GenelYazarlardanYazılar

Bir Kitaptan Bana Kalan

1920 Yılında Alman kitap piyasasını sarsan Erich SCHEURMANN’ ın kaleme aldığı PAPALAGİ yani GÖĞÜ DELEN ADAM.

Kitap, yazarın Samoa’daki Tiavea’nın kabile reisi Tuiavii’nin hiç yapmadığı konuşmalarının taslağını yayımlamasıdır(ki bu taslağı çevireceği için izin almıştır yayımlayacağı için değil). Tuiavii bu konuşmalarını kendi yerli dilinde yazmıştır ve yazar Almancaya çevirmiştir.

Papalagi; denince “beyazlar” ya da “yabancılar” anlaşılır. Ancak bu çeviri yerli halk dilinin eksikliğidir. Oysa kelimesi kelimesine çevrildiğinde “göğü delen” anlamına gelir. Samoa ya ilk misyoner bir yelkenliyle gelmiştir. Yerliler bu beyaz yelkenliyi ufukta bir delik olarak gördüler, beyaz adamın içinden çıkıp kendilerine geldiği bir delik. O, onlara göre göğü delip gelmişti.

İlk misyonerin gelişi belki kabileye medeniyeti getirecekti ancak kabilenin es geçtiği bir şey vardı “neleri götürecekti?”. İşte tamda bu soru da Tuiavii kendi kendine hayıflanıyordu. Oysa kitap boyu yazdığı taslağı dile getirse durum hiçte böyle olmayacaktı belki, kim bilir.

Kitapta “ sizler Papalagi’ yi şöyle tanırsınız: O bizi hiçbir “şey”imiz olmadığı için yoksul, sefil, yardıma ve merhamete muhtaç görür. Oysa Papalagi’nin şey’leri onu yoksullaştırıyor.” der. Evet, Papalagi burada bir şeyleri değiştirmeye başlar. Onlara farklı şeyler dillendirerek. Giyim kuşam, para, meslek, büyük ruh(tanrı), ibadet, düşünme, zaman, aidiyet, sevgi gibi.

Bu kavramlar yerlilerin ilk kez, Tuiavii’nin ise Avrupa’dan geldikten sonra topraklarında yenice duyduğu kelimelerdir.  Tuiavii daha önce Avrupa da bulunmuş, orayı kendince yaşamış ve gözlemlemişti. Avrupa hakkında ne denli olumsuz düşündüğünü taslaklarında hissettiriyordu.

Onda ki Papalagi’ye duyduğu bir kin değil aksine dayatılan standartlara tepkiydi. Kitabın her bölümünde taslak olarak Papalagi üzerinden kendi eksiklerini de konuşarak Avrupai yaşam tarzını eleştiriyordu.

Bana göre kitap sosyolojik açıdan her yaşta okunabilir bir farkındalıktır. Çünkü misyoner zihin halen ayakta ve zannımca artık çoğu dinde, eskiden misyoner deyince aklımıza ilk Hristiyanlık gelmesine rağmen şuan bir nebze başka dinlerinde yayılımı bu şekilde oluyor. İnsanlara din verip onlardan bir karşılık alarak..

Kur’an’ın öğretisi olan din ise karşılığında ücret talep etmeksizin tebliğ edilir. Zaten eğer bu görev hakkıyla yerine getirilmişse Allah kulunu en büyük karşılıkla müjdelemiştir.

Kitap, yazıldığını dönemden bu yana kadar birçok dile çevrilmiş hatta okuduğum basım, yayınevinin 23. Basımıdır. Bu kadar çok okunan hakkında görüşler sunulan bu eser bence basit diline nazaran okunası ve Avrupai hayatın nasıl içimizde olduğunun apaçık kanıtıdır. Belki de insan küçük örneklerle neleri gereksiz önemsediğini bir kabile reisinin hicviyle anlar.

Bir bölümün başlığında “ Papalagi’nin hiç zamanı yok” yazıyor bu bölümü iki kez okudum inşAllah bir Papalagi değilimdir diye..

Bence kitapta herkes kendini Papalagiyle ufak bir kıyasa sokacak.

inşAllah hiçbirimiz bir Papalagi değilizdir. Çekinenlere ne mutlu…

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı