GenelOkuyucu Yazıları

Avrupa Kusursuz Dil Arayışı İçerisinde Ya Müslümanlar

Mürüvvet Çalışkan

18. ve 19. Yüzyılda gelişen bilim sayesinde /teknolojiyle dünya yepyeni bir kültür dünyasının içine girdi.
Sosyolojinin kurucularından Aguste Comte’un, da ön gördüğü gibi dünya birinci ve ikinci aşamalardan
geçerek, üçüncü aşamaya ulaştı.1 Bu durum bilimin kutsanmasına sebebiyet verirken, bilim insanlarının

Tanrı anlayışı değişmeye başladı.

Ateizm, bilim insanlarının içinde hızla yayılmaya başlayınca, kutsal metinler askıya alındı ve bilim
sayesinde dünyada, maddenin yüceltildiği bir döneme girildi. Günümüzde teknolojik gelişmelerin,
yaşantımızı nasıl etkilediği artık malumumuzdur.
Teknolojik gelişmelerin olumlu yansımalarından çok, olumsuz yansımaları daha çok gözlemlemekteyiz.
Materyalist, kapitalist görüş dünyayı kasıp kavurdu. Maddeye verilen değer, insanı değersizleştirdi.
Maddeye ve onun getirilerine tapan insanlar çoğaldı. Tüketim çılgını pragmatist, doyumsuz, mutsuz bir
nesil ortaya çıktı.

Son elli yılda teknolojik gelişmeler daha da hız kazanarak, Kuantum fiziği denilen yepyeni bir dal ortaya
çıktı. Kuantum fiziğiyle beraber, materyalizm karşıtı olan birçok akım da ortaya çıkmaya başladı. Bu
yeni bilimsel anlayışla beraber, yeni bir dünya görüşü, kültür dünyası da ortaya çıkmaya başladı.
Kutsal metinlerin hiçbir gerçeklik barındırmadığını savunan pozitivist, materyalist akımın tersine, yeni
bilim sayesinde bilim insanları Kuantum fiziğiyle beraber, kutsal metinlerin kavramsal içeriklerine
ihtiyaç duymaya başladılar. Pozitivizmle beraber terk edilen kutsal metinlerin içerisinde de gerçekliliğe
dair kavramların olabileceği düşüncesi, bilim insanlarını kutsal metinlere yönlendirdi. Fiziğin Tao’su adlı
kitabın yazarı Fritjof Capra “Modern kuantum fiziğinin başlattığı fikirsel değişimler, son yıllarda birçok
fizikçi ve filozof tarafından enine boyuna tartışılmıştır. Ancak bunlardan pek azı, bu gelişmelerin, Doğu
mistisizminin ortaya koyduğu düşünce yapıları ile aynı hareket ettiğini fark etmişlerdir. Çünkü modern
fizik dalında ortaya çıkan yeni görüşlerin çoğu, şaşırtıcı biçimde Uzak Doğu’da kök salan dinsel
felsefelerle benzeşmektedirler”2 demektedir.

Örneğin eleştirel akımın temsilcileri de dinle, bilimi uzlaştırmaya başladılar. Jhon Charlton
Polkinghorne, Ian Greamme Barbour, Arthur Rabeet Peacocke dinle bilim alanlarındaki çalışmalarından
dolayı “Templeton ” ödülüne layık görüldüler. Bilim insanları ve teologlar, dinle bilim arasındaki
etkileşimi zorunlu görmeye başladılar. Eleştirel gerçekçilerden, Barbour ve Peacock, süreç
metafiziğinden ve Hristiyan metafiziğinden etkilenmiş, Polkinghorne ise Hiristiyan metafiziğine bağlı
kalmıştır. Eleştirel gerçekçilerin teoloji ile kastettikleri, Hristiyan geleneği ve Teolojisidir. Barbour
Eleştirel gerçekliliği savunurken ” Eğer dinle Bilim aynı dünyadan besleniyorsa, bu durumda bunların
farklı diller olmasına razı olamayız.”3 Demektedir.

Anlaşılacağı üzere kavramsal içeriklerin doldurulması için Hristiyan geleneği ve teolojisi kadar, bilim
insanları doğu kültürünün kutsal saydığı metinlerine de yöneldi. Doğu kültürünün kutsal metin
yorumlarında mistisizm hâkimdir. Bin yıllardır mistisizm insanlığa daha cazip gelmiştir. Mistisizm ve
pozitivist anlayışın doğurduğu hümanizmin etkisiyle insanlık Platonizm’e doğru geri adım attı diyebiliriz.
Materyalist görüşün etkilediği nesiller ile yeni fiziğin ortaya çıkaracağı nesiller doğal olarak
birbirlerinden farklı nesiller olacaktır.

Kültürün gelişmesinde dilin oynadığı rol tartışmasızdır. Mistisizme yol açan tüm ilahi kitapların tahrifi,
dildeki anlam kaydırmalarıyla, tahriflerle yani kelimelerin yerlerini değiştirmekle ve kelimelere yüklenilen yeni kavramsallaştırmalarla mümkün olmuştur. Örneğin ehli kitap âlimlerinin ellerinde
saklamakla yükümlü oldukları kitaplarını tahrif etmeleri sebebiyle kula kulluk serüveni yeniden
başlatılabilmiştir diyebiliriz. Mistisizmin böyle bir açmazı vardır.

Doğu mistisizmi, Yahudi ve Hristiyan kabalası, İslam tasavvufu insanı Tanrısallaştırarak, çağlar boyu
birçok mistik akımın doğmasına sebebiyet vermişlerdir. Her akım kendi önderiyle anılmaktadır. Bu
sebepten dolayı Kuantum felsefesini oluştururken, hangi kutsal sayılan kaynaklara başvurulduğu çok
önemlidir.

Özellikle şaman kültürünün ve doğu mistisizminin ortaya çıkardığı Tasavvuftan çok etkilenen
Müslümanların; yenidünya görüşünde ve bilimsel gelişmelere katkı sağlamak açısından yeniden kendi
kutsal kitaplarına, Kur’an’ı Kerime dört elle sarılmalarının vakti gelmiştir. Tıpkı Rabbimizin ayetlerinde
buyurduğu gibi “Allah’ın ipine (Kur’ân’a) hep beraber sıkı sarılın, ondan ayrılmayın. Allah’ın üzerinizdeki
nimetini aklınızdan çıkarmayın. Bir zamanlar aranızda düşmanlıklar vardı; Allah, kalplerinizi birbirine
ısındırdı da O’nun nimeti sayesinde kardeşler oldunuz. Bir ateş çukurunun kenarındaydınız, sizi oradan
O kurtardı. Allah, âyetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.”4
Ey insanlar! Size Rabbinizden açık bir delil geldi. Size her şeyi açıklayan bir Nur (Kur’ân) indirdik. Allah, kendisine inanıp güvenen ve o Nur’a (Kur’ân’a) sıkı sarılanları ikramı ve bol nimeti ile kuşatacak ve onları kendine götüren doğru bir yola yönlendirecektir.”5 Allah’ın kelimelerinin yerlerini değiştirecek hiçbir kuvvet yoktur.6

Bu anlamda Ehli kitap âlimlerinin (Doğuda ve Batıda bulunan kutsal kitapları okumakta ehil olan kişiler) kelimeleri
bağlamlarından koparıp başlattıkları kavram kargaşasını ayırt edebilmek ancak Kur’an la mümkündür.
Kur’an, insan sözü karışmamış ehli kitaba indirilen metinleri tasdik eder.7 Günümüze kadar yapılan
Kur’an tefsirlerinde, İsrailiyat kaynaklarından çok fazla etkilenildiği bilinen bir gerçektir. İnsan sözüyle
harmanlanan kutsal metinler tefsir kaynaklarında yerini buldu. Oysa Cenab- Hak kendi kitabını kendisi
açıklamıştır kimseye kul olmayalım diye.8 Ehli kitap bunu göz ardı etmiştir.

Umberto Eco’nun, Avrupa Kültüründe Kusursuz Dil Arayışı adlı kitabında da değindiği gibi kusursuz dile
ancak dilin kökene inildiğinde ulaşılabilir.9 Tevrat’ın çevirilerle uğradığı dil kazalarının yanında, yapılan
yorumlar ve ilaveler sayesinde Tevrat’ın farklı yorumları meydana çıkmıştır. Orijinal ana metin
sayesinde bu durumun düzeltilebileceği sonucuna varan Eco, sağduyu sahibi her kişinin varacağı bir
sonuca varmaktadır. Yahudi ve Hristiyan Kabalasının, kutsal metin yorumlarını nasıl etkilediğine de
değinen Eco aslında bir gerçeği gün yüzüne çıkardığının farkında mıydı?

İnsanların mistik anlam arayışı, kutsal sayılan din sınıfının ortaya çıkışı, kadim bir sorundur. Kutsal
metinleri yorumlamakta hiçbir sakınca görmeyen din adamları, halkın inanç dünyasını şekillendirmekte
çok büyük rol oynamışlardır. Bu sebeplerden dolayı dinle, bilimin uzlaştırılmaya çalışıldığı günümüzde
hangi din, hangi bilim demekten kendimi alamıyorum.

Şu bir gerçek ki geçmişte/günümüzde, farklı dil ailelerine mensup olsak ta Vahiy kaynaklı kelimeler(ses)
değişebilirler fakat bu kelimelerde yüklenilen anlamlar, hep aynı kavramsallaştırmalara sebebiyet
vermiştir. Aynı kaynak zihinde aynı tasavvura(kavramsallaştırmaya) sebebiyet vermelidir. Vahiyle gelen
İlahi Bildirilerde; Nuh’a ne vahye dilmişse diğer Nebi- Resullere de o vahiy dilmiştir10. Her toplum kendi diliyle uyarılmıştır. Dilin “Toplumsallaşma” üzerinde ki etkisi büyüktür. Aynı dili konuşan bireyler bir
toplum oluştururlar. Her toplum kendi diliyle var olur.

Bu yüzden her toplum kendi ana kaynağına döndüğünde ancak, kendi gerçekliliğiyle karşılaşacaktır.
“Gökleri ve yeri yaratması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da Allah’ın ayetlerindendir. Bunda,
bilenler için ayetler vardır.” Rum suresi 22. Ayette Rabbimiz dikkatlerimizi ilk önce yerin ve göğün
yaratılmasına çekmektedir. Vahiy kaynaklı metinlerde, mitolojilerde, efsanelerde konuya yaradılışla
başlanılması çok manidardır.

İlk Yaradılışı bilmek neden bu kadar önemlidir?

Şu bir gerçektir ki nasıl bir yaradılış hikâyesine sahipsek düşünce dünyamız ona göre şekillenir, ona göre
bir evren algımız, yaşayış tarzımız var olur.

Örneğin Tevrat’ın yaratılış bölümü, Kur’an’ı Kerimdeki anlatım tarzından çok farklıdır. Yorumsamacı bir
yaklaşım tarzıyla yazılmış olabileceği izlenimini vermektedir. Kur’an’da, dikey bir ilişki/anlatış tarzı ön
plandadır. Elçimiz vahye kendinden bir söz katamaz.11 Kur’an’daki yaradılış anlatılırken Cenabı Hakkın;
altı günde yeri göğü yarattığı12 yeri göğü ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadığı,13 “yer ve gökler
bitişikken ayrıldığı 14 veya Elçimize De ki hitabıyla beraber “onları yedi gök olarak yarattı, bütün
semaların içine emrini vahyetti.” Gibi bir söylem tarzı hâkimdir. Tevrat’ta ise böyle bir anlatım tarzı
yoktur. Tevrat’ta yaradılış anlatılırken, birincil tekil şahıstan ikincil tekil şahıssa anlatır gibi, sanki metin
yazarı evrenin yaradılışına kendisi şahitmiş gibi “Başlangıçta Allah, göğü ve yeryüzünü yarattı. Yeryüzü
ıssız ve boştu; karanlıklar uçurumu örtüyordu ve Allah’ın Ruhu suların üzerinde dalgalanıyordu. Allah,
“ışık olsun” dedi ve ışık oldu. Ve Allah, ışığın iyi olduğunu gördü ve Allah ışığı karanlıklardan ayırdı.” Gibi
bir söylem, Kur’an’daki vahiy anlayışıyla bağdaşmaz.

Hatta Tevrat’ta Allah altı günde evreni yaratıp, yedinci gün dinlenmektedir. Oysa Kur’an’ın 255.
Ayetinde Rabbimiz “Allah’ın dışında bir ilah yoktur. O, daima diridir, sürekli işinin başındadır. O’nu ne
uyuklama tutar ne de uyku! Göklerde ve yerde olan her şey O’nundur. O’nun izni olmadan huzurunda
kim birine şefaat edebilir/arka çıkabilir? Ellerinde olanı da arkalarında kalanı da bilir. Onlar, O’nun
bilgisinden izin verdiği kadarı dışında bir şey kavrayamazlar. Hâkimiyeti, gökleri de kapsar yeri de. Bu
ikisini korumak O’na ağır gelmez. O yücedir, büyüktür.” Ayrıca Kaf Suresi 38. Ayette de ““Andolsun biz
gökleri ve yeri 6 günde yarattık, bize hiçbir yorgunluk dokunmadı” Diyerek Tevrat’ta geçen Allah’ın
yedinci gün dinlendiği şeklindeki anlatım tarzı etkisizleştirilmektedir.

Kısaca konuyu toparlayacak olursam; yaradılışa yükleyeceğimiz anlamlar, düşünce ve kültür dünyamızı
doğrudan etkilemektedir. Hem bilimsel hem sosyal hayatımıza yansımaktadır. Kavramlara
yükleyeceğimiz anlamlar zihin dünyamızı şekillendirmektedir. Örneğin bilimsel anlamda Hristiyanlığın
logos inancından etkilenen Bing Bang teorisi de önümüze bir yaradılış/başlangıç tablosu sunmaktadır.15
Sonuç olarak Kuantum fiziğine, Işığın fiziği de diyebiliriz. Fridjof Kapra’nın da dediği gibi Kuantum
fiziğinin felsefesinin şekillenmesinde, doğu ve batının mistisizminin kavramsal içerikleri hâkimdir. Işık
mistisizmde başat rol oynamaktadır. Nûr (ışık) kavramı, antik çağlara ait mitolojilerde, efsanelerde,
gerçek ve batıl dinlerde etkileyici bir unsur olarak kullanılmıştır. Ayrıca, mistik ve metafizik ile ilgili
açıklamalarda, kozmolojide, nûr, ışık, aydınlık motifi sürekli işlenmiştir. Nûr, bazan sadece fizikî
anlamda, bazan da esrarlı bir simge, bir sembol olarak kalp ile algılanan mecazî anlamda kullanılır.

Mecazî olarak kullanıldığında; nitelediği kişiyi, nesneyi yüceltir. Ona bir kutsiyet kazandırır. Bunun
içindir ki, dinî olarak önemli ve büyük kabul edilen şahıslar ışıklı, nurlu bir çerçeve içerisinde
resmedilerek insanüstü vasıflarla nitelendirilirler. Bazı dinler ve felsefî inançlar tamamen nûr, ışık motifi
üzerine kurulmuşlardır. Bunlardan birisi Maniheizm olup, bu inanışa göre evren deki bütün varlıklar
aydınlık ve karanlık (nûr ve zulmet) karşıtlığı üzerine kurulmuştur. Nûr iyiliğin, zulmet de kötülüğün
sebep ve kaynağıdır. Evren bu karşıtlığın mücadele alanıdır ve iki güç arasındaki savaş kesintisiz olarak
devam etmektedir. Bu tanım, aynı şekilde Mecusîliğin dualist (iki tanrılı) inancıyla da uyum
içerisindedir. Mecusiler, iyilik tanrısını sembolize eden ve bir ışık kaynağı olan ateşle ilişkilendirirler.16
Tasavvuftaki sufiler de, Yahudi ve Hristiyan kabalistler de nûr (ışık) terimini yaygın bir şekilde
kullanmışlardır.

Bu yazımda evren algımızı şekillendiren kavramlar ve kavramlara yüklenilen anlamlara dikkat çekmeye
çalıştım. Yoksa kula kulluk serüveninden asla kurtulamayacağız.

Her şeyi güzel yapmak, gökleri ve yeri yaratmış, karanlıkları ve aydınlığı (nûru) oluşturmuş olan Allah’a
mahsustur. Ama Rablerini görmezlikten gelenler (kâfirlik edenler), başkasını O’na denk
sayıyorlar.(En’am 6/1)

Sadece Allah’a kul olmalıyız. Bu yönde farkındalığımızı arttırmalıyız.


1 Comte göre dünya 1- Teolojik, 2- Metafizik, 3- Bilimsel aşamalardan geçmiştir.
2 Fridjof Capra, Fiziğin Taosu, Arıtan Yayınevi, 1991 s. 9.
3 Serdar Atalay, JOHN CHARLTON POLKINGHORNE’DA DİN-BİLİM İLİŞKİSİ, Ankara 2016, Yüksek Lisans Tezi                                                                                                                                                                            4 Al-i İmran 3/103
5 Nisa 4/174-175
6 Bknz. En’am 5/115
7 BKNZ. Al-i İmran 3/3
8 Bknz. Hud Suresinin ilk ayetleri ve Fussilet Suresinin ilk ayetleri
9 Umberto Eco, Avrupa Kültüründe Kusursuz Dil Arayışı, Literatür Yayınları, 2009
10 Nisa 4/ 163-165                                                                                                                                                    11 Bknz. Hakka Suresi 40. Ve 52. Arasındaki Ayetler
12 Bknz. Araf 7/54, Fussilet Suresi 41/10-11-12
13 Bknz. Sad 38/27
14 Bknz. Enbiya 21/30
15 https://www.sophosakademi.org/evren-ve-biz-evren-ve-insanin-yaratilisi-hakkinda

Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı