GenelYazarlardanYazılar

Corona Virüs Salgını’nı Nasıl Okumalıyız!?

Değişen dünya ve bölge şartları/ “yeni denge” arayışı sürecinin kritik bir dönemece girdiği bir dünyada, -(Covid-19) Pandemisi/salgını ile birlikte- “küresel” bir krize karşı “ulusal” düzlemlerde mücadeleler yaşanmaktadır… Tam anlamıyla bu, I. ve II. Dünya Savaşları sonrasında kurgulanan uluslararası “denge”de, üretim ve tüketimin yüzde 80-90’ını gerçekleştiren bir çevrimde/ ekonomik ve siyası düzlemde, bir “alarm” durumunu yansıtmaktadır… III. Dünya Savaşı’nın kendine has teknikleriyle devam ettiği bir vasatta “yeni denge arayışı süreci”nin nerelere evirileceği hususu da bu vesileyle, gündemdeki yerini derinleştirmiş ve yeni öngörülere alan açmış bulunmaktadır…

Yaşananların reel-politik boyutlarının irdelenmesinden önce, hayata geliş amacı ve insanlığın geleceğiyle doğrudan ilişkili boyutlarının doğru okunması, Rabbimizin Kur’an’da işaret ettiği ilahi kanunlarla güçlü bağlantısının da tefekkür edilmesi gerekmektedir. Hem de Hak-Batıl mücadelesinin bir tarafının tüm şubeleriyle ortada ve misyonlarının gereklerini yapmaktayken diğer tarafın, “Hak”kı temsil ettikleri iddiasında olanların “zillet”lerinin “arş”a yükseldiği bir dünyada…

Yüce Rabbimizin, “Hak-Batıl” mücadelesinde bizlere rehber olmasını takdir ettiği ve mücadelenin temel esaslarını Resullerin örneklikleriyle bize öğreten Kur’an, korunmuş bir Furkan olarak önümüzdeyken Müslümanların durumu tüm çarpıklıklarıyla ortadadır. Daha doğru bir ifadeyle Müslümanlık iddiasına bulunanlar, Hak-Batıl mücadelesinde misyonlarını yerine getirmekten uzak bir görüntü vermektedirler…

Kur’an veya Kur’an’daki örneklikler perspektifinde bir okuma yapmaya çalışıldığında çok net olarak tespit edilecektir ki Müslümanlar, öncelikle, “düşünsel” ve dolayısıyla “siyasal” duruşlarında bir netliğe ulaşmış değiller! Bir başka ifadeyle “Sırat-ı müstakim” çizgisinden sapma belirtileriyle başlayan,  zamanla derinleşen ve kurumsallaşan “din anlayışı”, Allah’ın razı olacağı bir nitelikten uzak bir görünüm arz etmektedir. Bela ve musibetlerle uyarılmamıza rağmen hala “benim oğlum bina okur, döner döner yine okur” anaforundan kurtulanabilmiş değildir… Dolayısıyla küresel düzlemdeki değişim ve dönüşüm sürecinin temel ilkeleri ve Müslümanların “kurucu unsur” olamamalarının ne anlama geldiğini derin derin düşünmek durumundayız. Geçmiştekilerin benzeri olan Covid-19 salgınıyla birlikte kendimizi tekrar tekrar sorgulamak ve ibret almak mecburiyetinde olduğumuzun hala farkına varmış değiliz… Maalesef!

Aslında birbiriyle bağlantısı doğru kurulduğunda konunun “iktidar mücadelesi”, dolayısıyla küresel çapta “yeni denge arayışı” boyutuyla ilgili bazı hatırlatmalar yaparak değerlendirmemizi sürdürürsek şunları tespit etmemiz zor olmayacaktır…

Küresel güçlerin, -görünen ve görünmeyen boyutlarıyla- iktidar savaşı / Biyolojik Savaş konusundaki sicilleri geçmişte olduğu gibi bugünlerde de kirlidir. Her ne kadar bu salgın, olur-olmaz “Komplo Teorileri” ile “algı yönetimi” ve dolayısıyla “yeni denge arayışı süreci”nin bir enstrümanı olarak kullanılıyor gözükse de bu gerçekliği analitik bir değerlendirmeye tabi tutmamız, bizce, elzemdir… Bilindiği üzere, ABD derin yapısını ve benzerlerinin arka planında yer alan “derin odaklar”, sadece ekonomik ve ticari savaşlarla sonuçlar elde etmeye çalışmamaktalar. Söz konusu küresel güç odakları ve oyun kurucu güçlerin, “biyolojik savaş” tekniklerini de kullanmaktan çekinmeyeceklerinden de şüphe yoktur. Yani “eski düzen” giderek işlevini yitiriyor olsa da hala Batı merkezli bir hegemonya devam etmektedir. Buna karşın Müslümanların yaşadıkları coğrafyaları kontrol etmek isteyen güçler, “Müslümanlar”ın  temel zaaflarından yararlanarak yeni projeleri devreye almışlardır. Kendilerini İslam ile tavsif iddiasında olan çeşitli kesimler de bahse konu projelerin taşeronluğunu yapmaktadırlar… ‘(Sözde evrensel) Batılı değerlerle Müslümanların değerlerini telif’ esasına dayalı bu projeler -bırakın hala etkin olmayı- neredeyse tek çıkış olarak algılanmaktadır. Değişik versiyonlarıyla söz konusu sapkın projeler, süreç içerisinde başarılı olsun veya olmasın, Müslümanları asıl çizgilerinden uzaklaştırıcı bir fonksiyon icra etmektedirler… Yani, ne yazık ki 21. yy. da, Batı-merkezli bir ideolojik çizgideki (Modernist / Tarihselci) mücadele, Şeriati’nin ifadesiyle, “Müslümanlar”ın İslam ile mücadelesi (Dine Karşı Din) işlevini görmektedir…

“Yeni Düzen Arayışı” ve Yeni Savaş Teknikleri

Yaşananları doğru okumalıyız. Yenidünya düzeni arayışları giderek daha da kızışmaktadır: Malum istihbarat örgütleri kontrolünde devam edegelen terör örgütlerinin faaliyetleri -hiçbir “ahlaki ve ilkesel” kaygı taşımadan- devam etmektedir. Üstelik artık devletler/güç odakları, istihbarat örgütlerinin arkasına saklanma gereği bile duymamaktalar… Keza ekonomik-ticari savaş tekniklerinin, “oyun kurucu” güçlerin kendi kurguladıkları kuralların da hiçe sayılarak, sahaya yansıtıldığı görülmektedir… Eski düzenin kurum ve kuruluşlarının işlevlerini yitirdiği bir küresel vasatta, geçmişte tartışılması dahi tehlikeli görülen bazı hususlar, Corona virüs (Covid-19) salgınıyla birlikte gündeme gelmektedir: Merkez Bankalarının işlevi uluslararası rezerv para olan ABD dolarının tahtının sarsılması… Ulus devletlerin para basıp halka dağıtması gereğinden söz ediliyor olması… Virüs salgını/Pandemi ile birlikte, -daha önce gündeme gelen IMF’den borç almaya zorlayan kulisler- “derin” hesapların bir gereği olarak yüksek sesle konuşulmakta… Keza petrol fiyatları üzerinden yapılan bazı uluslararası ekonomik ve siyasi operasyonların Corona virüs krizi ile birlikte nerelere evirileceği konusu gündemdeki yerini almış bulunmaktadır.

Üstelik reel piyasadaki tüm tartışmalar, “oyun kurucu” gözüken güçlerin ideolojik çizgileri gereği, neredeyse “yarı tanrısal” bir dille gündeme geldiği de dikkatlerden kaçmamaktadır. Özellikle “Komplo Teorileri” ve “yeni düzen arayışı” süreciyle ilgili azgınlaşan güç odaklarının hesapları /planları ile ilgili kullanılan dile dikkat edildiğinde “haddi aşan” bir dil kullanıldığı çok açık bir şekilde görülmektedir.Ki bu haddi aşan yaklaşımlara karşı insanımızın duruşu da yeterince net gözükmemektedir… Hiç şüphesiz küresel güç odakları ve onların arka planındaki derin odakların “Teo-politik” iddiaları/inanışlarının nerelere evirileceğine yaşayanlar şahit olacaklardır. Ve görülecektir ki haddi aşanlar, tekrar tekrar, bela ve musibetlere düçar olacaklardır…

Şüphesiz Rabbimiz iktidarı elden ele dolaştırmaktadır. Ve bu sünnetullah, belirli dönemlerde yaşanmaktadır. Her şeyin hakimi olan Allah’ın koyduğu kurallar çerçevesinde cereyan eden bu sürecin sonucunu takdir eden de O’dur. Hak-Batıl mücadelesinin taraflarının başarı ölçütünün farklılığı yanında Rabbimizin -bela ve musibetlerle- cezalandırması ve sınamasının ne anlama geldiği de Kur’an’ı Kerim’de bizlere bildirilmiştir… Dolayısıyla küresel ve yerel düzlemlerde hesaplar yapan zalimlerin her türlü projeleri, sadece bir iddiadan ibarettir… Dünya nüfusunun azaltılması, yeni para sistemleri, dolayısıyla yeni ekonomik ve siyasal sistem iddialarına, bir plan olmanın ötesinde anlamlar yüklenmesi ve bunları adeta sınırsız olarak niteleyen bir dil kullanılması “haddi aşmak”tır… Bela ve musibetlerle, şer güçlerinin birbirlerine musallat edilmeleriyle bu haddi aşan hesapların -kısmen veya tamamen- bozulması her şeyi ihata eden O’nun takdirindedir. Biz Müslümanlar, hayata geliş gayesine uygun davrandığımızda payımıza düşeni muhakkak alacağız. Aksi takdirde, Rabbimiz, bizlerin yerine yeni ümmetler halk edecektir; bundan şüphe yoktur… Allah, her şeyi takdir eden, hiçbir konuda ortağı olmayan yegâne mutlak güçtür…

“Yeni Denge Arayışı” Süreci’nde (Covid-19) Sonrası

Corona virüs salgını öncesinde, -değişen şartlarla birlikte- ağırlıklı olarak, silah sanayinin “milli” ve yerli olması, çeşitli vesilelerle gündeme gelmişti. Keza iletişim çağı olarak nitelenen 21. yy. da, her türlü yazılımların da stratejik önemi vurgulanmakta ve alınması gereken tedbirler konuşulmaktaydı… Büyük oranda uluslararası güç odaklarının kontrolündeki ilaç sanayi ve sağlık sektörünün  stratejik önemi de bir şekilde dillendirilmekteydi. Nitekim son salgınla birlikte ilaç ve sağlık sektörünün daha stratejik ve büyük öneme sahip olduğu çarpıcı bir şekilde görülmüş oldu. Ve bu tür krizler, bir hususu daha ortaya koydu ki Sağlık ve Sosyal Güvenlik alanlarında devletin ağırlıklı bir rol alması kaçınılmazdır…

Dolayısıyla küresel düzlemde yeni düzen arayışı ve iktidar mücadelesinin hızla devam ettiği bir dönemde, liberal demokrasi ve küreselleşme söylemlerinin arkasındaki derin odakların gerçek niyetleri net bir şekilde ortaya çıkmaktadır… Bir yandan “Başına buyruk”/ “Romantik” demokrasiler -ki bunlar vesayete daha da açık boyutlara sahipler- diğer taraftan da giderek öne çıkmaya başlayan “Güvenlikçi demokrasi”ler tartışılmaktadır. Özellikle Türkiye gibi ülkelerde, yeni misyonuyla iktidar/Cumhur ittifakı ve muhalefet/millet ittifakı arasındaki polemikler ve bunların dış destekçilerinin iddiaları ve algı yönetimi ile varmak istedikleri sonuçlar, bu bağlamda manidardır. Ve doğru okunması  gerekir… Yine bu çerçevede, insanımızın pek itibar etmediği “sistem” tartışmalarının yeniden yoğunlaşmasının, sistem kavramının, doğru tanımlanması ve doğru anlamlandırılmasının önemi ıskalanmamalıdır…

Bela ve musibetler karşısında Müslümanca bir “duruş”un nasıl olması gerektiğini Kur’an örnekleriyle ortaya koyar. Keza Rabbimizin iktidarı elden ele dolaştırmasının esaslarını da… Bu açık gerçekliğe karşın Müslümanların/kendilerini İslami olarak tanımlayanların duruşları bir kez daha olması gerekenden çok uzaktadır: Zira söz konusu insanımızın din anlayışları, dolayısıyla “Kur’an’a Bakışları”, “Peygamber Telakkileri”, “Kur’an-Sünnet İlişkisi”ni kavrayışları ve “İslami Mücadelede Yöntem”lerinin farklı oluşu bu manzarayı ortaya çıkartmıştır… Müslümanca bir “duruş” yerine “tersten okumalar” ile olur-olmaz  ahkamlar kesmek, güya kitabın ortasından söylemlerde bulunmak -olsa olsa- içinde bulunulan “zillet” halinin bir reaksiyonu olarak okunabilir…

Doğru anlamamız, doğru anlamlandırmamız, ibret almamız gereken Rabbimiz bir ayeti ile daha karşı karşıyayız hiç şüphesiz! Allah’ın kitabı ve Resullerin örnekliği/Yolu’nu tutarak yapmamız gerekeni yapmak durumundayız. Ve daha bilinçli bir şekilde mücadelemize devam etmemiz gerektiğinin bir kez daha farkına varmak durumundayız… “Sonuç odaklı değil süreç odaklı” bir mücadele ile…

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir