Genel

Çalıntılar ülkesi!

Mustafa Özcan/Fikriyat

Cezayir için çalıntılar ülkesi ya da cumhuriyeti demek de mümkün. Cezayir 130 yıl boyunca Fransız işgali altında kaldı. İnim inim inledi. Ondan kurtulması kolay olmadı. Ardından 1.5 milyon şehit vererek istiklalini kazandı. Lakin istiklali Fransızların bir devamı olan ideolojik azınlık, Hizb-i Fransa tarafından kaçırıldı. Böylece Muradiye Sarayı tarafından yönetilen ülke esasında namurat oldu. Kısaca muradına, özlemine kavuşamadı. Ülkenin dümenine Hizb-i Fransa yanlısı generaller ve sosyalistler tünedi. Kısaca Cezayir’in bağımsızlığı çalınmıştır. Sureta bağımsızlığından 26 yıl sonra Arap Baharı’nın ilk nüvesi, kıvılcımı ve peşrevi yine Cezayir’de yaşanmıştır. 5 Ekim 1988 silkinişi, kıyamı ve intifadasıyla birlikte ülke çok partili sisteme geçmiştir. İslam’a susamış, gönül vermiş kitleler ise ilk önüne çıkan gruba (FIS) sevdasını yansıtmıştır. Bu suretle Abbas Medeni ve Ali Belhac 1991 yılında yapılan seçimlerin ilk turunu tartışmasız bir biçimde kazanmıştır. Ardından iç ve dış mihraklar harekete geçerek demokratik dönemi başlatan Cumhurbaşkanı Şadli Bin Cedid’i istifaya zorlamışlar ve andından on karanlık yılda oluk gibi kan akmıştır. Devrimin domino etkisiyle kendilerine sıçramasından, yansımasından ürken müstebitler mangası Şadli Bin Cedid’e çoğulcu sisteme geçerek kapıyı İslamcılara açmaması gerektiğini tembih etmişlerdir. Hüsna Mübarek ile Kral Fahd İslamcılara bir defa kapı açıldığında bir daha dümeni terk etmeyeceklerini söylemiştir. Cemal Kaşıkçı ise bunun tersini düşünüyordu. Dönemin Suudi Arabistan Kralı Fahd ise muhataplarına Bernard Lewis gibi İslamcıların hakkının kötek olduğunu ve onların ancak bu dilden anlayacaklarını söylüyordu. Bin Cedid’e yapılan telkinler, ardından Arap Baharı’nda fiiliyata geçirilmiş ve Suudi Arabistan ve BAE gibi ülkeler darbenin finansmanı için kesenin ağzını açmışlar ve ‘public relations/halkla ilişkiler’ diye tabir edilen PR yani parlatma kısmını da üstlenmişlerdir. Ama yiğit düştüğü yerden kalkarmış. Arap Baharı da başladığı noktaya geri döndü. Halit Bin Velid’in ifadesiyle ‘la namet a’yünü’l cübena/ korkakların gözüne uyku girmesin!’

Kısaca 1962 yılında devrim ya da bağımsızlık çalındı. 30 yıl sonra milyon şehit ülkesinde bu defa seçimler (1991-1992) çalındı. Yine Halit Nezzar gibi Hizb-i Fransa’nın komutanları başı çekiyor ve İran Şahı gibi o da İslamcıların gelişini ülkenin bir Mustafa Kemal çıkaramayışına ya da aynı kararlılıkla mücadele edemeyişine bağlıyordu. Sonra ülkeyi yakıp yıktılar ve Fransızların kalıntıları (fulul Fransa) Fransa’yı aratmadı ve kayıplar milyonu bulmasa bile yüzbinleri gördü. Şam’da da yine kötülüğün, şerrin DNA’sını temsil eden Fransızların kalıntıları olan Esat hanedanlığı Cezayirli kalıntılara özendi ve onlardan on karanlık yılı kopya etti. Tabii ki boynuz kulağı geçti. Fakat hesapta olmayan bir şey oldu ve 22 Şubat 2019 tarihiyle birlikte Cezayir halkı yeniden doğdu, sahneye indi ve perde arkasından yapılan yönetim şekline dur dedi. Milyonlar sokaklara indi ve sonunda Buteflika adına açıklama yapıldı ve ‘yaşının ve sağlığının’ bir kez daha aday olmasına izin vermediği duyuruldu. Halkın dediği oldu. Ama tehlike henüz geçmiş sayılmaz, Cezayir teyakkuz vaktinde. Yeniden halkın iradesini çalabilirler. Buteflika’nın etrafına çöreklenmiş olan oligarklar iktidarı yeniden kaçırabilirler. Nitekim, Buteflika’nın iktidarı 2014 yılından beri kaçırılmış durumda. Ertelenen seçimlerde oligarşinin temsilcilerinden birisi Buteflika’nın yerine geçirilebilir. Böylece halkın bahtı yeniden kararır ve vuslatı yeniden engellenir.

Nitekim bölgesel zinde güçler pusuda bekliyor. Bölgesel istibdat düzeni Cezayir’de surda bir gedik açılmasına müsaade etmek istemiyor. Mehmet Ağar’ın dediği gibi sistemden bir tuğlayı çekerseniz bina veya yapı yerle bir olabilir. Şimdi darbelerin mali mimarı Muhammed Bin Zayed ile halkın öfke dalgalarının giderek kabardığı Mısır’da taze firavun Sisi istim üzerinde ve kulağı Cezayir’den gelecek haberlere takılı. Başta Mısır ve BAE olmak üzere Türkiye’yi Suriye’den kovmak ve onunla orada yüzleşmek isterken, ötesinde durdurmak isterken bir de karşılarına Cezayir çıktı. Bu çevreler Cezayir’de Türkiye kabusu görüyorlar.

Osmanlı’nın inhitat devrinde bile Hindistan’dan Cezayir ve Fas’a kadar bir kurtarıcı bekleyen mazlum milletler umutlarını Osmanlı’ya bağlamışlardı. Yakaza halinde Osmanlı rüyası görüyorlardı. Şimdi de umudun adı Türkiye oldu. Sisi ve Muhammed Bin Zayed gibiler, Cezayir halkıyla birlikte Türkiye’den korkuyorlar. Cezayir halkının Türkiye’yi model almasından ürküyorlar ( Limaza tahşa Mısır minel hirak el şa’bi el Cezairi, Abdurrahman Cafer el Kenani, 11 Mart 2019, echoroukonline.com ). Mısır basını Cezayir halkının devinimini veya hareketini Mısır’da olduğu gibi İhvan tarafından çalınmasından endişe ediyor! Halbuki, tam tersi halkın iradesini gasp edenler kendileri. Sonuçta, ne Esat’ın ne de Sisi’nin sayıkladığı gibi devrimler bir kitleye mal edilemez. Kitleleri itibarsızlaştırmak ve kolay mücadele için devrimleri İhvan’a ve patronluğunu da Türkiye’ye mal ediyorlar.

Bununla birlikte Cezayir’de bu defa geçmişte Buteflika ve Beşşar Esat’ı desteklemiş olan kimi laik çevreler bile halk hareketinin içinde. Güneş balçıkla sıvanmaz! Oligarkların hariç devrimin dışında kalan yok. Halkın iradesini hiçe sayanlar halkın iradesinin çalınmasından bahsediyorlar. Mürsi’ye sandıkta yıkamayanlar hile ve zorbalıkla yıkmışlardır. Nitekim, Human Rights Watch Sisi rejiminin nifak Oskar’ı ile taltif edilebileceğini, ödüllendirilebileceğini açıklamıştır (http://www.bbc.com/arabic/trending-47461269 ).

Kendisine göre Cezayir’i Türk modeline yar etmek istemeyen Sisi’nin Cezayir’e giderek birinci elden telkinlerde bulunmak istediği ifade edilmektedir. Kısaca Sisi Müslüman Kardeşlerin gelecekteki Cezayir sisteminde tutunma noktası ve ayak basacak yer elde etmesini kendisi için ölüm fermanı olarak telakki ediyor. Cezayir bu suretle umudun adı ve Arap Baharı’nın yeni gözdesi ve başkenti olacaktır. Sisi olaylar karşısında ön almak istiyor. Cezayir halkı ise Sisi’den sadece gölge etmemesini diliyor. İdeoloji ve doktrin çekişmelerinden ağzı yanan Cezayir halkı kimsenin gündeminin parçası olmak istemiyor. Lakin Sisi, Cezayir’deki halk hareketiyle birlikte bölgesel anlamda ayaklarının altından zeminin çekildiğini hissediyor. Bunun için de gardını almaya, vaziyeti kendi lehine çevirmeye ve durumu kurtarmaya çalışıyor. Muhammed Said Ramazan el Buti Suriye Baharı sırasında tersini yapsa da 1986 yılında bir Türkiye ziyareti sırasında bir soruya cevaben Suriye’de hala hayır var mealinde bir cevap vermişti. Sudan, Cezayir derken hala Arap milletinde ve İslam ümmetinde hayır var. Hayat da var. Nitekim Direnen Fransa Partisi’nin Başkanı John Locke Melonchon Cezayir halkının düzeyli kitlesel gösterileriyle ve ilk turda sonuç almasıyla Fransa’ya bile model olduğunu ve yaşadığı On Karanlık Yıla rağmen cesur duruşuyla Sarı Yeleklilere şapka çıkarttığını söylemiştir.

Allah Cezayir’i korusun ve Cezayirlileri zafere erdirsin.

Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı