GenelYazarlardanYazılar

“BOY AYNAMIZ”, İDEOLOJİK ve STRATEJİK SÜREÇLER Ak Parti/ Recep Tayyip Erdoğan-İhvan/Muhammed Mursi… –

Müslümanlar “duruş”/okuma sorunları nedeniyle, Kur’an/ “Üsvet-ül Hasene” olan Resullerin merkeze alındığı din anlayışından sapmaya başlamıştır. Başlangıçta “siyasi içtihat” farklılıkları diye geçiştirilen bu süreç, zaman tünelinde Müslümanları, önce kendi kimliklerinden uzaklaştırmış, sonra da zillete sürüklemiştir. Her ne kadar Müslümanların büyük çoğunluğu, sorunların kaynağını dışarıda arasalar da “şeytan taşlamaktan tavaf etmeye” zaman bulamasalar da düşünmek, akletmek, ibret almaktan nasiplerini yeterince almasalar da yalın gerçekliğimiz bu…Artık “duygusal ve reaksiyoner” yaklaşımlardan uzaklaşıp “ilkesel okuma”lar yapmalı değil miyiz!?
Her fırsatta altını kalın çizgilerle çizmeye/belirginleştirmeye çalışmaktayız ki “düşünsel ve siyasal duruş”ta netlik yakalanmadan Müslümanların misyonlarını yerine getirmeleri , “Tevhidi/Nebevi” Çizgide bir mücadele verebilmeleri mümkün değildir. Ne var ki “Müslümanların Sorunlu Tarihi”nin ürettiği vasat, hatalı okumaları/duruşları beraberinde getirmektedir. Söz konusu hatalı duruşlar, bırakın “Resullerin Yolu”nda yürümeyi, insanlığa İslam’ın tüm boyutlarıyla bir hayat nizamı olduğu gerçeğini anlatabilmeyi bile mümkün kılmamıştır. Ve ne yazık ki, hala, “ideolojik”/ “stratejik” gelişmeler karşısındaki “duruş”larımız -“Boy Aynası”nda- Müslüman’ca bir görüntüyü yansıtmamaktadır. Üstelik bu durumdan rahatsız olan insanımızın sayısı da fazla değildir.Ve nitelikli Müslümanların oluşturduğu “Resullerin Yolu”ndaki yapılanmalar da istenilen düzeye ulaşamamışlardır.

Dolayısıyla “düşünsel ve siyasal duruş”taki netlik görünür kılınamadığından “insanlar içinden çıkarılmış hayırlı bir ümmet” vasfına uygun bir “duruş”, ideolojik ve stratejik gelişmeler karşısında kendini ortaya koyamamaktadır…
Net bir “duruş” sahibi olmadan Müslümanların yapılanmaları ve mücadelelerinin sorunlu olacağı bilinmekte; ama yeterince önemsenmemektedir. Yaşananlar karşısında “ilkesel” kaygıların yerine “sonuç odaklı” sapmalar öne çıkmakta, “duygusal ve reaksiyoner” yaklaşımlar insanımızı alıp götürmekte ya da netlikten uzaklaştırmaktadır. Ve bu hatalı “duruş”ta ısrar edilmektedir… Özellikle de ‘Rabbimizin iktidarı elden ele dolaştırdığı’, küresel ve bölgesel değişim ve dönüşüm süreçlerinde Müslümanların okuma/duruş sorunları en çarpıcı sonuçlarıyla karşımıza çıkmaktadır. 1980’li yıllarla birlikte görünürlüğü daha da netleşen küresel ve bölgesel sistemlerdeki değişim ve dönüşümün tezahürleri her geçen gün daha yoğun bir şekilde hayatımıza yansımaktadır. Özellikle belirtmeliyiz ki bu değişim süreci “ideolojik” boyutuyla öne çıkmaktadır. “İki yüzlü”, aldatıcı, telifçi/uzlaşmacı, yanıltıcı niteliğiyle bu “ideolojik savaş”, Müslümanları, hayatın tüm boyutlarında tehdit etmektedir. Ne var ki Müslümanların büyük bir çoğunluğu hatalı okumalarla bu “ideolojik savaş”ı, ıskalamakta, “kaba zulüm” düzleminde patinaj yapmaya devam etmektedir. Bahse konu değişim sürecinin niteliğinin farkında olanlar bir tarafa, hatalı okumalarını dönemsel gelişmelerin sıcaklığı ve hatalı yöntem tercihleriyle, malum çevreler, kendilerini fasit bir döngüye mahkûm etmiş gözükmektedirler…

Bunlardan birincisi, ‘Müslümanların değerleri ile (sözde evrensel) Batılı değerleri telif’ eden sapkın “Ilımlı İslam” ideolojik ekseninde “sistem-içi” mücadeleye savrulan anlayış sahipleridir… İkincisi ise, güya “sistem-dışı” iddiasında olduklarını deklare eden, ancak düşünsel netlikten uzak “duruş”ları ve “ilkesel ve ahlaki kaygılardan uzak” mücadele yöntemleriyle küresel ve bölgesel güç odaklarının tuzaklarına düşenlerdir. “İlkesiz şiddet”/tedhiş/ “terör”ü dışlamayan ve “Resullerin Yolu” düzleminde dikkatimize sunulan ilkesel hususları ve merhaleleri görmezden gelerek fasit bir döngüde -yeni örgüt sistemleriyle- kendilerini tekrar edenlerdir, ne yazık ki… Aynı zamanda bunlar, Müslümanlar ve Allah’ın dini İslam algısının saptırılması için de kullanılmakta, örnek olarak lanse edilmektedir… Son planda bahse konu iki “farklı”(?!) çizgi de küresel güç odaklarının projeleri, stratejileri içinde Müslümanları manipüle edici enstrümanlar/araçlar olarak yerlerini almaktadırlar. Hiç şüphesiz istisnalar/ bu iki anlayışın dışında bir arayışın içinde olanlar bir tarafa, bunlar, reel-politik gelişmelerin kendilerine açtığı alanlarda edilgen/belirleyici olmayan “partner”ler olmaktan öteye geçememekteler.

Bu bağlamda, söz konusu iki sapkın çıkış arayışının, temel ilkeleri aynı kalmak üzere, strateji değişiklerinin karşımıza çıkardığı farklı görüntüler bizleri aldatmamalıdır. “Ilımlı İslam” ideolojik sapkınlığı (çizgisi) eksenindeki (Ilımlı) Laik-Demokratik (Batı referanslı) yeniden yapılandırma sürecindeki strateji değişiklikleri ve bunlara karşı duran hamleleri doğru okumalı ve doğru bir “duruş” sergilemek zorundayız… Bahse konu strateji değişikliklerini “duygusal ve reaksiyon” yaklaşımlarla anlamaya çalışmak yerine “ilkesel” ölçütlerle bunlardan ders çıkarmayı deneyebiliriz… Reel-politik gelişmeleri “kişi merkezli” okumalarla değil de “ilke ve değer merkezli” tanımlamayı, anlamlandırmayı, kavramsallaştırmayı/okumayı seçebiliriz…

Ak Parti/ Recep Tayyip Erdoğan-İhvan/Muhammed Mursi…

Dava sahiplerinin görevi, kişilerin ne olup olmadıklarını sorgulamak değildir. Bahse konu yapı/örgüt/partinin, öncelikle “düşünsel ve siyasal duruş”unu, dolayısıyla yöntem tercihini doğru tanımlamak belirleyici öneme sahiptir… Ta sürecin başından bu yana süreci hatalı okuyan, hatalarında ısrar eden, bununla da kalmayarak kendilerini uyaranları, “Resullerin Yolu”nu hatırlatanlara, “ehven-i şer” ve “maslahat” ya da “kaba zulüm”den kurtulmak bağlamında karşılık veren insanlarımızın nereden nereye savrulduğu -ibret verici görüntüleriyle- karşımızda durmaktadır.

Küresel güç odakları ve onların yerli işbirlikçilerinin, kendi aralarındaki güç ve strateji savaşlarının bir tezahürü olarak “kendi elleriyle yaptıkları helvadan putları”, çıkarları ve stratejik kaygıları gereği “yedikleri”ne, “Kontrollü Demokratik Değişim” stratejisini terk ettiklerine şahit olduk. “Kaos” stratejisinin bölgedeki sonuçlarını da, özellikle “Irak-Suriye” eksenindeki dehşet verici boyutlarıyla gözlemledik. Ancak Mısır’da yaşanan “karşı darbe” ve Mursi’nin yönetimden düşürülmesi sonrasındaki gelişmelerin Müslümanların “boy aynası”ndaki yansımaları gerçekten ibret verici…

Zira Müslümanların büyük bir çoğunluğu, gündemimize giren malum projeyi, bölgedeki yeni denge arayışlarının “ideolojik ekseni”ni insanımız kontrol altında tutma ve/veya vülgarize olmalarını (mezhepçi kamplara ayrılmalarının daha da derinleşmesi…) sağlama hedeflerini doğru okuyamadılar… Dahası, küresel ve bölgesel yeni denge arayışı sürecinde, ne oldu da “demokratik değişim” sürecinin terk edildiğini doğru tanımlamadı, doğru anlamadılar… Yukarıda dikkatlerinize sunduğumuz iki çizgiden diğerinin (“ilkesiz şiddet” yöntemi…) öne çıktığı “kaos stratejisi”nin dinamiklerini kavramaları bir yana bahse konu iki sapkın çizginin birbirlerini beslediğinin farkına bile varamadılar…

Her neyse… Son planda Mursi, küresel güç odakları ve onların işbirlikçilerinin kurguladığı bir tezgâhta zulme uğrayarak darbeci Sisi’nin mahkemelerinde vefat etti… İşte bu aşamadan sonra, Müslümanların, “boy Aynası”nda, aşağıda özetlemeye çalışacağımız “malum görüntü”ler / “duruş”lar tekrar görülmeye başlandı…
Şüphesiz bu görüntülerin en inciticisi, tahmin edeceğiniz gibi, “Mursi’nin öldürülmesi olayını onun siyasi yöntemine getireceğimiz eleştirilere indirgemek gibi bir ‘basitliğe’ düşmekten imtina etmek gerekir” ifadeleriydi… Oysa asıl mesele, “düşünsel ve siyasal duruş” ile ilgiliydi. Buradaki tercihler, her şeyin başlangıcını oluşturmaktaydı… Yoksa Rabbimizin, kulu ve Resulü ile bir avuç müminin, kendilerini savunamadıkları ve bir çıkış bekledikleri bir konjonktürde “Kafirun Suresi”ni neden gönderdiğini anlamakta zorlanırız…
Söz konusu ettiğimiz bir başka yaklaşım ise, sayıları az da olsa, ademe mahkum edilme gibi bir muameleye tabi gibi tutulsa da ‘halkın levminden’ çekinmeyen, duygusal ve reaksiyon erlikten olabildiğince uzak, ilkesel, dolayısıyla “net” bir “duruş” ile öne çıkmaktaydı… İslami harekette/ mücadelede “yöntem” konusunun -ilkesel boyutlarıyla- öne çıkarılması gereğini Müslümanlara tekrar tekrar hatırlatan bir yaklaşımdı… Düşünsel netliğin belirleyici olduğu ‘düşünsel ve siyasal duruş’ta netlik… Düşünsel netlikten uzak İran Devrimi’nin yönteminin Nebevi/Tevhidi ilkelere dayanmasının çok önemli olduğunu, lakin ‘yöntemin düşünceden çıktığı’ genel kuralı ve İran’ın Humeyni sonrası nerelere sürüklendiği gerçekliği karşımızda ibret verici bir örnek olarak durmaktadır…

“Sistem İçi” Yöntem-“Resullerin Yolu”

İktibas/ İktibas Çizgisi’nin kırk yıla yakın bir süredir dergi sayfalarında altını çizdiği, bu çizginin derin geçmişinde de “zamanına tanıklık eden” şahsiyetlerin dillendirdiği ‘düşünsel ve siyasal duruş’ta netlik konusu, Mursi’nin vefatıyla bir kez daha gündeme geldi… Ve bu kez de, halkın levminden çekinmeyen net duruşu ile Yüksel YILMAZ hoca, ön aldı…
Yüksel YILMAZ hoca;
“Mursi inandığı dava yolunda ölmüştür. Onun yolunda olmayan biri olarak onu şehit olarak görmem… Çünkü benim ilkelerimi Kur’an ve Nebinin mücadelesi belirler.”
(@yazar Yüksel Yılmaz), diye bir tanımlama, anlama, anlamlandırma, bir okuma yapıyordu. Ve devam ediyordu Yüksel YILMAZ hoca:
“Sisi firavundur. Ama Mursi Musa değildir. Firavunun zulmüne uğramış bir mazlum muhafazakârdır.” (httpss: //mobile.twitter.com)
Ayrıca Yüksel YILMAZ hoca, kendisine tepki gösteren “sistem-dışı” duruşa sahip olduğu iddiasındakilere de aşağıdaki mesajla seslenmekteydi:
“Mursi’ye rahmet okuyup Türkiye’de oy vermeyenlere soru: Mısır da yaşasaydınız Mursi’ye oy verir miydiniz? Vermez iseniz neden?”

Şüphesiz bizlerin ve benzer kaygılarla konuya yaklaşanların temel amacı, Müslümanlar açısından “düşünsel ve siyasal duruş”un ne kadar önemli olduğuna dikkat çekmektir. Yoksa “duygusal ve reaksiyoner” bir düzlemde kardeşlik hukukunu öne çıkararak düşünsel ve siyasal duruş/ yöntem konularında hatalı davrananları beraat ettirmek ya da onları kişisel olarak “yargılamak” değildir. Zira hepimizi yargılayacak olan Allah’tır. O’ndan başka yargılayıcı, hüküm verici yoktur…

Konuyla ilgili bir başka yaklaşım da, Mursi’nin vefatını değerlendirirken öncelikle Mısır’ın “Seçimle iktidara gelmiş ilk yöneticisi” unvanını alan Muhammed Mursi, tanımlamasını yapmaktalar… “Katil demokrasiler”, “emperyalist demokrasiler” ifadeleri de bu değerlendirmede dikkat çekmektedir… Genel bir değerlendirmeyle bu refiklerimizin, zaman zaman çok güzel tespitleriyle bezedikleri bildirilerinde, maalesef ciddi hatalarına da şahit olmaktayız.
Bir kere ciddi bir kavram kargaşası söz konusu… İkincisi, konuyu “okuma”ları ile “duruş”ları arasında zaman zaman çelişkilerden bahsedilebilir. Vasat bir çizgiyi tutturmak kaygısıyla net bir “siyasal duruş” sergilemekte zorlandıklarına şahit olmaktayız… Söz konusu kardeşlerimizi ve bizlerin değerlendirmelerini daha iyi anlayabilmemiz için “ortak bildiri”yi -kısa değerlendirmeler ekleyerek- dikkatlerinize sunmakta yarar var…
“İhvan öncüleri ve destekleyicileri olan Müslümanlar, İslami kimliklerinden ve İslam’ın hâkimiyeti davasından tavize yanaşmayan, Allah’ın hükümleriyle hükmetme hedefinden vazgeçmeyen, sadece demokrasiyi seçime indirgeyerek kullanmak suretiyle sistem-içi hükümet arayışıyla Nebevi yönteme aykırı bir yolu takip ettikleri için sıkıntıya düşmüş bulunan ‘yanlış yapan’ kardeşlerimizdirler.”

Burada “düşünsel netliğin” olmaması sonucu “sistem-içi” yöntemlerin insanımızı sonuç odaklı yaklaşımlara sürüklediği ve aldatıcı bir örneklik oluşturduğunun altını da çizen refiklerimiz, “ilkesel uzlaşma”nın ne gibi sonuçlar doğurduğunun yeterince altını çizmemektedirler. Eski bir İhvan mensubu olan Raşid Gannuşi örnekliğinde olduğu gibi “ilkesel uzlaşma”da beis görmeyenleri nasıl bir savrulmanın beklediği konusunda yeterince net bir duruş sergilememekte ve bunun sonuçlarını ıskalamaktalar…

Bahse konu bildiriyi imzalayan refiklerimiz; “Halkın iradesi”ne ipotek konulmaktan söz etmekteler. Cahili bir toplumda Allah’ın dininden haberdar olmayan ya da konuyla ilgili kafası karışık/yeterince net bir bilgilendirmeye maruz kalmamış bir toplumda bu kavramı nasıl okumalıyız? Böyle bir toplulukla bir ‘istişare’den bahsetmenin ölçütleri ve sınırları ne olmalıdır? Soruları ve cevapları hususunda bir şey söylemeden ciddi yargılarda bulunmaktadırlar… Hemen akabinde, “Demokrasi, bir seçim yöntemi değil, fıtrat ile vahyin arasının kesilmesi sonucunda vahye düşmanlıkla kirlenip selim olma vasfını yitirmiş bulunan seküler aklın, heva ve zannı ilahlaştırarak ürettiği şirk dini/ideolojisi/modeli/hayat tarzıdır” tespitini yapmakta olan refiklerimiz, söz konusu tespitlerin devamında bizce sorunlu olan aşağıdaki değerlendirme ile bizi şaşırtmaktalar…

“Batılı emperyalist demokrasiler ABD, AB ve diğerleri, bırakın ihvan gibi sistem-içi, seçimle gelip İslam şeriatıyla hükmetmeyi, Laik-Liberal, Demokrat olmayı içselleştirmiş ve üstelik bunların İslam ile bağdaştığını iddia ederek İslam’ı tahrip etme yolunda yürüyen AKP hükümetinden bile tam razı değiller.”…

Hâlbuki ilkesel düzlemde “düşünsel netlik” belirleyicidir. Düşünsel netliğe doğru yol alanlar, eğer “siyasal duruş”larında bir netliğe ulaşamazlarsa ya da bu hususu önemsemezlerse hızla sistem içinde düşünsel netliklerini kaybederler. Değişik versiyonlar olarak okunsa da, esasta, Türkiye/AKP ve Mısır/İhvan örneklikleri konuyla ilgili ibret verici boyutlara sahiptirler…

Ezcümle, “düşünsel ve siyasal duruş”ta netliğin ne anlama geldiğinin bilinciyle hareket etmek, öncelikle “Resullerin Yolu”nu takip etmek kaygısı olarak okunmalıdır… “İdeolojik” netliği bir kenara bırakarak hatalı okudukları reel-politik gelişmelerde taraf olmakla “mazlum”lara destek vermeyi birbirine karıştırmamamız gerekmektedir. “Yanlış yapan kardeşlerimize destek vermek, hiç şüphesiz, öncelikle net “duruş”umuz ile bu yanlışın yanında yer almadığımızı belirginleştirmektedir. Sonrasında “mazlum”lara her türlü maddi ve manevi destek vermeyi gerektirir…

Şahsiyetleri, kurumları, süreçleri ve olguları doğru tanımlamak, doğru anlamak, doğru anlamlandırmak, doğru kavramsallaştırmak durumundayız. Ki doğru bir “duruş” sergileyebilmemiz mümkün olabilsin! …
Önemli not: Konuyla ilgili çapraz/çok taraflı okuma yapmak isteyenler;
1-http://www.iktibascizgisi.com/hasan-el_benna-ihvan-ve-mursi-erdoganin-sistem-ici-duruslari/(ilgili yazıları ve Yüksel YILMAZ Hocanın ilgili videosunu bulabilirsiniz)

Daha Fazla

İlgili Makaleler

4 Yorum

  1. Allah razı olsun Abdullah hocam düşünsel ve siyasal netliğin nekadar önemli olduğunu net birşekilde ortaya koymuşsun.
    Malesef bu konuda ne kadar zayıf olduğumuz özellikle bahse konu bildiri ve imza sahiplerinin duruş ve fikirlerindeki tutarsızlıklarda görülmektedir.Ki bu şahsiyetler ön planda olan kalburüstü islami şahsiyetlerdir.Bu tutarsızlıkları ,etki alanları malesef islami duruş sorunları meydana getirmektedir.
    Yüksel hocayıda muvahid duruşu sebebiyle tebrik ediyorum,Allah razı olsun.

  2. Tayyip Erdoğan , sıradışıdır, türlü nasipleri , yapacak işleri vardır geçmiş çağlardan gelen. Birikimi ve vazifeleri Mursiyle filan da karşılaştırılamaz. O sanki, Allahı öne çıkartmayan Solcu devrimcilerin, dindar, muhafazakar, Allaha inanan bir tipidir. Emperyalizme direnir, solcular bunu takdir etmez. 2 milyon ihvancının önünde, cesaret ve samimiyetle, laikliği savunacak kadar dürüst, samimi ve anlamlıdır. Sanki ihvancılarla özdeşleşen Seyit Kutup namı hesabınaa bir hatayı düzeltmiştir. Atatürk devrimini tamamlamak için sanki TC nin işlediği bir hatayı telafi gibi Rusyayla dostluğu pekiştirir: O rusya ki, TC kuruluşu gerçekleşsin diye sanki ekim devrimini yapar, aynı dönemde. Bunlar tesadüf değildir.

    1. Öncelikle selamlarin en güzeli ile selamlıyoruz Salah Aman Bey…Devamla İktibas Çizgisi nin, kişi merkezli değil, düşünce ve ilke merkezli yorumlar yaptığımızı hatırlatmak isteriz.Kişileri, kurumları, olayları ve gelişmeleri, doğru tanımlamak, doğru anlamlandırmak,ve doğru bir duruş sergilemek gerektiğine inaniyor ve bunun önemine her vesileyle dikkat çekiyoruz. Yazılarımızı bu bağlamda degerlendireceginizi umuyoruz, selamlar…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir