GenelYazarlardanYazılar

BATI’NIN “GERÇEK YÜZÜ” VE Büyük Şeytan’ın Yeni Oyunları

Eski düzenin “çöküş süreci”ne girdiği, “yeni denge arayışları”nın da “çok kutuplu” bir düzlemde yol aldığı bir dönemin yaşandığı artık daha görünür hala gelmiş bulunmaktadır… Eski düzenin (iki kutuplu dünya düzeninin) kurgulayıcısı olan ABD hızla güç kaybetmektedir. Küresel güçler arasındaki strateji savaşları, bir taraftan dünyada yeni düzen/denge arayışının niteliğinin belirginleştirilmesi söz konusu iken diğer taraflar da -kaçınılmaz olarak- ABD’deki başkanlık seçimlerini, her zamankinden çok daha önemli hale taşıdı… Dolayısıyla küresel ve bölgesel güçlerin yanında potansiyel güçler de (Trump döneminden sonra) Biden’ın ABD başkanı olmasıyla yeni pozisyon arayışlarına girdiler. AB, Rusya, İran, Türkiye, Orta Asya, Körfez ülkeleri başta olmak üzere tüm dünyada bir dalgalanmadan söz etmek mümkün… Ve burada özellikle İran, Türkiye ve Rusya’nın alacağı pozisyonlar çok önemli.  Bu nedenledir ki söz konusu güçlerin alacakları pozisyonları doğru tanımlamak ve doğru anlamlandırmak bundan sonraki gelişmelerle ilgili okumaları isabetli yapabilmek için bir gereklilik… Aynı  zamanda, Suudi Arabistan ve Mısır’a Biden başkanlığındaki ABD’nin yaklaşımındaki değişikliğin düzeyinin de İsrail’deki Netenyahu hükümetinin “teo-politik” hırslarını nasıl etkileyeceği merak konusu. Zira Biden iktidarının stratejik yaklaşımının niteliğinin (bazı öncelikleri) bahse konu hususlarda yeni ayarlamaları beraberinde getireceği öngörülmektedir…

Tüm bu ve benzeri hususlarla bağlantılı olarak ABD’nin, -eski sistemdeki- savaş düzeninin kuvvet komutanlıklarını (Eucom ve Africom) birleştirmesi söz konusu. Dolayısıyla Libya/Kuzey Afrika ve Doğu Akdeniz’de AB ile nasıl bir planın içinde yer alacağı  şimdiden gündemdeki yerini almış bulunmaktadır… Keza NATO’nun, değişen dengelerle paralel olarak yapılacağı deklare edilen reform planına göre yeniden yapılandırılması da konuşulmaktadır. “NATO’nun Reform Planı”(140 maddelik), bu çerçevede, ilgili ülkelerin gündemine girmiş bulunmaktadır…

“NATO Reform Planı” ve Biden Sonrası AB

Değişen dünya ve bölge dengelerinde/yeni güç dengesi arayışı sürecinde gelinen aşamada, Avrasyada Rus-Çin ekseninde yeni ekonomi ve güvenlikle ilgili anlaşmalar gündeme gelirken NATO Reform Planı ve bu bağlamda ABD-AB ilişkilerinin nereye doğru evrileceğinin konuşulması da kaçınılmazdır. Bu bağlamdaki gelişmelerde Biden sonrası ABD’nin yaklaşımlarının etkileyici olacağının altını çizdikten sonra kısaca bahse konu reform planı hakkında hatırlatmalar yapmakta yarar umuyoruz…

Biden’ın davet edildiği 2021’in ilk NATO toplantısında ele alınması gereken plan/tavsiye kararları 140 maddeden oluşmaktadır… Reform planları arasında en önemlisi, NATO üyesi olmayan ülkeler, özellikle de Türkiye’nin tanımadığı, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi(GKRY)’nin toplantılara katılmasının sağlanması için adımlar atılması öngörülmektedir. Bilindigi gibi malum süreç ile birlikte Avrupa Birliği(AB), GKRY’yi GKR Cumhuriyeti olarak tanımaktadır… Her ne kadar NATO’da kararlar “oy birliği” ile alınıyor olsa da ve Türkiye’nin bu tür reform adımlarını “veto” etmesi söz konusuysa da -ABD’nin yeni yönetiminin ve AB’nin yeni Türkiye’den duydukları rahatsızlıklar- bu tür tartışmaları gündeme taşımaktadır… Bu çerçevede, 1974 NATO’dan ayrılan Yunanistan’ın tekrar NATO’ya dönüşünde, -ABD üst yetkililerin “Bizim Çocuklar” olarak nitelediği- 12 Eylül Cunta yönetiminin şartsız olarak vetoyu kaldırmasının bugünlere kadarki maliyetini de hatırlamak gerekir. Aynı zamanda son zamanlarda Doğu Akdeniz’de, -ABD ve AB’nin arkaplanda olduğu- Türkiye’nin uluslararası hukukta büyük oranda haklı olduğu konulardaki kışkırtmalar ve Türkiye’yi dışlayan ittifak arayışlarını da doğru okumak gerekir… Zira konumu ve misyonu stratejik düzlemde değişen Türkiye’nin, mevcut uluslararası hukuk çerçevesindeki hak ve menfaatlerini koruma çabalarına “olumlu” yaklaşılması, sadece bölgemizde değil geniş bir coğrafyada stratejik sonuçlar doğuracaktır…

NATO’da “oy birliği” şartının kaldırılmasının doğuracağı ciddi sonuçların nelere mal olacağının Türkiye farkında…  ABD ve AB’de bölgesinde hızla güçlenen Türkiye’nin önünü kesemedikleri takdirde neler olabileceğini biliyorlar. Bu gerçekliği kabullenmekte zorlanıyorlar. Dolayısıyla, söz konusu süreçte, “NATO standartlarına uygun davranmıyor” gerekçesiyle Türkiye’yi geçici olarak bu ittifaktan uzaklaştırmanın yöntemlerini arıyorlar… Sistem içinde meşruiyet arayarak stratejik hedeflerine ulaşmak isteyen Türkiye -NATO üyeliğinin gereklerini tam manasıyla yerine getiren bir ülke olarak- bu pozisyonunun avantajlarını en iyi şekilde kullanmak istemektedir…

“NATO Reform Planı” ile bağlantılı olarak ABD’nin yeni başkanı Biden’ın öncelikleri şüphesiz önemli… Bu nedenle, AB’nin 10-11 Aralık tarihinde yaptığı toplantıda, bazı çevrelerin özellikle beklediği, “yaptırım” kararları çıkmadı. Ne var ki toplantıyla ilgili beklentilerde son karar Mart-2021 zirvesine ertelenerek Türkiye’ye, güya ikazda bulunulmuş oldu…

Bu arada NATO Genel Sekreteri’nin bir açıklaması, taraflara, Türkiye’nin NATO ve Batı için ne kadar önemli olduğunu hatırlattı… Genel sekreter, ‘ayrılıklar olsa da bunlara çözüm bulmak için çaba gösterdiklerini’ ifade ederken Avrupa’nın/Batı’nın savunma sistemi açısından Türkiye’nin vazgeçilmez önemine, bir kez daha, dikkat çekmiş oldu… Ve aslında bu söylem, AB ve ABD’deki bazı karar vericilerin de düşüncelerini yansıtmaktadır. Bilindiği gibi, Türkiye, eski Türkiye değildir. Eğer ABD ve AB, kendilerinin belirlediği uluslararası hukuk çerçevesinde Türkiye’nin haklı taleplerini dikkate alırlarsa neler kaybedeceklerinin de farkındalar. O nedenle algı yönetimi ve manipülasyonlarla, önce ‘reel-politik gerçekliği yeniden tanımlamayı’, sonra da işleme tabi tutulmuş iddialar üzerinde oyun kurmayı tercih ediyorlar… Tıpkı Türkiye içindeki muhalefetin ABD ve AB’ye yaslanarak yapmak istediği gibi…

“Büyük Şeytan” ABD ve müttefiklerinin gücü, hızla azalmaktadır… Artık, eskiden olduğu gibi ‘oyun kurup-oyun bozmak’ta zorlanmaktadırlar… Henüz dünyada “hak ve adalet”in hakim olduğu bir düzenden söz edilemese de, “çok kutuplu” bir güç dengesine doğru yol alınan bir dünyadaki süreçleri de doğru okumak gerekir…

“Yeni Güçler”in Belirleyeceği Yeni Dengeler

ABD ve AB’nin bahse konu planlarına karşı diğer küresel ve bölgesel güçlerin yeni pozisyonlar belirlemeye çalışmaları belirleyici önemdedir… Çin’in bir süredir devam eden stratejik adımlarının geldiği aşama, Türkiye-Rusya-İran ilişkilerinin Suriye’de ortaya çıkardığı sonuçlar ve Erdoğan-Putin diyalogunun Dağlık Karabağ’daki Ermeni işgalini kısmen bitirmesinin ne anlama geldiği gibi hususlar doğru okunmalıdır. Her ne kadar, Dağlık Karabağ sorununun müsebbiblerinden biri de Rusya olsa da, bölgede ABD ve Fransa’nın stratejik hamlelerine karşı Azerbaycan-Türkiye ve Rusya açısından kabul edilebilir bir ateşkes anlaşmasına varmaları bölgenin geleceği açısından kritik öneme sahiptir… Ayrıca Türkiye’nin Kafkasya’daki hamleleriyle birlikte yürüttüğü Pakistan ile ilişkilerini güçlendirmesi hususu da doğru okunmalıdır. Bölgedeki Rusya gerçekliğini dikkate alan adımlarıyla Türkiye, çok uzun olmayacak bir sürede, Türkiye-Azerbaycan-Kazakistan-Özbekistan çizgisinde önemli sonuçlar devşirebilecek gibi gözüküyor. Bunlara diğer Türk Cumhuriyetleriyle birlikte Afganistan ve Pakistan’ın da -bir şekilde- irtibatlandırılmasının sonuçları ise orta vadede alınması kuvvetle muhtemel gözükmektedir… Bu arada Devrim’den sonra hızla savrulan İran’ın geldiği aşama, öncelikle Müslümanları kaygılandırmaktadır… Geçmişte, Obama yönetimi döneminde ABD ile kurduğu ilişkilerle birlikte bölge insanı nezdinde ciddi itibar kaybına uğrayan İran’ın, son dönemlerdeki tavrı da kaygı vericidir. ABD-İsrail’in haydutça politikaları karşısında İran, kendine yakışır bir tavrı bir an önce almak durumundadır. Özellikle “terör”, “uluslararası terör” konularında, kendi referanslarıyla paralel tanımlar yapmalı ve “ilkesel ve ahlaki” duruşunu dosta-düşmana yeniden göstermelidir. “Stratejik direnç hattını korumak” üzere çıktığı yolun ne kadar yanlış olduğunu ve kullandığı yöntemlerin ortaya çıkardığı manzaranın ne anlama geldiğini yeniden değerlendirmek durumundadır İran…

Ezcümle, ne yazık ki kendilerini Müslüman olarak tanımlayanların büyük bir kısmı, hatalı tanımlamalar, hatalı anlamlandırmalarla malul durumdadır. Müslümanların Sorunlu Tarihi’nden taşıdıkları tüm yanlışları tekrar etmeye devam etmektedirler… Küresel sistem ve onun uzantıları olan yerel sistemlerin içinde taraflardan birinin yanında yer alarak çıkış arama zilletinde ısrar etmekteler… Değişen dünya ve bölge şartlarının bir tezahürü olarak yakın geçmişte, (Radikal) Laiklik temelindeki yapılara karşı, -(sistem-içi) mücadele- (ılımlı) laik çizgiyle iş tutmaktan medet umanlar, süreç içerisinde, başlangıçta karşı çıktıkları güçlerle/yapılarla birlikte – sistem-içi çıkış olarak gördüklerini – hedef almaktadırlar. Ve bunu yaparlarken de küresel sistem ve onun uzantıları yerel sistemleri hatalı okumaya devam etmektedirler… Küresel kapitalizmin açtığı alanda, belirleyici olan küresel güç odaklarının plan ve projelerinin parçası olmaktan kurtulamayacakları yol ve yöntemlerin peşinde bir o yana bir bu yana savrulmaktalar.

Oysa dünyada, “yüzyılda bir” gündeme gelen değişim ve dönüşüm süreçleriyle, -Rabbimizin koyduğu yasalara göre- iktidarın elde ele dolaştığının farkında değiller… Ve bu dönemlerde her şeyin daha görünür hale geldiğini ıskamaktalar. “Düşünsel ve siyasal duruşları”nda netleşmenin, “Nebevi çizgi’de bir mücadelenin tek çıkış olduğunun farkına varamamaktalar… Ve ne yazık ki, “Resüllerin Yolu-Nebevi Çizgi”yi esas alan Müslümanların belirleyici olamadıkları bir yeni oyuna daha şahit olunduğu çok açıktır… Bu durumda, ilkelerinden asla taviz vermeden “kendi yolu”nda sabır ve sebat ile mücadele verme zorunluluğu olduğu unutulmamalıdır.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı