GenelOkuyucu Yazıları

Bir Küçük Serüven;Cami Notları..

Huzeyfe YILMAZ /Yusufeli/ARTVİN

Belki de hayatımın en heyecanlı yıllarıydı;camilere gidip kitap okumaları yaptığım yıllar…

Az az lise zamanlarımda başlayıp üniversite yıllarımda daha da artarak devam eden bu süreç hayatıma aksiyon katmaktaydı. Genel olarak aileme ve arkadaşlarıma, ders çalışmaya gidiyorum ya da diğer arkadaşlarla buluşacağım gibi bahanelerle ya da diğer adıyla yalan söyleyerek camilerin yolunu tutardım. Bir arayıştı bu benim için ve en ferah ,rahatlatıcı yer olarak camiler hoşuma gidiyordu. Soruların cevaplarını bulmak için ,arayışların sonuçlarına ulaşmak için bu mekanları tercih etmişti gönlüm. Hayat? Neden? Niçin? Nasıl?

Erken tanımıştım bu mekanları küçük yaşlardan beri gider gelirdim  fakat ergenliğime doğru bu gitmeler ibadet yapmaktan ziyade düşünmek,okumak ve soru sormak içindi. Amacım sorularımı o mekandakilere sormak değildi çünkü cevapların gelmeyeceğini ya da gelemeyeceğini biliyordum. Bu yüzden soruları kendim sorup kendim cevaplamaya çalışıyordum. Dedelerimin  akıllarını karıştırmak gibi bir derdim yoktu…

Samsun’da Site ve Gürbüz camileri ve Çanakkale’de Piri Reis ve Kurşunlu camileri en sevdiğim mekanlardı.Camilerde elbette okumalarıma dair çokta anlamlı eserler yoktu. Genelde camilerin küçük olarak oluşturulmuş kütüphanelerinde belli sayıda  kur’an kerim ve belli başlı diyanet gibi  yayınlar mevcuttur. Bu yüzden kitaplarımı da kendim gibi dışarıdan getiriyordum. Bazen harçlıklarımı biriktirerek ve bazen o enfes tavuk dönerimden vazgeçerek paramı kitaplara yatırıyordum. He bakmayın fakir edebiyatı yaptığıma öyle durumu kötü olan bir aileye mensup değilim fakat para isteme konusunda biraz çekingen yetiştirilmiştim galiba.

Camiler bana mağara oluşturmuş,kalbimi ferahlatan yerler olmuşlardı. Bu mekanlar bazen bir hapishane idi bana bazen ise özgürlük.Neler neler görmüştüm oralarda; kadınların cami içi ve dışı zorlukları,dedelerin cami içi siyaset projeleri ve rant kavgaları,bazı cemaatlerin camiye hüküm sürmek istemeleri,hiç tahmin etmediğim insanların ibadete gelmesi…Bazen kibrimi kenara koymamı sağlıyordu bu mekanlar bazen egomu bir kenara bıraktırıyordu. Bu çeşitli olaylar beni hiçbir zaman bu mekanlardan soğutmadı fakat okudukça ben camilerden soğuyordum. Okumayı mı bırakmalımıydım? Yoksa bu güzel mekanları mı ?

Camilere gidip  okumalarım,araştırmalarım ve düşünmelerim devam ederken bir çok bana etki eden olayla karşılaşıyordum.Kadınların camilere neden gelmemeleri üzerinde düşüncelere dalıyordum bazen. Genellikle merkezlerde ki camilerde kadınlara denk geliyordum bunun nedeni çarşıya geldiklerinden olmalıydı fakat küçük çaplı camilerde onları görmek zordu. Bir çoğunda camilerin kadın tuvaletlerinin ve abdest alma yerlerinin olmadığına da şahit olmuştum. Camiler genelde erkek hegomanyasındaydı. Erkekler ve genelde hacı dedelerin ibadet yeri olarak işlevini sürdürüyordu. Bu hacı dedeler genelde ibadetlerinin yüzde yüz sevap almak ve sıfır riskle bitirmek için dindar rolünü abartırlar. Maalesef kadınlarımız camilere girerken sanki utanılacak bir yere giriyormuş gibi çekinerek ,bunalarak, stres içinde ona belirlenmiş en üst kat ya da kuytu köşe bir yere gidene kadar terler içinde kalmaktaydı.

Beni en çok üzen olay ise dindar erkeklerin kadınlara ya kendi seslerinden dolayı ya da yanında getirdikleri çocukların ses yapmalarından sebep onlara bağırıp kovmalarıydı.

İbadetleri bu çıkan seslerden dolayı makbul olmayabilirmiş. O an ayağa kalkıp yakasına yapışmak isterdim o adamların fakat yaşımdan dolayı buna cesaretim yoktu. Okuduğum kitaplarda kadınlar namazlara katılır,peygamber onlara özel ders verir,giriş kapılarını daha rahat etsin diye ayrı yerde yapardı gibi incelikler anlatılırken ben bu olaylar içinde kalıyordum.Neyse okumaya ve şahit olmaya devam ediyordum günler geçtikçe.

Ergenliğimin aşırı zamanlarında kendimi fiziksel olarak eleştirirken camiye ayakları olmayan bir genç girip huşu içinde namaz kılınca kendimden utanmış ve eleştirileri aklımdan atmıştım. Yine bir gün yanımda üstü başı yırtık pırtık bir adam gelmişti dışarıda görsem dilenci diyeceğim bu adam yanımda namaza durmuştu. Biraz tereddüt ettikten sonra namaza başladım,secdeye varırken cebimden cüzdanım adamla aramıza düştü ve soğuk terler atmaya başlamıştım acaba alır kaçar mı diye. Namaz bitmiş ve ben hemen terler içinde elimi cüzdana uzatmıştım. Kurtarmıştım kendime göre cüzdanı fakat yanımda ki adam anlamış olacak ki bu halimi yüzüme tebessüm bırakarak beni utandırmadan, ders vererek yanımdan ayrılmıştı. Camide günah almıştım verebildim mi bilmemJ

Güzel şeylerde oluyordu tabi, Çanakkale’ de sürekli okuma  yaptığım zamanlar da caminin hocası beni fark etmiş ve yanıma gelerek bir ihtiyacım olup olmadığını sormuştu. Ben bir ihtiyacımın olmadığını söylememe rağmen beni yanına alıp, caminin sigortalarının bulunduğu yere götürüp ne zaman ışığa ihtiyacım olursa şalterleri kaldırabileceğimi söylemiş ve bana güzel bir yardımda bulunmuştu. Ben yanıma gelen bu hoca hakkında “şimdi ne okuduğumu hangi kitaplarla ilgilendiğimi, hangi cemaate ait olduğumu falan soracak diye beklerken” o böyle şeylerin hiç birine başvurmadan yardımını bana iletmişti. Yine ön yargılarım başarısız olmuştu.

Yine Çanakkale’de başka bir zaman namaz çıkışı bir dedeyle oturmuş kendi dedesinin Çanakkale savaşı anılarını dinliyordum. Dede özet olarak bu zamanda olduğu gibi halkın kendi başarısını hiç önemsemeden kurtuluşu birkaç adama verdiler oğul diyordu. Sana sizin okulda ki kitaplarınızda olmayan olayları da anlatırım istersen dedi; ama sonra vazgeçti bu teklifinden. Ben sürekli soru soruyordum fakat dede her soruya cevap vermiyordu. Tahminim beni tanımadığından temkinli davranıyordu. Dedenin bana son sözü ise şu idi ; dedelerimiz ve o zamanki halk sınıfı meydana gelen siyasi yapılanmalardan,antlaşmalardan uzaktı evlat. Onlar dinleri,toprakları ve kadınları için savaştılar.Fakat  dedelerimiz toplumun şuan ki halini görseler ,laikliği tanısalar ne derlerdi bilmiyorum.Ben de karşılık olarak deseler de sustururlar galiba dede diye karşılık verdim fakat dede bu cümleden sonra sustu. Galiba dede o suskunlardandı…Benim için bu konuşma tarih okumalarımın başlangıcı oluyordu artık.

Neyse birkaç olay anlattıktan sonra esas konuya gelelim. Neden bu mekanlardan soğumuş ve camilerden savrulmuştum. Eğer okumalar yapmamış olsaydım belki camilerin çok popüler cemaat üyelerinden biri olabilirdim. Fakat okumalar yaptıkça camilerde ki işleyişin ve konuşulan konuların bana yeterli olmadığını gördüm.Camiler okuduğum kitapları aşamıyordu.

Genellikle yaşlı olan cemaatin sevapsal olarak soruları cevaplanıyor,hayatımda belki de hiçbir zaman lazım olmayacak teyemmüm abdestinin incelikleri anlatılıyor,romantik sahabe hikayeleri duygulandırıyor,Cuma hutbelerinde hep aynı konular işleniyor ve sabır,şükür konuları zirve yapıyordu. Anladım ki camiler de okullar gibi artık benim için sıradan bir yerdi. Diyanete bağlı olduğunun yanında, sistemin politikasının işlenildiği(eski cami işleyişleri ve hutbelerine baktığımda da değişen bir şey yoktu), insanları dini olarak romantik halde tatmin edilen yerler olarak görmeye başlıyordum buraları. İşin ilginç tarafı camilerin çoğunun eski insanların yaptırdığını ve bunun böyle devam ettiğini öğrendiğim halde sistemin oraya el atıp kısıtladığını fark ediyordum.

Yapılan hiçbir adaletsizlik burada konuşulmuyordu örneğin ne de bir toplumsal olayın değerlendirilmesi yapılmıyordu. Ve artık camiler bilgi bulabileceğim yerler değildi. Bu mekanlar namaz kılıp çıkılması gereken fakat bilgilendirilme yapılamayan yerlerdi. Kiliselere bile bu kadar karışılmazken neden camilere bu baskı sahi…

Ali Şeriati’nin cümlesi gelir aklıma;

“Sadece devletin konuşma hakkına sahip olduğu bir memlekette hiçbir söze inanmayın.”

 

Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir