GenelYazarlardanYazılar

Değerleri  Değersizleşen Toplum!

Değer kavramı birçok anlama gelmektedir; bir şeyin önemini belirlemeye yarayan soyut ölçü, bir şeyin değdiği karşılık, kıymet, paha, yüksek ve yararlı niteliktir. (Felsefe): Kişinin isteyen, gereksinim duyan bir varlık olarak nesne ile bağlantısında beliren şeydir. (TDK) Sosyolojide Değerler; kişilerin düşünce, tutum ve davranışlarında birer ölçüt olarak ortaya çıkan ve sosyal yaşamın vazgeçilmez bir öğesini oluşturur. Değerler; Bir gruba ya da topluma üye olanların uymak durumunda oldukları genelleşmiş ahlaki inançlardır. Neyin iyi, güzel ve doğru; neyin kötü, çirkin ve yanlış olduğunu gösteren kriterlerdir.

Bir toplumu ayakta tutan, birbirine bağlayan ve ilişkilere saygınlık kazandıran şey değerlerdir.

Değerler zaman içerisinde toplumların oluşturduğu tecrübelerin sonucu oluşmaktadır. Her toplum, inancına, örfüne ve geleneğinin yapısına göre de değerleri vardır ve topluma ismini verende bu değerlerdir. Evrensel ahlaki değerlerin yanında her milletin kendi iç dinamiklerine bağlı olarak benimsediği sosyo-kültürel değerlerin toplamı, toplumsal boyutuyla manevi değerlerin bir dış yansımasıdır.

Değerler insanın bütün bir yaşamını etkileyen, oluşumunu belirleyen pusula gibidir; yemesi, giymesi, evliliği/eş seçimi, ev dizaynı, dostu/eşi/arkadaşı, işi, nasıl yaşaması gerektiğine, hayata ve eşyaya bakışına kadar benimsediği dünya görüşünün değerleri belirler ve yön verir. Bunlar bazen öyle çok muteberdir ki, onun için özveride bulunup, uğrunda ölünecek şeyler olduğu gibi, bazen çok basit şeyler de olabilmektedir. Bir toplumun değer yargısı onun kimliğini ortaya çıkardığı gibi, diğer değer yargılarıyla boy ölçüştüğünde de hangisinin olguları daha da önem arz etmekte olduğunun bir ölçütüdür aynı zamanda.

‘Her toplum var olabilmek için değerlere gereksinim duyar ve değerler toplumsal kültürü özgünleştirerek diğer kültürlerden ayırt eder, yani “biz” ve “onlar” ayrımını hem oluşturur hem de bunun süreklik kazanmasını sağlar.’ (Ali Seyyar. Ahlak Terimleri)

Toplumlarda değer anlayışı değişip, dönüşebilir; basit süfli şeylere değer atfedilip onlara bağlı yaşamak gerçekten insan denilen değerli varlığı değersizleştirmektedir.

Bazı değerler, insanın aciz kaldığı yerlerde ilahi vahyin bildirimleriyle oluşan, toplumu birbirine bağlayan, üzerinde ittifak edilen ve hatta müeyyideler haline gelmiş yazılı kanıt istenmeyen şeylerdir. Bunlara sahip çıkılır/yaşatıldığı surece o değerler toplumunun devamlılığını ve yaşamasını mümkün kılar.

Değerlerine sahip çıkmayan milletler, zaman içerisinde değerleri ve kendileri yok olmaya mahkumdurlar. Ve nice toplulukların değerleri insanların nezdinde değersizleştiği için tarih sayfalarında kalmış, yok olmuş ve başka milletlerden ödünç alınıp taklit edilen değerlere itibar etmenin sonucunda yeni “ne idüğü” belirsiz melez bir değer toplumu oluşur.

Bir toplumu içten yıkamak ve yok etmek isteyenler o milletin değerlerini değersizleştirip, unutturmak, itibarsızlaştırmak veya yozlaştırmak yoluyla bunu yaparlar. Araç olarak da; gazete, televizyon dizi ve programları, sosyal medya ve sinema/youtuber/tiyatro vs. Bugün bu araçları kullananların kahir ekseriyeti var güçleriyle toplumun değerlerine saldırmaktalar. “Ey millet değerlerinize sahip çıkın” diye haykırası geliyor insanın.

Bundan dolayıdır ki, bir toplumun geleceği, manevi değerlerini benimsemiş/özümsemiş bireylerinin hayatlarının her alanında ve safhasında, her türlü zahmetlere katlanarak, gelecek nesillere nasıl yaşanması ve taşınması gerektiğini doğru örneklikler göstermek suretiyle ayakta kalıp yaşayabilir. Çünkü değerler, ideal davranış biçimimizi oluşturan inancımız, bizim yol haritamızı belirleyen kılavuzumuzdur. Dolaysıyla temel değerlerimizi benimsemiş yetkin şahsiyetler yetiştirmek asli görevimizden olmalıdır. Bunlar toplumda ideal düşünme ve davranma yollarını gösteren, yeni neslin etkilenmesine rehberlik edip, önayak olup ne(yi) nasıl yapacağının örnekliğini nevi şahsında bizzat serdeden rol modellerin etkisi büyük olacaktır. Bu ertelenecek bir şey değildir. Hiç kimse yapmıyor ise dahi bizler değerlerimize sahip çıkıp her ne pahasına olursa olsun, ödün vermeden yaşamak ve yaşatmak için elimizden gelen gayreti göstermek zorundayız. ‘Bir benle ne olur’ dememeliyiz, her şey tek kişiyle başlar. Allah elçileri ortaya çıktıklarında tek kişiydiler unutmayalım…!

‘Her millet her yeni nesilde yeniden doğar’ (Prf. Oktay Sinanoğlu)

Manevi Değerler; Toplumun geleceğine yön veren; din, dil, tarih, kültür, örf-adet, gelenek ve göreneklerdir. Bizim açımızdan bunlar insan fıtratıyla uyumluluk oranında makbul ve muteberdir.

İnsan yaradılış itibariyle mükerrem ve onurlu bir varlıktır. O’nun onuru hayatın bir parçasıdır ve doğuştan gelir. İnsan nerede ve kimden doğarsa doğsun, akıl baliğ (iyiyi ve kötüyü ayırt edebilme yaşı) yaşına kadar onurları yönünden eşit bulunmaktadır. Bu bağlamda insanoğlunun en değerli varlığı onurudur. Kişi onuruyla yükselir veya onursuzlaştıkça da aşağılaşır. Ferdin değeri olmadan, çocuğun da değeri olamayacağına göre, toplumdaki insana değer verilmeden bir ailenin, bir kurumun, bir milletin değeri oluşturulamaz. İnsan onuruna değer verilmeyen toplumda baskı, korku, sindirme ve silik kişilikli toplum kültürü oluşmakta ve değerlerini özgürce güven içinde yaşayıp değer eksenli yeni şeyler üretmeleri de mümkün olamamaktadır.

Değerlerle ilişkili tutum ve davranışlara birkaç madde halinde değinmek gerekirse.

‘ADALET: Toplumu ayakta tutan en temel değer, öncelikle elinde imkanı olan herhangi bir makam işgal eden idari kadronun uyması gerekir devletin temelini oluşturur, adil olma, eşit davranma, eşit paylaşmak, hak sahibine hakkını teslim etme

DOSTLUK: Diğergamlık, güven duyma, sadık olma, vefalı olma, yardımlaşma, hatasını düzeltme (emir bi’l-ma’rûf nehiy ani’l-münker )

DOĞRU/DÜRÜSTLÜK: Açık ve anlaşılır olma, doğru sözlü olma, ahlaki davranma, güvenilir olma, sözünde durma, alış verişte hile yapmama, yalan söyleyip aldatmama, ahde vefa

SABIR: Azimli olma, tahammül etme, direnme, miskinlikten sıyrılma

SAYGI: Alçakgönüllü olma, başkalarına kendine davranılmasını istediği şekilde davranma, diğer insanların kişiliklerine değer verme, hak ve hakikate değer verme, doğruyu tastik

SEVGİ: Adaleti ayakta tutma, aile birliğine önem verme, fedakârlık yapma, Allah için sevme

SORUMLULUK: Allah’a, kendine, çevresine, eşyaya, insanlığa, anne-babasına aileye karşı sorumlu olmak, vazifesini bilmek

YARDIMSEVERLİK: Cömert olma, fedakâr olma, iş birliği yapma, merhametli olma, misafirperver olma, paylaşma, ihtiyaç sahibinin ihtiyacını giderme, (yolda kalmışa, borçluya, fakir fukaraya, miskine, yetime dini hakim kılma mücadelesi verenlere…)

ÖZ DENETİM: Davranışlarını kontrol etme, davranışlarının sorumluluğunu alabilme, öz güven sahibi olma ve sürekli kendini sorgulama, empati yapmak                                                                                                                                                                                                                                                                                                    İFFET (NAMUS):  Haram bakıştan yüz çevirme, Başkasının namusunu kendi namusu gibi bilme, giyimde cinsiyetini gizleme, hem cinsiyle konuşmasına dikkat etme, düzgün yürüme

HAK: Sürekli aranması gereken, kime ait olursa olsun hakkını teslim etme/verme, hakkın hatırını her şeyden üstün tutma, kimsenin hakkına tecavüz etmeme

Tevhid, affedici olma, misafirperverlik, şükür, kul hakkı, helal lokma, komşuluk, kanaatkarlık, sılayı rahim… bizi biz yapan daha birçok değerleri sıralaya biliriz.

Bir toplumu birbirine kenetleyen, onu güçlü kılan, yıkılıp yok olmasını önleyen­ ve bu değerlere sahip çıkan hangi toplum olursa olsun, o topluma top atsalar yıkılamaz. Ama ne yazık ki, bizi biz yapan bu değerlerin gün geçtikçe toplumumuzda yok olduğunu, duyarsızlaşıldığını, insanların değer körlüğü yaşadığını ve yozlaştığını görmekteyiz. Hatta değerleri değer sayılmayacak kadar süfli/basit, istem/ arzuları olan bir neslin çığ gibi büyüdüğünü üzülerek seyrettiğimizi belirtmek isterim. Bu nesil o kadar duygusuz, duyarsız, doyumsuz ve diğergamsız ki, kendisinden başkasını düşünmeyen egoizmin ve zevk peresliğin kölesi olmuş, toplumun bütün değerlerine sırtını dönmüş, yaşadığı hayatı anlamsız, değersiz ve gayesiz olduğunu göremeyen ne için yaşadığını/yaşaması gerektiğini bilmeyen, huzursuz, stresli, bunalımlı ve psikolojisi alt üst olmuş, çevresine ve toplumuna yabancılaşmış, tehdit unsuru haline gelmiş, güvensiz vaziyetedir. Uyuşturucu ve madde bağımlılığının artmasının nedenlerinden bir tanesinin de, değerlerimizi nesillerimize doğru aktaramayışımız, çelişkili yaşayışımız ve doğru örneklik gösteremediğimizdendir. Eğer bu hızla gider ise fazla sürmez toplumun değer diye bilinen hiçbir şeyin kalmayacağını söylemeye gerek var mı bilmem…

Topluma yön veren ve yönlendiren korkuya dayalı disiplin değil, değer eksenli olmalıdır. Korkudan, baskıdan kaynaklanan intizam ve disiplin, korkunun olmadığı veya ortadan kalktığında disiplin önemini kaybeder, değer eksenli düzen ise değer bilincine varıldığı ve yaşadığı müddetçe devam eder. Eyleme yansımayan değer, değer olmaktan çıkmış, atıl durumda kalmış/ölmüştür. Değerlere yaşam veren, büyüyüp gelişmesini sağlayan şey eylem/ameldir. Hayatta bir karşılığı olmayan şey hayata tutunamaz. …

Vesselam

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir