Genel

Bağları çözük

Gökhan Özcan/Yeni Şafak

Derin derin iç geçirdi ve “Öyle bir geçmişi böyle bir geleceğe bağlayabilmek için bir kırılmayı yıllar boyu hayat diye yaşamış olması gerekir insanın!” diye mırıldandı beyaz saçlı adam.

Hemen her gün kullandığımız kimi uyarıcı nitelikteki kavramları birer tekerleme gibi durmadan eveleyip geveleyerek muhtevalarından uzaklaştırıyoruz. Böylece onları hem hayatımızın içinde tutuyormuş gibi yapıyor hem de bu kavramların uyarıcı muhtevalarının heveslerimiz üzerinde herhangi bir kısıtlayıcı rolleri olmasını önlüyoruz. Bu aslında kendimize kurduğumuz bir tuzak… Bu tuzağa hemen hepimiz düşüyoruz. Bizi insanlığımızın en temel, en vazgeçilmez kaidelerine yabancılaştıran, bizi kendimiz olmaktan uzaklaştıran ve ölçüsüz bırakan bir çözülme girdabının içine çekildikçe çekiliyoruz. Çözülme halinin doğal sonucu bozulmadır. Hal-i pür melalimiz ortada; insanı ayarında tutacak pek çok kavramla konuşan ama ayarları fena halde bozulmuş bir ahval içinde değil miyiz biz bugün?

Sözünü ettiğimiz insani değerlerden hangilerini yaşıyor ve yaşatıyoruz aramızda? Bu soruyu sormalıyız artık, cesaretle sormalıyız. Birbirimize karşı adaletli miyiz gerçekten? Herhangi bir mesele hakkında konuşurken hakkaniyetli miyiz? Bir şeyi savunurken belli bir ehliyetle mi konuşuyoruz, yoksa cahil cesaretiyle mi dalıyoruz meselelere? Sözlerimiz açık ya da örtülü bir kibri mi taşıyor başkalarına, gerçek bir alçakgönüllülüğü mü? Her kim olursa olsun bir başkasının hukukuna riayetkâr mıyız? Yenilik diye karşımıza çıkan durum ve araçları hayatımıza katarken belli bir ‘şuur’la mı hareket ediyoruz, yoksa sadece kapılıp gidiyor muyuz? Var oluşumuzun esası saydığımız imtihanın sürekli kendini yenileyen sorularına karşı kendimizi sürekli tazeliyor muyuz? Toz dumanın içinde kaldığımız zamanlarda etrafımıza hakikati kaybetmeyecek bir basiretle bakabiliyor muyuz? Allah’ın yeryüzündeki ayetlerinden kararan hayatlarımıza aydınlık taşıyacak işaretler bulup çıkarabiliyor muyuz? Pek hoşumuza gitmeyen bir şey söylediğinde Allah’ın kullarıyla yine de kardeş olabiliyor muyuz? Bir insana faydalı olmak, bir derde deva olmak, bir ihtiyaca cevap aramak noktasında bir liyakat ortaya koyup, bunda dirayet gösterebiliyor muyuz? Ahlakı, edebi, hakkaniyeti sözünden özüne taşıyabilenlerden kılabiliyor muyuz kendimizi? Başkalarının hatasını, günahını, yanlışını arayanlardan değil, ayıpları örten, günahları setreden, tecessüsten yüz çevirenlerden olabiliyor muyuz? Yoksa bütün bu kavramları ağzımıza sakız edip içi boş birer tekerlemeye, bir ağız alışkanlığına mı dönüştürüyoruz sadece? Bu soruyu sormalıyız artık kendimize: Sürekli olması gerekenlerden söz ettiği halde, hep olmaması gereken yerde yaşayan bir topluluk haline mi geliyoruz biz hızla?

“Ayıpların örtülmesi temel ahlak kaidesidir. Kendini övmek en büyük ahlak zaafı ve ‘görünmek’se şöhret afettir fehvasınca ‘olma’nın, yani kemale ermenin önündeki en büyük engellerden biridir. Ayrıca nefs terbiyesinde az konuşmak önemli bir yer tutar. Müslümanlıkta temel ahlak kaideleridir bunlar…..Yeni teknolojileri sorgulamaksızın ve hiçbir filtre ya da kasis koyma gereği duymaksızın hayatlarımıza dahil ediyoruz. Her davranışımızı sergilenecek, gösterilecek bir kayda dönüştürmenin, amelî durumumuzu ve hayat tasavvurunu nasıl etkiliyor olduğu meselesi ilmihalimize dahil olmalı” diyor Nazife Şişman, ‘Dijital Dünyada Müslüman Kalmak’ isimli kitabıyla ilgili bir söyleşisinde. Kitabın ismi de zaten yeterince sarsıcı, bence herkes okumalı ve meseleyi yeniden düşünmeli.

“Kökü topraktan ayrılan çalı” dedi meczup, “her esen yelin oyuncağı olur!”

Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir