Genel

‘Casusların mirası’…

Nedret Ersanel/Yeni Şafak

Başkan Trump’tan gelen, “Yakın zamanda Suriye’den çekileceğiz, biraz da başkaları uğraşsın. Orada bulunmamızın tek nedeni DAEŞ’ti. Bu hedefe büyük ölçüde ulaştık. ABD, Ortadoğu’da 7 trilyon dolar harcadı” konuşması, yapıldığı yer ve metnin bütünü açısından ekonomi üzerinden sene sonundaki seçimlere yatırım bağlamına yatıyor görünse de…

‘Başkaları’ dost mu düşman mı?.. Bu paragrafın her cümlesi ABD’nin bölgede geldiği her tartışma üzerinde itiraflar barındırıyor. Bu yüzden, konuşmayı takiben ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan gelen, “Başkan’ın ifade ettiği ‘Suriye’den çekileceğiz’ açıklamasını görmedim” şerhi anlamlı değil. Hatta Pentagon’dan gelebilecek bir yenisinin de karşılığı olmayacak…

Çünkü “hayatın akışı”, Başkan Trump’ı destekleyen deliller barındırıyor…

Örneğin… Washington Post 19’unda şöyle yazdı; “Başkan Trump, Suriye’deki Amerikan güçlerini çekmek için Suud Kralı Salman’dan maddi yardım istedi”… 4 milyar doların talep edildiği bu görüşme Aralık 2017’de gerçekleşmişti ama haber Veliaht Prens Salman’ın ABD’ye gelişinden bir gün evvel yayınlandı…

Riyad’ın bu talebe o tarihlerde ne yanıt verdiği bilinmese de, Oval Ofis’te basın mensuplarının önünde Veliaht Salman’ın burnuna dayanan “verilecek silahlar-alınacak paralar” görselleri karşısındaki ezilmişlik, çaresizlik ortada.

Yine de Amerikalıların “tahliye bedelini” sağlama almak istedikleri belli; “S. Arabistan’a karşı 11 Eylül saldırıları nedeniyle mağdur yakınlarının/etkilenenlerin dava açılabilmesinin yolu açıldı”. (29/03)

Ki, 25 bin kişidir. Ki, yine Veliaht Amerika’dayken ‘gereği düşünülmüştür’…

Herkes hatta Amerikan bürokrasisi ‘çekilme’ açıklamasını anlamaya çalışırken pek şaşırmayan Fransa, Trump’un ABD’nin Suriye’den çekileceğini ilan etmesinden bir kaç dakika sonra, “SDG/YPG dahil Kürt yetkililere Suriye’nin kuzeyinde istikrar sağlanması için destek sözü verdik. DSG ve Türkiye arasında arabulucu olabiliriz. ABD ile anlaştık, Menbiç’e asker göndereceğiz” açıklaması yaptı.

Bu satırlar yazılırken Paris bin dereden su getirerek Ankara’yı soğutmaya çalışıyordu…

Paris’in durumu önceden bildiğini, “zaman akışı”na doğru parçaları koyarak da gösterebiliriz… Beyaz Saray: ‘Başkan Trump ile Fransa Cumhurbaşkanı Macron arasında gerçekleşen görüşmede, Suriye’deki ortak stratejik zorluklar konusunda Türkiye ile işbirliğinin güçlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır’… (27/03, VOA.)

‘İşbirliği’ dedikleri buymuş.

Ve tabii, ABD Savunma Bakanı Mattis’in 27 Mart tarihli, “Sincar’da PKK’nın Türkiye’ye yönelik tehdidi var. Biliyorsunuz PKK, ABD tarafından terör örgütü olarak tanınıyor. Pek çok masum Türk’ü öldürdüler. PKK’nın Sincar bölgesinden çekildiğini görmek istiyoruz”…

Gözyaşlarınızı sildiyseniz devam edelim…

GERİDE KALANLAR: PKK VE İSRAİL…

Terör örgütü PKK ve uzantılarının tarihteki en ağır yenilginin eşiğinde bulunduğu, hatta İran’a karşı ‘artık fayda’ olarak kullanılması düşünülmüyorsa bittiklerine ilişkin kestirme bu köşe müdavimlerine 2 yıl içinde birden çok kez sunuldu…

2015 Temmuz ve 15 Temmuz 2016 kader ayraçları, önce Güneydoğu’da, ardından K. Irak ve Suriye’de, nihayet Kandil’de de örgütü ‘etkisiz hale’ getirme noktasına/kararına erişmiş bulunuyor. Ağır “kullanılmışlık” hissi örgütün bütün iletişimlerinde görülüyor. ABD’nin tavrından sonra Nuri Alço kahkahası duyuyor olmalılar…

Ancak İsrail öyle değil… PKK ve ‘Kürt Kartı’ herkesten önce İsrail’e aitti ve örgüt ile Kuzey Irak’taki “varlıkları” onun maşasıydı. Başlarına ne geleceğine bakmadan, bir işaretle Erbil’den uçuruma atlayan Barzani yönetiminin referandum girişimi odur.

Şimdi, hayatını sürdürebilmek için sürekli kimlik değiştirerek kasaba kasaba sürünen bir örgüte Fransa sahip çıkarken, İsrail’e kim sahip çıkacak?

İrtifa yükseltip, büyük resme bakmak zorundayız…

Dört parça bilgi paylaşacağım…

Bir, “İsrail Genelkurmay Başkanı Gadi Eiskonot, ülkesinin Suriye’deki saldırılara yeniden başladığını duyurdu”. (28/03) Bilindiği üzere geçtiğimiz ay İsrail F-16 savaş uçağı, S-200’ler tarafından düşürülmüş, Tel Aviv’in Şam’ı vurma ayrıcalığı elinden alınmıştı. Geri kazanmışsa, ‘sadece izin verilenleri vurabilirsin’i kabul etmiştir ki, İran unsurlarıdır.

İki, “İsrail eski Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı Shaul Mofaz, Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanlığı’na atanan John Bolton’un, BM Büyükelçisi olduğu dönemde, İsrail’in İran’a saldırması gerektiği yönünde kendisini ikna etmeye çalıştığını açıkladı”. (26/03)

Üç, “Suriye’de karşı karşıya gelen Ortadoğu’nun en büyük iki askeri gücü İsrail ve İran’ın Amerika ve Rusya’yı da savaşa sürüklemesinden endişe ediliyor”… (28/02, Amerika’nın Sesi.)

Dört, “Suriye’deki Rus güçleri Fırat’ın doğusunda Deyrizor bölgesinde, ABD desteğindeki yerel unsurlarla çatışma aşamasına geldi, ABD ve Rus Genelkurmay başkanlarının araya girmesiyle çatışmanın eşiğinden dönüldü”… (Tarihlere dikkat: 29/03)

İşte tam burada Veliaht Salman’ın seyahat noktaları, İngiltere-Fransa-ABD rotası yerli yerine oturuyor; Rusya’ya karşı başlatılan Anglo-Amerikan Batı saldırısının bu gelişmeleri nasıl yönettiğinin anlaşılması gerekiyor…

Asıl iş o.

4 Nisan İstanbul zirvesini de akılda tutarak sonraki yazıya…

Daha Fazla Göster

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

Popüler Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Close
Close