GenelOkuyucu Yazıları

Değişen Dünyada Değişen Şartlarda Aile Olmak

Mürüvvet Çalışkan/Sosyolog-Aile Danışmanı

Değişen Dünyada Değişen Şartlarda Aile Olmak
Ey insanlar! Sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Birbirinizi tanıyasınız diye ırklara ve boylara ayırdık.
Allah katında en değerli olanınız, Allah’tan çekinerek yanlışlardan en iyi korunanınızdır. Allah her şeyi
bilir, her şeyin iç yüzünü bilir. (Hucurat 49/13)

Hucurat Suresinde Rabbimizin belirtildiği gibi günümüze kadar gelen tüm topluluklar ırklara ve
kabilelere göre şekil alıp tanımlandılar. Her çağın, kendisine has iç dinamikleri, toplumsal değişimleri
olmuştur. Değişimler ve iç dinamikler, toplumdan topluma farklılıklar gösterse de bu konuda
genellemeler yapılabilir. Anaerkil, ataerkil, geniş aile, çekirdek aileler gibi her çağın aile
yapılanmalarında da birçok benzerlikler vardır. Örneğin Kabile reisliğinde olduğu gibi ataerkil ailede de
baba tek başına otoriteydi.

Ataerkil aile tipinin ilk önce Roma’da ortaya çıktığı söylenmektedir. Özellikle Yunan, Hint, Çin ve Yahudi
ailelerinde çok görülen hatta yabancı kaynaklarda Türkistan’daki Türk ailesinin ataerkil olduğuna dair
kaynaklar bulunmaktadır. (Gökçe, 1976, 59) Evrensel kurum olma özelliğine sahip olan aileyi, bir binaya
benzetirsek aileler, o binanın taş ve tuğlalarıdır. Taş ve tuğlalardan farklı binalar yapmak mümkündür.
Günümüze kadar birçok farklı yapılanmalar olmuştur. Ailelerde aynı mimari yapılanmalarda olduğu gibi
farklılık göstermiştir. Avcılık ve toplayıcılık, tarım toplumlarından, sanayileşmeye doğru ilerleyen
yaşamlar, köy, kasaba ve kentte değişen aile yapıları sosyoekonomik ve kültürel ortamlardan da
etkilenmişlerdir.

Ailenin kurumunun evrenselliği, insanlar için taşıdığı önem ve değer, mutluluk ve üzüntülerinin hatta
gelecek beklentilerinin paylaşıldığı temel bir yapı olmasından kaynaklanmaktadır. Aile, korunmak
zorunluluğu olan ve hiçbir toplumda vazgeçilmemesi gereken sosyal bir yapıdır. Ailesiz hiçbir toplumun
olmadığını düşünürsek; özellikle Âdem, Havva ve onların çocuklarıyla başlayan aile yapılanması
günümüzde hala devam etmektedir. Bu bağlamda “Allah’ın yaratmada münasip görmediği tek şey
yalnızlıktır.” Diyebiliriz. (Svendsen,2018,17) Kolektif hafızamıza yerleşen “Yalnızlık, Allaha mahsustur.”
Sözü insanın ruhsal çöküntüsüne sebebiyet veren yalnızlığın, fıtrat dışı bir yaratım olduğuna ve meşru
evliliğin toplum tarafından da teşvik edildiğini göstermektedir. Aslında insan tek başına hayatını
sürdüremeyen bir varlıktır. Doğduğu andan itibaren bu hakikatle karşı karşıya kalır.

İnsan ancak kendisinden başka birisi daha olduğunda, kendini anlamlandırabilen ve konumlandırabilen
bir varlıktır. Hepimizin içinde, başkalarına ihtiyacımız olduğu için, bizi başkalarına iten aynı zamanda
tek başına kalmaya gereksinim duyduğumuzda, bizi başkalarından uzaklaştıran, fıtrattan gelen birbirine
zıt, ikili bir yapımız vardır. Hem yalnız kalmak isteriz hem de başkaları olmadan yaşayamayız. Yalnızlık
kendimiz hakkında, dünyadaki yerimiz hakkında bize çok şey anlatır. Hepimiz bu duyguyu biliriz ama
hepimiz onu aynı şekilde tecrübe etmeyiz. (Svendsen,2019,16) Kimilerine göre “yalnızlık en iyi dosttur.”
Kimilerine göre “öldürücü bir duygudur.”

Yalnızlık kavramını tek başına olmakla eşdeğer tutanlar vardır. Ya da tek başına olmakla yalnızlık
kavramını farklı yorumlayanlar vardır. Yalnızlık duygusu ise başlı başına nötr bir duygudur. Kişiden kişiye
değişir. Bu duygu negatif veya pozitif bir duygu olabilir. Kişi fiziksel olarak diğer insanlarla çevrelenmiş
olabilir, ancak, hayal kurduğunda, düşünceye daldığında, bir şeye yoğunlaşıp öğrenmek istediğinde tek
başınalık halindedir. Hatta kişi bazen tek başına kalmak istemektedir, bu durum negatif yalnızlığa
dönüşmediği müddetçe. Negatif yalnızlık duygu durumu melankoliye sebebiyet verdiğinde kişinin,
psikolojik destek alması kaçınılmazdır. Buradaki tek başınalık, kişinin yalnızlık hissinin, olumsuz
duygularıyla baş edememesinden kaynaklanmaktadır. Buna rağmen günümüzde insanlar tek başına
yaşamanın kavramsallaştırıldığı solo yaşama doğru evirilmektedirler. Yalnızlığın özendirildiği çağımızda
yapılan araştırmalar son 50 yılda özellikle Batılı ülkelerde yalnız yaşayanların sayısının hızla arttığını
göstermektedir. Fakat bu durum sadece batıya has bir fenomen değildir. Tek başına yaşayanların sayısı
Çin, Hindistan ve Brezilya’da da artmaktadır. Küresel ölçekte tahmini artışla 1996 da tek başına
yaşayanların sayısı 153 milyonken 2006 da 202 milyona yükselmiştir. (Svendsen, 2019,133)
Özellikle teknolojinin gelişmesiyle yalnızlık ve tek başınalık kavramları yeniden tanımlanan sosyalleşme
kavramıyla beraber değerlendirilmeye başlandı. İnternet çağında doğanların, sosyalleşmeye kattığı
anlam sayesinde yalnızlık ve tek başınalık göreceli hal aldı. Facebook, Twetter, Instegram, Whatsapp
gibi paylaşım ağlarında kişi, sosyalliğini sürdürmektedir. İnternet dünyayı küresel bir köy haline getirdi.
Günümüzde teknolojik araçların hız kazanmasıyla, hayatımıza giren yeni gelişmeler; tıpkı sanayi devrimi
sonrasında olduğu gibi aile yapımızı da değiştirip, dönüştürmektedir. Teknolojinin (üretim araçlarının)
gelişmesiyle, toplumsal yapımız da ona göre şekillenmeye başladı. Neden, nasıl, niçin her çağ kendi
teknolojik yapılanmasıyla, kendi çağını yansıtan kültürler, yaşantılar meydana getirir? Araştırılması
gereken bir konudur. (Çalışkan,2019,86-91) Herakleitos un dediği gibi değişmeyen tek şey değişimin ta
kendisi midir? Bence değişimi genellemek mantık hatalarına sebebiyet verecektir. Değişimden neleri
kastettiğimiz çok önemlidir. Mutlaka değişmeden kalan bazı sabitelerimizin olması gerekir. Aile olgusu
gibi.

İnternet ağları sayesinde dünya küresel bir köy halini aldı. İnternet ağları tıpkı rüzgâr gibi dünyamızı
kuşatmaktadır. Sosyal bilimciler internet ağlarının kuşattığı dünyada doğan çocuklara Z kuşağı çocukları
demektedirler. Kuşak kavramı; “Yaklaşık olarak aynı yıllarda doğmuş, aynı çağın şartlarını, dolayısıyla
birbirine benzer sıkıntıları, kaderleri paylaşmış, benzer ödevlerle yükümlü olmuş kişilerin topluluğu”
olarak tanımlanmaktadır. Ya da aynı çağın koşullarını ve benzer üretim araçlarını paylaşan insanlar
topluluğudur da diyebiliriz. (Adıgüzel,2014,165-182) Dünya genelinde sosyal ve ekonomik hareketliliğin
yükselip, alçaldığı hatta farklılaştığı dönemlerde doğanlar, farklı kuşaklar içinde doğdular. Sosyal
bilimcilerin insanları sınıflandırdığı bu kuşaklara Gelenekseller, Bebek patlaması (Baby Boomers), X
Kuşağı, Y Kuşağı ve son yıllarda doğanlara da Z Kuşağı denmektedir. Küreselleşmenin etkisiyle teknolojik
gelişmeler doğrultusunda 1965 sonrası sosyolojik gelişmelerden yola çıkarak, tarihsel süreçlere göre
tanımlanan kuşaklar teknolojinin başlattığı dönemle nitelendirilmeye başlanmıştır. (Kuyucu, 2014: 56).
Teknolojinin gelişmesi doğrultusunda tanımlanan özellikle 2000 ve sonrası doğanlar Z kuşağını temsil
etmektedirler. Z Kuşağının çoğu günümüzde hala evlenmemiştir. Yapılan araştırmalarda Z Kuşağı
gençlerinin çoğu evliliği öteleyip kariyerlerini öncelediklerini gösterdi. Z kuşağı gençleri liseyi bitirdikten
sonra, ailelerinden ayrılıp arkadaşlarıyla veya tek başına yaşamı tercih etmektedirler. Tek başına yaşamı
alışkanlık haline getiren gençlerin, aile olgusuna nasıl bir anlam yükleyeceği de merak konusudur.
Konuyu toparlayacak olursam günümüzde sosyal bilimcilerin tanımladığı kuşaklar bir arada
yaşamaktadırlar. Sanayi devriminden sonra fabrikalaşmanın arttığı özellikle X ve Y kuşağını etkileyen
tüketimdeki hız katlanarak artmaktadır. İsraf boyutuna yükselen harcamalar, Z kuşağını da fazlasıyla
etkilemektedir. Mabetlere dönüşen alışveriş merkezlerinde, Z kuşağı çocukları, okula gitmektense
alışveriş merkezlerinde vakit geçirmeyi daha çok seviyorlar. Tüketimin hız kazandığı çağımızda,
çocuklarımıza, “tükettiğin kadar mutlu olursun” duygusunu verdik. Hesapsız yapılan harcamalar evliliği
de zorlaştırmaktadır. Z kuşağı çocuklarının, önce kariyer yapma düşüncesine şaşırmamak gerekir.
Geleneksel kuşaktan, Z kuşağına kadar geçen zaman diliminde, aile tanımları yeniden ve de yeniden
yapılandırıldı. Geniş aileden çekirdek aileye geçiş sürecinde yapılan tüm bu tanımlamalar biteceğe
benzemiyor. Üretim araçlarının da etkili olduğu; ekonomik buhranın ya da refahın arttığı dönemlerde
ortaya çıkan geniş ve çekirdek aileler, teknolojinin ilerlemesiyle küresel çapta değişikliğe uğradı. Aile
tanımları yaşanılan ortamdan, yetiştirilme tarzlarından ve çevre koşullarından etkilenmektedir.
Günümüzde de cinsiyet eşitliliğini savunalım derken gey ve lezbiyen evlilikleri çoğaldı. Bu sayede aile
olgusuna yeni bir tanımlama daha eklenmiş oldu.

Değişen dünya, değişen şartlar, değişen teknoloji, kısaca her şeyi tükettiğimiz çağımızda aile kurumunu
da tüketmekteyiz. Boşanmaların da arttığı çağımızda Z kuşağı çocuklarına kötü örnek olmaktayız.
Ailelerin önce kendilerine dur demesi gerekmektedir. Tüm şartları göz önünde bulundurduğumuzda
“Tüketti bizi tüketim zihniyeti” diyebilir. Rabbimiz Araf 31. Ayette bizi ne güzel uyarmaktadır. “Ey
Âdem’in evlatları! Secde edilen her yerde (namaz sırasında) süslerinizi (size yakışanı) giyinin. Yiyin, için
ama israf etmeyin. Allah israf edenleri sevmez.”


KAYNAKÇA
ADIGÜZEL, Orhan, BATUR, H. Zeynep, EKŞILI, Nisa (2014). “Kuşakların Değişen Yüzü ve Y Kuşağı ile
Ortaya Çıkan Yeni Çalışma Tarzı: Mobil Yakalılar”, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü Dergisi, 1 (19), s.165-182.
ÇALIŞKAN, Mürüvvet (2019) “Çözüm Odaklı Çalışma” Süleymaniye Vakfı Yayınları, Kitap ve Hikmet
Dergisi, Sayı:24, s.86-91
GÖKÇE, Birsen (1976), “Aile ve Aile Tipleri Üzerine Bir İnceleme”, Hacettepe Sosyal ve Beşerî Bilimler
Dergisi, Cilt: 8, Sayı: 1-2,
Kuyucu, Mihalis (2014) Y KUŞAĞI VE FACEBOOK: Y KUŞAĞININ FACEBOOK KULLANIM ALIŞKANLIKLARI
ÜZERİNE BİR İNCELEME, Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt:13 Say:4950 (55-83)
SVENDSEN, Lars, (2019) “Yalnızlığın Felsefesi” (Çev: Murat Erşen), Redingot Kitap, İstanbul, 3. Baskı.

Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir