Genel

Aynı cümlenin içinde

Gökhan Özcan/Yeni Şafak

Başka insanlar, insanın kaçınamayacağı gerçeğidir. Hele şu zamanda… Yani hiç ıssız adası kalmamış bir dünyada… Çoğu zaman kendimizi bir ıssızlığın içindeymiş gibi yalnız hissediyor olsak da, kendi başımıza değiliz bu hayatta. Hikayemiz bir çok yerinden dokunuyor başka hikayelere… Hem, hiçbir yere dokunmayan bir hayatın gerçek bir hikayesi olduğu söylenebilir mi?

“Birilerini özlüyormuş gibi hissediyorum sürekli” dedi yanındakine dönerek, “ve sanki kimi özlüyorsam, burada benimle değil, hayatımın hiçbir yerinde değil!”

Bir şeyleri anlamlandırabilmek için başkalarına ihtiyacımız var. Hayat kendi kendine konuşarak geçirilemeyecek kadar uzun… Sözlerimiz olanca içtenlikleriyle başkalarının kıyılarına ulaşabilmeli… Ve onların sözleri de coşkuyla ya da sakinlikle bizim kıyılarımıza vurabilmeli… Hikayelerimiz birbirine dokunmak zorunda madem, insanlar da hayatın bir yerlerinde birbirine dokunabilmeli. Birbirimizi anlayabileceğimiz şeyler olmalı ki anlam ortaya çıkabilsin, kendini yaşantımız içinde var kılabileceği bir zemin bulabilsin.

“Soğuk bir kış sabahı çok sayıda kirpi donmamak için hep birlikte ısınmak üzere bir araya toplanır. Ama kısa süre sonra oklarının birbirleri üzerindeki etkilerini görüp yeniden ayrılırlar. Isınma gereksinimi onları bir kez daha bir araya getirdiğinde okları yine kendilerine engel olur ve iki kötü arasında gidip gelirler, ta ki birbirlerine katlanabilecekleri uygun mesafeyi bulana kadar. Bunun gibi, insanların hayatlarının boşluğundan ve tekdüzeliğinden kaynaklanan toplum gereksinimi onları bir araya getirir ama nahoş ve tiksinti verici özellikleri onları bir kez daha birbirinden ayırır” diyor Arthur Schopenhauer, ‘Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar’ kitabında.

Bir romanın 23. sayfasında ismi bir defa geçen bir karakterle, 192. sayfasında ismi birkaç kez geçen bir karakteri aradaki sayfalar birbirine bağlar. Bir roman, tıpkı hayatın kendisi gibi upuzun bir cümledir. İçinde sayısız küçük cümlecik barındıran…

“Kimseyi eskisi kadar… Yok düşünme/ Sevememek biraz yorgunluktandır/ Hani o günlerdeki gibi/ Yine her şey düzelir/ Bu bizim bir yanımız yoktan umut/ Gülünçlüğüne gülünç ama bizimdir/ İşimiz dünyayı biraz kendimizde/ Biraz sürdürmek dışımızda sadece/ Yoksa sonu başından bellidir” diyor Gülten Akın bir şiirinde.

Bir sabah gözünü açtığınızda daha önce hayatınızda olan herkesin ortadan kaybolmuş olduğunu farkettiniz diyelim… Ne düşünürsünüz? Kaybolan nedir gerçekte? Daha önce birlikte yaşadığınız insanlar mı, yoksa onlarla birlikte yaşadığınız hayatın kendisi mi?

Uzay boşluğunda sessizce süzülen sönmüş yıldızlar değiliz. Sahilde, aynı hoyrat dalgaların dövdüğü minik kum taneleriyiz. Dalgaların kıyıları alıp götürmemesi için birbirimize tutunmaya ihtiyacımız var. Birbirimizi bilmeye, tanımaya, birbirimize alışmaya, ısınmaya, yer etmeye, kök salmaya başkalarının hikayelerinde. Bu bir hikayenin içinde yaşamak için, bir hikayeye sahip olabilmek için tek şansımız. Bizler birbirimiz için bir rahatsızlık sebebi değiliz, bir imkan, bir nimet, yıldızlı gökyüzüne, dumanlı dağlara, sonsuz kırlara açılan birer pencereyiz.

“Arada bir başka insanların yüzlerinde onlara rastlamasak” dedi beyaz saçlı adam, “duyguları bütün bütüne unutabiliriz!”

Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı