GenelYazarlardanYazılar

Cahiliye Nedir Cahil Kimdir?

Cahiliye; itikadını ve inancını şirkten alan, sırtını şirke yaslayan, Allah’tan rol çalarak insanları olumsuz yönde etkileyen düşünce tarzının adıdırBu sisteme inanan ve ona göre yaşayan da cahil sıfatıyla isimlendirilir.

Günümüzde cahiliye, her ne kadar bilgisiz, tecrübesiz anlamlarında kullanılsa da, kavram bu anlamları da içinde barındırmakla birlikte daha geniş anlam örgüsüne sahiptir. Türk toplumunda cahiliye denildiğinde daha çok İslam öncesi yaşayan toplumların yaşam ve inanç şekilleri olarak bilinir ve İslam’ın gelmesiyle cahiliye devrinin kapandığı zannedilir. Bu çok yanlış bir okuma biçimidir; insan hayatı devam ettiği sürece cahiliye olgusu her zaman var olmuş ve olacaktır. Vahyin evrenselliği kadar cahiliye de evrenseldir, o günkü cahiliyenin kat kat fazlası bugün kıtalararası dolaşmaktadır. Bunun nedeni ise vahyi devreden/hayattan  çıkarttığımız yerde cahiliye başlar.
 
Kur’an’ın bize  anlattığı cahillik/cahiliye bizim anladığımız anlamda okuma yazma bilmemek değil, bilmediğini de bilmeyen ukala, bilmediği/bilemeyeceği halde bile zann temeli üzerine oluşturulan bir sistem, bir yaşantı, bir düşünme-inanç biçiminin adıdır.. “Onların çoğuna uysan seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Onlar ancak zanna uyuyorlar ve onlar ancak atıp tutuyorlar” (En’am:116, 148) “Onların çoğu  ancak zanna uymaktadırlar. Muhakkak zann haktan hiç bir şey gidermez.” (Yunus: 36, Necm; 28)

‘Cahiliye’, ‘cehl’ fiilinden türemiş bir masdardır. Genel olarak ‘bilgisizlik’ anlamında kullanılmaktadır ama daha başka manaları da vardır.  ‘Cahiliyenin türediği ‘cehl’ fiili sözlüklerde, fıkır fıkır kaynamak, bilmemek, tanımamak, gücendirmek, kaba davranmak, gibi sözcükleriyle anlamlandırıldığı görülür.  Bazılarına göre bu fiil, bilginin zıddı olarak bilgisizlik ve hafiflik, kendini bilmezlik gibi iki anlam sahasına sahiptir. Aslında ikinci anlam birincisinin meydana gelmesine sebeptir.

Ragıb el-İsfehâní  üç çeşit cehl var der:

Birincisi: İnsanın bilgiden yoksun olmasıdır.

İkincisi: Bir şeye olduğundan başka biçimde inanmasıdır.

Üçüncüsü: Bir şeye hak ettiğinden başka bir şekilde davranmasıdır. (Müfredat, s: 271.Çıra.Y)

‘Cahil’, ‘cehl’ sahibi, bilgiden mahrum “ olan, davranışları olgun olmayan, kendini bilmeyen demektir ki ‘cehl’  fiilinin fail (özne) ismidir.  Kur’an-ı Kerim, bu fiili ve bunun türevleri olan ‘cahil’, ‘cahiliye’, ‘cehalet’, ‘cehûl’ kelimelerini kullanmaktadır. Cehûl, çok cahil, tabiri caizse zırcahil demektir. Cehâlet ise bir haldir, cahil olma halini, cehl içinde olma durumunu ifade eder. 

İnsanların yaşantılarını etkileyen, şekillendiren ve düzenleyen sahip oldukları inanç esaslarıdır. Birey veya toplumlar kabullendikleri değer yargılarına göre hayatlarına düzen verir, ahlakını oluştururlar. İnsanları kendi normlarına göre şekillendiren, davranışlarına yön veren, hukuk sistemlerini buna göre oluşturan yeryüzünde iki sistemden birinin adı İslam iken diğerinin adı şekilleri farklı olsa da Kur’an’a göre Cahiliyedir.

Cahiliye; bilgisizlik demek ise, bunca okumuş diploma, unvan sahibi insanlar yapıp ettiklerini ve yaşamlarını bilgisizce mi yaşamaktalar? Kur’an bunlara bilgisiz demez. Bilakis bunlar her yaptıklarını bilerek, farkında olarak yaparlar. Bunlar için Kur’an’ın dediği ‘bi-ğayr-i ılm’ ifadesini kullanır. Birçok Türkçe meal çevirilerinde ‘bilgisizce, bilmeden’ diye yanlış çeviri yapılmaktadır. ‘Bi-ğayr-i ılm’; hiçbir ilme sahip olmadan, ilimden hiçbir şey barındırmayan, zann, kuruntu ve hevaya  dayanan şey demektir. “Hayır zulmedenler hiçbir ‘ılme’ dayanmaksızın kendi heva (istek ve tutku)larına uymuşlardır…)(Rum: 29, En’am: 116)

İşte bu zann ve kuruntuyla (emaniyye) hevaya uymak cahiliyenin  en bariz özelliklerinden biridirKur’an, bu tür zann ve kuruntularla hayatını şekillendirenlere, bunları gerçekleştirebilmek için havalarının  peşinde koşanlara adı, şanı, ünvanı ne olursa olsun ‘cahil’; bunların oluşturduğu sisteme de ‘cahiliye’ demektedir.

Cahiliye insanının düşünce metodunu oluşturan  zann, heva ve kuruntu (emaniyy) olmak üzere üç ana dayanağı vardır.

Zann; dayanağı olmayan, mesnetsiz düşünce demektir. Zannın olumlu anlamı(galip zann) da olmasına rağmen cahiliye zannı hep olumsuzdur. Zannın karşıtı ilm dir. İlimden yoksun insanlar ancak zanna dayanırlar; ölçüp, biçip tahminlerle karar verdikleri şeylerle bir takım yargılarda bulunarak keyiflerine göre hüküm verirler. Bunun sonucunda bir yaşantı, inanç-düşünce sistemi olarak Cahiliye ortaya çıkar.

De ki: “Ben, sizin Allah’tan başka tapmakta olduklarınıza tapmaktan nehyedildim.” De ki: “Ben sizin hevalarınıza uymam; yoksa bu durumda ben şaşırıp sapmış ve doğru yolu bulmamışlardan olurum.” (En’am: 56)

Heva; istek, arzu, heves, boş hava… İnsan istek ve arzularının peşinden giderse bu doğrultudaki tamir edilmesi zor bozuk düşünceler aklın, ilmin, vicdanın, imanın ve hakkın önüne geçer. Bu durumda kişi nefsi arzu ve isteklerinin kölesi durumuna düşer ve hevasını ‘ilah edinmiş olur’  “Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni gördün mü? Şimdi ona karşı sen mi vekil olacaksın?” (Furkan: 43) Bu ayetten de anlaşılacağı üzere heva boş ve zararlı arzulardır. Kişinin bir şeye olan sevgisi, muhabbeti ve o şeyin sevgisinin akla ve kalbe galip gelmesi veya onu ele geçirmesi, nefsin arzusu gönlün isteği, meyli hevasına boyun eğdiğinin göstergesidir. “Sen onların dinlerine uymadıkça, Yahudi ve Hıristiyanlar senden kesinlikle hoşnut olacak değillerdir. De ki: “Şüphesiz doğru yol, Allah’ın (gösterdiği) yoludur. “Eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların heva (arzu ve tutku)larına uyacak olursan, senin için Allah’tan ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı.” (Bakara:120)
Hak, hakikat ve faziletten saparak menfaatlerine yönelen hevasına tutkuyla bağlanan kör, sağır, dilsiz ve saldırgandır; dolayısıyla anlama diye bir derdi de yoktur.

“Eğer Biz dileseydik, onu bununla yükseltirdik. Ama o yere meyletti (veya yere saplandı), hevasına uydu. Onun durumu, üstüne varsan dilini sarkıtıp soluyan, kendi başına bıraksan dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalanlayan topluluğun durumu böyledir. Artık gerçek haberi onlara aktar. Ki düşünsünler.”(Araf:176) “Ayetlerimizi yalanlayanlar ve yalnızca kendi nefislerine zulmedenlerin örneği ne kötüdür.” (Araf:177)

Kuruntu; olmayacak bir şeyin olacağı sanısına kapılma,  yanlış ve yersiz düşünce, evham kişinin hayal kurup/kurguladığı, peşinde koşturduğu boş iş ve istemlerdir. Hayal arkasında koşan insan ‘cahil’ insandır. Kur’an Allah elçisi de dahil olmak üzere gayb’ına kitabında bildirdiği kadarın dışında hiç kimseyi ortak kılmamıştır. Buna rağmen veliy olduğu sanılan/söylenen insanların gelecekten haber verip, tasarrufta bulunmaları kuruntuya en bariz örneklerdendir. Kitabı Mü’bin bize kurtuluşun Allah’a iman ve resulüne tabi olmakla olacağını bildirirken bazı insanların kurtuluşu ölü veya diri olan şeyhlerden, mürşitlerden, falcılardan, yatırlardan ve kahinlerden vs. beklenti içerisinde olmaları, onların kurtarıcılığına inanmaları kuruntudan başka bir şey değildir. Bu vahyin farkına varmamak, onsuz da Müslüman olunacağını sanmak, böyle düşünüp, inanıp yaşayanlar bilmelidirler ki; “Deve iğnenin deliğinden geçinceye kadar umduklarına kavuşamayacaklardır.” (Araf: 38-40)

Cahiliye; İslam’ın dışında kalan kişi ve toplumların yaşam şekillerini oluşturan inanç, inançtan kaynaklanan yaşantı, tutum, davranış ve sistemlerin genel adının nitelemek için kullanılan kavramdır.  Diğer bir ifadeyle tüm İslam dışı inanış ve davranışların genel adıdır.

Kişi hangi dünya görüşünü benimsemiş ise onun ahlakını yani tutum,  davranışını ve kendi dışındakilerle/eşya ile ilişkisini belirleyen normlar o dünya görüşün(fikir)den neşet eder. O zaman şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ahlak; düşüncenin  davranışa/ eyleme dönüşmesi ise yeryüzünde  ‘ahlaksız’ insan yoktur. İslam ahlakı, Marxis ahlak, Laik-Demokratik ahlak, Yahudi-Hıristiyan ahlakı… vardır diyebiliriz. Kişi hangi dünya görüşüne inanıyorsa inancı ve eylemi inandığı normlara uygun olmalı/olmak zorundadır. Eylemi inancıyla uyum halinde değil de tezat oluşturuyorsa, inancında sorun var demektir!…

Cahiliye toplumlarının ortak özelliklerinden bir tanesi de Allah’ı kamusal alana karıştırmamak, O’na kafalarına göre alan belirlemektir. Bu ne demektir? ‘Ey Allah sen bizim işlerimize karışma, senin alanın; bizim elimizin yetmediği, vüsatımız dışındaki alanlarda sen Allahlığını yap ama bizim  hayatımıza karışma’ demektir.  Örneğin: ‘Hukukumuza karışma onu meclisimiz, akil insanlarımız hukukçularımız yapar. Ticaretimize karışma, nerden nasıl kazanacağız ve harcayacağız bize faiz falan da deme biz o işleri de biliriz…’ demenin adıdır kamusal alandan Allah’ı kovmak .

Toplum analizinde en doğru tespiti yapan  rahmetli Seyyid Kutup ‘Günümüz dünyasında, hayata yön veren prensipler ve sistemler ağı itibariyle Resülullah’dan evvelki dönem gibi bir cahiliye dönemi yaşanmaktadır. Cahiliye döneminin dayandığı temel esas, Allah’ın yeryüzündeki hakimiyetine, uluhiyetin en belirgin vasfı olan ilahi otoriteye el koymaktır.’ diyerek Yoldaki İşaretler isimli kitabında cahiliyeyi şu dört başlıkta değerlendirir. 1.Cahiliye Zannı: (3/154).2.Cahiliye Hükmü: (Maide 5/50).3.Cahiliye Hamiyeti/Taassubu: (Fetih 48/26).4.Cahiliye Teberrücü: (Ahzâb 33/33).

Cahiliyenin belirgin bazı özellikleri:

  1. Allah ile kişi arasına aracı/şefeatcı koymak (Zümer: 3)
  2. Allah adına yalan uydurmak (Maide:103)
  3. Hevalarına göre hüküm vermek (Maide: 49,50)
  4. Kavmiyetçilik yapmak (asabiye) (Fetih: 26)
  5. Açılıp saçılmak, cinsiyetini ortaya sermek (Ahzab: 33)
  6. Yoksulları ve düşkünleri hakir görmek (Hud:20)
  7. Ölçü olarak havalarını almak (Kasas:50)
  8. Bilgisizce bir şeyin arkasına düşmek ( İsra:36)
  9. Üstünlüğü, Zenginlik ve servete sahip olmak da görmek (Hud: 20)
  10. Kaba, sert ve haşin olmak (Kalem: 13)
  11. Duyduğu haberi araştırmadan inanmak (Hucurat:6)
  12. Vahyi hafife almak (İsra: 94,95)
  13. Ataları yanlışta yapsa körü körüne onları taklit etmek Maide: 104, (Maide: 104)

Cahiliye, bir tarihi dönem değildir. Bugünü yarını yoktur, çünkü insan denilen varlık yaratılışı itibariyle ilk gün ne idiyse şimdi  de odur. Sadece kullandığı eşya değişmiştir. Bu anlamda cahiliye çimlenmeye hazır tohuma benzer, uygun ortam ve zemin bulduğu yerde hemen yeşerir. Kavramı bugüne güncelleme adına çağın moda tabiriyle  modern cahiliye olarak tanımlayabilirizBu konuya Rahmetli Muhammed Kutup ‘Yirminci Asrın Cahiliyeti’ isimli kitabında etraflıca değinmiştirYirminci asrın cahiliyeti olan modern cahiliye İslam öncesi Arap cahiliyesine nazaran daha hilebaz ve ayartıcı teknik alet ve edevatlarla  Arap cahiliyesine taş çıkaracak batıl düşünce, hurafe ve sapkın anlayışlara sahiptir desek  abartmış olmayız. İslam öncesine ait ne kadar cahili inanış, yaşayış ve anlayış var ise insanı kirleten her türlü sapkınlığın insanlığın hayatını karartan, ekolojid dengeyi alt üst eden, ekini ve nesli bozan, fesat ve zorbalığın  iz düşümünü modern cahiliyede fazlasıyla görmekteyiz.

Kendilerine: “Yeryüzünde fesat çıkarmayın” denildiğinde: “Biz sadece ıslah edicileriz” derler.” (Bakara:11)

“Bilin ki; gerçekten, asıl fesatçılar bunlardır, ama şuurunda değildirler.” Bakara: 12)

Bunca olumsuzluklara rağmen, İslam hala güneş gibi parlamakta, kadim ahlaki güzellikleriyle insanlığa erdemi ve huzuru bahşetmekte, hayat ilkeleriyle insanlığa umut veren/sunan , önünü aydınlatan tek din olarak  bütün merhametiyle kollarını açmış kendine teslimiyeti beklemektedir. Nasıl ki Arap cahiliyesi vahiyle hayat buldu, ona tabii olan ilk neslin eliyle tarihin bir dönem öznesi haline geldi ise  bugün de modern cahiliyenin bataklığının loş ışıkları altında bunalan insanı dünya ve ahiret mutluluğuna ulaştıracak, karanlıklardan nura çıkaracak tek sistemin adı İSLAM’dır. Kur’an’ın deyimiyle; “ Keşke bilselerdi…”

Daha Fazla Göster

Popüler Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Close
Close