GenelYazarlardanYazılar

ÇOK KUTUPLU Denge Arayışı Süreci’nde “ABD Seçimleri”nin Yansımaları

Avrupa Birliği (AB) Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi  Josep Borrel’in “Eski İmparatorluklar” geri gelmeye başladı dedi. Bunlardan üçü Rusya,Çin ve Türkiye. Bunlar küresel ve bölgesel yaklaşımlarla gelen eskinin büyük imparatorlukları. Bu durum bizim için yeni bir ortam sunuyor “tespitinde” bulunmaktadır… Değişen dünya ve bölge dengelerinde bu ifadeler, Batı’nın, -en azından bir  kesiminin- korku ve tedirginliklerini de yansıtmaktadır.Aynı zamanda bu tespitler ,küresel düzlemde “güç”ün Batı’dan Doğu’ya doğru kaydığının da altını çizmektedir…

Bu bağlamda, Almanya ve Japonya’nın, -II.Dünya Savaşı sonrasındaki statüleri gereği  olan- askeri durağanlıktan çıkarak güçlerini kademeli olarak arttırmak üzere çıkış aradıkları gerçekliğini de hatıra getirmektedir… Almanya’nın ABD’ye rağmen Rusya ile ilişkilerini belirli düzleme oturtma isteğinin zamanla nereye doğru evrileceği de,  bu çerçevede, stratejik öneme sahiptir; ilgili düzlemlerde tartışılmaktadır… Almanya-ABD gerilimi ve ABD askerlerinin Almanya’dan çekilmesinin de Almanya’nın  yeniden silahlanma planlarını hızlandırması için bir bahane oluşturduğunu da hatırlamak gerekir… Keza, ABD-AB-NATO İlişkilerinin giderek çözülme sürecine girmesiyle Asya-Pasifik’teki dengeler de yenilenme sürecine girmiş gözükmektedir… Japonya’da bir seri anayasal değişiklikler yapılmakta, yeni yasalar çıkarılarak savunma sistemi güçlendirilmeye çalışılmaktadır. Bu meyanda, Japonya’ nın -2025 ‘e kadar- ordusunu güçlendirmek için 240 milyar dolar harcayacağı da bilinmektedir…

Çin’in, -malum küresel güçlerin bir projesi olarak- nereden nereye doğru yol aldığı da bir süredir dünyanın önemli gündemlerinden biridir… Her ne kadar Çin, siyasi rejiminin Sosyalist bir rejim olduğunu iddia etse de küresel kapitalizmin en ilginç devletlerinden biri olarak hızlı adımlarla ilerlemekte; hızla silahlanmaktadır…

Rusya da SSCB’nin dağılmasından sonra yaşadığı sarsıntıyı/kriz dönemini, çok boyutlu adımlarıyla hızla toparlanarak atlatmakta, petrol fiyatlarındaki düşüşün etkilerine rağmen yoluna devam etmektedir… Rusya’nın attığı stratejik adımlar, özellikle bölgemizde stratejik sonuçlar ortaya koymuş durumda… Keza Rusya-Çin ilişkilerinde, Çin’in malum “üç yol” projesinin Orta Asya ve Türkiye boyutlarıyla ilgili jeo-politik mücadeleler giderek yoğunlaşmaktadır…Bu arada, küresel ekonomik ve siyasi sisteminin çöküş süreci yaşadığı bir vasatta, Rusya-Çin ilişkilerinin  yanında Rusya-İran ilişkileri de stratejik bir zemine doğru taşınmaktadır… Son dönemlerde yaşanan iniş-çıkışlara rağmen bu yakınlaşma özellikle Suriye, Kafkaslar ve kısmen Lübnan’ da önemli sonuçlar doğurmuş bulunmaktadır…

Küresel ve bölgesel düzlemde eski düzenin hızla çöküş sürecini yaşadığı , yeni denge arayışının sancılarının yaşandığı bir vasatta Türkiye, -yeni konumunu ve misyonuyla- her alanda yaptığı hazırlıklarla dikkatleri üzerine çekmektedir… Özellikle son yıllarda attığı stratejik adımlarla Türkiye,bir çok bölgesel ve küresel krizde ön almak istemektedir… Her ne kadar, -“çok kutuplu ” yeni düzen arayışında-  Türkiye, güçlü aktörler karşısında zayıf bir görünüme sahip gözükse de bölgesel güç olarak sık sık dikkatleri çeken adımlar atmaktadır… Potansiyel gücü, daha çok “soft power”/yumuşak gücü’nü  kullanarak, ama gerektiğinde “hard power”/sert gücü’nü kullanmaktan çekinmeyen görüntüsüyle bölgedeki hakimiyetlerini yenilemek isteyen  küresel güçleri rahatsız etmektedir Türkiye… Aynı zamanda “tarihsel ve stratejik derinliği” ile Türkiye, AB Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi’nin  ifade ettiği gibi Batı için tedirginlik oluşturan bölgesel bir güç olarak da önemsenmektedir….

ABD ve AB’nin hızla düşüşe geçtiği bir süreç yaşandığı çok açık bir gerçekliktir. Geçmişte imparatorlukların 200-300 yıllık bir çöküş dönemini yaşarken, günümüzde dünyanın çok daha hızlı döndüğünün herkes farkındadır artık… Tüm bu gerçeklere rağmen, arkaplanda ABD ve müttefiklerinin bulunduğu, bölgemize yönelik planlar, stratejiler hala gündemdedir… Bahse konu projelerin büyük bir kısmı, bölgede, kısa vadede sonuçlar doğuruyor gözükse de orta ve uzun vadede  başarı ihtimali çok zayıf gözükmektedir… Hiç şüphesiz, bu sürecin nasıl işleyeceği hususunda, Türkiye ve “İran” devlet olarak, kendilerini Müslüman olarak niteleyen örgütler de “düşünsel ve siyasal duruş “larıyla belirleyici olacaklardır…

Bu yapıların geçmişten ders almaları, bölgenin geleceği açısından stratejik öneme sahiptir. 21. Yüzyılın, “Müslümanların yüzyılı” olacağı söylemlerine rağmen henüz ortada “Kur’an referanslı” bir yapının/devletin olmaması, bu meyanda iddia da bulunanların da Müslümanlara güven vermediğinin  altını çizmek gerekir… ”Ilımlı laiklik” ekseninde oluşturulan sapkın bir ideolojinin değişik versiyonları ekseninde bölgede adımlar atılmaya çalışılmaktadır. İran’ın “Devrim”den bu yana geçirdiği evrelerde Müslümanlar açısından gerçekten kaygı verici savrulmalar yaşanmaktadır… Ne yazık ki!… Lakin, Müslüman ümitsiz olmaz, olamaz… Sorunlar, temel sorunlar belli; zilletten kurtulmanın yolları da… Sorun biz Müslümanlarda; çıkışın da ” Müslümanca duruş”ta olduğu çok açık… ”Düşünsel ve siyasal duruş”umuzu netleştirmek ve gelişmeleri doğru okumak durumundayız. Artık anlaşılmış olmalı ki bir ayağı sistem içinde diğer ayağı sistem dışında olarak bir çıkış söz konusu değil…

“Yeni Denge Arayışı”na Doğru ABD Seçimleri

Her zaman ifade ettiğimiz gibi, dünyada ve bölgelerde bir değişim süreci yaşanmaktadır… ABD eski ABD değil… ABD’nin dünya ekonomisindeki payı giderek azalmakta; buna karşın Çin’in payı her geçen gün artmaktadır. Bu gerçekliğe bir de hızla gelişen/yükselen ülkelerin seyrini eklersek, yakın bir dönemde yeni dengelerden söz etmeye başlayacağımız çok açık… ABD’deki seçimler de işte böyle bir dönemde gerçekleşti. Daha doğrusu bir süredir ABD’deki seçimlerin standartları değişti. Dolayısıyla ABD seçimlerinin yorumları da eskisi gibi yapılamıyor…Bu nedenle   Cumhuriyetçilerin adayı Trump’ın ve Demokratların adayı Biden’ın seçilmelerinin hem ABD içinde hem de dünya genelinde yeni riskleri ve fırsatları gündeme taşıyacağından şüphe yok!..

Küreselcilerin arkaplanda olduğu Demokratların adayı Obama’dan sonra tartışmalı bir şekilde başkan seçilen Trump’ın arkaplanında da ”Ulusal devletçiler”, kısaca ulusalcıların olduğunu biliyoruz. Kasım 2020 seçimlerinde ise Biden’in seçildiği medya tarafından ifade edilse de  yeniden “ Büyük Amerika” diyen Trump’ın henüz sonuçları kabullenmediği, tartışmalı sürecin bir süre daha devam edeceği bilinmektedir… Trump’ın yeniden “Büyük Amerika” iddiasına karşın, “ABD değerlerine yeniden döneceğiz” söylemiyle öne çıkan Biden’ın arkaplanındaki küreselcilerin bundan sonra neler yapacaklarını da ıskalamamak gerekir… Dışarıdan bakıldığında ‘al birini vur ötekine’ özdeyişi yerine oturmaktadır. Dolayısıyla kimin seçildiğinden çok gelecek başkan ve arkaplandaki “güç odakları”nın dünyanın başına hangi çorabı öreceğini doğru okumaya çalışmak gerekmektedir… Son başkan Trump ve Obama’dan önceki Cumhuriyetçi başkanların yaptıklarını hatırlayalım. Aynı şekilde geçmişteki Clinton’ın ve Obama’nın başkanlıklarından hareketle Biden’in neler yapabileceğini öngörmeye çalışalım…

Değişen dünya ve bölge şartlarında, gerek Cumhuriyetçileri ve gerekse Demokratları, arkaplandaki küresel güç odaklarıyla birlikte okumanın önemli olduğunun altını tekrar çizelim. Ve değişen şartlarda, daha da netleşen, ABD’nin “ikiyüzlülüğü”nü de unutmayalım… Demokrasi, özgürlük, insan hakları, serbest piyasa gibi ( sözde evrensel) kavramları/Batı referanslı kavramları -kendi çıkarlarına paralel olarak- nasıl tanımladıklarını, algı yönetimleriyle nasıl anlamlandırdıklarını gözden kaçırmayalım. Öyle ki kendileriyle uyumlu hareket etmeyen güçleri, -Batı referanslı ideolojilerine ve sistem içinde “meşruiyet” arayışlarına rağmen- nasıl tehdit ettiklerine, köşeye sıkıştırdıklarına, çeşitli operasyonlarla bedel ödettiklerine şahit olduk. Bundan sonra da benzerlerine şahit olmamız kuvvetle muhtemel… İçimizdeki “Romantik demokratlar”ın görmek istememeleri ve algı yönetimlerinin arkasına saklanarak insanımızı aldatma çabalarına rağmen – küresel ve bölgesel düzlemde her türlü katliam ve zulmün arkasında- çoğu zaman , hala ABD’yi görmek mümkündür. ABD ile birlikte diğer küresel güçlerin benzer zulümlerine rağmen hala bunlarla işbirliği yapmanın, ortak projelerde çıkış aramanın beyhude olduğu artık fark edilmelidir. Algı yönetimi ve manipülasyon çabalarının kurbanı olmamak için örgütlenmelidir…

Son planda; Türkiye’de “sistem-içi tarafların ABD seçimleriyle ilgili aldığı pozisyonları not ederken, -ABD içindeki kavgaya/kaosa rağmen- Biden’in ,( 20 Ocak 2021’de ) başkanlığı devralması halinde neler olabileceğini özet olarak ifade etmeye çalışarak bu ay ki “yorumu”umuzu  tamamlayalım…

  • ABD ile Çin ilişkilerinde yeni gelişmelerin yaşanması mümkün. Zira değişen şartların zorladığı bazı gerçeklikler söz konusu…
  • “Ulusalcı” Trump’ tan sonra küreselci Biden döneminde ABD-Almanya/AB ilişkilerinin nereye doğru evrileceğini takip etmek gerekecektir…
  • Obama dönemindeki ABD-İran ilişkilerinin seyri hem ABD, hem de bölgedeki ABD müttefikleri arasında ciddi tartışmaları beraberinde getirmişti… Yeni dönem ile birlikte Trump’ın tek taraflı olarak feshettiği malum anlaşma tekrar gündeme gelecek mi? Bu durumdan bölgesel dengelerin/dengesizliklerin nasıl etkileneceği hususu tartışılacaktır…
  • Azerbaycan’ ın , -28 yıldır işgal altındaki- toprakları, bölgedeki jeopolitik hamlelerin oluşturduğu vasatta(Ermenistan’ın yeni bir saldırısıyla) kurtarılmış/ “azad” edilmiştir. Azerbaycan-Ermenistan arasındaki yeni anlaşma, Rusya’nın inisiyatifi ve Türkiye’nin de dahli ile gerçekleşmiştir. Bahse konu anlaşmadaki Nahçıvan ile Azerbaycan arasındaki bağlantının, Türkiye’nin Kafkasya ve Orta Asya politikaları için stratejik öneme sahip olduğunun altını çizmek gerekir. Bu durum öncelikle Minsk üçlüsünden Fransa ve ABD’yi tedirgin etmiştir. Konuyla ilgili olarak ABD’nin Biden sonrası bir hamlesi olacak mı ?
  • Zaten sorunlu bir dönem yaşayan ABD-Türkiye ilişkilerinin Biden dönemiyle birlikte nereye evrileceği de tartışma konusu…Zira, FETÖ konusundaki Biden’ın duruşu bilinmektedir. Konuyla ilgili, Türkiye açısından olumlu bir gelişme beklentisi söz konusu değil… Keza Obama döneminden başlayan ve 2015’lerde zirveye ulaşan ABD’nin PKK/PYD terör örgütlerini “kara gücü olarak konuşlandırma” planının ve bu terör örgütlerini “meşrulaştırma”  çabalarının, gelinen aşamada nerelere doğru yol alacağı merak konusu. Ve bölgede yeni istikrarsızlıkları tetikleyecek ABD adımları beklenilmeli…
  • ABD, S-400 konusunda Türkiye’yi sıkıştırmaya devam edecek mi?!.
  • Biden dönemiyle birlikte Türkiye’ deki muhalefet cephesinin “bitleri kanlandı”…Muhalifler/Muhalefet cephesi, düz mantıkla değerlendirmeler yapmaktadır…Halbuki, değişen dünya ve bölge şartlarında, medet umdukları “Küreseciler”in ,stratejik hedeflerini gerçekleştirebilmeleri neredeyse imkansız… Zira, gerek “ çok kutuplu” denge arayışının ortaya çıkardığı fırsatlar ve gerekse de -yaşananların da ortaya çıkardığı- bölgesel gerçekler ve dinamikler, geçmişin tekrarının önündeki en büyük engel olarak gözükmektedir…
  • Doğu Akdeniz’deki politikalar da -Biden ile birlikte- yeni risklerin yanında yeni fırsatları da gündeme getirmektedir. Bölgesel diğer sorunlarla birlikte okunması gereken Doğu Akdeniz, bölgedeki yeni dengeyle birlikte şekilleneceğinden, süreci ve tarafların “duruş”larını doğru tanımlamak ve anlamlandırmak şu aşamada çok önemli…

Velhasıl ABD’nin Türkiye’ye yönelik siyasetinde, -soğuk savaş döneminde- takındığı ilişki biçimini terk etmediği biliniyor. Bu nedenle, darbeler ve diğer vesayet mekanizmalarıyla sonuç alabileceği yanılgısını da terk etmiş gözükmüyor, ABD… Özellikle terör örgütleriyle Türkiye aleyhine aleni işbirliği ve bu gerçekliği ‘algı yönetimi’ ile çarptırarak kamuoyuna sunması Türk-Amerikan ilişkilerinin temelden sorgulanması sonucunu doğurmuştur. Değişen dünya ve bölge şartlarında, Türkiye’nin bu durumu muhataplarına açıkça ifade etmesi, Atlantik merkezli yapıları giderek daha çok rahatsız etmektedir…

Bu çerçevede dikkatinize sunduğumuz CIA’nın alt kuruluşu Rand Corporation’ın raporları, – bilhassa 2020 raporu- ne demek istediğimizi ortaya koymaktadır…

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı