Genel

Beraat Gecesi hakkında Diyanet’e mi inanalım yoksa hazırlattığı ansiklopediye mi?

Dini haber

Diyanet, Cuma Hutbesi’nde Beraat Gecesi’nin faziletlerinden dem vuradursun. Kendi hazırlattığı Türkiye Diyanet Vakfı Ansiklopedisi’nde Kadir Gecesi dışında tüm gecelerin İslam’ın aslında olmayıp tamamının sonradan ortaya çıkan bidatler olduğu açıklanıyor.

Bu bidat taraftarlarının temel savı şu: Bazı insanlar ibadet maksadıyla camilerde toplanmasının ne mahzuru var. Bidatte olsa nihayetinde insanlar biraraya geliyor ve Allah’ı anıyor. Kahvede oturup çay içmekten; meyhanede oturup kafa çekmekten; oyun yerine gidip kumar oynamaktansa camiye geliyorlar.

Bu tür bir düşünce sahiplerinin mantığını ortaya koyma babından şöyle bir akıl yürütmekte olduklarını da görüyoruz:

Millet onlarca zina yapıyor oysa ben bir kadınla/erkekle birlikte oldum. Ne var bunda…

Millet galon galon rakı içiyor oysa ben bir bardak bira içtim. Ne var bunda…

Millet malı hamuduyla götürüyor oysa ben altı üstü iltimasla tanıdıkla bir koltuk sahibi olup makam elde ettim. Ne var bunda…

Millet her gün altılı ganyan, spor toto loto ve sair oynuyor oysa ben yılda bir kez bir yılbaşı piyango bileti almışım. Ne var bunda…

Gibi düşüncelerle kendisini Kur’an’a vurmak yerine milleti kendine mihenk taşı kabul eden bu bidat sahipleri en büyük hatayı yapmaktadırlar. 

Dinin ölçüsü, milletin niyeti olsa idi Allah hepimizden iyi biliyor ki tüm insanlık kendince bir ilah edinmiş ve samimi bir şekilde o ilaha ibadet etmektedirler. Oysa Allah, niyetleri gönderdiği kitap ve peygamberlerle hizaya getirip “kendinize göre değil bu kitaba göre niyetlenecek ve ibadet edeceksiniz” deyip insanlığa bir din ve takva ayarı vermiştir.

Din, Allah ve Resulü’nün bildirdiğidir. Bu bildirilenler arasında elbette dinin serbest bıraktığı alanlar vardır. Lakin kandil geceleri dinin serbest bıraktığı alanlardan öte belli bir zamana hasretme; namaz kılma, oruç tutma ve bu ibadetleri de bazı rivayetlere dayayarak Allah Resulüne dayandırmakla dine, din katma çalışmasıdır. Bir örnek vermek gerekirse dolu bardağa katacağınız her bir damla, onlarca damlanın bardaktan taşıp boşalmasına neden olacaktır. 

İşte bidatlarda böyledir. Bir bidat bir insanın hayatına girmeye görsün. Orada onlarca ayet ve sahih hadisin zihni ve davranışta terkine neden olur. Bunu en iyi bidat ehli olan Batıl Tasavvuf Din mensuplarında görüyoruz.  

Bidatlara olan tutkularından dolayı tasavvuf mensuplarının Müslüman kimliğinin neredeyse kaybolduğu, isimlerinin bile Yahudi ve Hristiyanlarda olduğu gibi Müslüman olmayıp tarikatçı veya tarikatın lideriyle isimlendirildiği, Kur’an ile olan alakasızlarına ilave bidatlara dayalı oluşturdukları kardeşlik bağının dahi ümmet olmanın önünde en büyük engel olduğu görülecektir.

Bu geceye dair en büyük iftira ise Kur’an’ın tamamının Berat gecesi levh-i mahfûzdan dünya semasına indiği, Kadir gecesinde de âyetlerin peyderpey inmeye başladığı şeklinde yapılan yorumdur. Levhi mahfuz ile dünya semasına yer izafe etmek gaybi bir konuda Allah’a akıl vermek, Allah’ın bildirmediği konuda akıl yürütmektir ki bu Allah’a apaçık bir iftiradır. 

İşte Berat Kandili‘nin DİNİN ASLINDA OLMAYIP genelde TASAVVUF ALİMLERİNİN KUTSALLIK ATFETTİĞİ BİR GECE VE BU GECEYE MAHSUS UYDURULAN İBADETLER OLDUĞUNU Diyanet‘in kendi hazırlattığı ansiklopediden aynen alıntılıyoruz:

Berat Arapça berâe/berâet (البرائة) kelimesinin Türkçeleşmiş şeklidir. Berâet, “iki şey arasında ilişki olmaması; kişinin bir yükümlülükten kurtulması veya yükümlülüğünün bulunmaması” anlamına gelir. Şâbanın on beşinci gecesinde müslümanların Allah’ın affı ve bağışlaması ile günah yükünden kurtulacağı umularak bu geceye Berat gecesi denmiştir. Berat gecesi için Arapça eserlerde “şâbanın ortasındaki gece”, “mübarek gece”, “rahmet gecesi” ve “sak (الصك = belge) gecesi” mânalarına gelen terkipler kullanılmaktadır.

Berat gecesi müslümanlarca kutsal sayılmış, bu gecenin diğer gecelerden farklı bir şekilde geçirilmesi, bu gecede daha fazla ibadet edilmesi âdet halini almıştır. Hz. Peygamber’in, “Allah Teâlâ -rahmetiyle- şâbanın on beşinci gecesi dünya semasında tecelli eder ve Kelb kabilesi koyunlarının kılları sayısından daha fazla kişiyi bağışlar” buyurduğu rivayet edilmiştir (Tirmizî, “Ṣavm”, 39; İbn Mâce, “İḳāme”, 191). Diğer bir rivayete göre de Hz. Peygamber, “Şâbanın ortasında gece ibadet ediniz, gündüz oruç tutunuz. Allah o gece güneşin batmasıyla dünya semasında tecelli eder ve fecir doğana kadar, ‘Yok mu benden af isteyen onu affedeyim, yok mu benden rızık isteyen ona rızık vereyim, yok mu bir musibete uğrayan ona âfiyet vereyim, yok mu şöyle, yok mu böyle!’ der” buyurmuştur (İbn Mâce, “İḳāme”, 191). Ancak eserlerinde bu hadislere yer veren Tirmizî ve İbn Mâce, bunların sened* yönünden zayıf olduğuna da işaret etmektedirler. Bir kısım âlimlerin, kıblenin Kudüs’teki Mescid-i Aksâ’dan Mekke’deki Kâbe istikametine çevrilmesinin hicretin ikinci yılında Berat gecesinde vuku bulduğunu kabul etmeleri de geceye ayrı bir önem kazandırmaktadır.
Bu rivayetlerle, Hz. Peygamber’in şâban ayına ve özellikle bu ayın on beşinci gecesine ayrı bir önem vererek onu ihya ettiğine dair diğer rivayetleri göz önüne alan bazı âlimler bu geceyi namaz kılarak, Kur’an okuyarak ve dua ederek geçirmenin sevaba vesile olacağını, bu geceye mahsus olmak üzere belli bazı ibadet ve kutlama şekilleri ihdas edip âdet haline getirmenin ise dinde yeri bulunmadığını söylemişlerdir. Kaynakların belirttiğine göre Berat gecesine ait özel bir namaz yoktur. Gazzâlî, bu gece her rek‘atında Fâtiha sûresinden sonra on bir İhlâs sûresi okunmak suretiyle kılınacak yüz rek‘at veya her rek‘atında Fâtiha’dan sonra yüz İhlâs okunan on rek‘at namazın çok sevap olduğuna dair bir rivayet naklettiği halde (İḥyâʾ, I, 203), İḥyâʾü ʿulûmi’d-dîn’deki hadisleri tenkide tâbi tutan Zeynüddin el-Irâkī (a.e., I, 203, dipnot 1) ile Nevevî bunun aslının olmadığını söylemişlerdir. Bu namazın bir bid‘at olduğunu kaydeden Nevevî, bu konuda Ḳūtü’l-ḳulûb ve İḥyâʾü ʿulûmi’d-dîn’de geçen rivayete aldanılmaması gerektiğini söylemekte (el-Mecmûʿ, IV, 56), Ali el-Kārî de bu rivayetin uydurma olduğunu belirterek Berat gecesi namazının 400 (1010) yılından sonra Kudüs’te ortaya çıktığını kaydetmektedir(el-Esrârü’l-merfûʿa, s. 462). Bu namazın ilk defa 448 (1056) yılında Kudüs’te Mescid-i Aksâ’da kılındığına ve zamanla yaygınlık kazanarak sünnet gibi telakki edildiğine dair bir rivayet de nakledilmektedir (Ali Mahfûz, s. 288). Ancak Fâkihî’nin (ö. 272/885’ten sonra) Mekkeliler’in bu geceyi Mescid-i Harâm’da ihya ettiklerine ve bazılarının 100 rek‘atlı bir namaz kıldığına dair rivayeti (bk. Aḫbâru Mekke, III, 84) dikkate alınırsa bu namazın daha önceden de kılındığını söylemek mümkündür.
Duhân sûresinde (44/3) Kur’an’ın “mübarek bir gecede” nâzil olduğu ifade edilmektedir. İslâm âlimlerinin çoğunluğuna göre burada işaret edilen gece Kadir gecesidir. Çünkü diğer âyetlerde Kur’an’ın ramazan ayında (el-Bakara 2/185) ve Kadir gecesinde (el-Kadr 97/1) indirildiği belirtilmektedir. Tâbiîn âlimlerinden İkrime’nin de dahil olduğu bir grup âlim ise Duhân sûresindeki âyetle Berat gecesine işaret edildiği kanaatindedirler. Bu takdirde Kur’an’ın tamamının Berat gecesi levh-i mahfûzdan dünya semasına indiği, Kadir gecesinde de âyetlerin peyderpey inmeye başladığı şeklinde bir yorum ortaya çıkmaktadır. Nitekim bazı müfessirler bu görüşü benimsemişlerdir (bk. Elmalılı, V, 4293-4295).

BİBLİYOGRAFYA
İbn Mâce, “İḳāme”, 191;

Tirmizî, “Ṣavm”, 39;

Fâkihî, Aḫbâru Mekke (nşr. Abdülmelik b. Abdullah), Mekke 1407/1986-87, III, 84-87;

İbn Vaddâh, el-Bidaʿ ve’n-nehy ʿanhâ (nşr. M. Ahmed Dehmân), Dımaşk 1400/1980, s. 46;

Gazzâlî, İḥyâʾ, I, 203;

Zeynüddin el-Irâkī, el-Muġnî (Gazzâlî, İḥyâʾ kenarında), I, 203, dipnot 1;

Zemahşerî, el-Keşşâf, III, 499-500;

Fahreddin er-Râzî, Mefâtîḥu’l-ġayb, XXVIII, 237-238;

Nevevî, el-Mecmûʿ, IV, 56;

Kurtubî, el-Câmiʿ, XVI, 126;

İbn Kesîr, Tefsîrü’l-Ḳurʾân, VII, 232;

İbnü’l-Hâc, el-Medḫal, [baskı yeri yok] 1401/1981 (Dârü’l-Hayret), I, 299-313;

Aynî, ʿUmdetü’l-ḳārî, Kahire 1392/1972, IX, 150;

Keşfü’ẓ-ẓunûn, II, 1591-1592;

Îżâḥu’l-meknûn, I, 108;

Ali el-Kārî, el-Esrârü’l-merfûʿa fi’l-aḫbâri’l-mevżûʿa (nşr. Ali es-Sebbâğ), Beyrut 1391/1971, s. 461-462;

a.mlf., “et-Tibyân fîmâ yeteʿallaḳ bi-leyleti’l-ḳadr ve leyleti’n-nıṣf min şaʿbân” (nşr. M. Seyyid Nidâ), Eḍvâʾü’ş-şerîʿa, IX, Riyad 1398, s. 372-378;

Ali Mahfûz, el-İbdâʿ, Kahire, ts. (Dârü’l-Kitâbi’l-Arabî), s. 286-288;

Elmalılı, Hak Dini, VI, 4293-4295;

Hasan Hüsnü Erdem, Berat Gecesi Hakkında Bir Tedkik, Ankara 1959, s. 3-11;

M. Zâhid el-Kevserî, Maḳālât, Humus 1388, s. 60-64;

Abdurrahman el-Cezîrî, “es-Sünne: leyletü’n-nıṣf min şaʿbân”, Mecelletü’l-Ezher, I/1, Kahire 1940, s. 586-591.

Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir