GenelMektuplara Cevap

Dilde İfadeler Farklı Olsa da Maksatları Birdir 

Mustafa Macit Yerli Kaya/  Yozgat

Soru: “Sabah- akşam” kelimeleri Kur’an da bazı yerde tek -tek, bazı yerlerde de birlikte zikrediliyor.  Örneğin ; “sabah akşam, akşam sabah” gibi. Bu bizim bildiğimiz akşam ve sabah vakti anlamına mı geliyor? Yoksa başka bir anlamı var mı?  Bu ifadelerin ne anlama geldiğini açıklar mısınız?

Cevap: İnsan ürünü olan her şeyin insanın fıtratıyla yakın bir bağı vardır. Bu konuda dilin, dinin, ırkın ve ülkenin farklı olmasının bir etkisi yoktur. İnsan duygu ve düşüncelerini belirtmek, ihtiyaçlarını karşılamak için değişik ses ve harflerden oluşan kelimelerle bunu dile getirmiş; elle tutulur gözle görülür çizgilerle, şekillerle ve seslerle ortaya koymuştur. Sesler harflere, harfler kelimelere, kelimeler yan yana getirilerek cümlelere dönüştürülmüş,  insanoğlu maksadını ifadeye muvaffak olmuştur.

Bu gün yeryüzünde kullanılan alfabelere ve geçmişteki duvar resimleri ile yapılmak istenen şey bu olsa gerek.  İnsan kendini ve ihtiyaçlarını ifade etmek için kendi bulduğu yöntemlerle bunu becermiş. Yine kendine özgü ses ve işaretlerle yapmış bunu. Fakat ortak olan insanın fıtri ihtiyaçlarının aynı olmasıdır. İşte bu ortak olan şey değişik işaretler, değişik çizgiler, sesler-kelimelerle ifade edilmiş olsa da belirtmek istediği maksat aynıdır.  Allah Teâlâ, insana vermiş olduğu bu kabiliyeti ifade ederken:

“Sizin dillerinizin ve renklerinizin farklı -farklı oluşu Allah’ın ayetlerindendir” buyurmuştur. (Rum 30/22)

Bu olay rabbimizin Âdem (as)’a eşyanın isimlerini öğretmesi olayına kadar dayanmaktadır. (Bakara 2/31)

Her toplumun farklı dil kullanarak aralarında anlaştıklarını hepimiz yakinen bilmekteyiz.  Her dilin kendine özgü farklılıkları olmasına rağmen ortak fıtratın gereği olarak duygu ve düşüncelerini, sevinç ve kederlerini, itaat ve isyanını ifade etmede farklı ifadeler kullanılsa da ifadeye çalışılan şey hep aynı olmuştur. Sevincini ifade ederken gülümsemesi, kederini ifade ederken göz yaşlarının dökülmesi gibi.  Bir durumu belirtirken de bir birine benzer kalıplar kullanılmıştır.   Biz Türkçede bir şeyin devamlılığını bildirmek için şöyle ifadeler kullanırız: “Bu iş kıyamete kadar devam edecek”,  yahut aralıksız fasılasız olacak işlerde; “gece-gündüz devam”,  imkânsız bir işi ifade etmek için: “balık kavağa çıkınca” gibi kılışeleşmiş / kalıplaşmış sözler kullanırız.  Araplar da aynen bizim gibi kendi dilinde böyle ifadeler kullanmışlardır.  Biz Türkçe ifade ederken sabah akşam” diyoruz, onlarda “gudüvven ve aşiyyen”, “ veya “bukreten ve esıyla”  diyorlar.

Rabbimiz de; hangi kavme hitap edecekse o kavmin dilini konuşan bir elçi seçip, o elçinin diliyle mesajını göndermiştir ki; hem mesajı getiren hem de kendilerine mesaj getirilen kişiler anlasınlar diye.

“(Allah’ın emirlerini) onlara iyice açıklasın diye her peygamberi yalnız kendi kavminin diliyle gönderdik. Artık Allah  (sapıklığı) dileyeni sapıklıkta bırakır,  (hidayeti) dileyeni de doğru yola iletir. Çünkü O, güç ve hikmet sahibidir.” (İbrahim 14/4)

Şimdi bu ifadelerin geçmiş olduğu ayetleri sırayla gözden geçirelim:

“Zekeriyya: Rabbim dedi, (çocuğum olacağına dair) bana bir işaret ver. Allah Teâlâ: Senin işaretin, sapasağlam olduğun halde (üç gün) üç gece insanlarla konuşamamandır, buyurdu.” (Meryem 19/10)

“Bunun üzerine Zekeriya, mabetten kavminin karşısına çıkarak onlara: «Sabah akşam “bukreten ve aşiyyen tespihte bulunun» diye işaretle anlattı.” (Meryem 19/11)

Bu ayette sabah akşam ifadesiyle anlatılmak istenen zaman olarak biraz akşam biraz sabah tesbih edin demek değil, devamlı,  gece gündüz rabbinizi tesbih edin anlamına geleceği gibi; sabah vaktinde yapılan ibadete ve akşam vaktinde yapılan ibadete devam edip rabbinizi tesbih edin anlamına da gelebileceği ihtimali bulunmaktadır.  Ancak Ahzab suresinde tüm iman edenlere hitaben şöyle buyrulmaktadır:

“Ey iman edenler! Allah’ı çok zikredin, O’nu sık sık anın. Sabah akşam O’nu takdis ve tenzih edin.” (Ahzab 33/42)

Burada ki “sabah akşam” devamlı yapılması gereken bir eylemi bildirmektedir. Çünkü Allah’ı anmanın, tesbih ve tenzih etmenin şekle ve zamana bağlı olmadan her hal ve karda yapılması mümkündür.  Nitekim rabbimiz şöyle buyurur:

“Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah’ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin -derin düşünürler (ve şöyle derler:) Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru!” (Ali İmran 3/191)

Görüldüğü gibi bunları yapmak her hal ve karda mümkün işlerden olduğu, izaha muhtaç olmayacak kadar açıktır.

Müminler için hazırlanmış olan Adn Cennetlerindeki nimetlerden bahsedilirken de şöyle buyruluyor:

“Orada boş sözler değil, sadece selam sözü işitirler ve sabah-akşambukreten ve aşiyyen” rızıklarını hazır bulurlar.” (Meryem 19/62)

Yine buradaki “sabah akşam” rızıklarını hazır bulurlar ibaresi de yemek zamanını bildiren iki vakte işaret ettiği gibi; devamlı, aralıksız, her zaman yiyeceklerini ve içeceklerini hazır bulurlar anlamındaki devamlılığa da işaret etme ihtimali mümkündür. Nitekim cennetin nimetleri için şöyle buyrulur:

“Takva sahiplerine vâdolunan cennetin özelliği (şudur): Onun zemininden ırmaklar akar. Yemişleri ve gölgesi süreklidir. İşte bu, (kötülüklerden) sakınanların (mutlu) sonudur. Kâfirlerin sonu ise ateştir.” (Rad 13/35)

Muhammed (as)’ın tebliğ döneminde karşılaşmış olduğu müşriklerin hezeyanlarını anlatırken de şöyle ifade edilmiştir:

“Kâfirler dediler ki: Bu ‘Kur’an’ ancak onun uydurduğu bir yalandır ve ona bu hususta bir başka topluluk yardım etmiştir. Hiç şüphesiz onlar, zulüm ve iftira ile geldiler.” (Furkan 254)

“Yine onlar dediler ki: «Bu ‘Kur’an’ eskilerin masallarıdır, onları yazdırmış da akşam sabah “ bukreten ve esıyla” onlar kendisine okunuyor (Furkan 25/5)

“De ki: «Onu, göklerin ve yerin sırrını bilen indirmiştir. Şüphesiz O, bağışlayandır, merhamet edendir.” (Furkan 25/6)

Yine buradaki “sabah akşam” ifadesi sürekli/ devamlı okunuyor anlamında kullanıldığı anlaşılmaktadır.

Firavun ve ailesinin ahretteki çekeceği azabın zamanı ve biçimselliği ifade edilirken de şöyle buyrulmuştur:

“Kıyamet koptuğu gün Firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun denilir. Ve onlar sabah akşam “gudüvven ve aşiyyen ateşe arz olunurlar.(Mümin40/46)

Burada bahsedilen kıyametten sonra cehennemdeki azaptan bahsedilmektedir. Bu nedenle buradaki “sabah akşam” ifadesi de sürekli devamlı anlamına gelmektedir. Çünkü ahiretin azabında bir fasıla, ara verme yoktur.

“Muhakkak ki, cehennem bir gözetleme yeridir.”  “Orası azgınların dönüp dolaşıp gelecekleri yerdir.” (Nebe 78/21-22)

“Orada kaynar su ve irinden başka serinletici bir şey tatmazlar.” (Nebe 78/24-26)

(Onlara o gün )“Şöyle deriz: «Artık azabı tadınız;  bundan böyle size azabınızdan başka hiç bir şey artırılmayacaktır.” (Nebe 78/30)

“(Resûlüm!) Şimdi sen sabret. Çünkü Allah’ın vadi gerçektir. Günahının bağışlanmasını iste. Akşam-sabahbil aşiyyi vel ebkâr” Rabbini hamd ile tespih et.”(Mümin 40/55)

(Ey resul!) “Şüphesiz biz seni, şahit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.”

Bu nedenle ey insanlar!) “Allah’a ve Resulüne iman edin.  Resulüne yardım edin, O’na saygı gösterin ve sabah akşam “bukreten ve esıyla Allah’ı tesbih edin..” (Fetih 48/8-9)

“Muhakkak ki Kur’an’ı sana biz indirdik.” “Öyleyse Rabbinin hükmüne sabret ve onlardan hiç bir günahkâra veya inkârcıya itaat etme.”  “Sabah akşam “Bukreten ve esıyla Rabbinin ismini zikret.”  “Geceleyin O’na secde et. Ve geceleri uzun uzun O’nu tesbih et.”  (İnsan 76/23-26)

Yukarıda ki ayetlerde geçen  “sabah akşam”  ifadeleri yine devamlı, sürekli, makul bir biçimde rabbini tesbih, tenzih ve tezkir edesin demektir.

“Gündüzün iki ucunda  “tarafeyin nehari”, gecenin de ilk saatlerinde “ve zülfen minelleyli” namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri (günahları) giderir. Bu, öğüt almak isteyenlere bir hatırlatmadır.” (Hud 11/114)

“Haydi,  akşama ulaştığınızda “hıyne tümsun” (akşam ve yatsı vaktinde) sabaha kavuştuğunuzda “hıyne tusbihun” (sabah namazı), gündüzün sonunda “ve aşiyyen” (akşam namazı) ve öğle vaktine eriştiğinizde” ve hıyne tüzhirun” (öğle ve ikindi namazı) Allah’ı tesbih edin (namaz kılın), ki göklerde ve yerde hamd O’na mahsustur.”      (Rum 30/18)

Bu üç ayette geçen sabah ve akşam ifadeleri ayetlerin akışı içerisinde de anlaşılacağı üzere, günün belli saatlerinde yapılması istenen ibadet saatlerini bildirmektedir. Günün tamamını kapsayacak süreklilik anlamında kullanılmamıştır. Bu da müminlerin günde beş ayrı zaman diliminde yerine getirecekleri salâtın vaktini bildirmektedir.  Her gün kıldığımız sabah,  öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarının vakitlerini göstermektedir.  Allah’ın resulü hayatta iken bunları yerli yerince uygulayıp göstererek salâtın vaktini ve kılınışını örneklemiş, cisimleştirmiştir.  Bu uygulama yaşayan sünnet olarakta bu güne kadar aynen taşınmıştır. Resule, “ yaşayan Kur’an” denmesinin sebebi de budur. Bununla rabbimizin şu sözü gerçekleşmiş olmaktadır:

“Nitekim kendi içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arındıran, size Kitabı, hikmeti ve daha önce bilmediğiniz birçok şeyi öğreten bir elçi gönderdik.” “Artık Beni anın, Ben de sizi anayım; Bana şükredin, nankörlük etmeyin.” (Bakara 2/151-152)

Rabbine şükretmesini bilenlere ne mutlu! O ne güzel Mevla ne güzel yardımcıdır!

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir