GenelYazarlardanYazılar

Din Direniştir

“Bütün despotların trajedisi, politik açıdan etkisizleştirdikten ve seslerini kestikten sonra bile bağımsız insanlardan hala korkmalarıdır. Onların susmaları, susmak zorunda kalmaları yetmez. Evet demedikleri, başlarını eğmedikleri, dalkavuklar ve hizmetkârlar sürüsüne katılmadıkları için varlıklarını hala sürdürmeleri onlar için bir kızgınlık sebebidir…”

Stefan Zweıg “Vicdan Zorbalığa Karşı”                                                                                                                            

Eleştirmek, muhalif duruş sergilemek her yüz yıl egemenlerin baş ağrısıdır ve onlar hiçbir zaman muhalifleri sevmez.

Ve egemenler, muhalif olanlar diz çökene, aman dileyene, zillet içerisinde yalvarana kadar baskılardan, işkencelerden geçirerek yok edemeseler dahi nemli ve karanlık zindanlarda ömür tükettirirler kendilerine karşı olanlara.

Tüm bunlara rağmen muhalif olmak bir kimliktir ve kimileri sonlarının darağacı olacağını bilse bile dik durur, karşı çıkar, eleştirir. Tek başına kalsalar dahi onlar, çağları delecek haykırışlarla inancını, davasını haykırır, ötelerden mesajlar gönderir istikbaldeki yarenlerine…

Çığlık çığlığa direniş mesajları yollar serin esen meltemlerle…

Onların bedenleri yok edilse de onurlu direniş destanları yankılanır her daim dillerde, gönüllerde, yüreklerde…

***

Her toplumda yönetenler sayısal olarak azken, sessiz mütedeyyin kesimler çoğunluğu oluşturur.

Mütedeyyin kesim, ezici çoğunluğa sahip olmalarına rağmen örgütsüz olma, yönetimde söz sahibi olamama gibi etkenlerle kurulu düzenlere bağımlıdırlar her daim.

Ve maalesef sessiz yığınların itaat güdüsü kötülerin de gücünü oluşturur, iktidarlarını onarıp, tesis eder.

Bu anlamda belki kötülüğün kaynaklarından biri olarak yönetenlerin yanında yönetilenleri, muhafazakar/mütedeyyin halk topluluklarını da zikretmek abartı sayılmamalıdır.

Yığınların sessizliği, itaatkârlığı her çağda yeryüzü firavunlarının en büyük desteğidir.

Çünkü insanlar yaptıkları kadar yapmadıklarından da sorumludur.

“Aramızda salihler olduğu halde yine de helak edilir miyiz?” sorusuna Nebinin verdiği cevap, zalimlerin egemenliğine boyun eğmenin de bir kötülük çeşidi olduğu gerçeğini gösterirken; bunun yine de İslam toplumlarınca pek anlaşılmadığını bizlere göstermekte.

Çünkü elçilerin yaşamı onurlu ve ilkeli muhalif bir tavrın izdüşümüdür. Kuran Müslüman bireylerin Allah’ın dininden ayrılmamaları ve Allah’tan başka hiç kimseden medet ummamalarını salık verir: “İşte bu, benim dosdoğru yolum. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi parça parça edip O’nun yolundan ayırır. İşte size bunları Allah sakınasınız diye emretti.” (En’am, 153).

Allah’ın Kitabı birçok ayette: “onlara katiyen meyletme, uyma, itaat etme!” diye söze başlar.

“Ey Peygamber! Allah’ın emirlerine uygun yaşama konusunda sebat et, kafirlere ve münafıklara itaat etme!” (Ahzab 1)

“Artık seni yalanlayanlara itaat etme…” (Kalem 8)

O, “onlara tâbî olma, izleme, uyma…” diye bizi uyarır:

“Aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet ve onların hevalarına uyma…” (Maide 49)

“Ey Davud, gerçek şu ki, biz seni yeryüzünde bir halife kıldık. Öyleyse insanlar arasında hak ile hükmet, istek ve tutkulara uyma…” (Sad 26)

Ve yine Allahın kitabı “yüz çevir” mesajını bize iletir:

“…uygun olanı emret ve cahillerden yüz çevir.” (Araf 199)

“ O halde sen onlardan yüz çevir, onlara öğüt ver ve onlara nefislerine ilişkin açık ve etkileyici söz söyle.” (Nisa 63)

“ … Sen de onlardan yüz çevir ve Allah a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.” (Nisa 81)

Tüm bunlardan sonra o halde din, dünyevi iktidarlarla ilgili müminlerin nasıl bir tavır geliştireceklerinin temel kurallarını açıklar.

O, referansını Allah’ın öngördüğü sınırlardan almayan her yapıya karşı çıkmayı emreder ve her konuda egemenliğin ve üstünlüğün mutlak sahibinin ancak Allah olduğunun altını çizer.

Çünkü hak adalet ve özgürlük temelli olmayan her yönetim ve sistem sadece zulüm, fesat ve şirk üretir. Hak ve hakikatin yanında olmak geçmiş tüm zamanlarda nasıl ki tevhidi bir gelenek ise, tüm zamanlar için de o ölçüde önemli ve değerlidir.

Elçileri takip etme iddiasında olmanın en önemli delili haksızlığa, adaletsizliğe ve zulme başkaldırmak, zalimlerin yanında ve safında yer almamaktır.

Zira din, tüm şirk düzenlerini reddetmek ve gayri İslami hiç bir şeye razı olmamaktan başka bir şey değildir…

***

Her şeye itiraz etmek, karşı çıkmak bozgunculuk sayılsa da yanlış olana karşı çıkarken doğrulara da destek veren bir yaklaşım gerçek muhalefettir ve Kur ani bir tavırdır.

Bu tavrın referansı, iyiliği emredip kötülükten nehyeden kitabın buyruklarıdır.

İnsanlar kötü olarak doğmazlar.

Yaşadıkları onları kötülüğe sürükler ve bu kendi tercihleridir.

Ve yaşam içerisinde iyilerin çoğu, sahip oldukları statüyü koruma adına içerisinde yaşadıkları zulme dayalı yapıların muhafazası için çaba göstererek muhafazakarlaşırlar.

Aslında güce tapıcılık kadim bir sorun.

Ve bu meyil her dönem, zulüm düzenlerini sahiplenmeye, peygamberleri ya da onların takipçileri olan davetçileri sapkınlıkla, yalancılıkla, bozgunculukla suçlamaya, kurulu düzenleri muhafazaya zorlar onları.

Bugün de aynı süreçleri yaşıyoruz.

Kısa bir dönem bağımsız davranan ve bir iyilik hareketi olma görüntüsü veren İslamcılar, hak ehli gibi konuşup adalet taraftarı gibi görünmüş olsalar da geçmişte, şimdilerde serveti ve gücü elinde tutanların yanında durup, yürürlükte olan siyasal sisteme bağlılığı, egemenlere itaati ve muhafaza güdüsünü artık çokça içerisinde barındırıyor.

Yani davetçilerin temsil ettiği dine olan muhalefeti…

“Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer çarpıtırsanız veya çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Nisa 135).

***

Yeryüzündeki her kötülükle mücadeleyi emreden bir kitabın bağlılarının yaşadıkları her ülkede kötülüklerin öznesi olma ithamları yönetimde sergiledikleri performansın hiç de iç açıcı ve yüz ağartıcı olmadığını ortaya koymakta.

Dindar kişi ya da siyasi partilerin iktidarda olduğunda diğer partilerden farklı bir davranış geliştirememesi, adalet ve özgürlüklere olan kayıtsızlıkları, dine yapılmış bir darbedir ve ifsat edici, bozucu, dini olanı kötü göstericidir.

Bu üzücü durumun ortaya çıkmasında içi boşaltılmış teslimiyetçi bir anlayışın asırlardır bu coğrafyada hüküm sürmesi fail olarak gösterilebilecekken; beraberinde bu bozulmayı gözlerden gizleyerek dini sadece bir ritüeller yığınına çeviren ulema sınıfının payı da önemli bir etken olsa gerek.

Dolayısıyla kötülüğün kaynaklarında bir diğeri olarak dinin mücadeleci, muhalif ruhunu yok eden din adamlarını zikretmek ve seküler sistemler için onların da bir can simidi işlevi gördüğünü kabullenmek abartı olmasa gerek.

***

Genelde elçilere tarih boyu en güçlü tepki o toplumun egemenlerinden gelir. Egemenler yönetir, nemalanır, buyurur, emreder, ödüllendirir ve cezalandırır.

Ve elçiler onlar için daima bir tehdittir.

Bu nedenle tarih boyu inananlarla egemenler arasında sürekli bir mücadele vardır ve bu sünnetullahtır.

O halde tüm yeryüzünde Müslümanlar eğer gerçekten tevhidi olma iddiasında iseler, bulundukları toplumlarda gücün, güçlünün yanında değil; kimliği ne olursa olsun ezilen mazlumların yanında olmak, mustazafların sesi olmak, adaletsizlik ve sömürüleri protesto etmek, reddetmek, kabullenmemek, eleştirmek, itiraz etmek zorundadırlar.

Bir toplumda inananlar eğer egemen sınıfla yani iktidarla, yönetenlerle, kapitali elinde bulunduranlarla iyi geçiniyor ve müttefiklik ediyorlarsa bilsinler ki tevhid üzere değildirler.

Yine bir toplumda zalimler iman edenlerin desteği ile egemenliklerini devam ettiriyor iseler, bilsinler ki o toplumda iman iddiasında olanlar mutlaka sıratı müstakim üzere değildirler.

İnananları mevcut şirk yönetimlerine itaate sevk eden, gayrı İslami sistemleri meşrulaştıran din adamları bilsinler ki, kendileri artık o toplumdaki egemen sınıfın etrafında kümelenen ekâbir taifesinin birer ferdi olmuşlardır.

Öyle ki gayrı İslami bir toplumda mülkü, serveti ve gücü elinde tutan kesim dindarların oluşturduğu cemaatler, tarikatlar, şeyhler, abiler, hocalardan oluşuyorsa bilsinler ki artık o toplumun yeni zalimleri, yeni firavunları, yeni belamları o kendini tevhidi zanneden, muvahhid sanan zavallılardır ve bu hikâye de onların bir büyük dönüşüm hikayesidir…

Selam ve dua ile…

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir