karşın Libya/Kuzey Afrika, hatta tüm bölgede Türkiye’nin -tarihi ve stratejik derinliği nedeniyle- doğru adımlar atması halinde avantajları bulunmaktadır…Dolayısıyla ABD ve Rusya’nın Türkiye ile “ortak çıkarlar” düzleminde işbirliği arayışları gündeme gelmektedir…

Dengenin değiştiği Libya’da, bir taraftan Hafter ve arkasındaki güçlerin “ateşkes” çağrıları, diğer taraftan da UMH’nin ilerleyişi devam ederken, -Cuntacı Hafter’e her türlü desteği veren- BAE’nin, Libya’nın komşusu Tunus’u çeşitli yöntemlerle baskılayarak UMH’ye desteğini sabote etmeye çalıştığı bilinmektedir.Keza Mısır da UMH’nin başarılı hamlelerinden tedirginlik duymaktadır…Bu arada, bölgenin önemli ülkelerinden Cezayir’de Fransa’nın bölgeden çekilmesini talep eden çıkışlar/gelişmeler devam erken diğer yandan da bu ülkenin de UMH’ye destek verme yolunda önemli adımları söz konusu.

Aynı zamanda Türkiye’nin, Suriye’den sonra Libya krizinde de ABD ülkelerinin çıkarlarını etkileyecek önemli bir aktör haline gelmesi de dikkatlerden kaçmamaktadır…Corona virüs salgınıyla petrol fiyatlarının düşmesi, Batılı firmaların, Doğu Akdeniz’deki sondajlarını ertelemiş olması da bu bağlamda manidardır…Yine tam anlamıyla çıkmaza giren malum beş ülkenin, -Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Mısır, BAE ve Fransa-  Türkiye-Libya mutabakatları karşısındaki beyhude adımları da devam etmektedir.Ancak söz konusu devletlerin Mısır’daki toplantılarının sonunda yayımladıkları “deklarasyon”a İsrail’in katılmaması yeni süreçlerin işareti olarak okunabilir…

Nitekim  bir   süredir,  -malum medya organlarında-  bölgede  İsrail  ile  Türkiye’nin “müşterek” çıkarlarına dikkat çekilmektedir…Şüphesiz bu ve benzeri arayışların en önemli nedeni, Türkiye’nin bölgede giderek güçlenen bir aktör haline gelmesiyle birlikte Doğu Akdeniz’de bu ülkeyi dışlayan planların giderek çıkmaza girmesi sürecinin her geçen gün güçlenmesidir.Aynı zamanda Türkiye’nin Libya’daki başarılı hamleleri İsrail’deki bazı siyasileri,Ankara ile ilişkileri toparlama seçeneğine zorladığı görülmektedir.Lakin terör devleti İsrail’in Temmuz ayında açıklamayı planladığı Batı Şeria ve Ürdün Vadisini ilhak hesapları, gözlerin ABD’ye çevrilmesini gerektirmektedir.Trump’ın bu ilhak planını ertelemesi ve/veya Türkiye-ABD ilişkilerinin -Filistin sorunu düzleminde- yeniden kurgulanıp kurgulanmayacağı arayışının gündeme taşınması ihtimalleri tartışılmaktadır…

Unutulmamalı ki söz konusu “yeni denge” arayışı sürecinde, -daha önce bölgede “stratejik ortak” olarak hareket eden- Türkiye ile ABD’nin, yeniden “ortak çıkarlar” üzerinden yakınlaşmaları ihtimal dışı değildir.ABD’nin strateji değişimi sonrası Türkiye-ABD ilişkilerinin eski duruma dönmesi tabii ki mümkün gözükmemektedir.Ne var ki meşruiyetini küresel sistem içinde kalarak arayan ve ABD-Rusya’nın stratejik rekabet alanlarındaki boşlukları kullanarak “denge politikası” ile yol almaya çalışan Türkiye için böyle bir ihtimal her zaman mümkündür.Evet, dünden bugüne ABD ile Türkiye arasında yaşananlar malumdur.Ve Türkiye, stratejik adımlarıyla yeni pozisyonunu güçlendirmiş bir bölgesel aktör haline gelmiştir.Aynı zamanda Türkiye’nin yaşanan süreçte, vazgeçemeyecekleri, “olmazsa olmazları” giderek netleşmiş bulunmaktadırBu bağlamda, “Filistin Sorunu” başta olmak üzere birtakım hususlarda Türkiye, -reel politik- olarak adımlarını sağlam atma zorunluluğuyla karşı karşıyadır…Nitekim ABD’li bir düşünce kuruluşu başkanının da ifade etmek zorunluluğunu hissettiği gibi, “Türkiye’nin Doğu Akdeniz’in geleceğinde rol almak konusundaki kararlılığını kabul etmeli”…ABD olarak Doğu Akdeniz’deki rolünü yeniden gözden geçirme gereği hususunda ciddi stratejik öneriler şimdiden konuşulmaktadır.Yine benzer mantaliteye sahip düşünce kuruluşlarındaki bölge uzmanları da Rusya’nın bölge stratejileri gereği özellikle Ortadoğu’da varlığını ve gücünü arttırdığına dikkat çekmektedir.Keza Çin’in de özellikle ABD’nin zayıf olduğu Ortadoğu ve Afrika’da varlığını güçlendirmeye çalıştığına işaret edilerek “ABD, Türkiye ile daha yakın ilişkileri kurmak zorunda” ifadesini kullanması da manidardır…

Libya ve Kuzey Afrika’da Türkiye, -gelinen aşamada- Kaddafi döneminde olduğu gibi yeni dönemde de (UMH döneminde) önemli anlaşmalara imza atmış bulunmaktadır.Şüphesiz Türkiye, bu anlaşmaların sağlayacağı her türlü imkanı kullanmak isteyecektir.En önemlisi de Türkiye ile Libya arasındaki bu anlaşmalar  Doğu Akdeniz’deki yeni dengenin yanında bölge siyaseti ve dengesi bakımından stratejik önemdedir…

Son günlerin popüler kavramları olan “yeni normal”, hangi “normal”in yenisi gibi kavramlar üzerinden analizimi bağlarsak düşüncelerimiz yerli yerine oturacaktır…

“Normal”e, “Yeni Normal”e dönmekten söz ederken, hiç şüphesiz, temel referansa/ “ideolojik eksen”e yapılan vurgular kritik öneme sahiptir.Arkaplandaki bu belirleyici hususa dikkat etmek/ıskalamamak gerekir…Bu bağlamda Batı düşünce sistemini referans alanlar ve bahse konu ideolojik eksende analizlerini yapanlar ile “düşünsel ve siyasi duruşları”nda netleşmiş olan Müslümanların ayrımına varmak elzemdir.Zira böyle bir netlikle yapılan okumalar/tartışmalar anlamlı ve tutarlı olacaktır…

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir