GenelYazarlardanYazılar

Dinsel Tasavvurumuzdaki Kültürel Açmazlar: Mehdiyi Bekleme Mitolojisi

Mehdi, yol gösteren, hidayete eren, Allah tarafından kendisine rehberlik edilen kimse demek…

Kuran’da yer almayan bu inanç ve beklenti, bir kısmı sahih bir kısmı zayıf rivayetlerle hayat bularak İslam’ın ilk dönemlerinden itibaren gündemimizde önemli bir yer tutuyor.

Sadece İslami kültürde değil birçok din ve inanç sisteminde kötülüğün yükseldiği bir zamanda yeryüzüne inerek insanlığı selamete ulaştıracak bir kurtarıcı inancı bulunmakta…

İslami inanç tasavvurunda da özellikle hadis kaynaklarında “lafzen mütevatir” olmasa ve haberi vahit rivayetleri içerse de adına mehdi denilen mitolojik bir kurtarıcı figür var.

Ve çok sayıda raviden nakledilmiş olmasından mütevellit  “manen mütevatir” kabulleri ile hadis mecmualarında yer alıyor.

Bilindiği üzere göz ardı edilemeyecek kadar çok sayıda ravinin, ortak lafızla olmasa da benzer anlamlarla bir haber üzerinde ittifak etmesi hadis literatüründe “manevi mütevatir” olarak isimlendiriliyor.

Binaenaleyh, Mehdi’nin zuhuru hakkında Efendimizin (as) neslinden olacağı, yedi sene hükmedeceği, yeryüzünü adaletle dolduracağı, İsa as ile beraber deccali etkisiz hale getireceği, İsa’nın O’nun arkasında namaz kılacağı…” gibi çok sayıda rivayetle karşılaşmaktayız.

Fakat tüm bunlara rağmen Kuran’da, Hz. Peygamber’den sonra bir kurtarıcının geleceği yönünde herhangi bir işaret yok. Bazı ayetlerde “Mesih” ten bahsedilse de bu tanım özel olarak Hz. İsa’nın lakabı olarak kullanılmakta ve onun ya da başka birinin dünyayı kurtarmak için yeryüzüne ineceği yönünde hiçbir bilgi içermemekte…

***

Mesih inancı Yahudi ve Hristiyan kültürde köklü bir inanç.

Ve İslam kaynaklarına da oradan girdiği savı yüksek olasılık…

Bu inancın ilk defa M.Ö. 4000 yıllarında Güney Mezopotamya’da Sümerlerle doğduğu; M.Ö. 2000 yıllarında Mısır’a geçtiği ve bu iki kanaldan dünyaya yayıldığı öngörülüyor.

Tüm inanç sistemlerinde de birtakım farklı anlatımlarla gökyüzünden inerek adalet ve düzeni sağlayacak, bolluk ve refah getirecek bir kahraman anlatısı var.

Cahiliye Araplarında benzer bir inanç olduğuna dair bilgi bulunmamakla birlikte, bölgede yaşayan Yahudi ve Hristiyanlar arasında Mesih beklentisinin güçlü olduğu biliniyor.

İslam toplumunda ise bu beklentinin Hz. Hüseyin’in h.61 yılında şehit edilmesinin ardından yaygınlık kazandığı sanılıyor.

Beraberinde Kab elAhbar’ın, eski dini olan Yahudilik ’teki Mesih inancını İslam toplumuna taşıdığı ve bunların bu inancın yayılmasında etkili olduğu söylenebilir. (1)

Özellikle Hz Hüseyin in şehit edilmesinin ardından yaşanan baskı ve korku ortamı Şia taraftarlarında bu inancı güçlendirirken; çoğunluğu Sünni olan mevali çevrelerde de benzer bir beklentiye karşılık bulmakta.

Bu minvalde erken dönem kaynaklarda ilk dört halife için de “el mehdiyyin” sıfatının kullandığı görülse de bu tanımlamanın “ adil ve örnek kişiler” anlamında kullanıldığını biliyoruz…

***

Mehdi hadisleri kaynaklarda elliden fazla rivayetle yer almakta.

“Dünyanın ömründen bir gün bile kalsa Allah o günü uzatıp mutlaka bir mehdî gönderecektir. Mehdî Hz. Hasan veya Hz. Hüseyin’in neslinden gelecektir. Hz. Peygamber gibi onun da adı Muhammed, babasının adı Abdullah’tır. O, zulme boğulan dünyayı adaletle dolduracaktır. Onun iktidarı 5, 7, 8 veya 9 yıl hüküm sürecek, sonrasında da kıyamet kopacaktır…” benzeri gelecek öngörüleri rivayetlerin tümünde ortak tema…

Yine;” Mehdînin zulümle dolu olan dünyayı kısa zamanda adaletle, yeri göğü bolluk ve bereketle dolduracağı bildirilirken az da olsa bazı rivayetlerde Mesih İsa’nın gökten ineceği ve mehdi ile beraber hareket edeceği…” yönünde bilgiler de var.

Hicrî II. asrın ortalarından itibaren telifine başlanan hadis kitaplarında metin tenkidi yapılmadan her rivayetin hadis kitaplarına kaydedilmesi bu konudaki rivayetlerin çokluğunun nedenlerinden olabilir.

Ancak bu hadislerin tümünün tek kişiden rivayet edilmesi ve konunun kuran vahyi ile teyit edilmemiş olması en büyük çelişkilerden biri.

Kuran’da kıyamet ve ahiretle ilgili pek çok ayet bulunurken kurtarıcı bekleme inancı ile ilgili hiçbir bilginin yer almaması bu inancın sıhhati hakkında şüphe uyandırıyor.

Söz konusu hadislerde beklenen kurtarıcının geliş zamanları, yerleri, gelme sebepleri, kalma süreleri ve faaliyetleri hakkında bilgiler verilmiş olması da, Kuran’daki kıyamet bilgisinin yalnız Allah’a ait olduğu ve kıyametin ansızın geleceği bilgileriyle çelişiyor.

“Ne zaman gelip çatacak?” diye sana kıyamet saatini sorarlar. De ki: ‘Onun hakkındaki bilgi sadece Rabbimin katındadır. Vakti geldiğinde onu açığa çıkaracak olan ancak Allah’tır. O (kıyamet), göklere de yere de ağır gelecektir! Sizi ansızın yakalayacaktır! Sanki sen onu biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki: ‘Onun bilgisi Allah katındadır, fakat insanların çoğu bunu bilmezler…” (Araf, 7/187) benzeri ayeti kerimeler bu hususta bize sınır çizerek mehdi rivayetlerini sorgulamamızı gerekli kılıyor.

Özellikle son dönem müfessir ve ilim adamlarından bir kısmının konu hakkında Kuran’dan hareketle bu inancı reddetmesi dikkat çekici.

Mesela İbni Haldun bütün mehdî rivayetlerinin güvenilmez olduğunu söylüyor.

İbni Haldun’a göre mehdî inancı “ahmaklık cahillik ve eğitimsizlik” gibi faktörlerin etkisiyle ortaya çıkıp yayılmıştır. Kendilerini doğru yola yönlendirecek akıldan ve bilgi donanımından yoksun olan ahmak ve cahil kalabalıklar mehdinin soyundan ve hangi mekânda ortaya çıkacağından bihaber olarak sırf mehdi çıkacağı söylentisinin şüyu bulmasından dolayı bu söylentinin peşine takılırlar.” (2)

Elmalılı Hamdi Yazır ise; İslam toplumlarının gelişmesinin ve dinde yenilenmenin mehdi marifetiyle değil; alimler arasından çıkacak müceddidler vasıtasıyla olacağını söyler. Yazır İslam’ın tekamül, terakki ve yenilenmeye müsait olduğunu belirterek her asırda bir müceddid (yenilikçi) gönderileceğine dair hadisi (3) işaret ederek yenileyicileri sadece dinî ıslahatçılar değil, aynı zamanda sosyal ıslahatçılar olarak da görür… (4)

İzmirli İsmail Hakkı ise bu konuda: “Her doğru kişi ve her doğru yönetici mehdidir…” yorumunu yaparak bu minvaldeki hadislerin hepsinin uydurma olduğunu savunur.

O, geleneksel kültürdeki bütün mehdilik inanışlarını reddederek beklenen kurtuluşu İslam âlimlerinin ilmî çabalarında görmek gerekir der. (5)

Son dönem Kuran müfessirlerinden Ebul Ala Mevdudi de;” İslam neslini sömürgecilerden ve batılı seküler kültürün etkisinden kurtarmanın tek yolunun sahih İslam inancını yeniden tesis edecek bir ihya hareketi başlatmakta görür. Mehdilikle ilgili görüşlerini tecdîd, teceddüd ve ihya hareketi çerçevesinde izah eder. Kendilerini mehdi ilan edip halkı miskinleştirenleri ağır şekilde eleştirir… (6)

Bu konuda son olarak beklenen kurtarıcı inancına katkı anlamında özellikle “Zeydiyye mezhebi” nin görüşleri dikkate şayan.

Zeydi âlimlerin çoğunluğuna göre, “müçtehit seviyesinde alim ve zahit olan devlet başkanları aynı zamanda doğru yola eriştirilmiş mehdîlerdir ve bunların dışında bir mehdi veya mesih yoktur. Adaleti tesis etmek ve zulmü engellemek Müslümanları yönetenlerin görevidir…”

***

Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz:

Kuranın birçok ayetinde insan ve toplum ilişkilerinde rastgele değişikliklerin söz konusu olmadığı vurgulanır ve bu ilahi prensip “sünnetullah” olarak adlandırılır.  (7)

İnsanoğlu yetenekli /yeterlidir ve ona bu yüzden emanet yüklenmiştir.

Aliya İzzetbegoviç’ te “Mehdî bizim tembelliğimizin adıdır…” (8) derken muhtemelen bunu kastediyordu.

Yine Kuran’da: “…Bir toplum kendini değiştirip dönüştürmedikçe Allah o toplumu durduk yerde değiştirip dönüştürmez…” (Rad, 13/ 11) denirken de değişim için tek şartın toplumun kendisini değiştirme gerekliliğine vurgu vardır.

Ve bu konuda; “Bizim uğrumuzda çalışıp didinen kimseler var ya, işte biz onları yollarımıza eriştiririz. Şüphesiz Allah güzel işler ortaya koyan kimselerle beraberdir” mealindeki (Ankebut, 29/69) ayeti ile “İnsan için ancak emeğinin karşılığı vardır…” (Necm, 53/39) benzeri ayetlerle bizzat Kuran bizi uyarır…

O halde şüphesiz İslam’ın kurucu kimliği olarak peygamberimizin sözleri ve eylemleri her devirde bütün Müslümanlar için yol gösterici olmuştur ve öyle de olmalıdır.

Onun uygulamaları bizim için vazgeçilmez bir rehberdir.

Ancak Kur’an vahyinde mehdilikle ilgili hiçbir beyan bulunmaması bunun İslami bir akide olmadığı hükmünün kuvvetli bir delilidir ve bu alandaki rivayetlere şüphe ile yaklaşmamızı gerektirmektedir.

Mehdi inancının tarihi ve kültürel geçmişini tam olarak tespit etmek zor olsa da bu inancın Yahudi ve Hristiyan kaynaklardan İslam’a girerek geliştirildiğini söyleyebiliriz.

Hidayetin sadece insanın kendi irade ve azmiyle gerçekleşeceği mesajları veren tevhid merkezli bir dinde beklenen mehdi inancı iğreti durmaktadır.

Adı ne olursa olsun mitolojik kahramanların zuhurunu beklemek yerine iyi bir şeyler düşünmek ve eyleme dönüştürmek gerekir.

Bugün tüm dünyada yüz milyonlarca Mehdi ya da Mesih bekleyen vehimli insanla bir arada yaşıyoruz.

Ve bu büyük bir sorun…

İslam toplumunun böylesi mitolojik tasavvurları aşamaması bir acziyet göstergesidir.

Bizce de Mehdi yerine iyiliği emredip kötülükten nehyeden ve dini hayatı yenileyen müceddidler beklemek önceliğimiz olmalı…

Hâsılı kelam, tüm işlerin sonu O’nadır…

Selam ve dua ile…


Notlar:

(1). Yusuf Şevki Yavuz, “Mehdî”, DİA, XXVIII, 372.

(2).  İbn Haldun, Mukaddime, I. 543.

(3). Ebû Dâvûd, es-Sünen (Kahire), VI, 451

(4). Elmalılı Hamdi Yazır, “Dibace”, Türkiye Diyanet Vakfı, Ankara 1993, s. 77.

(5). İzmirli, İsmail Hakkı, “Mehdi Meselesi”, Hikmet Yurdu, III/6, s. 339-346.

(6). Anis Ahmed, “Mevdûdî”, DİA, XXIX, 433.

(7). Fatır 35/43; Fetih 48/23.

(8). İslam Deklarasyonu ve İslâmî Yeniden Doğuşun Sorunları, s. 188.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir