GenelYazarlardanYazılar

Bütün Mesele Kur’an’ı Gereğince Uygulamamak

İlk insan ve aynı zamanda ilk peygamberde olan Hz. Adem (as.) dan başlayarak Allah yarattığı ilk insana hayatına uygulaması gereken kuralları içeren emir ve yasaklarını da beraberinde bildirmiştir. Yaratan Allah yarattığını başıboş sorumsuz bırakmamıştır. Ona sorumluluk bilincini veren yaratıcı bunun gereği olarak onun yaşam alanında geçerli olacak kuralları da indirerek belirli sınırlar koymuştur.

Gönderdiği vahiyler ile onun yaratılış gayesini: “ Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat-56) Buyurarak insan ve cin türünün yaratılış gayesini de çok net olarak ortaya koymuştur. Yaratılış gayesi sadece kulluk olan insan zamanla bu gayesini unutarak farklı gayeler peşine düşerek kendisi için belirlenen ve dümdüz yol olan sıratı müştekimden saparak hem kendisini hem de diğer canlıları hatta cansız varlıkları bile helak etmiştir.

Yaratılış gayesini ve kul olduğunu ıskalayan veyahut unutan insanoğlu bundan sonra azgınlaşıp sapıtarak yaratıcısı tarafından kendisine verilen değer ve kıymetten uzaklaşarak hayvanlardan bile aşağı bir konuma kendisini ne yazık ki düşürmüştür.  İşte Allah insanı düşmüş olduğu bu aşağılık ve seviyesiz durumdan kurtarmak için rab ve ilah olmasının bir gereği olarak belirli zaman aralıkların da vahiyler ve elçiler göndermek suretiyle yarattığı insana yardımcı olmuştur. Fakat insan ne yazık ki yaratıcısının bu iyi niyet girişimine her zaman olumlu cevap vermemiştir. Kimi zaman o vahiylerin kendisine gönderildiği elçileri akla hayale gelmeyecek metot ve yöntemlerle reddetmişler kimi zaman o elçileri öldürmüşlerdir. Bundan sonra Allah’ın kendileri için göndermiş olduğu kurtuluş reçetelerini kabul etmeyerek kendi heva ve hevesinin, aklının ürünü olan bir takım çareler! Üreterek kendisi için çıkış yolları aramaya başlamıştır.

Fakat ne yazık ki onların bu çabaları hüsranlarından başka bir şeylerini artırmamıştır. Mesela Allah’ın sosyal hayatı düzenlemek için gönderdiği bazı emirler olan ve toplumun düzelmesi için olmazsa olmazlarından olan Kısas ki bunun uygulanmasında bizler için hayat vardır öldürenin öldürülmesi hükmü, zina diğer bir ifadeyle nikâhsız her türlü birlikteliğin yasaklanması ki sağlıklı bir nesil ve toplum için çok önemlidir. Bir diğeri ki can ve mal emniyeti açısından oldukça önemli olan her türlü hırsızlık ve gasp olaylarına verilecek cezalardır. Aziz İslam’ın o güzel hükümlerinin tamamını sayıp ortaya koymak bu yazının kapasitesini aşar. Ancak ben sadece hırsızlık ve gasp olayları üzerinde kısaca duracağım. Dünyada her üç dakikada bir hırsızlık ve gasp olayları olur iken kendi ülkemizde bu oran en iyimser rakamlarla beş dakika olsun ceza evlerinde yatan mahkûmların yüzde kırkı hırsızlık ve diğer adi suçlardan yatmaktadır.

Hem dünyada hem de kendi ülkemizde hırsızlığın ve diğer suçların önlenmesi amacıyla kanunlar çıkarılmakta hatta evlere kadar kameralı sistemler kurulmakta. Bütün bunlara rağmen bu tür olayların azalmadığı aksine artarak devam ettiği görülmektedir. Ne garip ki hırsızlar kameranın yönünü değiştirip işe başlıyorlar sonrada işlerini bitirince kameraya el sallayıp kaybolmaktadırlar.

Malumunuz bu tür tedbirlerle hırsızlığı önleyemezsiniz. Zira hırsızda insan çareler üreten de insan oysa insanlar için çareler üretecek tek merci Allah’tır. Bakın rabbimizin toplumların baş belası olan ve bir türlü önlenemeyen hırsızlık için koyduğu emri birlikte okuyalım: “Yaptıklarına bir karşılık ve Allah’tan caydırıcı bir müeyyide, yaptırım olmak üzere hırsız erkek ile hırsız kadının ellerini kesin. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” ( Maide-38)

İslam’a ve onun emirlerine önyargılı hatta art niyetli olarak yaklaşmayı itikatlarının bir gereği olarak düşünen zihniyet sahipleri İslam’ı sadece el kesmekten ibaret sayıp saldırılarına devam etmektedirler. Bu iman etmeyenler açısından böyledir. İş iman edenler açısından söz konusu olunca onlar “ Allah ve resulü bir konuda hüküm vermiş ise iman eden kadın ve erkeklerin başka bir hükmü tercih etmeleri asla olacak şey değildir. Kim Allah’a ve resulüne karşı gelirse, şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapıtmıştır” (Ahzap-36) Bu konuda iman edenlere işittik ve itaat ettik demekten başka bir çıkar yol yoktur.

Rızkını hırsızlık yolu ile kazanmayı hayat tarzı edinen insanların ellerinin kesilmesi konusunda hiç kimse Allah’tan daha merhametli davranmamalı hükmün uygulanması konusunda bahaneler üretmemeli. Meseleyi daha fazla uzatmak istemiyorum. Maksadımın ne olduğu sanırım siz değerli kardeşlerim tarafından anlaşılmıştır.

Toplumun iflas edip çürümesi ki biz bundan sosyal bir çürümeyi ve yok oluşu kastediyoruz. Bu olumsuz durumdan hemen hemen herkes şikâyet edip durmaktadır. Ve onlar söze şöyle başlıyorlar    “ Efendim eskiden böyle değildik, küçüklerin büyüklere saygısı var idi bu kadar hırsızlık olayı da olmuyordu diyerek şikâyet listelerini uzatıp durmaktalar.” İş çareye gelince hemen hemen hiç kimse zannının ötesinde kurtuluş reçetesini ortaya koyamamaktadır. Bu konuda çare üretmeye çalışanları da bizler elçiler gibi olamayız. Ah! Peygamber nerede asrısaadet nerede gibi yanlış ve geçmişle övünme hastalıklarını sürdürmektedirler. Onlara göre vahiyler ve elçiler kendi dönemlerinde yaşanmış ve bir daha yaşanmamak üzere tarihe mal olmuş olaylardır.

Oysa bu düşünce temelden sakat olup ne İslamidir ne de insanidir. Bunun adı tam bir tarihsellik ve Müslümanların böyle bir düşünceye sahiplenmeleri ve itibar etmeleri kesinlikle mümkün değildir.

En son mesaj olması açısından kuran için böyle düşünmek tam bir sapkınlık ve sapıklık olup dümdüz yoldan sapmadır zira kuran ve onun örnek şahsiyeti olan Muhammet (as.) kıyamete kadar bütün insanlık için kurtuluşun reçetesi olacaktır ve olmaya da devam edecektir.

Peki!

Bunca birikmiş sorunları manen kokuşmuş çürümüş hatta yok olmaya giden bu insanlığı ne kurtaracak? Belli ki ne kapitalizm ne kominizim ne de demokratik ve laik olduğunu söyleyen sistemler kesin olarak çözüm değiller. Hatta bu sistemlerin kendileri çözümsüzlüğün kaynağı olmaya devam etmektedirler. Dünya ve üzerindeki güzel olan her şeye savaş açıp yaşanılmaz hale getiren bu insan aklının ürünleri sistem ve ideolojiler kendilerine ortak düşman olarak aziz İslam’ı ve onun eşsiz hukukunu seçmişlerdir. Son iki yüz yıldır ise bu düşmanlıklarını gizleme gereğini bile duymamaktadırlar.

Kimileri Müslüman coğrafyaya yapılan bu saldırı ve kıyımları ekonomik ve kötü idareye ve yönetime bağlasa da inanın gerçek neden bu değil yapılan resmen İslam’a ve Müslümanlara karşı bir din savaşıdır ve dünyada Müslüman varlığına son verme hareketidir. Yani tarih boyunca hiç hız kesmeden haçlı seferleri biçim ve ruh değiştirerek İslam coğrafyasına saldırılarına devam etmektedirler.

Vahşi ABD ve batı bu saldırılarına ara vermeden devam etmektedir. Onların bu hamleleri Siyonist İsrail’i daha güvenli hale getiriyor ve varlığının devamı için daha olumlu imkânlar sunmaktadır. Bunu merak eden kardeşlerime bin dokuz yüz kırk sekiz yılı haritasına bir de iki bin on sekiz yılı haritasına bakarak önce yüzde beşlik toprağa sahip olan İsrail’in bu gün Filistin’in nerede ise topraklarının tamamına sahip olduğunu maalesef görecektir. Batı karşısında top yükün yenilmişliğini kabul eden İslam coğrafyası bu kötü gidişten kurtulmanın çarelerini arar iken düşmanları tarafından altın kâse içerisinde ikram edilen kapitalist, demokratik, laiklik zehrini içmeye pek de istekli görünmektedirler. Son elli yılda özellikle de orta doğu da üzerinde oynanan iğrenç ve çirkin oyunlar ile İslami dokuları bozulan (Afganistan, Irak, Suriye, Yemen) hangisinde getirildiği söylenen ve neme nem bir şey olduğu halen çok az bilinen demokrasi bu ülkelerde insanları mutlu etmek yerine geçmişteki hallerine rahmet okutmaktadır. Bu yazının yazıldığı gün itibari ile günü birlik bilinenler doğru ise veya batı kaynaklı haberlerin bize bildiklerine göre ki ne yazık ki İslami bir haber kaynağımız yok yüz kadar insan bombalar ve terör yolu ile hayatlarını kaybetmektedirler. Bu kötü gidişata son vermenin bir tek çaresi var o da: Allah’ın kitabı olan kuran ı kerim i hayatın öznesi yapıp fonksiyonel hale getirerek hayatı düzenleyen yönetip yönlendiren bir kitap konumuna getirmektir.

Evet, iddia ediyorum kuran ve onun yaşayan hali olan Muhammed (as.) İslam coğrafyasının bu kötü gidişatına dur diyecek ve onları tarihin öznesi yapacak tek çaredir. Kurtuluşu başka yerde ve başka çarelerde aramak beyhudedir ve asla da sonuç alıcı olmayacaktır. Her denemede demokrasinin kazanıp İslam’ın kaybettiği durumun daha da içinden çıkılmaz bir hal aldığına benim gibi sizler de şahit olmaktasınız.

Yazımıza başlık olarak bir kısmını paylaştığımız ayetin tamamını sanırım sizlerle paylaşma zamanı gelmiştir: “ Eğer onlar Tevrat’ı, İncil’i ve rableri tarafından kendilerine indirilen Kuranı gereğince uygulasalardı, elbette üslerinden ve ayaklarının altından kaynaklanan bol bol rızıklar yerlerdi. Onlardan orta yolu tutan bir zümre vardır. Ama onların birçoğunun yaptığı ne kötüdür.” (Maide-65) Allah problemin ne olduğunu net olarak söylediği gibi çözümün de ne olması gerektiğini çok net olarak ortaya koymaktadır. Bu gün bütün bu yaşananların diğer bir ifade ile batı karşısında rezil olmamızın ve ezilmişliğimizin ve kötü gidişatımızın tek bir nedeni var İslam coğrafyası inandıklarını söyledikleri kitap olan kuranı kerimi hayatlarına uygulamamalarıdır. Gereği gibi! Okudukları kuranı kerimi gereği gibi yaşamamalarıdır.

Kuranın indiği ilk toplum olan Mekke toplumu çok uzun değil otuz beş yılda kendi coğrafyasında toplumların efendisi yapan bu kitaba ne oldu da aynı şeyi günümüz toplumu için yerine getirememektedir? El betteki bunun sebebi kuran değil. Kuranı hükümsüz kılan ayrıca da sosyal hayatlarından kovan Allah’ı yeryüzü işlerine karıştırmayan ve bütün bunlara rağmen Müslüman kalabileceğini zanneden İslam coğrafyasında yaşayan halkın kendisidir. Bunların dünyaları rezil olduğu gibi unutmayalım ki ahirette de kurtulanlardan olmayacaklardır. Kuranı hayatlarından kovan çıkarıp atan bu topluluktan kıyamet günü Muhammet (as.) bizzat şikâyetçi olacak: “Ey rabbim kavmim şu kuranı terk etmiş ( hayatlarından kovmuşlardır) bir hale getirdi” diyecek.(Furkan-30)

Bu gün dillerinde ve ellerinde kuran olan! Bu toplulukların ne yazık ki ne siyasetlerinde ne ticaretlerinde ne de hukuklarında kurandan bir işarete rastlamak mümkün değildir. Bundan dolayıdır ki dünya ve ahiret arasındaki makas dünya lehine sürekli açılmaktadır. Oysa ahiret için yararlı olan yol, aynı zamanda dünya için de yararlı olan yoldur.

Evet, dünyayı düzeltip yaşanılabilir hale getirecek tek sistem Allah’ın gönderdiği ve içerisinde insanlığı hem bu dünyada hem de ahirette kurtaracak olan kurandır. Başka yerlerde kurtuluş reçeteleri aramaya hiç gerek yoktur. İslam’ın düşmanları tarafından sunulan çeldirici aynı zamanda caydırıcı sapkın ideolojilerde kurtuluş aramak hela kımızdan ve ziyanımızdan başka hiçbir şeyimizi arttırmaz. İslam coğrafyası beşer aklının ürünü olan bu sistemleri terk edip Allah’ın nizamına döndükleri gün kurtuluşları da mümkün olacaktır. Üzerinde durduğumuz hırsızlık ile ilgili ilahi hükmü uygulayıp da hırsızlığı önleyemeyen tarihte yaşamış bir tek toplum bile gösteremezsiniz.

Unutmayalım ki Allah gönderdiği son din olan İslam ile özellikle de insan yaşamına yön vermek istemiş ve bu konudaki emirlerini net olarak bildirmiştir. İman edenler olarak onun bu isteğini yerine getirerek onu ancak razı edebiliriz. Vicdanımıza ve kalbimize mahkûm ettiğimiz ve yaşamımızı yönlendirmeyen bir din anlayışı bu anlayış sahiplerini ne dünyada ne ahirette kurtarmayacaktır. Unutmayalım ki son pişmanlık fayda vermez. Başka bir yazıda buluşmak ümidi ile Allah’a emanet olunuz.

Show More

Related Articles

Bu yazıda 1 yorum bulunmaktadır

  1. Bundan sonra Allah’ın kendileri için göndermiş olduğu kurtuluş reçetelerini kabul etmeyerek kendi heva ve hevesinin, aklının ürünü olan bir takım çareler! Üreterek kendisi için çıkış yolları aramaya başlamıştır.
    ***
    İş çareye gelince hemen hemen hiç kimse zannının ötesinde kurtuluş reçetesini ortaya koyamamaktadır. Bu konuda çare üretmeye çalışanları da bizler elçiler gibi olamayız. Ah! Peygamber nerede asrısaadet nerede gibi yanlış ve geçmişle övünme hastalıklarını sürdürmektedirler. Onlara göre vahiyler ve elçiler kendi dönemlerinde yaşanmış ve bir daha yaşanmamak üzere tarihe mal olmuş olaylardır.
    ***
    Belli ki ne kapitalizm ne kominizim ne de demokratik ve laik olduğunu söyleyen sistemler kesin olarak çözüm değiller.
    http://bredaholland.blogspot.com/2018/07/insanlgn-gelecegi-konusu-iyiden-iyiye.html

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close