GenelYazarlardanYazılar

Çağdaş İslami Akımlar Üzerine Panoramik Bir Giriş Denemesi

Çağdaş İslami Akımlar konusunda yürütülen çalışmalarda yazı kaleme alanlar birtakım zorluklarla karşılaşmaktadırlar. Karşılaşılan ilk zorluk şüphesiz ortaya çıkan akımların nasıl bir tasnif sistemiyle ele alınacağı meselesidir. Bu tür olguları değerlendirmede tasnifler meseleyi anlamamızda kolaylaştırıcı bir fonksiyon icra etmektedir. Bu konuda İstanbul Şehir Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi öğretim üyesi Mehmet Ali Büyükkara’nın Klasik Yayınları’ndan çıkan “Çağdaş İslami Akımlar” adlı kitabında “Gelenekçilik, Islahatçılık ve Modernizm” ana başlıklarından oluşan üçlü bir tasnif sistemi yer almaktadır. Bir akımın kesin bir şekilde sınırlarını belirleyip belli bir tasnif sisteminin içine dahil etmenin mümkün olmadığı ve akımlar arasında geçişkenliklerin olabileceği hususunun farkında olan yazar, bir akımın temel özellikleri en çok hangi akıma uyuyorsa o akımla irtibatlandırmıştır. Oldukça karmaşık bir görünüm arz eden bu oluşum ve hareketleri tasnif ederken bu kitabın ortaya koyduğu sistematiği kullandığımızı ifade ederek başlayalım.

İslam alemi için çöküş sürecinin son kertesi olan 19. yüzyılla beraber olumsuz gidişatı durdurma adına süreç içerisinde, dönemin fikir, sanat adamları ve siyasiler, birtakım siyasi ve entelektüel aktivizm içerisine girdiler.  Böylelikle İhya, tecdit ve ıslah hareketleri başladı.  Bazı faaliyetler şahsi olmaktan çıkarak zamanının büyük fikri ve siyasi organizasyonlarına dönüştüler. Bu hareketlerin bir kısmı geleneksel mirasa tutunmuş, bir kısmı ise geleneksel mirası ciddi şekilde sorgulamış ve reforme etmiştir. Bazı hareketler ise daha orta yolcu bir tarz benimsemiş, kısa ve orta vadeli sosyo-politik ıslahatlar yapmayı makul bir yöntem olarak tercih etmişlerdir.

Bu hareketleri incelerken, nasıl bir sosyal ve siyasal atmosferde ortaya çıktıklarına dikkat etmemiz gerekir. Biliyorsunuz ki ihya (dirilişi), tecdit (yenilenmeyi), ıslah ise (düzeltme ve iyileştirmeyi) ifade eder.

Burada geleneksel tipolojiyi yansıtan klasik yapılanmaları merkeze almadan, modern dönemde aktif siyasi ve fikri arayışları olan, teklif ve çözümleri olan İslami hareketleri ele almaya çalışacağız.

19.yüzyılda İslam dünyasının büyük yenilgilerle karşılaşması, pozitivist aydınlanma ideolojisinin eğitimli Müslümanları etkilemesi, oryantalist faaliyetlerin Müslümanların özgüvenini sarsması gibi etkenler yüzünden kendilerine ilk nesil İslamcılar dediğimiz birtakım kişiler birtakım gayretlerin içerisine girdiler.

İlk kaynaklara dönüş, İslam’ı yeniden hayata hakim kılma teklifi, İslamcı aydınların söyleminde önemli bir yer tutmaktadır.

‘Doğrudan doğruya Kur’an’dan alıp ilhamı

Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı’

Mehmet Akif

Ernest Renan Sorbonne Üniversitesi’nde düzenlenen bir konferansta ‘İslam terakkiye manidir.’ dediğinde, İslam dünyasından gür bir ses olarak Namık Kemal Bey “Renan Müdafaanamesi”ni yazmıştı.

Modern İslam düşüncesinin bir diğer meselesi de,  ‘Batı’dan Yararlanma’ meselesiydi. Hz. Peygamber Aleyhisselam’ın ‘Hikmet müminin yitik malıdır, nerede bulursa alır.’ sözü referans kabul ediliyordu.

Geleneğe / Tasavvufa Bakış Hususu:  İslamcıların bir kısmı tasavvufa, meskenete yol açtığı gerekçesiyle sıcak bakmamış, bir kısmı ise felsefi boyutları taşıması ve bütün algıları içine alabilecek şekilde müsamahakâr bir zemini olması nedeniyle Vahdet-i Vücut meselesine sıcak bakmışlardır.

Eğitim öğretimin ıslahı meselesi ve medrese sistemini değiştirmek de,  İslamcılığın üzerinde durduğu bir başka nokta olarak konuşulmalıdır.

Önemli bir örnek olarak bu konuda Hindistan’da Seyyid Ahmet Han, Aligarh Üniversitesi’ni kuruyor. Mısır’da Muhammed Abduh, El-Ezher’in müfredatını değiştirmeye yönelik çalışmalar yapıyor.  Said Nursi D. Anadoluda adına Medresetüzzehra dediği bir projeyi temellendiriyor.

İttihad-ı İslam: Zamanla İslam Birliği ideali (İttihad-ı İslam) fikri İslamcıların ortak gündemi haline geliyor. 2. Abdülhamid Han bunu devlet politikası haline getiriyor ama bunların içerisinde Seyyid Cemaleddin Afgani’nin ideali, en kapsamlısı olarak görülmektedir. Afgani, milliyet kavramını dini birliktelik olarak yorumlayarak, Mekke-Medine merkezli bir birlik düşüncesi ortaya koymuştur. Bu yönüyle de Abdülhamid Han’ın saygısını kazanmakla birlikte, vefatına kadar İstanbul’da Teşvikiye’de bir köşkte yüksek bir tahsisatla ikamete zorlanmıştır. Sonrasında öğrencisi Muhammed Abduh, siyasete mesafeli durmayı ve daha ıslahatçı bir yaklaşımla eğitimde reforma gidilmesini teklif etmiştir. Muhammed Abduh’unda öğrencisi olan Reşit Rıza ise kendisine hocasından miras kalan ‘Menar Ekolü’nü daha muhafazakar ve Selefi bir çizgiye taşımıştır.

Bu modern ıslahatçı hareketler arasında, silahlı mücadeleyi tercih eden hareketler de olmuştur. Batı Afrika’da ve Sudan’da Osman bin Fodio’nun hareketi, İtalyan, Fransız işgallerine karşı Libya’da başlayan Senusi tarikatının ve Ömer Muhtar’ın verdiği mücadele örneklikleri tarihteki yerini almıştır.

Kendilerine Osmanlı İslamcıları da diyebileceğimiz isimleri de zikretmemiz gerekir. Mustafa Sabri Efendi, Said Nursi,  Elmalılı Hamdi,  İskilipli Atıf gibi Mehmet Akif ve Eşref Edip, Said Halim Paşa ve kardeşi Abbas Halim Paşa gibi isimler, İslam Birliği ideali taşıyan şahıslardı.

Mustafa Sabri,  İskilipli Atıf, Said Nursi gibi alimler Cumhuriyet rejimine muhalif bir pozisyon sergilerken, İzmirli İsmail Hakkı, Şemsettin Günaltay, Elmalılı Hamdi gibi hocalar Cumhuriyet devrimleri karşısında herhangi bir mukavemet göstermemiştiler.

Cemaleddin Afgani ve öğrencisi Muhammed Abduh, birlikte 1883’te Paris’te Urvetü’l Vuska dergisini çıkarmaya başlamaları ile modern İslami hareketler entelektüel bir üretim sürecine girmiş oldular.  Daha sonra Muhammed Abduh ve Reşit Rıza’nın Kahire’de çıkardığı El- Menar dergisi de sürece veri sağlamıştır.

M.Akif; Afgani ve Muhammed Abduh’a ve olan derin saygısını şöyle izah ediyor:

Şimdi Asım edebiyatı bırak bir tarafa

Daha ciddi işimiz var geçelim başka lafa

Galiba söylediğin gibi, evet hiç yoktu

Mısır’ın en muhteşem Üstadı Muhammed Abduh’tu.

Konuşurken neye dairse Cemaleddin’le

Gerçi tilmizine Afganlı, dedi Abduh dinle

İnkilap istiyorum başka değil hem de çabucak

Önce bizler düşüp İslam’ı da kaldırmazsak

Nazariyat ile bir şey olur zannetme

Gidelim bir yere hatta şu bizim Sudan’a

Yeni bir medrese tesis edelim Urban’a

Daha üç beşte faziletli mücahit bulalım

Nesli tehzip, i’la ile meşgul olalım

Çıkarıp gönderelim hasılı, şeyhim yer yer

Oradan alem-i İslam’a Cemaleddinler..

Safahat/ Asım Bölümü

Muhammed İkbal’den tutun,  Tatar İslam alimi Musa Carullah Bigiyef’e, Muhammed Heykel Paşa, Ferit Vecdi gibi şahsiyetler de Afgani’den ciddi anlamda etkilenmiş isimlerd

Osmanlı İslamcılığının en önemli simalarından biri de şüphesiz Mustafa Sabri Efendi’dir. Süleymaniye medreselerinde hadis müderrisliği yapmıştır. Bir süre İttihat ve Terakki mensubu olarak kalmıştır. Abdülhamid Han’ın muhalifleri arasındadır.  Damat Ferit hükümetinde şeyhülislamlık yapmıştır. 1920’lerde Anadolu’daki milli mücadeleyi yürüten kadrolara güveni yoktu. İskilipli Atıf Hoca ile birlikte Teali İslam cemiyetini kurmuş ve döneminin 150’lilikler (muhalif) listesine girmiştir. Hilafetin ilgasına karşı çıkmış ve   1924’te 2. Meclis (TBMM) tarafından vatandaşlıktan çıkarılmıştır ve Kahire’de Mehmet Akif ile birlikte Mısır Hidivi Abbas Halim Paşa himayesinde yaşamıştır. 1954’te Kahire’de vefat etmiştir.

Bir fikir hareketi olarak İslamcılık sürecinde 14 Ağustos 1908’de 2. Meşrutiyet’in ilanı ile birlikte Sırat-ı Mustakim dergisi yayınlanmaya başladı daha sonra bu dergi Sebilürreşad olarak devam etmiştir. Said Halim Paşa, Şehbenderzade Ahmed Hilmi, Şeyhülislam Musa              Kazım Efendi, Elmalılı Hamdi, Babanzade Ahmet Naim, Mehmet Akif, Eşref edip, Mehmet Şemsettin Günaltay, gibi isimler bu dergilerde yer almışlardır.

Ama bu isimler bu süreçte İslamcı bir siyaset ideolojisi ve projesi üretimi peşinde olmamışlardır.

Modern dönemlerde geleneği yani gelenekçiliği temsil eden hareketlere de kabaca temas edelim. Bu hareketler:

Birincisi Selefiye Gelenekçiliği,

İkincisi Medrese Gelenekçiliği,

Üçüncüsü Tarikat Gelenekçiliği,  diye üç ana başlıkta kabaca incelenebilir.

Selefiye Karakterli Hareketler: Bu başlıkta, Selefiliğin aşırı bir tezahürü olarak Vehhabilik hareketi,küresel Cihat hareketi olarak bilinen El-Kaide ve Selefilik’ten Hariciliğe geçişin bir numunesi olarak Daeş gibi yapıları ifade etmek gerekir.

Medrese Gelenekçi:Hindistan’da Delhi’de Diyobend kasabasında oluşan, (özellikle de Şah Veliyullah Dehlevi’nin bu hareket üzerinde ciddi tesirleri vardır.)  Diyobend Cemaati tipik bir örnekliktir.

Taliban Hareketi Örneği: Taliban, ‘talib’ kelimesinin çoğuludur ve öğrenciler anlamına gelir.  Ekseriyeti Diyobend medreselerinde yetişen talebelerden oluşmuştur.  Ağırlıklı olarak Afganistan ve Pakistan’da yaşayan Peştunlardan oluşan bir teşkilattır.  Hareketin lideri Molla Muhammed Ömer 2013’te ölmüştür. Hareketin lider kadrosu Afgan cihadında büyük rol almış isimlerdir ve küresel Cihad örgütü olan El-Kaide’ye 1987’den bu yana ev sahipliği yapmışlardır. 2 Mayıs 2011’de El-Kaide lideri Usame Bin Ladin Pakistan’da Amerikan Deniz Kuvvetler Komutanlığı tarafından öldürülmüştür. El-Kaide lideri öldürüldüğünde dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül:  ‘Bugün benim en mutlu günlerinden biri, kendimi bugün çok mutlu addediyorum.’ diyerek hafızalarda buruk bir tat bırakmıştır.

Şii Medrese Geleneği:  Özellikle İran’da Kum kentinde yetişen mollalar geleneği. 1979 İran Devrim lideri Ayetullah Humeyni, aslında Kum medreselerinde yetişmiş bir müderristir. Devrim’in nazari olarak temelinde yatan Humeyni’nin formüle ettiği ‘velayet-i fakih’ nazariyesi büyük oranda Kum medreselerinde olgunlaşan bir içtihattır.  Dönmesi beklenen ‘      Gaib İmam’ adına işlerin yürütülmesi adına işlevsel bir içtihattır.  Bu medrese geleneğinin karşısında bir düşünce olarak İran’da çeşitli entelektüeller de boy göstermiştir. Dr Ali Şeriati, Seyyid Hüseyin Nasr, Abdülkerim Süruş, Şebüsteri gibi düşünce adamlarını da anımsamamız gerekir.

Tarikat Gelenekçiliği: Batini/ Ezoterik  bilgi geleneğinin  kurumları olarak tarikat geleneği; sahip oldukları büyük şirketler, eğitim kurumları, hastaneler, yazılı ve görsel  medya şirketleri, siyasi partileri vs. ile dikkat çekmektedirler.

Özellikle Türkiye’deki Halidiye Nakşiliği çok güçlü bir tarikat geleneği olarak devam etmektedir.   Nakşiliğin  Anadolu’da güç kazanması bu tarikatın Halidiye kolunun Anadolu topraklarında teşkilatlanması ile başlar. Halidiliğin kurucusu Irak’ın Süleymaniye şehrinde 1779 da doğan Kürt kökenli  Mevlana Halid El Bağdadi’dir. Halidilik sünni hassasiyeti yüksek bir tarikattır. Türkiye’deki Nakşi tarikatlarının büyük çoğunluğu Halidi silsileye bağlıdır

İskenderpaşa Dergahı ( Mehmet Zahit Kotku)  bu kola mensuptur.  1970 sonrası milli görüş lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan ile birlikte bu yapının Türkiye siyasetinde de söz sahibi olduğunu söyleyebiliriz. Mehmet Zahit Efendi’den sonra da hareketin başına damadı Prof. Dr. Esat Coşan geçmiştir. Esad Coşan 2001’de Avustralya’da şüpheli bir trafik kazası sonucunda hayatını kaybetmiştir.

Erenköy Cemaati:  Camianın ruhani lideri Mahmut Sami Ramazanoğlu’ndan sonra Musa Topbaş ve sonra onun oğlu Osman Nuri Topbaş irşat postuna oturmuştur.

İsmail Ağa Cemaati:  Mahmut Ustaosmanoğlu ve sonrasında Cübbeli Ahmet Mahmut Ünlü’nün fenomen cemaati.

Bu hareketler özellikle 1970 sonrası İslami gençlik hareketlerinde, özellikle de MTTB (Milli Türk Talebe Birliği) üzerinde etkili olmuşlardır. MTTB ve Akıncılar hareketlerinde başkanlık görevi icra eden dönemin hareket liderleri bu camialara intisaplı kişilerdir.

Bu üç büyük dergah dışında Türkiye çapında büyük tesiri olan Adıyaman Menzil Cemaati’ni de hatırlamamız gerekiyor. Başında Seyda Abdulbaki Erol adında bir şeyh efendi bulunmaktadır. Özellikle sağlık sektöründe etkili olan bir yapıdır. Nizam-ı Alem hareketinin eski ülkücü liderlerinden olan Muhsin Yazıcıoğlu da (merhum) bu hareketin önemli müntesiplerindendi

Abdulhakim Arvasi hareketi (İBDA/Salih Mirzabeyoğlu – Necip Fazıl) çizgisi, Darende Dergahı, Kayseri Yahyalı Dergahı ve daha birçok cemaatin adını tarikat gelenekçiliği bağlamında zikredebiliriz.  Türkiye’nin bir gerçekliği olarak bunların yanı sıra, Nurculuk ve Süleymancılık hareketlerini de çok daha farklı konseptlerde çalışan yapılanmalar olarak incelemek önem arz etmektedir.

Nurculuk Hareketi: Nur Cemaati olarak dallanıp budaklanan hareketin kurucu iradesi, Norşin medreselerinde yetişen ve Nakşiliğin Halidiye koluna mensup, camia tarafından Bediüzzaman olarak bilinen Said Nursi’dir. Kendisine ilahi bir kaynaktan yazdırıldığı iddiasıyla kaleme alınan ‘Risale-i Nur’lar olarak bilinen külliyatı camia için temel referans kaynağıdır. Said Nursi camia için son asırda gelen müceddid ve zamanın bedii’dir. Türkiye ölçeğinde Said Nursi ve külliyatının referans kabul edildiği ortalama 22 kadar Nur cemaati olduğu ifade edilmektedir. Hareketin büyük oranda temsil edilen kolu olan Gülencilerin zamanla Fetö’ye evrilmesi vs. Nurculuk hareketini Türkiye kamuoyunda meşruiyet krizine sokmuştur.

Süleymancılar / Kuran Kursları: Yine Bulgar kökenli bir aileden gelen Süleyman Hilmi Tunahan’ın başlattığı Kur’an kursları merkezli bir hareket olan Süleymancılığın da Türkiye’de önemli bir cemaat olarak ifade edilmesi gerekiyor. Büyük Selatin camilerinde verdiği vaazlarla meşhur olan Süleyman Hilmi Tunahan ve cemaatinin entelektüel bir üretimi söz konusu değildir.  Karşılaştırmalı olarak ifade edecek olursak, Nurculuk daha çok şehirli,  Süleymancılık ise daha çok taşralı bir görünüm arz etmektedir. Nurculuk yüksek tahsilli, Süleymancılık ise orta ve alt tahsili bir sosyal taban üzerinde yükselmektedir. Liberal tabanlı siyasi oluşumlara verdikleri destekle Türkiye siyaseti açısından da oy potansiyeli olarak önemli bir yerdedirler.

Islahatçı  Siyasal Hareketler:İktidara yürüyecek olan bir siyasal proje olarak İslami hareket örneklerini de ıslahatçı çizgide hareket eden yapılar olarak ifade etmemiz gerekiyor.

İhvan-ı Müslimin Hareketi:  İhvan (Müslüman Kardeşler Teşkilatı) Mısırlı bir öğretmen olan Hasan El-Benna tarafından 1928’de Mısır’ın İsmailiye şehrinde kurulmuştur. El-Benna, Şazeliye tarikatına intisap etmiş bir öğretmendir. İlk olarak kahvehanelerde ve camilerde davet çalışmaları yapmıştır. Teşkilatın çekirdeği buralarda oluşturulmuştur. Sonra okullar, medreseler, mescitler, büyük lokaller ve parti haline geldikten sonra da merkezini Kahire’ye taşımıştır.  Hasan El-Benna bu hareketi;  Selefi, Sufi, Sünni, Siyasi ve Sportif  bir cemaat olarak tanımlamaktadır.  Selefilik ile sufiliğin bir arada kullanılması çok ilginç bir terkiptir.  1948’de İhvan-ı Müslim’in hareketi Mısır’da yasa dışı ilan edilmiştir.  12 Şubat 1949’da Hasan El- Benna Mısır istihbaratı tarafından silahlı bir saldırıya uğramıştır ve bir süre sonra da şehit olmuştur. Hasan El-Benna’dan sonra hareketin başına Hasan El-Hudaybi geçmiştir.  1954’te Cemal Abdülnasır’a yapılan bir suikastten İhvan-i Müslimin hareketi sorumlu tutulmuştur.Hudaybi ve arkadaşları tutuklanarak idam cezasına çarptırılmışlardır. Hudaybi’nin cezası ise müebbete çevrilmiş ve o süreçte hareketin liderlerinden büyük İslam hukukçusu Abdulkadir Udeh idam edilmiştir.

Seyyid Kutup’la Birlikte Radikalleşme:  Prof. Dr. Seyyid Kutup da Benna gibi öğretmen okulu mezunudur. Herhangi bir tarikat müntesibi değildir. 1948’de akademik eğitimi için ABD gitmiştir ve 2 yıl orada kaldıktan sonra antiemperyalist bir Amerikan düşmanı olarak ülkesine geri dönmüştür. Uzun bir süre İhvan hareketinin basın ve yayın teşkilatını yönetmiştir. 1954’de tutuklanmış ve 10 yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. 10 yıl hapis hayatından sonra 1964’te çıkıp ‘Yoldaki İşaretler’ adlı adeta bir manifesto niteliğinde olan o meşhur kitabını yazmıştır. 1965’te bu kitaptan dolayı tekrar tutuklanıp idama mahkum edilmiştir ve Ağustos 1966’da da cezası infaz edilerek şehit edilmiştir. Cahiliye sistemi ile asla uzlaşmaya girmeyen izzetli bir mücadele örneği sergilemiştir. Bazı duruş ve düşünsel farklılıklarıyla Hasan El- Benna’dan ayrılır. Özellikle Yoldaki İşaretler’den sonra İhvanla yolları ayrılmıştır. İdam cezasının infazı için cezaevinden götürülürken aynı cezaevinde bulunan İhvan mensupları, arkasından ‘cehenneme git Kutup’ diye bağırmışlardır. Zeynep Gazali’nin  ‘Zindan Hatıraları’ kitabında bundan bahsedildiği söylenir. Prof. Dr. Seyyid Kutup; ‘Cahiliye Toplumu, Rabbani Yöntem’ gibi kavramları İslamcı literatüre kazandıran bir ilim ve aksiyon adamıdır.

İhvan’ın diğer ülkelerde de çok ciddi yapılanmaları mevcut olmuştur. Mustafa Sibai daha sonra Said Havva hareketin Suriye liderliğini yapmıştır. Filistin’de (Gazze’de) özellikle Şeyh Ahmet Yasin ve Rantisi, İhvan’ın  önde gelen liderlerindendir. Şeyh Ahmet Yasin daha sonra 1987 1. intifada hareketinde 6 arkadaşıyla birlikte Hamas örgütünü kurmuştur. İzzettin El Kassam Tugayları adında askeri bir yapılanması da bulunan Hamas, geniş halk desteğini de arkasına almıştır.

Sudan İhvan’ın hikayesi ise Hasan Turabi’nin hikayesidir.Küresel cihadın fikir babası olarak kabul edilen ve Afgan cihadını başlatan isim olarak hatırlanan Dr. Abdullah Azzam da Filistin’de Ürdün İhvanı içerisinde yetişmiştir.

Tunus’ta İhvanın fikriyatı, kendisi bir felsefe mütehassısı olan Raşid Gannuşi tarafından temsil edilmektedir. Hareket 1989’dan itibaren Nehda yani (Uyanış) hareketi olarak anılmaktadır.

Cezayir’de İhvan’ın fikriyatı çerçevesinde hareket eden FİS (İslami Kurtuluş Cephesi) 1991 seçimlerinde %50’lik bir rey almasına rağmen arkasında Fransa devleti’nin yer aldığı askeri bir cunta ile yönetimden uzaklaştırılmıştır. 1992-2004 arasında Cezayir’de bir iç savaş meydana getirilmiş ve bu savaş sürecinde yaklaşık 120.000 insan öldürülmüştür.

Cemaat-i İslami Hareketi / Pakistan: Ebul Ala El Mevdudi tarafından 1941’de Hindistan’ın Lahor şehrinde yapılanmaya başlamıştır. Türkiye’de Seyyid Kutup’la birlikte en çok tanınan siyasal İslamcı şahsiyettir. Kendisi bir gazetecidir aynı zamanda hukukçudur.  Pakistan sınırlarında kalan Lahor’da, bu yeni ülkede bir İslam Devleti kurmayı idealize etmiştir.  Bağımsız Pakistan fikrinin siyasi aktörü o dönemde Muhammed Ali Cinnah’tır. Laik bir kişiliktir ama yeni devletin 1956’da çıkardığı Anayasası’nda mevcut kanunlar Kur’an ve Sünnet ışığında düzenlenmiştir. Ama Mevdudi ve arkadaşları ciddi bedeller ödemişlerdir. Eyyup Han’ın 1958’de gerçekleştirdiği askeri darbe ile cemaatin siyasi faaliyetleri yasaklanmıştır.  Sağlığı bozulduğu için Mevdudi hareketin liderliğini 1972’de bırakmıştır ve 1979’da da vefat etmiştir. Hacmi küçük ama etkisi son derece büyük olan ‘Kur’an’a Göre Dört Terim’ onun en önemli çalışmasıdır. Bu kitabı okuduktan sonra Seyyid Kutup bütün fikriyatını gözden geçirdiğini söylemektedir.

Mevdudi, toplumu kuşatan ve bu güçle devlete ulaşan bir İslamcılık projesinin savunucusudur. Hurafecilikten uzak, manevi nefis tezkiyesini telkin eden tasavvufa sıcak bakmaktadır. Gelenekçi çevreler tarafından fitne çıkarmak ve kendine mahsus bir mezhep icat etmekle suçlanmıştır. Hakkında kendisiyle ilgili “Mevdudiyet Fitnesi” diye bir kitap yayınlanmıştır.  Cemaatin kadroları genellikle eğitimli üniversite mezunu profesyonellerden oluşmaktadır. Bu yüzden halk tabanına ulaşmada ciddi problemli bir yapı olarak kalmıştır. Halkı dindar olan Pakistan’nın Cemaat-i İslami’yi seçim dönemlerinde düşük bir oy oranı ile karşılaması da bu nokta ile irtibatlandırılabilir.

Hizb-ut Tahrir (İslami Kurtuluş Partisi): İdeolojisi İslam olan parti olarak tanımlanmaktadır. 1953’de Kudüs’te Takiyüddin Nebhani tarafından kurulmuştur. Nebhani, El-Ezher mezunu bir Filistinlidir. Partinin hedefi, tüm Müslümanları kuşatan bir Hilafet Devleti kurmaktır. Kendisini Sünni ya da Şii bir hareket olarak tanımlamaz. Türkiye dahil birçok ülkede konferanslar tertip etmekte, basın ve yayın faaliyetleri yürütmektedirler. İhvan’ın öngördüğü ‘Fert-Aile-Cemiyet-Devlet’ formülünden ziyade, tepeden dizayn diyebileceğimiz bir yöntem tercihinde bulunmaktadırlar.

1967 öncesinde hareketin Türkiye temsilciliğini merhum Ercüment Özkan üstlenmiştir. 1967-1970 arasını Tahrir’den dolayı hapiste geçirmiştir. Daha sonra hareketin Türkiye’de bir İslam devleti kurmak için gelmediğini, Türkiye dışında kurulmak istenen bir yapının, Türkiye tarafından yok edilmesini önlemek amacıyla geldiğini düşünerek hareketten ayrılmıştır. Kendi ifadesiyle üç talakla bu hareketle olan birlikteliğine son vermiştir.

Hizbullah Örgütü / Lübnan:  İran İslam Devrimini çevre İslam ülkelerine ihraç ve İsrail’e karşı tampon bölge oluşturma adına Ayetullah Humeyni’nin sayısı 2000 kadar olduğu söylenen Devrim Muhafızları birliğini Lübnan’a göndermesiyle kurulmuştur. Beka Vadisi’nde İsrail işgalini önleme konusunda ciddi etkileri olmuştur. Şehadeti isteme eylemleri de denen İştihad (intihar eylemleri)  eylemlerini ilk deneyen örgüttür. Genel Sekreteri aynı zamanda hareketin lideri kabul edilmiştir. Hareketin ilk lideri Hüseyin Fadlallah ve sonra 1992’de                Abbas Musavi’dir.  Bunlar Irak’ın Necef bölgesi’nde yetişen Şii alimlerdir. Hüseyin Fadlallah daha sonra Velayeti Fakih nazariyesini reddetmiştir.  1992’de hareketin başına Hasan Nasrallah geçmiştir. 2006’da Lübnan’a giren İsrail, Hizbullah sayesinde geri çekilmek zorunda kalmıştır. Bu Hizbullah’ı çok popüler bir örgüt haline getirmiştir. Nasrallah o süreçte İslam aleminde adeta bir kahramana dönüşmüştür ama İran’ın Suriye’de 2011’den sonra Baas rejimini desteklemesi ile Hizbullah İslam dünyasındaki saygınlığını yitirmiştir. Hizbullah örgütü sonrasında Suriye’deki İslami Cihad örgütleri tarafından ‘Hizbuşşeytan’ olarak ilan edilmiştir.

Ensarullah Örgütü / Yemen: İran kontrolünde Hizbullah’ın Lübnan’daki pozisyona benzeyen bir şekilde Ensarullah örgütü de Yemen’de teşkilatlandı. Ensarullah bugün Husiler diye bildiğimiz Şii teşkilatlanmanın adıdır. Yemen’deki Suudi yayılmacılığına karşı tampon oluşturmaktadırlar. Çok ilginçtir ki Ensarullah Teşkilatı, Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer yönetimlerini meşru kabul eden teşkilattır. İran’ın yayılmacı politikasının önemli unsurlarındandır. 2015 yılının Mart ayında Suudi yönetimi, adına İslam ordusu da denen bir  Körfez koalisyonu ile birlikte Husilere askeri bir müdahalede bulunmuştur.

İslami Hareketler Üzerinde Modernist Etki: Modernizmin temel tezi, dinin temel kaynaklarına yeniden dönüş ve dini mirasının rasyonel bir süzgeçten geçirilerek yeniden yorumlanması tezidir. Modern İslam düşüncesinin fikir babası Fazlurrahman’dır.  Ona göre ihyacılığın Gazali’ye kadar giden bir geçmişi vardır. Ancak bugünkü İslam modernistlerinin yaptığına benzer bir örneklik, tasavvuf ve felsefe ekollerine sistemli bir eleştiri getiren İmam İbni Teymiyye (1263-1328)’dir. Onun ana fikri ise, saf İslam’a dönüş tezidir

Modernizm akıl merkezli bir dini yoruma dayanır. Modernist yorumun dini metinler ile olan ilişkisi metin (literal) anlam üzerinden değil,  (konteks) bağlam üzerinden kurulan bir ilişkidir.

İslam modernizminde tarz olarak icraat yerine söz ve yazı ön plandadır. Yani modernizm, nazari yönü baskın bir yorumdur. Bu nedenle akademik ve kültürel nitelikli bir boyut taşır. Teşkilat mantığı içinde hareket edilmez. Gönüllülük hatta takipçilik olarak niteleyeceğimiz oluşumlardan söz edilebilir. Hiyerarşik düzen ve örgüt disiplini altındaki ilişkiler reddedilir. Uzun soluklu ve kapsayıcı organizasyonlara pek fazla imkan verilmez. Gerekli siyasallıktan uzaktır. Zaten siyasallık dediğimiz şey bu çeşit gevşek bir yapının  kaldıramayacağı bir örgütlülüğü gerektirmektedir. Öncüleri genelde ilahiyat kökenli ve akademik eğitim almış, sosyal bilimler formasyona sahip, felsefi birikimleri yüksek kişilerdir. Bunlar genellikle Dr. Ali Şeriati’nin tabiriyle din alimleri (ulema) değil,  din aydınlarıdır.

Metinselci Modernizm:Metinselci modernizm bahsinde, çok uçuk yorumlarıyla en dikkat çekici örneklerden biri olarak Hindistan’da Aligarh Üniversitesi’nin kurucusu Seyid Ahmet Han, metnin yorumlanmasında sünnetin belirleyiciliğini neredeyse yok saymıştır. Cinleri, dağ adamları olarak tanımlayıp, Kızıl denizin yarılması hadisesini Med-cezir olarak yorumlamış, faizin ancak fakirlerden alınırsa günah olduğunu vs. söylemiştir. Bu ekolden birçok oryantalist de yetişmiştir.  Lakin bu okul Hindistan’ın önemli fikir adamları tarafından da özellikle Muhammed İkbal ve Mevdudi gibi ilim adamları tarafından eleştirilmiştir.  Mısır’daki Ali Abdurrazık  ve Ahmet Suphi Mansur gibi isimler de aynı  eksende değerlendirilebilecek entelektüellerdir.

Türkiye’de metinselci modernistler olarak Hüseyin Atay, Süleyman Arslantaş, Bayraktar Bayraklı, Abdülaziz Bayındır gibi hocalar tartışmalı boyutlarıyla bu kategoride zikredilebilir.

Metinselci modernizm bağlamında aşırı uçlarda gezen tipolojiler de mevcuttur.  19 mucizesi ile ortaya çıkan Dr. Edip Yüksel,  Kur’an’ın insan kapasitesinin üzerinde matematiksel bir kompozisyona sahip olduğu teziyle bir dönem gündeme gelmiştir.  19’culuğun fikir babası ise Mısırlı bir kimya uzmanı olan Dr. Reşat Halife adında bir akademisyendir.  Amerika’nın Arizona eyaletinde Tucson kentinde yaşayan ve YouTube yayınları ile fenomenleşen Edip Yüksel’in, Tevbe suresinin 2 ayeti bu 19 kompozisyonuna uymuyor diye Kur’an’dan çıkarma iddiası yüzünden babası merhum Sadreddin Yüksel tarafından mürtet ilan edilmiştir.

Tarihselci Modernizm:  Esas itibari ile metinselci kur’ancılık denilen düşünce biçimini eleştirir.  Kur’an’daki hükümlerin gerçek bağlamını anlayabilmek için dönemin tarihsel koşulları dikkate alınmalıdır tezine dayanır. Metnin esas alınması, kur’anın mesajını dondurur fikrine dayanır. Prof.Dr. Fazlurrahman tarihselci modernizmin fikir babasıdır. 1919’da Pakistan sınırları içerisinde doğmuş, ilk dini eğitimini Diyobend medreselerinde hocalık yapan babasından almıştır. Doktorasını Oxford’ da İbni Sina felsefesi üzerine yapmıştır sonra akademik kariyerine İngiltere’de ve Kanada’da devam etmiştir.  ‘İslam’ adlı eserinde İslam düşünce tarihi ile adeta hesaplaşmaktadır. 1988’de Chicago Üniversitesi’ndeyken hayatını kaybetmiştir.

İslam dünyasının içinde bulunduğu darboğazdan kurtulması için öngördüğü fikir, siyasal ıslahatçılıktan ziyade derin bir fikri çabanın içine girilmesi gerektiğidir. Kur’anda ibadetlerle ilgili hükümler hariç diğer hükümler tarihseldir, düşüncesiyle dikkat çekmektedir.

Ona göre Kur’an çağın şartlarına ve maslahatına binaen nazil olmuştur. Zira şartlar ve maslahatlar değişmektedir. Değişmeyen ise evrensel ilkelerdir. Bu ilkeler farklı yorumlanabilir. Bu anlayış şeriat hukukunun gayri ciddileştirilmesi anlamında eleştirilmektedir.

Klasik İslam düşüncesindeki şeriatın uygulayıcısı olan ‘İslam Devleti’ kavramı modern yorumda değerini kaybetmektedir.  Hz. Peygamber Aleyhisselam’ın Medine’deki devlet uygulaması tarihsel şartların onu zorlamasından doğmuş bir zaruret olarak algılanmaktadır.         İslam Devleti idealini bugüne taşımanın günümüz şartlarında bir geçerliliği yoktur düşüncesi, liberal düşünce ekolleri açısından kayda değer bulunmaktadır. Yaptığı yayınlarda ve verdiği demeçlerde, “Efendim, canınız tarihselci dövmek istediğinde buyur edin, gelirim.” diyen Ankara Okulu’ndan çıkan eserleriyle Çukurova Üniversitesi öğretim üyesi Prof.Dr. Mustafa Öztürk, tarihselcilik bağlamında ilk akla gelen isimlerdendir.

Modernistler İçin Genel Anlamıyla Üç Farklı Siyasal Görüntüden Söz Edilebilir:

Liberal Yorum: İslam Modernizminin en görünen yüzüdür. Bireysel ve özgürlükçü bir eğilimi vardır. Liberal görüntü taşıyan Modernizmin geleneksel tasavvuf ile enteresan bir ilişkisi vardır. Celaleddin Rumi ve İbni Arabi referansları dikkat çekicidir. Liberal yorumdaki bu husus, akılcılık ile sezgiciliğin ilginç bir buluşmasıdır. Bu buluşmada ortaya çıkan kavramlar ‘maneviyat-ruhsallık-sprituality’dir. Mevcudiyetin birliğini ifade eden Vahdet-i Vücud nazariyesinin kapsayıcılığı,  humanizm ve dini çoğulculuğa felsefi bir zemin hazırlayarak liberalizme bir meşruiyet alanı sağlamakta

Anti-Emperyalist Sol Yorum:İslam’ın özünün, çağdaş ve eşitlikçi sol bir içeriğe sahip olduğu tezine dayanır. İslam tarihinde Mutezile kimliği ilk devrimci damarı temsil eder. Mısırlı felsefe profesörü Hasan Hanefi’nin Sol İslam (Yesarü’l İslam) projesi bu yoruma tekabül etmektedir. Eski bir marksist olan Dr. Ali Şeriati’nin ‘Safevi Şiası- Ali Şiası’ kavramsallaştırması ise benzer saiklerle temellendirilir. Şeriati’ye göre Safevilik, sağ devletçiliği, Hz. Ali (R.a.)’nin duruşu ise sol devrimciliği temsil eder.  Ebuzer hakkında yazdığı kitabında bu hususiyetleri arz etmektedir. Mesela Türkiye’de Dr. Hikmet Kıvılcımlı (Ö.1971) örneğini -Türk sosyalizm tarihi içerisinde önemli bir isimdir- dini hususiyetler hakkında yaptığı yorumları ile dikkat çeken, ilahiyatçı yazar R.İhsan Eliaçık’ın gündem ettiği fikriyatla gözlemleyebilme imkanına sahibiz.

Devletçi Laik Yorum:Laik devlet yapılanmalarında din politikalarının belirlenmesinde ulusçu zihniyeti yansıtan bir algıdır. 28 Şubat sonrası dindar kesimlere baskı ve yıldırma politikalarının uygulanmasıyla birlikte, Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk gibi şahsiyetlerin özellikle Kemalizm konusundaki eklektik yaklaşımları bu yoruma meşruiyet desteği sağlamaktaydı.

Metinselci, tarihselci, liberal, sol ya da antiemperyalist görünümleriyle de olsa bu hareketler ciddi eleştirilere uğramış ve İslam alemi üzerinde meşru bir otorite ya da itibar elde edememişlerdir.

Bir de İslam’ın öteki ile kurması gereken ilişkiyi en sağlıklı şekilde tasavvufla kuracağına inanan, simya,  astroloji gibi modernizmin reddettiği bilgi kaynaklarına ilgi duyan, tüm dinleri aşkın bir birliktelik içinde idrak etmek isteyen, dinlerin ezoterik/batini boyutlarını ortak zemin olarak gören bir algı biçimi vardır.  Örnek verecek olursak, Rene Guenon 1912’de Müslüman olup Abdulvahid Yahya adını almıştır. Titus Burkhart ve sonradan Ebubekir Siraceddin adını alan Martin Lings.  Britanyalı siyer yazarının yazmış olduğu eser iki yüzün üzerinde baskı sayısına ulaşmıştır.  Yine bu ekolün Türkiye’de bilinen yüzlerinden biri de Seyid Hüseyin Nasır’dır.  İbrahim Kalın’ın da George Washington Üniversitesi’nden doktora hocasıdır. 1979 İran İslam devriminden sonra ülkeyi terk ederek Amerika’ya yerleşmiştir. George Washington Üniversitesi’nde İslami ilimler okutmaktadır. Mevlana ve İbn-i Arabi’nin eserlerini İngilizce’ye kazandıran isimdir. Yine Rifailik tarikatına bağlı Samiha Ayverdi, Türk mütefekkir ve mutasavvıf yazar.Roman, hikaye, hatıratlarıyla meşhurdur. Tv ekranlarından tanıdığımız mesnevi şerhleri yazarı Cemalnur Sargut da tipik örneklerden biridir.

Radikal Hareketler:Radikal, kavram olarak kök-köktenci anlamında, Batılıların deyimi ile ‘fundamentalist’ olarak kullanılmaktadır. Latince’de ‘kök’ anlamına gelen ‘radix’ten türemiştir. Türkiye’deki Radikal İslami Hareket, mevcut rejimi ve kültürel yapıyı İslami esaslar bağlamında dönüştürmeyi ve değiştirmeyi önceleyen hareketlere verilen bir sıfattır. Türkiye’deki radikal İslami yelpazenin, ne şekilsel karakteristiği, ne merkezi ne de çevresi belirgindir. Somut ve tekil bir yapı olarak ifade edilemez.  Örgütsel bir bütünlük arz etmezler. Köklü değişim talebi ve güçlü siyasi muhalefet İslami radikalizmin nirengi noktasıdır. Bu hareketler merhaleci bir mücadele stratejisini de benimseyebilirler,  ihtilalci ya da devrimci bir strateji de izleyebilirler.

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişin çok özel şartlarına bağlı olarak ilk İslamcı kesim,  işgalci emperyalist  güçlere karşı İstiklal mücadelesi sürecinde Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının yanında yer  almayı tercih etmişlerdi. 1924’e kadar da Mustafa Kemal’in faaliyetleri genel olarak İslami motifler taşımaktaydı.  Ama 1924 ve sonrasında oluşturulan katı radikal Kemalizm, dinine bağlı geniş halk kitlelerinde rejime karşı derin bir öfkenin de tohumlarını atmış oldu.  Ahmet Yaşar Ocak Türkiye’deki İslami Radikalizmi,  radikal Kemalizm’in gayrimeşru çocuğu olarak değerlendirir. İzaha muhtaç bir tanımlama olsa da haklılık payı vardır.

Çeviriler Dönemi:1960’lı ve 1970’li yıllarda ise söz konusu onlarca kitap çevirisi gündeme taşınmıştır. Söz konusu ilk çevirilerin hemen hemen hepsi İhvan mensuplarına ait çevirilerdir. Bu çeviriler arasında okuyucuda en büyük tesiri hiç şüphesiz Seyyid Kutup’un Yoldaki İşaretler’ adlı eseri ile Mevdudi’nin ‘Kur’ana Göre Dört Terim’ adlı eseridir.  Aynı dönemde bu trend karşısında cılız bir ses olarak kalsa da Necip Fazıl’ın ‘Büyük Doğu’ düşüncesi, özellikle Mevdudi ve Seyyid Kutup düşüncesine eleştiri oklarını çok sert bir şekilde yönlendirilmiştir. Daha sonra   Büyük Doğu’nun bir öğrencisi olarak Sezai Karakoç ise Necip Fazıl’ın ‘Büyük Asya’ idealini milliyetçi unsurlardan arındırarak daha ümmetçi bir çizgiye taşımıştır.  Artık Necip Fazıl’ın ‘Baş Yücelik Devleti’ yerine Sezai Beyin ‘Diriliş Sitesi’ vardır.  İdealize ettiği devletin niteliklerini ‘Diriliş Neslinin Amentüsü’ adlı kitapta resmetmiştir. Bu sitede halkın yönetimi olacaktır ama demokrasi asla putlaştırılmayacaktır.  Sonrasında Nuri Pakdiller, Cahit Zarifoğlu, Erdem Beyazıtlar, Özdenörenler, Yedi güzel adamlar, Maveracılar aynı düzlemde entelektüel faaliyetler yürüttüler.  O jenerasyonda sadece Atasoy Müftüoğlu farklı bir duruş sergileyerek, modern zamanlarda bütün paradigma savaşlarını neden kaybettiğimiz, üzerine yoğunlaşan bir düşünce üretimine girdi.

Özellikle 1980 öncesi 70’li yıllarda dönemin etkili seslerine karşı, daha yerli ve daha radikal bir çizgiyle gündem üreten ‘Malatya Ekolü’ olarak tanıdığımız Mehmet Sait Çekmegil’i de anımsamamız gerekiyor.  Tarikat ve tasavvuf yapılanmalarına karşı keskin ve entelektüel bir duruş sergilemiş,  Said Nursi, Sezai Karakoç, Necip Fazıl, Ali Şeriati gibi üstatları Kur’an’ın çizgisinden saparak fikirlerine zulüm karıştırmakla suçlamıştır. Dialektik tartışma/münazara metodu olarak yorumlanan üslubu ve eserleriyle, İslami düşünce tarihimizde kendine özgü bir gedik açan Çekmegil fikriyatı, halihazırda yayınına devam eden Nida dergisi bünyesinde makes bulmaktadır.

 Milli Türk Talebe Birliği (MTTB): 1960’lı yıllarda Abdülhakim Arvasi / Necip Fazıl etkisi ile birlikte oluşturulan milliyetçi mukaddesatçı MTTB bünyesi oluştu. 1976’da bu hareketin içerisinden ‘Akıncılar’ adında bir başka grup çıktı. R.T.Erdoğan, Numan Kurtulmuş, Bülent Arınç, şimdiki mevcut meclis başkanı İsmail Kahraman gibi  bu günün birçok siyasi aktörü bu hareketler içerisinde yer aldılar.

1970’li Yıllar ve Milli Mücadele Birliği:   Aslen Afyonlu olan, İstanbul Hukuk talebesi Aykut Edibali’nin  temelini 1968’de attığı bir yapıdır. MTTB’yi disiplinden yoksun bir yapı olarak gören bu yapı MSP(Milli Selamet Partisi)’yi  tasvip  etmemişlerdir. Rifailik, Mevlevilik ve tasavvuf konusundaki eleştirileri ile dikkat çekmişlerdir.  1975’ten sonra da dağılma sürecine girmişlerdir.

Hareketin kültür dergisi ‘Pınar’ etrafında Cevat Özkaya, Şemsettin Özdemir,  Burhaneddin Can gibi isimler daha sonra Pınar Yayınları / Umran Dergisi ve Umran Hareketi olarak İstanbul’da çevre bulan bir yapılanmayı oluşturdular. Halen vakıf, dernek ve yayın hayatlarına devam ediyorlar.

Şu an Haksöz Dergisi öncesinde Fecir Yayınları olarak bilinen Haksöz grubu da, Hamza Türkmen ve Rıdvan Kaya gibi şahıslar da Milli Mücadele Birliği’nden kopan ve farklı mecralarda hareket kabiliyeti kazanan isimlerdir.

1984-1993 yılları arası (Özallı yıllar) demokratik ve liberal atmosferde İslami camialar, yeni yeni medya imkanlarıyla tanıştılar. İslami radyoların ve televizyonların sayısında patlama yaşandı. Hasan Nail Canat romanları ve Ulvi Alacakaptan piyesleri vs. zirve dönemlerini yaşadılar.

Bu süreçte bazı meşhur ülkücülerin seksenli yılların ortalarından itibaren radikal İslamcı saflara geçmesi,  konumuz açısından kayda değerdir.  Bu eski ülkücülerin en tanınmışları hiç kuşkusuz Mehmet Pamak ve çevresidir. 1980 darbe sürecinde Çanakkale milletvekilliği yapmış, Alparslan Türkeş’in emriyle Muhafazakar Parti’yi kurarak genel başkanlığını yapmıştır. ‘İzzeti Yanlış Yerde Aramak’ adlı kitabıyla İslami hareketin yaşayan muhalif damarlarından birini temsil etmektedir.  Ankara merkezli İLKAV olarak bilinen İlmi Kültürel Araştırmalar Vakfı’nda çalışmalarına devam etmektedir.

‘Uydurulmuş Dinden İndirilmiş Dine’  terkibiyle 90’lı yıllardan itibaren İslami mücadele konusunda kur’an merkezli çalışmalar yapan ve öncü nesil yetiştirme, kur’an okullları gibi projeleri yürüten, özellikle 2000 sonrası Hilal Tv ve ulusal yayın imkanı ile İslamcı simaları tanıştırma olanakları sunmaya çalışan, M.İslamoğu ve Akabe Vakfı çevresinin; din ve fıtrat üzerine yapılan araştırmaların sonuçlarını, ulusal ve uluslar arası alanlarda bilinir kılma konusunda gayret sarf eden Prof.Dr. Abdulaziz Bayındır ve Süleymaniye Vakfı çevresinin, gösterilen çabaların hakkının teslimi adına hatırlatılması gerekmektedir.

Milli Görüş Hareketi: Büyük Doğu ile Necip Fazıl,  Hareket dergisi ile Nurettin Topçu, Süleyman Arif Emre, Osman Yüksel Serdengeçti gibi siyaset ve fikir adamları milliyetçi çizgiden İslamcı çizgiye geçiş emareleri gösterdiğinde İstanbul Teknik Üniversitesi Makine mühendisliği profesörü Necmettin Erbakan bu fikri zemini iyi değerlendirdi. 1969 seçimlerinde Konya’dan bağımsız milletvekili olarak parlamentoya girmiştir. Necip Fazıl Kısakürek’in Erbakan için Konya’da yapılan mitingde yaptığı konuşma, dönemin tanıklarının ifadeleriyle hala hafızalardadır.

Prof. Dr. Necmettin Erbakan 1970’te MNP (Milli Nizam Partisi)’yi kurdu. 12 Mart muhtırası ile Parti kapatıldı. Bu kez 1972’de MSP (Milli Selamet Partisi)’yi kurdu. 1974 seçimlerinde CHP ile kurduğu koalisyon nedeniyle Necip Fazıl, Nurcu ve Süleymancı grupların desteğini kaybetti. Sonra MSP, 12 Eylül cuntası paşaları tarafından kapatıldı ve sonra seksenli yıllarda Refah Partisi gündeme geldi.  1994’te yerel seçimlerde İstanbul(R.T.Erdoğan) ve Ankara’yı(Melih Gökçek) kazanan RP (Refah Partisi), 1995 seçimlerinde ise %21’lik oyla hükümetin en büyük ortağı oldu. Tabii burada Erbakan hocanın 1991’de yayınladığı ‘Adil Düzen’ programının da ciddi etkisi olmuştur.  Ama bu başarının arkasındaki asıl neden Özal sonrası merkez sağda yaşanan darboğazdır.

Şevki Yılmazlar, Hasan Hüseyin Ceylanlar,  Hasan Mezarcılar vs. 28 Şubat (1997)’la birlikte Refah Partisi de kapatıldı. Bu süreçten parti’nin gençlik kolları teşkilatı MGV (Milli Gençlik Vakfı) de büyük zarar gördü. Akabinde FP (Fazilet Partisi) de uzun ömürlü olmadı. SP         (Saadet Partisi) ile ise milli görüş, yeni biri siyasi soluk olan Ak Parti’nin çıkışı ile birlikte kendi içine kapanan muhafazakar, siyasal bir gelenek haline geldi. Bugün itibari ile de kamuoyunun dikkatini celbeden herhangi bir siyasallık üretememektedir.

Bu arada kısmi bir çerçevede kalsa bile, particilik ya da parlamento içi mücadeleyi gayri İslami sistemle uzlaşma biçimi ve sapma olarak gören yapılar da mevcuttur. Birçok yapının ismini bu çerçevede ifade edebilsek de, İktibas Düşüncesi/Çizgisi olarak tanıdığımız yaklaşım biçimini önemli ve tutarlı bir örneklik olarak ifade edebiliriz.

Kürtçü İslami Radikalizm:Özellikle 1990’lı yıllarda Güneydoğu’da etkili olan Hizbullah hareketi bu başlıkta önemli bir örnektir. Diyarbakır’daki İlim ve Menzil kitabevleri bu harekete merkezlik teşkil etmiştir.  İlimciler olarak ünlenen yapının liderliğini 90’lı yıllarda Hüseyin Velioğlu üstlenmiştir.  PKK’yı hedef almazlar ise PKK’nın hedefi olacaklarını bilen Hizbullah’ın ilk çıkışında, özellikle derin devlet yapısı PKK’yı zayıflatma anlamında tampon bir güç olarak Hizbullah’ın yapılanmasına sessiz kalmıştır.  Dini motiflerin kullanılarak PKK’nın zayıflatılması, o dönem etkili bir proje olarak yürütülmüştür. Ama özellikle Güneydoğu’da yankılanan bu hareket laik/seküler kesimler için bir süre sonra korkulu bir kabusa dönüşmüştür.  Daha sonra da özellikle Kürt İslamcılar üzerinde etkili olan Müslüman şahsiyetlerin Hizbullah tarafından öldürüldüğü dönemin basınına yansımıştır. Mesela Kürtçü Radikal Nurcu gruplardan Med-Zehracıların lideri İzzettin Yıldırım’ın 2000 yılında Hizbullahçılar tarafından öldürüldüğü tespit edilmiştir.

2000 yılında örgütün lideri Hüseyin Velioğlu ve arkadaşları Beykoz’da bir hücre evinde Özel Hareket timlerinin düzenlediği bir operasyon sonucu öldürülmüştür ve geride faili meçhul cinayetlerle ilgili birtakım şüpheler İslami kimlikli yapılar üzerinde kara bir leke olarak kalmıştır. Bahriye Üçok, Taner Kışlalı, Uğur Mumcu cinayetleri gibi olaylar, Hizbullahçılar üzerinden İslami camianın üzerinde kamuoyu açısından ciddi tereddütler oluşturmuştur

İktibas Dergisi ve Ercüment Özkan (1938-1995): Ehli Kur’an radikalizmi çerçevesinde değerlendirebileceğimiz özgün bir yapı olan İktibas Dergisi ve Ercüment Özkan parantezini de kıymetli bir İslami hareket örnekliği olarak kayda geçmemiz gerekmektedir. 1981 yılında ilk sayısı Ankara’da çıkan ve 90’lı yılların ortalarına kadar adeta fenomen bir dergi olarak devam eden İktibas düşüncesinin fikir öncüsü, Kırşehir Mucur doğumlu bir hukukçu ve aynı zamanda İslami harekete eski bir Hizb-ut Tahrirci olarak giren Ercüment Özkan’dır.  İktibas’ı çıkarmasıyla birlikte tüm enerjisini İslamı, gayri islami olan tüm iç ve dış unsurlardan arındırmanın mücadelesiyle harcamıştır. Bu arındırma mücadelesi sağlanmadan verilecek siyasal mücadele sağlıksız olacaktır. Hem sistemle hem de hali hazırdaki İslami geleneğe karşı bir çatışma süreciyle ömrünü tamama erdirmiş ve zamanla tasavvuf ve tarikat çevrelerinin boy hedefi haline gelmiştir.   Kendi arkadaşları tarafından ‘İslami Hareketin   Akıncı Beyi’ olarak tanımlanan Ercüment Özkan, kavramlar ve İslami kavramlar konusunda İktibas dergisinde hassasiyetle bir mücadele yürütmüştür. İktibas çevresi/düşüncesi 38 yıldır Kur’an merkezli bir düşünsel arınmayı gerçekleştirerek son derece tutarlı ve ilkeli bir yaklaşımla İslami hareketten ne anladığını hitap ettiği kamuoyuna şeffaf bir şekilde arz etmeye devam etmektedir.

2002 sonrası AK Parti ile birlikte İslami hareket hem düşünsel hem de eylemsel anlamda farklı bir boyuta evrilmiştir. Kimi çevreler bunu İslamcılığın sonu olarak yorumladılar. Lakin şu anki görünümde özellikle de 15 Temmuz sonrasında bu daha da belirgin bir hal aldı.  Vatan, millet bayrak, toprak gibi bir dönem ulus devlet argümanları olarak görülen kavramlara mesafeli duran İslamcı çevreler; daha sonra yerellik, millilik, Anadoluculuk, Anadolu İrfan’ı gibi kapsayıcı kavramlarla yeni bir aidiyet biçimi formüle ettiler. Ürettikleri müsbet çalışmalarla müslüman camiaları sosyolojik anlamda besleyen Ensar Vakfı,   TÜRGEV hareketi, İlim Yayma Cemiyetleri, Anadolu Platformu gibi yapılarda bunu gözlemlemek mümkün. Görünen yüzleriyle Türkiye’de birçok platformda İslami inisiyatif/sorumluluk almaya çalışan bu yapıların kendi bünyelerini daha eleştirel bir dikkatle inşa etmeleri gerekmektedir.

Laikliği, Başbakanın Baş Danışmanlarından Prof.Dr. Yasin Aktay’ın ifadesiyle ‘la ikrahe fiddin’nin siyasal yorumu olarak değerlendiren ve bunu anlamlı bulan,  demokratik bağlamda daha çok siyasallık kazanmış İslami camiaların trendinin yüksek olduğu bir konjonktürü yaşıyoruz.

Eleştiriler: Türkiye özelinde çağdaş islami hareketlere yönelik ortalama eleştiri gündemlerine bakarak bir kaç madde sıralayacak olursak:

Bu hareketler yerelliği aşacak bir performans gösterememişlerdir. (İhvan-i Müslimin, Cemaat-i İslami gibi.)

Özellikle 28 Şubat sonrası İslami radikal çizgi Neo-nurcu grupların yükselişiyle bir özgüven kaybına uğramıştır.

Başörtüsü eylemleri, mitingler, Kudüs ve Filistin meselesi gibi davalarda ortaya çıkan aktivizm,  sosyal medya ve yeni klavye aktivizmi ile sıradanlaştırılmıştır.

Özellikle de 15 Temmuz sonrası dindar kimlikli geniş kitlelerde İslami hareket kavramına karşı ciddi bir fobi oluşturmuştur.

İslami radikalizmin hakkındaki eleştirel değerlendirmelere elbette yenilerini de ekleyebiliriz.  Ama burada noktalamak daha doğru olur. 2002 sonrası Ak Parti hükümetlerinin sağlamış olduğu nispi özgürlük sahası içerisinde İslami hareketlere esaslı bir eleştiri yöneltmemiz gerekiyorsa ki,  O da şudur:

Neredeyse 15 yıldır İslami hareketin kendi gündemleri Türkiye kamuoyunun Türkiye aktüalitesinin  gündemine girememektedir. Kaba tabirle İslami hareketler bağlamında analiz ettiğimiz yapılanmaların reyting listesinde adı yer almamaktadır. Bu açıdan baktığımızda son görünümleriyle, güçlü bir söyleme ve siyasallığa ya da toplumsallığa sahip değillerdir.

Ama tüm bunlara rağmen son asırda, İslami hareket bağlamında üretilen müktesebatın, belki de bin yıllık düşünce tarihimizde üretilen müktesebattan daha kıymetli ve daha kayda değer olduğunu iddia etmemiz, beyhude bir yaklaşım olmayacaktır. Bu şekilde iyimser kanaatle nokta diyelim.



Kaynakça:

  1. Çağdaş İslami Akımlar, M. Ali Büyükkara, Klasik Yay, İstanbul, 2017.
  2. Ahmet Ağırakça, Şehadetinin Otuzuncu Yılında Seyyid Kutup Sempozyumu, İstanbul.
  3. Alparslan Açıkgenç, İslami Uyanış Ve Yenilikçilik Düşünürü Fazlurrahman’ın Hayatı ve Eserleri, İslami Araştırmalar, İstanbul, 1990.
  4. Yalçın Akdoğan, Siyasal İslam, İstanbul, 2000.
  5. Ümit Aktaş, İslami Hareketler ve Yöntem, İstanbul, 1996.
  6. Adnan Aslan, Dinler ve Hakikat, “S.H.Nasr’ın Felsefesinde Dini Çoğulculuk”, İstanbul, 1993.
  7. Kürşat Atalar, Kuran ve Tarihsellik, Haksöz Dergisi, sayı: 75, 1997.
  8. Şevket Başıbüyük, Büyük Doğu’nun Son Kalesi: M.Said Çekmegil, İstanbul, 2004.
  9. Burak Bircan, M.Kürşat Atalar, Ercüment Özkan İle İslami Hareket Üzerine Söyleşi, Anlam Yay. Ankara, 1997.
  10. Mahmut Esad Coşan, Mehmet Zaid Kotku, DİA, C.26, S.227.
  11. Alev Erkilet, Ortadoğuda Modernleşme ve İslami Hareketler, İstanbul, 1999.
  12. Eric Hoffer, Kesin İnançlılar, İstanbul, 2005.
  13. İktibas Dergisi, İslam ve Terör, Sayı 164, Ağustos 1992.
  14. Hamdi Kalyoncu, Liderlere Tapınma Psikolojisi, İstanbul, 2006.
  15. İsmail Kara, Türkiye’de İslamcılık, Yeni Şafak Kitaplığı, İstanbul, 1995.
  16. Sezai Karakoç, Diriliş Neslinin Amentüsü, İstanbul, 1986.
  17. Necip Fazıl Kısakürek, İdeologya Örgüsü, Büyük Doğu Yay, İstanbul, 1976.
  18. Seyyid Kutup, Yoldaki İşaretler, Çev: Salih Uçan, İstanbul, 1980.
  19. İlhan Kutluer, “İslamcılık (Düşüncede)”, DİA, C.23, S.65-67.
  20. Mehmet Akif Ersoy, Safahat, Nşr: Erttuğrul Düzdağ, İstanbul, 2007.
  21. Atasoy Müftüoğlu, “Atasoy Müftüoğlu İle Söyleşi, Girişim, say:54, Mart 1990.
  22. Ahmet Özcan, İslami Uyanıştan İslami Harekete, İstanbul, 1996.
  23. İktibas Dergisi, Birliktelik ve Mücadele Zemini, İktibas 230, Şubat 1998.
  24. Ankara’da 45 Yıl, Süleyman Arslantaş’la Söyleşi, Beyan Yay,
  25. http://mustafaozturkarsivi.blogspot.com.tr/2015/04/kuran-tarihsellik-ve-tarihselci.html
Daha Fazla Göster

Popüler Yazılar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Close
Close