GenelYazarlardanYazılar

Doğru Okuma

Herhangi bir dine mensup olan bir kişi için olmazsa olmaz sayabileceğimiz iki şey vardır. Birincisi
o dinin yazılı kaynağı olan metin-kitap, ikincisi o metnin uygulayıcısı-rolmodeli olan bir
liderdir. Bu ikisine ihtiyaç kaçınılmaz bir durum olup, hangisini yok saysanız, diğeri asla yeterli
gelmeyecektir. Bağlılarını dinin asıl muradına uygun bir sonuca götürmeyecektir. Doğal olarak
İslam dinide bu kuralın dışında değildir. Ancak, kitap ve elçi birlikteliği ile oluşturulmuş bir din
algısı ile mümkün olacaktır doğru hedefin yolunu bulmak.
Geçenlerde, bir muhabbet ortamında arkadaşlardan bir tanesi bir öneri ortaya koydu ve bu
konudaki düşüncelerimizi sordu. Mevcut tefsir ve meallerdeki sıkıntılar üzerine, böyle bir şey
düşünmüş olmalı. Önerisi yada sorusuna gelecek olursak ‘’ İslam tarihi ve peygamber döneminden
habersiz {yada bağımsız} ancak, kendi branşlarında ehil ve en önemlisi Arapçaya hakim bir
grup insan, meal yada tefsir çalışması yapsalar nasıl olur’’ şeklinde idi. Üzerinde düşünülmeyi
hak eden bir konu olduğu muhakkak. Hemen şuraya açıklık getireyim, öncelikle bu öneri herhangi
bir fikri-felsefi akımın talebi veya sonucu mudur bilmem. Zaten aklımda ermez o kadarına.

Ben meselelere naçizane gücüm yettiğince, kuran ve peygamber bilgim doğrultusunda, aklederek
bakmaya çalışırım/ çalışacağım.

İnsan neden böyle bir şeye ihtiyaç duyar.

Samimiyetinden zerre kadar şüphe taşımadığım arkadaşımın böyle bir şeye niye ihtiyaç duyabileceğini
anlamaya çalışıyorum aslında. İlk akla gelen hâlihazırdaki meal/tefsir çalışmalarındaki
aksaklıkların, kendilerinden önceki çalışmaları taklit edermişçesine tekrarlanıyor olduğunu
düşünüyor olması mı? Yoksa çevirilerde mananın, nüzul sebebine hapsedildiğini düşünüyor da
o sebepten böyle bir ihtiyaç mı oldu bilemiyorum. Beklide tarihi verilerin yönlendirici etkisinden
ve hadis rivayeti konusundaki sorunlu bilgilerden etkilenmemiş bir kaynağa ulaşma arzusudur
bilemiyorum, ancak anlamaya çalışıyorum. Özelde arkadaşımın, genelde hemen hepimizin
dönem dönem yaşadığı yada yaşaması muhtemel bu ve benzeri problemleri düşünürken, ülkemizdeki
çeviri yapma ve çeviri okuma çalışmaları üzerinden meselemizi bir göz atalım isterseniz.
Malumunuz ülkemizde meal enflasyonu yaşanmakta. Bu kadar çeşit {!} çeviriciye gün geçtikçe
yeni isimler eklenmekte. Mezhep, cemaat ve fraksiyon farklılıklarına göre, malum konulara
çeviricinin bakış farklılıkları dışında birbirinden çok da farkı olmayan çevirilere sürekli yeni
çeviriler katılmakta. Bu tür konularda, bazı çeviriler açıktan zorlama manalar yüklerken, bazıları
parantezler yardım ile farklılaşıyorlar {!} bilindiği üzere. Bu kadar sayıda çeviriye ihtiyaç var mı
ve hangi çeviri kendisinden önce yapılan çevirilerin çözemediği hangi karanlık noktayı aydınlatmış
takdirinize bırakıyorum.

Bir diğer konu, meal/çeviri okuma şeklimizdir. Söz gelimi meal nasıl okunmalı, ne sıklıkla yada
ne için okunmalı meselesi hala karşılığını bulmamış gibi geliyor bana. Ne demek istediğimi
anlatmak adına toplumun din algısına göre Arapça metni okuyup hatmetme mantığının aynısını,
çeviriler üzerinden hatim {!} yapanlara ve tam zıddı hayatlarında hiç meal okumayanlara veya
her hangi bir konuda kendisiyle aynı düşünmeyen kişilere karşı elinde malzeme bol olsun adına
{şarjördeki mermi misali} ayet biriktirenlere yada peygamberi bir kenara bırakıp sadece kur’an
{daha doğrusu meal} bize yeter diyenlere bir bakın derim. Bunlardan hangisi doğru okuma yapabilir
ki? {Yeri gelmişken es geçmeyelim, bu okuma şekillerinden en tehlikelisi de üçüncüsü yani peygambersiz bir kur’an yada din peşine düşenlerin okumasıdır. Bilerek yada bilmeyerek bu
okuma {dini yorumlama} şekliyle kendileri peygamberin rolüne soyunmuş oluyorlar.}
Okumak; yazılı ve görsel ayetler bütününü, bütüncül bir kavrayışla okumak…
Birçoğumuz yukarıda örnek verdiğim ve buna benzer aksaklıkları olan okuma biçimlerini tecrübe
ettik. Şahsen ikinci örnekteki yanlış okuma biçimi, geleneksel din anlayışıyla ayrışmaya başladığımız
ilk yıllarımızda bizim için vazgeçilmez bir haz kaynağıydı. Sürekli meal okuyor ve bir
sonraki tartışma ortamına kadar hazır kıta bekliyorduk. O kadar sık meal okuyunca, belli bir
zaman sonra sanki kur’an sürekli kendini tekrar eden bir kitapmış gibi gelmeye başlıyor doğal
olarak. Dolayısı ile doğru bir okuma yapmış olamıyoruz.

Aslında hepimizin bildiği, doğru okuma için bize ışık tutacak tarihi bir bilgiyi hatırlayarak bitirelim.
Hani risaletin ilk dönemlerinde, ayetler yeni yeni gelmeye başlıyor ve Müslümanlığı ilk
kabullenen insanlarda, doğal olarak ayetlerle üçer-beşer muhatap olabiliyorlardı. Bu üçer-beşer
öğrendikleri vahyi {gerektiğinde peygamber desteğiyle} doğru bir şekilde anlayıp, hazmedip
hayatlarına geçirme çabası idi doğru okuma şekli. İlk Müslümanlardaki vahyin etkisini {bir diğer
anlamda ‘’kur’an okumasını’’} Peygamber örnekliği ile birlikte değerlendirdiğimizde sahabe
olmayı {dini sahiplenmeyi} anlamak çokta zor olmasa gerek. Konunun başındaki arkadaşım
önermesi yani peygamber dönemi hakkında bilgisi olmayan yada o dönemden bağımsız çeviri
hazırlama yada okuma doğru bir okuma değildir aksine peygamberden ve döneminden koparılmış
bir okuma eksik ve yanlış olacaktır. Okumak, sadece harfleri okumak değildir. Yazılı ve
görsel ayetler bütününü, bütüncül bir kavrayışla okumak, beraberinde tefekkür etmekmiş doğru
olan. Okuyabilme duasıyla…

Show More

Related Articles

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close