GenelYazarlardanYazılar

Biliyormusunuz Kur’an’ı Allah Açıklamıştır

Allah göndermiş olduğu vahiylerin tamamında biz insanoğlunu muhatap almıştır. Bundan dolayı da gönderilen bu vahiylerin özelliklede son gönderilen yüce Kuran’ın gayet net, anlaşılır, aynı zamanda kolaylaştırılmış ve farklı iki anlama gelmeyecek şekilde indirilmiş olması gerekir ki zaten bu konuda Allah üzerine düşeni yapmıştır.

Kuran’ı indiren Allah indirdiği bu kitabın açıklamasını da bizzat kendisi yapmıştır. Kitaba iman ettiğini söyleyenlerin görevi açıklanan bu hükümlere uymak olmalıdır. Kitabın bizzat Allah tarafından indirilip açıklandığına dair bir ayet meali ile konumuza devam edelim. “Yemin olsun ki biz onlara, bilerek açıkladığımız bir kitabı (Kuran’ı) iman eden bir topluluk için bir yol gösterici ve rahmet olarak indirdik.” (Araf-52) Yine Kuran’ın açık, anlaşılır ve kolaylaştırılmış olduğuna dair başka ayetleri de isteyen kardeşlerimiz rahatlıkla Kuran’da bulabilirler.

Bu tespitimizden Kuran’a iman edenlerin inandıkları bu kitap hakkında hiç konuşmayacağı veya konuşamayacağı gibi bir anlam çıkarmak tabi ki mümkün değildir. Aksine konuşanların ve konuşulanların, bu konuda yapılan her türlü yorumların ana kaynak olan kitaba aykırı olmaması gerektiği hususunu özellikle belirtmem gerekir. Dün de bu gün de Allah ayetlerini inkâr edenlere bu ayetleri ayrıntılı biçimde açıklamış ve aydınlatıcı bir kitap indirmiştir.

 

Yüce Allah sonsuz bilgisine dayanarak bu kitabı ayrıntılı bir biçimde açıklamıştır. Mesele kitabın açıklanmamış olması değil aksine açık ve anlaşılır olan hükümlere insanoğlunun uymama meselesidir. Bütün açıklığına ve anlaşılır olmasına rağmen insanoğlu kitabı bir kenara buradan kastım kitabın hükümleridir yoksa dış kabına Mushaf’a müthiş sarılıyoruz! Ancak söz konusu onun hükümleri olunca bütün hassasiyetimizi yitiriyoruz ve o hükümleri bir anda yok sayıyoruz.

Allah kitabının açıklamasını üzerine alarak bu konuda ileri geri ve kendi istek ve arzularına göre konuşmaları da bir noktada yasaklamış olmaktadır. Allah’ın gönderdiği din yine bu dinin müminleri tarafından gönderilen kitapların tahrif edilmesi veya isteyenin istediği şekilde ayetlerine mana verilmek suretiyle bozulmuştur. Buna en güzel örnek bizden önceki toplulukların Tevrat ve İncili ne hale getirdiklerine bakarak ne demek istediğimiz sanırım daha iyi anlaşılacaktır.

Mesele kitabın anlaşılmaması meselesi değildir. Aksine muhatapları tarafından kitabın anlaşılmasıdır. Anlaşılmayan bir kitap niçin problem olsun ki? Konumuzu son gönderilen vahiy olan yüce Kurandan bir örnek ayet vererek açıklamaya çalışalım: “İnkâr eden kâfirler dediler ki: “Bu kuranı dinlemeyin kuran okunur iken yaygara koparıp gündemi değiştirin belki bu şekilde anlaşılmasını önlersiniz.”(Fussilet-26)

Kuran’ın indiği dönemde onun mesajına karşı çıkan Ebu Cehil! Ve aveneleri anlamadıkları veya anlaşılmayan bir kitaba ne diye karşı çıksınlar ki? Nasıl olsa insanlar anlamıyor ve onlar üzerinde herhangi bir etkisi ve yaptırımı da yok varsın okuyup avunsunlar. Şimdi anladınız mı? Günümüz cahiliyesi ve Ebu Cehilleri Kuran’ın anlaşılmadan okunması için her türlü ortamı hazırlayıp bütün imkânlarını seferber ediyorlar. Hatta yapılan ses yarışmalarına öykünerek Kuran’ı güzel okuma yarışmaları düzenliyorlar ve Kuran üzerinde sağladıkları rant ile güçlerine güç katıyorlar.

Şunu kesin olarak ifade etmeliyim ki: Kuran herkesin kendi isteğine uygun mana ve anlam yükleyebileceği bir kitap değildir. Her insan Allah tarafından gönderilen Kuran’ı anlama ve anladıklarını başkalarına anlatma kabiliyet ve istidadında yaratılmıştır.  Bunun en güzel delili ise Allah’ın insandan bir peygamber göndermiş olmasıdır. Allah’ın elçileri kitabı açıklamak yerine Allah tarafından gönderilen ve apaçık olan kitabın hükümlerini anlamak ve anlatmakla görevlendirilmişlerdir.

Bu tespitimiz bizleri Allah’ın elçileri gönderilen dinin kitabı konusunda hiçbir şey söylememiştir gibi bir düşünceye sevk etmesin. Hiçbir elçi kendisini elçi gönderen makamın söylediklerinin aksine herhangi bir şey söyleyemez. Elçiler için geçerli olan bu kural o elçiye ve ona gönderilene iman eden her mümin içinde geçerli bir kuraldır. Zira rabbimiz bu konuda kitaba iman edenleri şöyle uyarmaktadır: “Eğer peygamber bize isnat ederek bazı sözler uydurmuş veya atfetmiş olsaydı mutlaka biz onu kuvvetle yakalardık. Sonrada onun şahdamarını mutlaka keserdik. Hiç biriniz de bu cezayı engelleyip ondan savamazdı.” (Hakka -44-45-46)

Buradan şu sonuca gitmek sanırım zor olmasa gerek oda kitap hakkında konuşulacak ancak bu konuşulanlar kitaptan olacak ve kitabın hükümlerine de aykırı olmayacak.  Beyan edilen veya açıklanan görüşler Kuran bütünlüğü esas alınarak yapılmalıdır. Hiç kimse Kuran bütünlüğünü, tarihi gerçekleri ve en önemlisi de aklı devre dışı bırakarak ayetlere bu abartılı ve farklı anlamlara gelecek manalar vermemelidir. Bu tür anlayışların sonucunda Kuran ile hayatın irtibatı ilgi ve alakası kesilmektedir. Elimizde olan Kuran ne yazık ki gönlümüzde ve hayatımızda olmamaktadır.

Bu durum bu düşünce sahiplerini Kuran’ı parçacı, çıkarcı, hizipçi, mezhepçi, sekiler, anlayışla telif etmeye çalışanlar Kuran ayetlerine akla ziyan manalar vererek çalışmalarını günümüzde de sürdürmeye çalışmaktadırlar. Bunu yapar iken ne bir ahlaki kuralı ne de insani kuralı tanımamaktadırlar. Kuran’ın bizzat karşısına alıp mücadele ettiği ve edeceği düşünce, kanaat, sitem ve sapkın, sapık aynı zaman da caydırıcı ve çeldirici anlayışlarına Kuran’dan destek bulabilmektedirler.

Bu gün halkı Müslüman coğrafyada onların üzerlerine zorla giydirilmeye çalışılan ve bir nevi deli gömleği olan ayrıca koyduğu kural ve kanunlarla yirmi birinci yüz yılın yeni dini olan demokrasiyi meşru göstermek adına:

Efendim! Zaten İslam’ın kendisi de bir nevi demokrasidir veya İslam’da demokrasi vardır demek suretiyle bu sapkın ve azgın aynı zamanda batıl ideolojilerine destek bulabilmektedirler. Ne yazık ki onlara bu imkân ve cesareti verenlerde güya! Adı İslam âlimine çıkmış ve göbek bağı ile sistemden beslenen ve isminin önüne bir takım unvanlar konan kişi kurum veya kuruluşlar vasıtasıyla yapılmaktadır. Soruyorum sizlere: Kuran bu

anlayış sahiplerinin nesi oluyor acaba? Cevabını da vereyim Kuran bunların sadece batıl sistemlerini meşrulaştıran ve okunmasından asla rahatsız olunmayan bir metinden öteye gitmemektedir. Kuran bunların hayatlarını yönetip yönlendiren bir kitap olmayıp çokça okunan ve okundukça da bol sevap kazandıran bu yönüyle de cennet hayallerini süsleyen bir kitaptan öteye gitmemektedir.

Bütün bunlar durup durur iken mi başımıza geldi? Asla ister iseniz cevabını yüce Kuran’dan verelim: “Unutmayın ki başınıza gelen her kötülük, musibet bizzat kendi ellerinizle yapıp ettikleriniz yüzünden başınıza gelmektedir. Buna rağmen Allah çoğunu da affeder.” (Şura-30)  Suçu ve sorumluluğu bir başkasına atma davranışı biliyorsunuz şeytana has bir özelliktir. Bütün açıklığına rağmen azıyor sapıtıyor sonrada âlemlerin rabbi olan Allah’a beni sen azdırdın deme densizliğini ve küstahlığını göstere bilmektedir. Oysa sapması da azması da bizzat kendi isteğiyle olmuştur.

Bu gün içimizi yakan ve acıtan durum İslam coğrafyasının içerisine düşürüldüğü halin bir kader! Gibi anlaşılıp kabul edilmesidir.  Acı olanda budur. Oysa Allah onlar hakkında böyle bir kaderi ne istemiş nede murat etmiştir.  Koyduğu kurallara uymaları halinde yeryüzünde onları efendiler yapacağını ayrıca güç ve iktidar vererek onurlandıracağını yüce kitabında açıklamıştır. Bütün bunlara rağmen halen bir sorumlu arıyor isek sorumluluğun ne olduğunu bilmiyoruz demektir. Bundan dolayı da içler acısı ve acınası durumumuz sürüp gitmektedir.

Peki, Allah’ın gönderdiği İslam’ın ve Müslümanların başına bu felaketler ne zamandan beri gelmeye başlamıştır? Şimdi bu sorunun cevabını vermeye çalışalım: Allah’ın gönderdiği elçiler hayatta iken gönderilen vahiyleri herkesin istediği veya kafasına göre yorumlama ve anlamlandırma gibi bir hakkı yoktu. Zira gönderilen elçi hayatta ve gönderilen vahiyler dinin asıl ve tek kaynağıdır. Durum böyle olunca da hiç kimse vahiyler üzerinde istediği ameliyatı yapamıyordu.

Ancak: “Ey Muhammed bundan başka bize bir Kuran getir ya da bunu değiştir” diye biliyorlardı.(Yunus-15) dileyen kardeşlerimiz ilgili ayetin tamamını okuyarak daha fazla bilgi edine bilirler. O günlerde ayetlere farklı ve abartılı anlam yükleyenler ile ilgili bilgiler Allah’ın elçilerine gelince hemen duruma müdahale edip işin doğrusunu onlara anlata biliyorlardı.

Mesela, bütün gecelerini namaz kılmakla, bütün günlerini oruç tutarak geçirmeyi ayrıca kadınlar ile evliliği terk edeceğini yaşam tarzı haline getireceklerini ifade edenlere: “Sizin Allah’tan en çok korkanınız benim. Gördüğünüz gibi bütün gecelerimi namaz kılarak ve bütün günlerimi de oruç tutarak geçirmiyorum üstelikte kadınlar ile evliyim” cevabını vererek ayetlere aşırı ve abartılı anlamlar vererek daha dindar olmaya çalışanlara fırsat vermemiştir.

Daha sonraları yani elçilerinde her insan gibi ölüm acısını tadıp ahirete irtihali ile ne yazık ki tehlike artarak devam etmiştir. Bu durum Musa as. İçin de İsa as. İçin de son örnek olması açısından Muhammed as. İçinde geçerlidir.  Onun ölümünü takip eden on beş veya en iyimser yirmi yıl sonra ki yani Hz. Osman’ın hilafet makamına oturmasıyla beraber artık ipin ucu yavaş yavaş kaçmaya başlamış. Kuran ayetlerine aşırı zorlama ve abartılı anlam yükleme döneminin ilk örneklerini Hz. Ali ile Muaviye arasında meydana gelen sifin savaşında Muaviye taraftarlarının mızraklarının ucuna Kuran sayfalarını takarak aramızda Kuran hakem olsun aldatmacasına kadar götürmek mümkündür. Kuran’ın içerisindeki hükümlerin yerine Mushaf’ın kabının yani sayfalarının kut sanılması o gün den beri devam edip gelmektedir.

Daha sonraları özellikle hilafetin saltanata dönüşmesiyle iktidarı ellerine geçiren Emeviler ile başlayan sonraları da Abbasiler ile devam edegelen süreç İslam’ın sınırlarının genişleyip başka din ve millet mensuplarının da kabileler halinde İslam’a girmesiyle iyice çağrından çıkmıştır. İslam’da olmayıp ancak sonradan İslam’a girenlerin eski dinlerinden İslam’a taşıdıkları azgın aynı zamanda sapkın ve tamamen İslam’dan ayrı bir din olarak kabul edilen tarikat ve tasavvuf ile Kuran ayetlerine abartılı ve aslı esası olmayan manalar yüklenilmesi işi altın çağını yaşamıştır ve halan de yaşamaya devam etmektedir.

“Siz satırlara değil sadırlara bakın okuduğunuz o ayetlerin bir zahiri görünen anlamı var birde esas olan batıni anlamı vardır siz zahire değil batına bakın. Sadece besmelenin başındaki be harfinin bile ciltler dolusu tefsiri yapılır” demek suretiyle Kuran ayetlerini esas mana ve maksadından saptıran bu sapık düşünce sahipleri ne yazık ki o günden bu güne meşru hale getirdikleri iktidarlar tarafından himaye edilip korunmaya devam edilmektedirler.

Bunların değişmeyen ve böylede gider ise hiç değişmeyecek olan özelliklerinin başında hak ve haklının yanında değil gücü temsil eden ve güçlü gördükleri aslında bir örümceğin evi kadar zayıf ve korumasız evlere sığınmak olacaktır. Oysa sığınılacak olan sadece âlemlerin rabbi olan Allah’ın bizzat kendisidir. Selam olsun ona sığınıp güvenenlere. Başka bir yazıda buluşmak üzere Allah’a emanet olunuz.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı