GenelYazarlardanYazılar

Dinlerini Bölenlerle Senin Bir İlişkin Yoktur

“Dinlerini parça parça edip guruplara ayrılanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. Sonra Allah onlara yaptıklarını bildirecektir.” (Enam 6/159)

İslam’ın ilk günlerinde dinlerini bölüp guruplara ayrılanlar kendilerine daha önce kitap verilmiş olan Yahudiler ve Hıristiyanların olması daha uygun düşmektedir. Çünkü İslam henüz yeni gelmiş, Allah’ın Resulü ise içlerinde, müminler de onun etrafında pervane oluyorlardı. O dönemde herhangi bir bölünmeden parçalanmadan söz etmek mümkün değildi. Bu nedenle o gün için dinlerini bölük pörçük edenlerin ehli kitap olması vakıaya daha uygun düşmektedir. Nitekim bu konuda İbni Abbas, Mücahit ve Katade’den yapılan bir rivayete göre; “dinlerini parça parça edip guruplara ayıranlar” dan maksat; daha önce kendilerine kitap verilen Yahudiler ve Hıristiyanlardır demişlerdir. (İbni Atiyye, II, 367)

Kur’an,  Ehli kitabın dinleri konusunda yapmış oldukları olumsuzlukları şöyle açıklıyor:

“Dinlerini parçalayan ve bölük bölük olanlardan her fırka, kendilerinde olan ile böbürlenmekte kıvanmaktadırlar.” (Rum 30/32)

Sözlerini bozmaları sebebiyle onları lânetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar kelimelerin yerlerini değiştirirler (kitaplarını tahrif ederler). Kendilerine öğretilen ahkâmın (Tevrat’ın) önemli bir bölümünü de unuttular. İçlerinden pek azı hariç, onlardan daima bir hainlik görürsün. Yine de sen onları affet ve aldırış etme. Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever.” (Maide 5/13)

«Biz Hıristiyanlarız» diyenlerden de kesin söz almıştık ama onlar da kendilerine verilen kitabın önemli bir bölümünü unuttular. Bu sebeple kıyamete kadar aralarına düşmanlık ve kin saldık. Yakında Allah onlara yaptıklarını haber verecektir.” (Maide 5/14)

Bunların ihanetleri bununla da sınırlı kalmamıştır:

“Ehl-i kitaptan bir gurup, okuduklarını kitaptan sanasınız diye kitabı okurken dillerini eğip bükerler. Hâlbuki okudukları Kitap’tan değildir. Söyledikleri Allah katından olmadığı halde: Bu Allah katındandır, derler. Onlar bile bile Allah’a iftira ediyorlar.” (Ali İmran /78)

Bu iftiralarına bir yenisini daha ekleyerek şöyle demişlerdir:

“Yahudiler, Uzeyr Allah’ın oğludur, Hıristiyanlar da, Mesîh (İsa) Allah’ın oğludur dediler. Bu onların ağızlarıyla geveledikleri sözlerdir. (Sözlerini) daha önce kâfir olmuş kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin! Nasıl da (haktan bâtıla) döndürülüyorlar!” (Tövbe 9/30), Ayrıca ( Maide 5/72-73),

Hâlbuki Allah, onların Allah’a şöyle söz vermiş olduklarından bahsediyor:

“Vaktiyle biz, İsrail oğullarından: Yalnızca Allah’a kulluk edeceksiniz, ana-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz diye söz almış ve «İnsanlara güzel söz söyleyin, namazı kılın, zekâtı verin» diye de emretmiştik. Sonunda azınız müstesna, yüz çevirerek dönüp gittiniz.” (Bakara 2/83)

“(Ey İsrail oğulları!) Birbirinizin kanını dökmeyeceğinize, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacağınıza dair sizden söz almıştık. Her şeyi görerek sonunda bunları kabul etmiştiniz.”

Bütün bunlara rağmen:

“Bu misakı kabul eden sizler, (verdiğiniz sözün tersine) birbirinizi öldürüyor, aranızdan bir zümreyi yurtlarından çıkarıyor, kötülük ve düşmanlıkta onlara karşı birleşiyorsunuz. Onları yurtlarından çıkarmak size haram olduğu halde (hem çıkarıyor hem de) size esirler olarak geldiklerinde fidye verip onları kurtarıyorsunuz. Yoksa siz Kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden öyle davrananların cezası dünya hayatında rüsvalık; kıyamet gününde ise en şiddetli azaba itilmektir. Allah sizin yapmakta olduklarınızdan asla gafil değildir.” (Bakara 2/84-85)

Ehli kitabın geldiği noktayı gösterip bulundukları hali tespitten sonra rabbimiz, Muhammed (a.s.)’ın yapması gerekenleri şöyle sıralıyor:

“(Resûlüm!) Sen yüzünü hanif olarak dine, Allah insanları hangi fıtrat üzere yaratmış ise ona çevir. Allah’ın yaratmasında bir değişiklik yoktur. İşte dosdoğru din budur; fakat insanların çoğu bilmezler.” (Rum 30/30)

“De ki: Şüphesiz Rabbim beni doğru yola, dosdoğru dine, Allah’ı birleyen İbrahim’in dinine iletti. O, ortak koşanlardan değildi.” (Enam 6/161)

Buna bütün yüreğimizle katılıyor ve iman ediyoruz ki, Allah elçisini elbette en doğru yola razı olacağı kendi yoluna ulaştırmıştır. Aynen daha önceki elçilerini ulaştırmış olduğu gibi.  Aksini söylemek mümkün değildir. Rabbimizin bu sünneti bütün ümmetlere gönderilen elçiler için de aynen geçerlidir.   Allah her birini razı olacağı din ile göndermiş ve razı olacağı yola ulaştırmıştır.

Ancak geçmiş ümmetler bu elçilerden kısa bir zaman sonra elçilerin izinden saparak şeytanın adımlarına tabi olmaları nedeniyle doğru yoldan uzaklaşmışlar,  dinlerini bölmüşler ve her gurup kendisinde olanla kıvanmaya öğünmeye başlamış. Allah Teâlâ geçmiş ümmetler üzerinden bu serüveni anlatarak onlar hakkındaki hükmünü Kur’an da açıklamıştır. Ancak bu uyarılar bu ümmet tarafından gereği gibi anlaşılmamış; Nebinin irtihalinden kısa bir zaman sonra bunlar da Ehli kitabın durumuna düşmüşlerdir. Yani tarih yine tekerrür etmiştir.

Şimdi şunu çok ciddi olarak düşünüp değerlendirmemiz gerekmektedir.  Muhammed (a.s.)’ın dinlerini bölen ehli kitapla bir ilgisi olmayacağı rabbimizin beyanıyla  açıklandığına göre; onun ümmetinin  içinden dinlerini bölerek  birlikten, beraberlikten, Allah için birbirini sevip saymaktan uzak olanlarla bir ilgisi olacak mı?!

Allah Teâlâ’nın: “ Hep birlikte Allah’ın ipine (İslâm’a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın…” (Ali İmran 3/103) buyururken, bu sözleri gale almayıp   “yetmiş üç fırkaya” bölünüş olan bu insanlarla Allah Resulünün bir ilgisi olacak mı?

Rabbimiz :“Ey insanlar! Rabbinizden size bir öğüt ve kalplerde olana şifa, inananlara doğruyu gösteren bir rehber ve rahmet gelmiştir.” (Yunu 10/57) buyururken; bu çağrıya duyarsız kalarak Allah’ın kitabını mehcur edip Kulların elleri ile yazmış oldukları kitaplara yönelen “şucu-bucu” olanlar ile resulün bir ilgisi olacak mı?

Resulün diliyle Allah Teâlâ : “De ki: Rabbim adaleti emretti. Her secde ettiğinizde yüzlerinizi O’na çevirin ve dini yalnız Allah’a has kılarak O’na yalvarın.  Sizi ilk defa yarattığı gibi (yine O’na) döneceksiniz.”  (Araf 7/29) buyurmasına rağmen; Allah’a yaklaştırsınlar diye Allah tan başka veliler / dostlar edinenler ile Resulün bir ilgisi olacak mı?

Yine rabbimiz: “Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah’ın vadi haktır, öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah’ın adını kullanarak) aldatmasın.” (Fatır35/5)  uyarısına rağmen; insanları Allah ile (dinî söylemleri kullanarak) aldatmak için ikbal beklentilerini ideolojik kaygıları ile telif ederek toplumu Allah ile aldatanlar ile resulün bir ilgisi olacak mı?

“Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah’ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir.” (Ankebut 29/35) buyrulmasına rağmen; İslam’da namaz yok salât var. O da destek, dua demektir.  Destek ve duayı da her hal ve karda yerine getiririz diyerek Resulün uygulamalarını görmezden gelenlerle Resulün bir ilgisi olacak mı?

“… Allah ile peygamberlerini birbirinden ayırmak isteyip «Bir kısmına iman ederiz ama bir kısmına inanmayız» diyenler ve bunlar (iman ile küfür) arasında bir yol tutmak isteyenler yok mu;” “İşte gerçekten kâfirler bunlardır. Ve biz kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.”  (Nisa 4/150-151) tehdidinde bulunulan kimselerle Resulün bir ilgisi olacak mı?

“Andolsun biz Kur’an’ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?”(Kamer 54/17-22-32),  ve  “(Ey Muhammed!) Biz Kur’an’ı senin dilin üzere kolaylaştırdık ki, onunla Allah’tan korkup sakınanları müjdeleyesin, inat edenleri de korkutasın diye.” (Meryem 19/97)    buyrulmuşken, Müslüman olduklarını söyledikleri halde Allah’ın kitabından haberdar olmadan bir ömrü tüketenler ile resulün bir ilgisi olacak mı?  Olabilir mi? Onlar öğrendi unuttu. Bunlar ise hiç öğrenmeden bir ömür yaşadı eline alıp öptü başına koydu bağrına bastı, sonra kaldırıp duvara astı. Abdestim yoktur diye dokunmadı. Anlamak için okumadı, yaşamak için anlamaya çalışmadı. Onun adına ne söylendi ise eğdi başını kabul etti. Sonunda ne mi oldu? Sonunda halkı “Müslüman” olan ülkelerin elinden din de gitti dünya da gitti. Hali pür melalimiz  şekil A da görüldüğü gibi!..

Bunların arkasından daima şu soru gelir: Tamam doğru da; şimdi ne yapmamız lazım?

Yapılacak şey şudur: Rabbimizin “Size öyle bir kitap indirdik ki, bütün şeref ve şanınız ondadır.” (Enbiya 21/10)  buyurduğu Kitaba dönmek, onu hakkıyla okuyup, gereği gibi anlamak ve bizden istediği gibi yaşayıp yaşanırlığını göstermemiz lazımdır. Çünkü  Rabbimizin vadi şudur:

“Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara vadetmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl ‘güç ve iktidar sahibi’ kıldıysa, onları da yeryüzünde ‘güç ve iktidar sahibi’ kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana hiç bir şeyi ortak koşmazlar. Kim ki bundan sonra küfre saparsa, işte onlar fasık olandır.” (Nur 24/55)

Bizler her dara düştüğümüzde Allah’ı yardıma çağırdığımız gibi; Allah da yeryüzünü ıslah etmek, insanlığı irşat etmek, inananları ila etmek için iman ettiğinden emin olanları göreve çağırıyor! Biz bizden isteneni yapalım ki, rabbimiz de kendisinden beklenen yardımda bulunsun!.. Unutmayalım ki başarı gayrete muhtaçtır. Gayret bizden yardımıyla başarıya ulaştırmak Allah’tandır.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı