Genel

Düşüncede somutluk arayışı

Abdülaziz Tantik/Düşünce mektebi

Somutluk arayışı insanın ontolojik güvenlik arayışına denk bir arayışa tekabül eder. İnsan, dokunmak, tatmak ve duymak ister. Bizzat kendisinin tecrübesinden geçen somut, kesin ve açık olanı tercih eder. Düşünce dünyası da bu kesinliği taşıma kapasitesi ölçüsünce makbule mazhar olur. Buönerme, özellikle büyük kalabalıkların bir düşünceye nasıl sahip çıktığı ile ilgili temel yaklaşıma da bir göndermedir.

Düşünce faaliyeti ise somutun oluşum şartları ve nasıl biçimlendiği üzerinde durur. Bu biçimi ile düşünce aslında somut değil, somutu ortaya çıkaran şartların oluşumunu dikkate alarak soyut bir zeminde kalmayı kaydadeğer görür. Böylece düşünce soyuttan hareketle somutun varoluşsal zeminine bir yolculuk yaparak göreli bir alanda görüşler serdeder.

Her düşünce bir dünya görüşü üzerinden insanın somut dünyasına yönelik bir ilgiyi sürekli yedeğinde tutar. Yani halkın yaşadığı somut sorunlara çözüm üretebilmenin yolu buradan geçmektedir. Fakat bu çözüm arayışlarını somutun alanı içinde kalarak çözmeye çalıştığı andan itibaren sorunlar, yeni sorunlara gebe kalarak meseleyi girift hale dönüştürür. Çünkü bir somut durumun ortaya çıkmasındaki etkenler, farklı etkenleri gözetmeyi öne çıkardığı gibi farklı insan tiplerinin çatışma alanlarını da dikkate sunar. Bu yüzden savaşlar, çatışma alanları ve büyük yıkımlar meydana gelmektedir. Somutun dünyasında takılı kalındığında, düşüncenin sığlaşması ve düşüncenin kabiliyetinin ve ufkunu sınırlanması kaçınılmazdır.

Düşünce tarihi açısından meseleye bakıldığında her düşünce mevcut somut duruma bir itiraz ve bu somut durumun değişmesini öne çıkarmaya matuf yaklaşımını önceleyerek varlık kazanır. Düşünce varlık kazandığı andan itibaren taraftar toplayarak o düşünceye inananları yeni düşünme biçimleri ile buluşturur ve onlara kendi somut dünyalarını daha sağlıklı bir şekilde kuracakları yeni bir somut ilkeler sunar. Düşünce tarafından üretilen her ilke soyut olarak çok güzel, adalet, hakkaniyet ve fayda ile temayüz eder. Ancak bu ilkeler, somutun dünyasına indikçe orada neşvünema bulan somutun karanlığında kirletici unsurlarla buluştuğunda o güzelim ilkeler, kısa bir sürede değişime ve başkalaşıma uğrar. İşte bu noktada düşüncede ıslah faaliyetleri devreye girerek o ilkenin ahlaki yapısına gönderme yaparak somutta meydana gelen o ilkenin gayri ahlaki bir düzlemde iğdiş edildiği meselesi üzerinden yeniden ilkenin amacını gerçekleştirme çağrısı yapılır. Islahfaaliyeti, somut dünyanın ilkeyi sürekli değişime uğratma hamlesine karşı düşüncenin kendini imar etme hamlesi olarak tebarüz eder.

Düşünce açısından bir konuyu tartıştığımızda, o konunun neye tekabül ettiği meselesi tartışılan konunun üzerinde bir mutabakata varmanın ön koşuludur. Neyi, neye göre tartıştığını bilmeyen tarafların birbirlerini hem anlamaları hem de ortak bir noktaya varmaları muhaldir. Bu yüzden meselenin oluş sürecine matuf açıklama ile meselenin somut durumuna yönelik etkisine dair bir açıklama aynı şey demek değildir. Bir konu müzakere edilecekse öncelikle konunun tam bir açıklıkla ortaya konması ve hangi yönden müzakere edileceği meselesi de açıklığa kavuşturulabilirse, verimli olurve doğruya ulaşmaya imkânsağlar.

Konuyu biraz daha netleştirelim: İslam’a yönelik eleştirileri, farklı bağlamlar üzerinden değerlendirebiliriz; örneğin; en çok gündeme taşınan kölelik, kadın hakları ve özgürlük meselesi üzerinden değerlendirelim. Özellikle oryantalistlerin yaklaşımı üzerinden hareketle yerli aydın ve entelektüellerin de yöneldiği bu alandaki tartışma zeminini doğru ortaya koymakta yarar vardır.

Bir kere, modern bağlam içindeki kadın, kölelik ve özgürlük gibi temaların kendi bağlamları içinde tarihsel bir oluşun somuta irca edilmesi üzerinden farklı bir bağlamda tezahür ettiği açıktır. Aslında modern batının çıkışının İslam’ın ilk çıkışının izlerini taşıması, aynı hedefe yöneldiği anlamına gelmediği ısrarla belirtilmelidir. Çünkü hedefler ve amaçlar açısından çok ciddi farklar taşımaktadır. Düşünce sistematikleri farklı olduğu gibi, dünya görüşleri ve ahlaki algıları da farklıdır. Bu noktadan hareketle oryantalist bakışın İslam düşüncesine yönelik eleştirisinin nesnel bir zemini yoktur. Çünkü kendi öznel tecrübesinin dışa vurumu olan hukuksal sisteminden hareketle bunu yapmaktadır. Bir dipnot olarak da bugün modern dünya ruhsal bir gerilim ve daralma yaşadığı ve mistik bir arayış içinde olduğu açık bir şekilde gözlenmektedir.

Bir düşünceyi eleştiriye tabi kılarken onun hedefleri, amaçları ve ulaşmak istediği örnek insan anlayışı ve ilişkinin mahiyetine yönelik ilkelerini eksene alan bir bakış üzerinden eleştiri yapılmalıdır. Bu çerçeveden bakıldığında hem oryantalistlerin hem de yerli aydın ve entelektüellerin yaptığı eleştirilerin bir karşılığı yoktur. Çünkü şartların oluşturduğu bir varoluşsal sürecin sonucunda meydana gelen yozlaşmaların ve somut durumların bir açıklaması yapılabilir konumdadır. Bu temel gerçeği ve şartları göz ardı eden her yaklaşım bizi doğrudan uzaklaştıracağı gibi öznel bir hedefin varlığını gözler önüne sermektedir.

Bu noktada şunun altı çizilmelidir: bir düşünceyi eleştiriye tabi kılarken, hakikat arayışımızın yönlendirmesine açık olmayı ve sadece hakikate ulaşma gayemizin belirleyiciliğini dikkate almayı temel ilke olarak görmeliyiz. Böylece bir düşünce üzerine söylediğimiz sözlerimizin bir anlam katmanı oluşsun ve değerini bulacak bir zemine sahip olabilsin…Bir düşünce salt soyut bir zeminde kalarak varlığını idame ettirebilir mi? Hayır! Her düşünce sonuç itibarıyla bir somut dünya algısına ve ilişkilerin somut durumlarına yönelik bir bakış ve ilkeler silsilesi sunmakla yükümlüdür. Mesele somut düşmanlığı olmamalı. Ancak, hangi somutluk dünyasına sahip olduğumuzu bilmemiz ve bu somutluğu oluşturan soyut düşüncenin derinliğini ve zenginliğini dikkate almaktır. Eleştiri de bu temel çerçeve üzerine kurulmalıdır. Yoksa körü körüne bir somut düşmanlığının hayatta bir karşılığı bulunamaz!

Ancak her somut durumu etkileyen farklı etmenlerin varlığı sürekli somut durumları yeniden oluşun tutumuna uygun bir şekilde yeniden anlamlandırmak ve ona yeni bir ruh üflemektir. Somut durumlar kendi başına anlam taşımazlar, onlar ancak soyut ilkeler ve tahayyüller üzerinden yeniden canlandırılırlar. Meselenin özü, somutu canlandıracak bir düşüncenin varlığı ve bu düşüncenin somutu yeniden diriltecek bir nefese sahip olup olmadığıdır.

İslam düşüncesi, bu bağlam üzerinden hem akide ve şeriat ayrımı yapmış ve peygamberlere gönderilen tevhit ilkelerinin değişmezliğine hem de o peygamberlerin ümmetlerine gönderilen şeraitlerin ise değişebilmesine işaret etmiştir.

Meseleyi bu zeminde biraz daha açıklığa kavuşturalım: İslam vahyi başladığı andan itibaren zihni değişimi eksene almış, somut durumları eleştiriye tabi kılarken o somut durumların zihinsel yapısını da eleştiriden muaf tutmamış, ağırlığını da bu zihinsel yozlaşma durumuna gönderme yapmıştır. İslam, düşünce ve zihin açısından temel ilkelerini koyarken, mevcut durumu eleştiriyor, ancak ilk etapta yeni bir somut önermede bulunmuyor. Sürece mebni kıldığı bu durumu dikkate aldığımızda namaz, oruç, zekât ve hac gibi temel ilkelerin vahiyden çok sonra ilke ve farz kılındığı aşikârdır. Haramların da aynı sürece mebni kılındığı bilinmektedir.

Bu noktada İslam’ın temel bir ilke olarak varoluşu öne aldığı ve buna göre somut durumları sürece binaen gerçekleştirdiğini söylemek mümkündür. Tarihsel süreçte de İslam âlimleri, aynı ilkeyi hayatta tutmayı başararak toplumsal yozlaşmaya yine varoluşu dikkate alan bir yaklaşımla tepki vermişler. İslam Peygamberi de hem yüz yılda bir müceddid gönderilir diyerek âlimlerin dini yeniden ihya edecek bir tutumu içselleştirmelerinin önünü açmıştır.

İslam düşüncesinin insicamını bozan şey ise, sahip olunan düşünsel yöntemi temel ilke haline dönüştüren ve diğer düşünce yöntemlerini dışlayan bakıştır. Kelam, tasavvuf, fıkıh ve felsefe farklı disiplinleri oluşturduğu gibi, hepsi birbirine karşıtmış gibi bir algı üzerinden tartışma yapıldığından dolayı sorunlar büyütülmüş ve çözüm gecikmiştir. Bugün de benzer bir durumu gözlemek mümkün. Fıkhın keskin ve somut durumları üzerinden bir eleştiri gerçekleştirildiğinde o fıkhi hükmün veya kaidenin oluşumu göz ardı edildiği için bugün sorunu çözmeden uzak bir hal ile karşı karşıyayız. Hâlbuki meselenin özü; bu bakışları birbirinin karşıtı değil, birbirini tamamlayan unsurlar olarak görebilme ve birbirini tamamlayacak bir bakışın olumluluğunu gösterebilmektir.

Dün, Gazali, büyük bir şahsiyet olarak bu farklı algılanan durumları ortak bir noktaya taşımış ve bütünlük üzerinden onları yerli yerine koyarak büyük bir düşünce atılımı ve ıslah hareketini başlatmıştır.

Bugünde, güncel tartışmaları içinden çıkılmaz kılan şey tam olarak bu somutun fazla önemsenmesi veya yok sayılmasıdır. Hâlbuki İslam, kulluğu tamamlayacak olan ibadetleri somut olarak farz kıldığı gibi bu somut farzların anlamını ve amacını da açık bir şekilde izaha konu edinmiştir. Yani namaz farzdır ve her Müslüman namazını eda eder. Ancak bu namaz aynı şekilde o Müslüman kişiyi hatadan, yanlıştan, günahtan ve başkasına zarar vermekten de alıkoymalıdır. Yoksa “O namaz kılanların vay haline” hitabına muhatap olmakla karşı karşıya kalınır.

Bir düşünce somut bir duruma indirgenemez. Ancak somut bir durumun yeniden tanzimini de yapmakla yükümlü olmayan düşünce, düşünce vasfı kazanamaz. Salt teorik veya salt pratik bir zemin kendi başlarına bir hiçtir. Ancak iki durum bir araya geldiğinde anlamlı bir bütünlük sağlanır.

Aliyaİzzetbegoviç’in meşhur tanımını buraya alalım: Batı bedeni temsil eder, doğu ise ruhu temsil eder. Ancak İslam ise insanı temsil eder…

Düşünce insana dair ise insanın taşıdığı temel vasfı dikkate almalıdır. Bu yüzden insan, düşünceye, kendisi için somutluğun vazgeçilmezliğinibilerek ama onu zorunlu kılmadan, değişime açık tabiatını da dikkate alarak yönelmelidir.

Son söz olarak; somut durumlar üzerinden yapılabilecek bir eleştiriyi ancak sahip olduğu düşüncenin ahlaki yapısına istinaden yapmak mümkün ve meşru olur. Yani, somut bir durumu yine somut bir durum üzerinden tartışmayız, o somut durumun işaret ettiği soyut ilke üzerinden tartışabiliriz…

Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı