GenelYazarlardanYazılar

Deizm…

Son zamanlarda özellikle gençler arasında deizmin yaygınlaştığı ya da yaygınlaştırılmak için konunun köpürtüldüğü noktasında akademisyeninden gazetecisine, eğitimcisinden din adamına ve siyasetçisine hemen her kesimden insan fikir beyan etti, yazı yazdı. Deizm ya da benzeri düşüncelerin tartışılması yeni değil. Ancak İslam’ın yükselişe geçtiği iddialarının çokça dillendirildiği bugünlerde konunun gündem olması ve tartışılması dikkate şayandır.

Yazılı, görsel ve özellikle sosyal medya ortamında konunun yoğun bir şekilde gündeme getirilmesinden en az iki farklı amaç ve hedefin olduğunu söyleyebiliriz. İyi niyetli ve biraz da telaşlı olanların; ortada kötü bir durumun olduğunu ve bu kötü gidişatın önüne geçilmesi kaygısını çektiğini söyleyebiliriz. Bu endişeli muhafazakârlar, gençlerin sorgulayan, düşünen tavırlarını, öldük bittik din elden gidiyor, gençler deist oluyor şeklinde yorumluyor

Deizm tartışmasında öne çıkan ikinci gurup ise Oda TV, Sözcü ve Cumhuriyet Gazeteleri öncülüğünde siyasi iktidarı sıkıştırmak, dindar nesil yetiştirecektiniz, geldiğiniz nokta deizmin hızla yaygınlaşması oldu şeklindeki belli gayeye matuf yayınlardır. Bu yayınlarda özellikle İmam Hatip ve İlahiyatlar hedef alınmaktadır.

Sosyal medyanın gündem oluşturmaktaki gücü sayesinde elimizde hiçbir veri ve saha çalışması olmamasına rağmen “toplumda ve özellikle gençler arasında deizm yayılıyor” iddiası gündemin başköşesine oturdu. Bu durum bir akıllının bir kuyuya attığı taşın, delinin attığı taştan ne kadar farklı sonuçlar doğuracağını da göstermiş oldu. Taşı kuyudan çıkarmayı akletmek yerine hemen herkes taşın kuyuda olduğuna yemin etmeye başladı.

Herkes olayı kendi zaviyesinden yorumlarken bir “tehlike”den söz etmeyi de ihmal etmiyor.  Birileri, “bu muhafazakâr din algısı gençleri deizme sürüklüyor” diyerek geleneksel din algısını sorgularken bir başkası, “haz ve hız kültürü ve dünyevileşme gençleri deizme yöneltiyor”, bir diğeri ise, “değerlerimizi kaybettik, gençlere örnek olamıyoruz, gençler örneksiz kalınca da deizme kayıyorlar” diyor.

Deizmin yaygınlaştığına dair elimizde istatistikî bir veri olmamasına fağmen Eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmezin şu gözlemi değerlidir. Hoca, gençlerin dünyalarına giremediğimizi, onların dilinden anlamadığımızı söyledikten sonra, “gördüm ki biz hocalar sadra şifa olarak, onların sorularına cevap veremiyoruz. Hatta onların zihinlerini karıştırıyoruz” demektedir.

Olayı abartmadan ve modadır, gelip geçici bir durumdur şeklinde küçümsemeden gençlerin bu yönelişlerinin üzerine serinkanlı bir şekilde gitmek ve sebeplerini ortaya koymak durumundayız. Bu bağlamda Mehmet Görmez Hoca, sorunlu din söylemlerinin, gençlerin dünyasında ciddi problemler doğurduğunu ve deizme yönelişte bir etken olduğunu ifade ediyor: “Anlattıklarımızla insan ile dini karşı karşıya getiren bir söylem kullanıyoruz. Bu doğru değil. Hâlbuki din Allah’ın rahmeti, insan Allah’ın halifesidir. İnsani olanla, İslami olanı karşı karşıya getiren söylemlerden kaçınmalıyız. Din, kaynağı itibariyle elbette ilahidir fakat uygulaması itibariyle insanidir. Allah, dini insanı yüceltmek için göndermiştir. İnsanı alçaltmak için, insanı aşağılamak için göndermemiştir. İnsanın fıtratı ile din arasında o kadar muhteşem bir ilişki var edilmiştir ki bize düşen sadece bu ilişkiyi doğru okumak ve doğru anlamak gerektiği halde çoğu zaman biz fıtrata aykırı bir din söylemi kullanıyoruz. Oysa Hz Peygamber, ‘kolaylaştırınız zorlaştırmayınız, müjdeleyiniz nefret ettirmeyiniz’ buyuruyor.”

Gençler gerçekten deizme kayıyorlar mı? Bu konuda elimizde bir veri bulunuyor mu? Yoksa kişilerin kendi gözlemlerine dayanarak vardıkları kanaatleri mi konuşuyoruz? Acaba “ben deist oldum” diyen öğrenciler deizmin ne olduğunu biliyorlar mı? Öğrencilerinin hal ve gidişatına bakarak onların deist olduklarını iddia edenler, deizmin bir din olduğunu mu sanıyorlar?

Deizm Nedir?

Deizm, latince “deus – tanrı” kelimesinden türetilmiş ve tanrıcılık anlamına gelmektedir. Bu akım tanrının varlığını kabul etmekte fakat tanrı adına herhangi bir kitap, peygamber ve dinin varlını kabul etmemektedir. Deizm bir tür din vaaz etmeyen Tanrı/Yaratıcı tasavvurudur. Yaratıcı bir gücün hatta evreni düzenleyen bir gücün varlığına inanan ancak, mevcut dinlerden hiçbirini beğenmeyen bir iddiadır. Kurucu babasının Aristo olduğu kabul edilir. Aristo Tanrının ilk muharrik güç olarak kâinatı yarattığını ve yarattıktan sonra köşesine çekildiğini ve dünyaya bir daha müdahil olmadığını söyler.  Bu tasavvur Cahiliye müşriklerinin yaratıcı tasavvurunun da izdüşümüdür. Deizm, dini bilginin kaynağı olarak ilahi vahyi reddeder ve evrenin mutlak ilkesi veya yaratıcı varlığın, akıl ve doğanın gözlemlenmesi yolu ile bulunacağını iddia eder. Şu haliyle deizm, “aklı öne çıkararak insan zihninin ürettiği bir totem oluşturma”, bir tür puta tapınmadır.

Âlemi yaratan bir ilk neden olarak Tanrı vardır. Fakat Tanrı âlemin işleyiş düzenine karışmamakta, insan ve tarih alanıyla alakadar olmamaktadır. Bir tür emekli olmuş bir Tanrı anlayışından söz edilebilir. Bu yüzden deist vahiy ve nübüvvet olayını en azından şüpheyle karşılamalıdır. Din doğal olmalı, ahlak akılcı/rasyonel temeller üzerine oturmalıdır. Ahlaktan anladıkları ise, başkasına zarar vermediğin müddetçe her şeyi yapabilirsin şeklindedir. Şu halde, deizm âlemin işleyişine müdahil olmayan bir Tanrı inancı ve beşerî anlayışa/kavrayışa dayalı bir doğal din tasavvurudur. Tanrı veya bir yaratıcı güç var ama bu Tanrının dünyanın işlerine karışmak gibi bir derdi yoktur.

Deizm, aslında Hıristiyanlıktaki hâkim Kilise doktrinine karşı bir tepki olarak doğmuştur ve Batıya ait öncüller ve hükümler içerir. Hıristiyanlığın temel inançlarındaki sapma ve kilisenin dünya işlerine yönelik hırs ve politikalarına bir tepkidir.  İlk reddettikleri şey Teslis/Üçleme inancıdır. İkinci olarak Hıristiyan teolojisindeki vahiy anlayışını inkâr etmişlerdir. Hıristiyanlığa göre vahyin kendisi Hz İsa’dır. O Allah’ın sözü olarak Hz. Meryem’in rahmine indirilmiş, Tanrı’nın oğlu ve bizzat Tanrı olarak insanlar arasında yaşamıştır. Görüldüğü gibi İslâm’ın vahiy anlayışından tamamen farklı olan bir anlayıştır. Allah’ın sözü kitap olarak inmemiş, Hz. İsa’nın şahsında cisimlenmiştir. Deistler, Hıristiyanlıktaki zorba ve hâkim din adamları/ruhban sınıfının iktidar, itibar ve servetlerini arttırmaya matuf kararlarının Tanrısallığını ve Kilise’nin menfaatinin kutsallaştırılıp kurumsallaştırılmasını reddetmektedirler. Zannedersem bu konuda Müslümanlar da deistlerle hemfikirdir. “Hıristiyanlıktaki deizm Hıristiyanlığı bilmekten, İslam’daki deizm ise İslam’ı bilmemekten kaynaklanır.” 

Deizm, tıpkı materyalizm gibi felsefi bir akımdır ve pek çok çeşidi vardır.  Yaratıcı bir tanrıya ve evrenin Tanrı tarafından yaratıldığına inanılır. Yaratılanlar Tanrının yaratılış yasasına koyduğu kanunlar gereği varlığını devam ettirir. Deistler bu söz konusu Tanrının ibadete ihtiyacı olmadığını/olmayacağını düşündükleri için herhangi bir dini kuralla kendilerini bağlı saymazlar; ibadeti başkasına iyilik yapmak şeklinde değerlendirirler. Tanrının hayata müdahalesi ve hesap sorma iradesi de yoktur. Bu paradigmanın doğal sonucu olarak Ahiret inancı ve hesap vermek diye bir derdi de bulunmamaktadır. Ancak ölümden sonrasına ve ruhun ölümsüzlüğüne inanan pek çok deistin olduğu da bir gerçektir.

Deistler kâinatı yaratan Tanrının bütün işinin “yaratmak” olduğunu ve bu yaratmanın da geçmişte kaldığını düşünüyorlar. Tanzim etmek, düzenlemek, dünyanın işleyişine müdahale etmek bu yaratıcı gücün işi değildir. Dahası bu yaratıcı güç, vahiy de göndermez, vahiy olmayınca haliyle peygamber de yok demektir. Peygamber olmayınca sosyal hayatın, insani ilişkilerin, ticaretin, siyasetin işleyişini düzenleme iddiasında olan müesses bir ilahi dinin varlığından bahsetmek de abesle iştigal olur.

Böyle bir “yaratıcı”  Kur’an’ın bize anlattığı Allah’a hiçbir şekilde uymaz, benzemez. İslâm’ın Allah’ı, yaratılan evrenle ve insanlarla her an ilgilidir. Her şeyi bilir. Allah’ı böyle tanıyan herhangi bir Müslüman’ın deizm düşüncesine ilgi ve yakınlık duymayacağı bellidir. Ancak deizmin Allah’ın insanlar üzerindeki emir, yasak ve yaptırımlarını herhangi bir gerekçeyle kabul etmemesinden hareketle, bütün dindarlığı sosyal medyada Cuma mesajı yayınlamak ve kandil günlerini yâd etmekten ibaret olan Türkiye halkının önemli bir kısmı deist sayılır diyebiliriz.

Deizm neden yükseliyor?

“İslâmî alanda işlerin iyi gittiği zehabındayız. Ancak etrafa şöyle bir göz attığımızda, bilhassa genç kuşakların İslâmî/ahlâkî değerler sistemine karşı ilgisiz, hatta mesafeli bir dünya görüşüne meylettikleri gerçeğiyle karşılaşırız. Deistik düşüncenin özellikle genç kuşaklar arasında her geçen gün daha fazla ilgi görmesi ciddiyetle ele alınması gereken bir sorundur.”

Gençler ile din arasında meydana gelen yabancılaşma sonucu gençlerin deizme ve ateizme yöneldiği iddia edilmektedir. Başka bir ifade ile deizmin, gençlerin hayatında dinin yerini dolduran bir alternatif olmaya başladığı ileri sürülmektedir. Bunun önemli nedenlerinden biri genellikle dini düşünceyi, inancı, ahlakı dikte ederek öğretmeye çalışıyor olmamızdır. Hâlbuki örnek olma yoluyla olsa belki bu krizi biraz daha azaltabiliriz. Dikte ederek anlattıklarımızla yaptığımız çoğu zaman örtüşmüyor. İnandığımız değerleri hayatımıza taşımadığımız için çocuklarımız bu çelişkiyi fark ediyor. Mesela “babam bana arkaik bir dini öğreti sunuyor fakat kendisi bu sunduğu öğreti ile ilgisi olmayan bir hayat yaşıyor” diyor. Bu tutarsızlık çocuklarımızda bir sorgulamaya neden oluyor.

Ülkemizde çoğunluk Müslüman olduğunu ifade etse de Allah’a ve dine inanan ancak Allah’ı ve dinî değerleri hayatında belirleyici kılmayan ve sayıları azımsanmayacak bir kesim var. Yapılan anketler bu gerçeği çok net bir biçimde ortaya koymaktadır. Müslümanlar için tehdit olabilecek şey deizmin kendisi ya da felsefesi değildir. İslam’ın yanlış bilinip yanlış uygulanmasıdır. Müslümanların deizm problemi, İslam dininin kendisinden değil, ağırlıklı olarak din adına uydurulan kabullerden ve uygulamalarından kaynaklanmaktadır.

Aslında Müslümanlar arasında deizmin yayılmasının makul bir gerekçesi olamaz. Zira Müslümanlıkta ne kutsal bir zümre ne de kutsal bir kurum söz konusudur. Farklı zamanlarda ve toplumlarda değişik yorumlar öne çıksa da dinin ana kaynağı Kur’an’dır ve bu yorumlar kutsal ve mutlak değildir. Peygamber’in sadece bir uyarıcı/nezîr ve müjdeleyici/beşîr olduğuna inanan Müslümanlar, Hocaların, Hacıların, Gavsların, Mürşitlerin, Müçtehitlerin ve benzerlerinin kutsal kişiler olduğuna inanmazlar/inanmamaları gerekir. İslamda Kur’an ve Peygamber’den başka bir otorite de yoktur.

Bütün buna rağmen toplumda dinin kötü temsil edilmesi, cemaatlerin ve onların ipe sapa gelmez öğretilerinin yaygınlaştığı, şeyhler ve tarikat erbabının birbirine ağza alınmayacak hakaretlerle saldırmaları; asansörde halvet, yanmaz kefen, kahve içmeyin, yorgana sürtünmeyin şeklindeki din anlatısı gençlerde, ‘Müslümanlık buysa lanet olsun bu dine’ gibi bir ikrah duygusu oluşturuyor. Gençlerin deizme kaymasında dini kimlikli siyasetçilerin ve “dindar figürler”in olumsuz imajlarının katalizör bir rol oynamasına rağmen esas ve tek nedeninin bu olduğunu söylemek de doğru değildir. Deizm, ateizm ve agnostizm gibi akımların ülkemizde yayılması ve kabul görmesinin önemli bir nedeni de sekülerleşmedir. Tartışılması gereken ana sorun sekülerleşme ve ortaya çıkan sonuçlarıdır. Sekülerleşme ile hesaplaşamayan ya da hesaplaşmadan yenik çıkan batının yaşadığı travmanın benzerini İslam dünyası yaşamaya başlamıştır.

İşin mutfağında olan Emre Dorman’a göre, deist olduğunu ifade eden insanlar, dine karşı olmak ve tepki göstermek yerine din adına uydurulan şeylerin dinin kendisinin önüne geçmiş olmasına tepki duymaktadırlar. Bazen çevresinden duyarak çoğu zaman da sosyal medyadan görerek veya okuldaki felsefe dersinde dikkatini çekerek “deizm eşittir dinin reddedilmesi ise ben deistim” demektedirler. Hocanın önemli bir gözlemi de, kendisini ateist ya da deist olarak ifade eden öğrencilerin tamamına yakınının, geleneksel din anlayışına ve bu anlayışın insan aklı ve yaratılışına uyumlu olmayan iddialarına bir tepki olarak ateist ya da deist olmalarıdır.  Bugün yaygın olarak anlaşılan ve yaşanmaya çalışılan din anlayışına bakıldığında, dini insan aklına ve yaratılışına uygun bir sistem olarak değerlendirmek çok zordur. Bu zorluk ve gerçek İslam hakkındaki bilgisizlik sebebiyle gençlerin ateizm ya da deizme yönelmelerini anlamak ise zor değildir.

Deist olduğunu iddia eden kişiler aslında geleneksel yanlışların İslam’la alakasının olmadığının bilincindeler. Bu bağlamda gençlerin deizme yönelmesinde rivayet kültürüne dayalı, fıtrata aykırı geleneklerin etkisinin düşünüldüğünden çok daha az olduğu söylenebilir. Bu insanların deizm’e yönelmelerinde, Kur’an ayetlerinin tahrif edilmesi, çelişkili mealler ve keyfi yorumların çok daha etkili bir faktör olduğu söylenebilir.

Kendimizi kandırmanın âlemi yok. Atasoy Müftüoğlu’nun dediği gibi “günümüz dindarlığı ahlaka ihtiyaç duymuyor. Günümüzde ahlaki-fikri yoğunlukların yerini, ikbal-ihtiras yoğunlukları alıyor.” Müslümanlar her türlü rezilliği yapar ama İslam temiz kalır.   Sanki biz bugün böyle bir İslam olsun dileğindeyiz. Biz günlük hayatı sanki Allah yokmuş gibi yaşayalım, keyfimiz kaçmasın ama insanlar İslam’a baksın. Müslümanlar İslam’ı temsil iddiasında değillerse nasıl oluyor da İslam sayesinde cennet, itibar, izzet kazanabileceklerini düşünüyorlar.

Orta ve yüksek gelir seviyesindeki muhafazakâr iş adamlarının, ev kiraları asgari ücretten fazla olmasına rağmen çalışanlarını asgari ücrete mahkûm etmelerini; kendi çocuklarının sıradan bir ihtiyacı için asgari ücretin onlarca katını harcamalarını, çevrelerinde pek çok fakir, yetim ve mağdur var iken her sene VİP umre ziyaretleri yapmalarını; çocuklarının düğünlerine milyonlar harcamalarını ve evlerinin lüks eşya ve şatafattan geçilmediğini; ihale almak için atmadıkları takla kalmamasına rağmen her taraflarından kibir fışkırdığını ancak ne var ki aynı kişilerin hiçbir şey olmamış gibi takvadan, bir lokma bir hırkadan, sadakatten, ihlâstan, cennetten, cehennemden söz ettiklerini gören insanlar, bu muhafazakarların pratikleri ile dini söylemleri arasındaki tutarsızlıktan dolayı kuşkuya kapılıyorlar.

Tartışmanın magazin boyutunu, politik kısmını ve popülerlik tarafını geçtiğimizde derinlerde bir yerde, İslam inanç dünyasına ait yapısal bir sorun olduğunu görürüz. Bu sorun yaratıcı, kul, inanç, varlık, yokluk gibi konuları içerdiği gibi aynı zamanda ontolojik bir problemdir.

Dindarlar arasında yükselen deizmin sebeplerini dört konuda ifade etmek mümkün:

  1. Kendini dindar olarak ifade eden insanların din anlayışı ve yaşam biçimi ile davranışları arasında derin çelişkilerin olması. Dinin ailede kötü temsili.
  2. Tarikat, cemaat, vakıf gibi dinî kurumların yanı sıra örgüt, okul gibi yerlerde yaşanan tutarsızlıklar, cahillikler, ahlaksızlıklar ve düşmanlıklar. Dinin toplumsal hayatta kötü temsili.
  3. Bilgiye ulaşmanın son derece kolay ve hızlı olduğu bir çağda yaşıyor olmamıza rağmen, çağın sorunlarına, sıkıntılarına ve açmazlarına tatmin edici cevap üretemeyen, yeni yollar açmayan, yeni fikirler bulamayan dogmatik din adamları, aydınlar ve düşün insanlarının yetersizliği.
  4. Hız ve haz devrinin beraberinde getirdiği değersizlik, hızlı tüketme alışkanlığı, sığlık, içe kapanıklık, bencillik ve maddiyatçılık. Buna cevap verecek bir fikir, ne batıda ne de doğuda henüz keşfedilmiş değildir.

Sonuç

Günümüz gerçekliğini ıskalayanlar, hemen basit bir suçlamayla “gençler deist oluyor” diye yaygarayı basıyor. Esas sorun ise gençlerin kafalardaki şablonlara göre davranmamalarıdır. Bizim “deizm” sandığımız duruş, belki de riyakâr dindarlığa itirazdır. Ancak onlar da bu durumu din sanıyorlar. Namaz kılıp yalan söyleyen, defalarca hacca gittiği halde yanında çalıştırdığı işçisinin sigortasını yapmayan, adil davranmayan; din, vatan, millet edebiyatı yapıp adaleti kaim kılmayan iktidara tepki çoğu zaman deizm olarak etiketlenebiliyor. Bunun için gençlerin eleştirel düşünmeye ve sorgulamaya başlamasından paniğe kapılıp “din elden gidiyor” feryadını çok anlamlı bulmuyorum.

“Dinî alandaki en temel ihtiyaç, farklı görüş ve yorumların rahatça dillendirilip sapkınlık, sapıklık gibi etiketlerle etiketlenmediği çoğulcu ve özgürlükçü bir sosyolojik ortama duyulan ihtiyaçtır. Böyle bir ortamda marjinal görüşler de dillendirilebilir ve kendini ifade imkanı bulabilir. Bunun için öncelikle ‘tek hakikatçi dil ve üslubu’ terk etmek gerekir.”

Eğer elinizdeki “şey” sağlam ise endişeye kapılmaya gerek yoktur ve siz o şeye hakiki anlamda sahipseniz, temsil kabiliyetiniz söz konusuysa merak etmeyin giden bir gün tekrar gelir. Zira kalite kendine çeker. Bu furyanın geçici ve tepkisel bir şey olduğunu düşünüyorum. Düşünen bir kafanın er veya geç düzgün bir inanca kavuşacağına güveniyorum. Akletmeden tevarüs yolu ile sahip olunan bir inanç yerine, tahkik edilmiş, eleştirel bir süreçten geçmiş bir inancın daha kıymetli olduğunu düşünüyorum. İki yüzlülük/münafıklık yerine iradî bir deizm bence daha muteberdir.

Gençler, günümüzde dinin herhangi bir ihtiyaç için araç olarak kullanılmasından ve dinin istismarından son derece rahatsızlar. Dinin istismar edilen bir araç olmasını değil, insanlık, hukuk, ahlak ve maneviyat üreten bir tecrübe olarak, insana ve hayata dokunmasını istemektedirler. Din, hayattan uzaklaştıkça, gençler de dinden uzaklaşmaktadırlar.

Deizmin gençler nezdinde kabul görmesine, olayı “sapıklık” olarak nitelendirmekten başka dişe dokunur bir şey yapmayan Diyanet İşleri Başkanlığı, cemaatler, akademya, ilahiyatçılar, kanaat önderleri, sanatçılar, yazarlar, işadamları, siyasetçiler, yöneticiler olarak hep birlikte yardım ediyoruz. Gençler, bizim gizliden gizliye yaptıklarımızı, üstü örtük bir şekilde yaşadıklarımızı, alenen konuşuyorlar, göstere göstere yaşıyorlar, olay bu.

Prof. Dr. Mustafa Tekin, deizmi Amerika ve küresel aktörlerin bir oyunu, toplumumuzda yaymak istedikleri bir fikir olarak nitelemenin gerçekliği olmakla beraber, bu yaklaşımın önemli bir riski olduğunu söylüyor. Şayet deizm dış güçlerin bir oyunu olarak yayılmaya çalışılıyorsa, herkes bir anda “Elhamdülillah korkacak bir şey yok” diyerek komplo teorilerini yoğunlaştırıyor. Dolayısıyla bunun toplumsal karşılıklarını, ne durumda olduğumuzu hiç sorgulamıyor hatta Amerika’ya veryansın ederek içini rahatlatıyor.

Hâlbuki meseleyi anlamaya çalışmak lazım. Zira bir şey biz inkâr ettik diye yok olmaz. Her ne kadar elimizde deizmle ilgili kapsamlı bir sosyolojik araştırma yoksa da yaygın ve örgün öğretimdeki sağlıksız din anlayışlarını ve gençlerin yetişmesiyle ilgili problemleri herkes kabul edecektir. Bu probleme odaklanmamız gerektiği kesindir. Zira sorunu görmek önemlidir.

Prof. Dr. Osman Çakmak, Seküler Bilim ve Ateizm adlı makalesinde konuyu şöyle özetliyor: “Seküler bilimin tanrılarının insanı götüreceği yer ateizm ve deizm bataklığı oldu. Seküler inancın kodlarını çözmeden gençliğimizi deizm ve ateizm bataklığından kurtarmanın, maddi ve manevi kalkınmanın imkânı yoktur. Bilimin kendisi evrensel olsa da hedefleri ve kullanımı milli olmak zorundadır. Bu gerçeği geç olmadan idrak etmek durumundayız.”

Geçmiş müktesebatımızdan da yararlanarak yeni bir dil inşa edip gençlerin dünyasına girmeliyiz ve dünyanın bizden, bizim mahalleden ibaret olmadığını kabul etmeliyiz.  Gettolarımızdan çıkıp âlemde neler olup bittiğini anlamaya çalışmak mecburiyetindeyiz. Her türlü düşünceyi serbestçe tartışabilmeliyiz ve hayatın her alanına dair verebileceğimiz cevaplarımız olmalı.

Müslümanlar arasında deizmin yaygınlaştığını, gençlerin dine mesafeli duruşlarından ve dini değerleri umursamamalarından görebiliyoruz. Dini temsil eden kimselerin ahlakı ve adaleti merkeze koyması gereken dini öğretilerin hayatta karşılığının görülmeyişi insanları dinden soğutuyor. Üretilen ruhbanlık nedeniyle nefes alamayan bireylerin baskıya başkaldırısı da işin çabası.

Deizm tepkisel bir duruştur. Kurumsallaşmış, bireye nefes aldırmayan her türlü baskıcı dini otoriteye, dini sahtekârlıklara bir başkaldırı ama sonucu hüsran. Bize şah damarımızdan daha yakın olan Allah’a, din tüccarları ve cennet pazarlayıcılarının araya girmesiyle uzak düşmek, ırak olmak, Müslüman olmayı Allah’ı minnet altına almak ve buradan devşirilen sakat bir özgüvenle dünyayı yağmalamak anlayışı vicdan, merhamet, perspektif sahibi gençleri dinden uzaklaştırıyor. Gençler atalarının dinine, değerlerine, kültürüne körü körüne bağlanmayı reddetmekte; büyüklerinin dini hususlardaki söz-eylem çelişkisine şahid olmakta bu yüzden geleneksel din ve değer algılarına yüz çevirmektedirler.   Sorunun gençlere ait olan kısmında, gündelik hayat pratikleri ile dinî söylem arasındaki uçurum ve keramet hikâyelerinin hayatta karşılığının olmayışı onları deizme değil aslında ataların dinine itiraza götürüyor.

Konuyu münazara ettiğim bir dostumun dediği gibi ‘gençlik bu cahil cühela, gönlü de yüzü de kararmış, dinin de memleketin de üzerine karabasan gibi çökmüş, Allah adıyla artık bırakın kandırmayı mide bulandıran, biçimsiz münafık takımıyla saf tutacağına deist olsun. Allah’ın izniyle o akıl zamanı gelince doğru yolu da görecektir.’

Bugün yaygın olan din anlayışında Allah’a, Kur’an’a ve peygamberimize iftiralarla dolu söylemleri dinin özünden ayıklamadıkça, özellikle gençlerin neden ateizme ya da deizme kayarak inançsızlığa sürüklendiklerini tartışmak çok anlamlı olmayacaktır.

Peygamberimizi, Kur’an’ın bize tanıtmış olduğu örnek insan gerçeğinden uzaklaştırarak, örnek alınması mümkün olmayan insanüstü bir varlığa dönüştüren, Kur’an ayetlerinden hareketle ortaya koymuş olduğu gerçek sünnetini özünden uzaklaştırarak saptıran, dinin bilgi kaynağını kirletip çarpıtan ve türlü iftiralar ile itibarsızlaştıran rivayetler ile yüzleşmek zorundayız.

Gençler, sorgulayan, düşünen ve arayan insanlardır. Gençlerin düşüncelerini, arayışlarını ve sorgulamalarını baskıyla, dayatmayla değiştirmek veya durdurmak mümkün değildir. Din, inanç ve maneviyat konularında gençlerle inatlaşmak ve çekişmek yerine, onlarla iletişime, diyaloğa ve etkileşime girilmelidir. Gençler, dini konularda anlaşılmayı, seslerinin duyulmasını ve düşüncelerine değer verilmesini istemektedirler. Onları dinlemeden ve anlamadan söylenecek her türlü yargılayıcı ve empoze edici yaklaşım, yabancılaştırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Ayrıca gençlerin dini konularla ilgili tutum ve davranışlarını, hemencecik deizm ve ateizm tehdidine indirgemek sağlıklı değildir. Onlara değer verdiğimizi hissettirip iletişim kanallarını açık tutmayı sağlamalıyız.

Daha Fazla

Related Articles

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Close
Close