Genel

Bir Arayışın Temellendirilmesi…

Abdulaziz Tantik-mirathaber

Müslümanların önünde duran en temel sorumluluk alanı; bugünü doğru okumak, dünü doğru idrak etmek ve bugünü şekillendiren düşünceyi doğru anlamaktır. Çünkü bu üçlü yapıyı doğru okumadığımız zaman, çözüm olarak öne süreceğimiz her olay, olgu, durum, konu, düşünce bizi çözümden uzaklaştırmakla neticelenir. Bu durumun ispatı ise kendinde mündemiçtir. Yani bugüne kadar Müslümanlara çözüm önerisinde bulunan kişilerin bu üçlü yapı ile kurdukları sorunlu ilişki yüzünden çözüme doğru bir istikamet tutturulamadı…

Meseleleri doğru idrak ettikten sonra da bir sorumluluk daha belirginleşir: o da çözüme dair elde edilen düşüncenin bugüne doğru ifade edilmesi ve düşüncenin kendisinin de ifadede doğru bir biçim ve bakış üzere olmasıdır. Ki bu ilk üç mesele kadar ehemmiyetlidir. Çünkü doğru bir çözüm önerisi, doğru bir ifadeye kavuşmadığı zaman, farklı nedenler yüzünden atıl kalabilir, yeterince anlaşılamadığı için önemi kavranamaz, dolayısıyla da uygulamada sorunlar baş gösterir.

Örneğin, aydın âlim karşılaştırılması ve bunun yansımalarını söyleyebiliriz. Geleneksel düşünceye aidiyeti güçlü olanlar, aydın kavramına alerji duymakta ve dolayısıyla reddetmektedirler. Bu reddetme de doğru bir anlama yerine algılar üzerinden elde edilmiş bakışın öncelik kazandığı bilinmektedir. Modern düşüncenin etkisinde olan ve modern düşünceyi önceleyen kişiler ise Âlim kavramına alerji duymakta ve onu yetersiz görmekte, reddetmeyi bir marifet addetmektedir. Tabi ki her iki kavramın iki ayrı dünya görüşü olmakla birlikte bir Müslüman açısından ayrı ayrı değere haiz olmakla yüklüdürler.

Her iki kavramın sağlıklı bir analizinin yapılması şarttır: Âlim kavramının içeriği ve anlamı ile birlikte Müslüman dünya görüşünde kazandığı statü ve değer ayrıca göz ardı edilmeden, bugün için kaybettiği değeri ve yaşadığı yetersizliği de dikkate almakta yarar var. İstisnalar olmakla birlikte bu durum ağırlıklı olarak bu şekilde varlık kazanmaktadır. Aydın ise modern düşüncenin inşa ettiği dünya görüşü içinde anlam ve değer kazanarak önemli bir statüye sahiptir. Ama din ile kurduğu ilişki, dünya görüşü bağlamından dolayı sorunludur. İşte bu sorun yüzünden aydın kavramının kendi dinamikliğini ve kazandığı sosyal temsiliyetini göz ardı ettirmektedir.

Müslüman zihin, bir boyutu ile geleneğe yaslanmakta, İslam, bin beş yüz yıl öncesinden tevarüs etmektedir. Koca bir tarihsel mirasa sahiptir. Bu yüzden geleneğe sırt çevirmek, dine sırt çevirmek olarak algılanmaktadır. Aynı şekilde yeni bir dünyada yaşamaktadır. Bu dünya modern olarak tesmiye edilmektedir. Kendine ait bir dünya görüşü vardır. Bu dünya görüşünde din ise indirgenerek araçsallaştırılmıştır.  Müslüman zihin bu ikili yapı arasında bölünmüştür ve hayatına ciddi bir şekilde yansımaktadır. Bu çatallı durumun çözümüne yönelinmediği sürece bölünme devam edecek ve Müslüman zihin şizofrenik bir yapıya bürünecektir. Ki bugün ağırlıklı olarak böyledir. Şizofrenik yapı derken kastedilen; bölünmüşlüktür: Ruhsal, bilinç ve kimlikler bağlamında…

O zaman meseleyi çözüme kavuşturmak hem din olgusunun kendisine yöneltilmiş tehditlerle başa çıkmasına ve hem de yapılan saldırılara karşı kendi korunağını inşa etmesine zemin oluşturur. Burada bir temellendirme yapmak için ‘mevcut zihinsel durumu askıya almakta yarar var’. Bu askıya aldıktan sonra bugün neredeyse bütün düşüncelere giydirilmiş deli gömleği olarak tavsif edilmiş ideolojinin tasallutundan kurtulmanın imkânı elde edilir. İdeolojik tasalluttan kurtulmak kavramların içeriklerine yönelik bir yenileme ve yeniden inşa etme imkânı doğar. Her kavram kendi dünya görüşünün baskısından kurtulduğu zaman yeniden anlam zemini kazanır ve böylece biz bu kavramı yeniden içeriklendirerek yeni bir bakışın zemini kılabiliriz.

Yeni bir bakış ile her iki kavrama bakıldığı zaman aydın ve âlim, içinde yer aldıkları topluma karşı sorumlulukları olduğu bedihidir. Hem toplumsal yapıda bilgiyi temsil etmektedirler. Hem bu bilgi ile toplumsal yapının ve şahısların karakterlerinin oluşumuna katkı sunmaktadırlar. Hem de iktidarlar karşısında toplumun yanında yer alarak toplumsal temsiliyet’i ve öncülüğü elde ederler. Dolayısıyla her iki kavramın ortak özellikleri öne çıkmakta ve ayrıştıkları zeminler görülür olmaktadır. Farklılıklarının yer aldıkları dünya görüşünden beslenme zemininden kaynaklandığını söylemek mümkündür. Ama her iki kavramı, pozitif ele aldığımızda sosyal rolleri bağlamında benzer bir konuma sahip olduklarını söylemek doğru olur. Bu yüzden kavramlara yönelik alerjileri bir tarafa bırakarak, o kavramı kavram kılan bakış, yöntem ve dünya görüşü ile bağını ortaya koymak kadar sosyolojik olarak bu kavramın içinde yer aldığı toplumsal yapıda neye tekabül ettiğini de ortaya koymak şart olmaktadır. O zaman kavramlara yönelik alerjileri ortadan kaldırdığımızda artık ortak bir bakışın şartlarını oluşturmak mümkün hale gelir.

Bugün en büyük sorun; parçalanmışlıktır. Bu parçalanma, var kılınan bu otoritenin güçlenmesinden başka bir işe yaramamaktadır. Tabi ki parçalanma yeni çözüm arayışlarını da tetikler. Ancak, parçalanmayı aşmayı sağlayacak bir bakış ortaya çıkmadıkça bu parçalanma iktidara güç vermeye devam edecektir. Modernleşme ile hesaplaşma, modernleşmenin iddiası olan ‘her kesi ve kesimi aynı zeminde buluşturma ve bütünlük oluşturma’yı sağlayacak güçlü bir entelektüel zemin ve güçlü bir düşünce inşa etmek ve onu uygulamada temsil edebilmektir. Bu da ancak, modern düşüncenin ürettiği sorunları çözüme kavuşturmak ve bunu sosyal yapıda görünür kılmaktan geçer.

Ötekileştirmekten vaz geçen bir düşünce ve tanışıklığı inşa eden bir yaklaşım ile toplumsal yapıda bütünlük oluşturulabilir. Farklılığın bir zenginlik olarak öne çıktığı ve düşmanlık vesilesi kılınmadığı her zeminde birlik kurmak mümkün hale gelir. Bu temel gerçeği unutmadan sorunlara yönelik çözüm arayışlarımızı sürdürmeliyiz…

 

Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı