GenelYazarlardanYazılar

Devletle Din’in Karışması

Bu yazımıza başlarken insanın iliklerine kadar titretmesi gerektiğine inandığım bir ayetle başlamak istiyorum.

“Halkın arasında Allah’ın sana gösterdiği gibi yargı veresin/hükmedesin diye, Biz sana gerçeği içeren kitabı indirdik. Hainlerden yana olma. Nisa 105

Din mi devlet mi? başlıklı yazımın yeniden gözden geçirilmesi sonucu, insanımızın karışık olan kafasının bir nebze vahiyle yeniden düzenlenip dizayn edilmesini ciddiye aldığımı ifade etmek isterim.  Zaten kafalarımız kavramsal anarşinin harman yerine dönmüş.

Devlet kelimesi son yüz yılın insanlığa hediyesi olmadan önce onun yerine kullanılan şey neydi?

Bu soruya cidden cevap bulunmalı.

Devlet kavramı insanlık tarihi kadar eski değil. Ama insanlığın adına devlet denilmese de, sosyal siyasal hukuki iktisadi cezai kazai konularda uygulamaları olduğunu bilmekteyiz.

Sosyal yaşamın bir parçası olarak siyasi egemenlik söz konusudur. Hüküm makamlar ve hükmediciler her zaman diliminde olmuştur. Adı sanı cinsi ne olursa olsun.

Karışık kafalarımızın seküler eğitim metotları ile daha da karışması sonucunda kelimelerin anlamlarının da karışmış olduğu söz konusu edilebilir.

Yazıda bazı tekrarları sık sık kullanmak zorunda kalacağımı bildirmek durumundayım.

Bunun birçok nedeni var.

İlk neden; Din tarifinin / tariflerinin yetersiz ve anlaşılmakta zorlanılıyor oluşundan kaynaklıdır.

İkinci neden; Din ve devlet kavramlarının ait olduğu anlamda anlaşılmaktan uzak oluşu söz konusu edilebilir.

Biz burada daha net ve kapsamlı olması bakımından dinin tarifini yeniden yapmak durumundayız.

“”Din; İnsan hayatını kuşatan (sosyal siyasal hukuki iktisadi itikadi ameli cezalar kazai  aile hukuku doğa hukuku vs, konuları ve insanın hayatını şekillendirmesi bakımından, insana dair her ne varsa içinde alan) müesseseye verilebilen bir tarifi tercih etmekteyiz.

Yani din denince akla yargıya yasamaya icraya dair her ne varsa içine alan bir tarifi söz konusu edilmelidir. Aksi takdirde tarif eksik kalacak, buna bağlı olarak tarafında olan da karısında olan da eksik bir savunma(yaşama) ve muhalefet eden için de anlamadığı bir şeyin muhalifi olma durumu ortaya çıkacaktır.

Yani din; Din; İnsan hayatını kuşatan (sosyal siyasal hukuki iktisadi itikadi ameli cezalar kazai  aile hukuku doğa hukuku vs, konuları ve insanın hayatını şekillendirmesi bakımından, insana dair her ne varsa içinde alan) müesseseye verilebilen isim şeklinde tarif etmeyi en kapsamlı, açık anlaşılır  tarif olarak görmekteyiz.

Yani din bizatihi bir devlettir. Ama son döneme kadar devlet diye bir kelimeyi insanlık kullanmadığı gerçeğinden hareket ettiğimizde, karşımıza çıkan soru şudur. Müslümanların devleti yok mu idi..
Hiç olmaz mı? Din kelimesinin kapsama alanında devlete dair her ne varsa fazlası ile var olduğunu görmekteyiz.
Daha açık ifade ile din hem devlettir hem de devlet kelimesine tenezzül edilmemiştir. Son dönem modernistlerinin iddia ettikleri “ İslam’ın devlet talebi yok (!) safsatası sadece laf salatasıdır. İslam’ın kendisine has devlet (aslı Din) kuralları insanlık tarihi ile yaşıt olduğunu vahyi hayat düsturu edinenler çok iyi bilirler.

“ ….Din demek sistem, düzen yasa ceza ve mükâfat diye anlıyor ve biz bu sistemde, yasada, düzende, din bu anlama geliyordu. Allah yeryüzünde yaşayan insanlara, seçtiği Resuller aracılığıyla dinini (düzenini) (“” Din; İnsan hayatını kuşatan (sosyal siyasal hukuki iktisadi itikadi ameli cezalar kazai  aile hukuku doğa hukuku vs, konuları ve insanın hayatını şekillendirmesi bakımından, insana dair her ne varsa içinde alan) müesseseye verilebilen isimdir ) gönderir. İslam’ı düzen Allah’ın ilke ve yasalarıyla oluşturulan düzendir.

Vahiyden kültüre geçiş dönemleri tarih kadar eski olmaktadır. Nesilden nesile taşınan inançlara insan doğası gereği kültürlerde karışıyor!   Dini Resullerden öğrenmeyenlerin, kafalarındaki soruları vahyin ilk muhataplarınca değil onların üç beş nesil sonrası torunları cevap vermek zorunda kalıyorlar!

Din yeni nesillere taşındıkça soru çeşitleri arttığı gibi cevaplarda değişiyor! Bu cevaplara geçmişi örnek alıp verildiği gibi  akıl ve etkilendikleri kültürle de karışıyor!..

Aslında vahyi yaşayarak örnek olan resule baktığımızda, onun hayatında şekillenen dinde, sosyal konuların işlendiği, siyasal hukuki konuların yeniden gün yüzüne çıkartıldığı, itikadi bozulmaların yeniden rayına oturtulduğu, ameli konularda keyfiliklerin tümü ayaklar altına alındığı, insanın rabbiyle insanlarla ve toplum olarak dini hayata ikame eden içimizden bir guruba karşı vazifelerimizi yeniden vahiy kitabına kaydedip insanlığa rabbimizin elçiler vasıtası ile son seslenişi olduğu, bu kitabı hakkı ile okuyanların görmezden gelemeyeceği kadar açık bir gerçektir.

“ Ve onlar için [Tevrat’ta] hükmettik: cana can, göze göz, dişe diş, kulağa kulak, buruna burun ve yaralamalarda [benzer] bir karşılık;  ama kim hayır için ondan vazgeçerse, bu geçmiş günahlarının bir kısmına kefaret olacaktır.  Allah’ın vahyettiğine göre hüküm vermeyenler, işte onlar zalimlerdir! Maide 45.
Peşi sıra ilk ayeti yeniden hatırlayacak olursak, “Halkın arasında Allah’ın sana gösterdiği gibi yargı veresin/hükmedesin diye Biz sana gerçeği içeren kitabı indirdik. Hainlerden yana olma. Nisa 105

Şimdi kendimize soralım.

Tüm elçiler Allah’ın dini (vahyin hukuku) ile hüküm vermediler mi? Onları takip edenlere (adı sonradan Yahudi ve Nasrani olanlarda dahil) bu ayetlerden seküler aklın itirazları sonucu geçmiş vahiylerin sorumlu değiller miydi? El cevap, evet sorumluydular.

O halde seküler aklın vahyi etkisiz kılması yeni bir olay değil. İnsanlık kadar eski bir olayın bu gün de yaşanıyor olması sâlim akıllarca görmezden gelinebilir mi?

İhanet edenleri iki kısma ayırabiliriz. Birincisi iç hasımlar, İslam’dan gözüktükleri halde, ya İslami bilmemekten veya geleneklerin etkisinde kalarak cehaletten ihanet edenler.

İkinci kısım ise, doğal olarak gerek İslam’ın ve gerekse İslam dininin düşmanlarından oluşmaktadır. Dış düşmanın etkisi iç düşmana oranlar yüzdeye dahi girmeyecek kadar azken, iç düşman insanların dinini değiştirerek en katmerli ihaneti işlemektedir. Bilmemenin mazeret olmadığı/olmayacağı gün gelmezden önce yapılması ve yapılması gerekenleri bilmeyi şiar edinmek gerekmektedir.

Din mi devlet mi?  başlıklı yazımın linkini buraya kopy ediyorum.

http://www.iktibascizgisi.com/din-mi-devlet-mi/

Dinlerini ciddiye alanların okuması dileği ile.

Vesselam

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı