GenelYazarlardanYazılar

Duygular Zirvedeyken Düşünce Dip Yapmış

Aslında yanlışlık ta işin başında yapılmış idi, diğer tüm büyük yanlışlarda olduğu gibi. Okul çantaları,
anne babaları tarafından taşınan çocukların akıbetini tahlil etmeye çalışacağız. Çok çocuklu ve her
bir çocuğun aile içinde doğal bir takım görevlerinin olduğu hayattan, az yâda tek çocuklu ve anne
babaları tarafından kutsanan, adeta çocuk sultanlığına dönüştürülen hayatlara dönüşümün sonuç-
larını konuşacağız inşallah.

Bu ülkenin halkının ekonomik ve sosyal alanlarda henüz bu günkü yaşam seviyelerinde olmadığı
(hoş gelinen noktanın hayır mı, şer mi olduğu konusu da ayrıca tartışılabilinir) dönemlerde ailenin
geçimi için küçük büyük evde herkesin görevleri vardı. Bu görevler daha küçücük bedenlere sorumluluk
sahibi olmayı öğretiyordu. Doğal olarak sorumluluk bilinciyle mayalanan o çocuklar ile bugünküler
arasında dağlar kadar farkın olduğu aşikâr. Bugünün çocuğunun hiçbir sorumluluk konusu
yok. Büyüklerine bir bardak su bile getirmedikleri gibi, tam tersini kendi içeceği suyunu bile anne
babası çocuğunun ayağına taşımakta.

Ağaçtan yontma, taştan oyma, çamurdan yapma oyuncakları olan ve hatta birçok oyuncağı da kendi
kendine üreten o eski çocukların mutluluğu bir tarafa, bilgisayar, tablet ve telefonlarla (çoğu kez tek
başına) oynanan ve dahi anlık hazları olan oyunlar bir tarafa. Bir çok çocuğun aynı anda katıldığı ve
eğlendiği sürekliği olan oyunlardan, maalesef tek başına yada bazen zorunlu olarak en fazla iki kişini
katılabildiği teknolojik oyunlara geçişin hayata dönük olumsuzlukları yaşanmakta. Bir kendi çocukluğunuza,
oyunlarınıza, mutlu olduğunuz şeylere, sorumluluklarınıza ve yerine getirilmiş görevlerden
sonraki duyduğunuz hazzı hatırlayalım bir de bugünün mutsuz, sürekli şikâyetçi, hiçbir şeyi
beğenmeyen, anlık ve zirvede yaşanan buna bağlı olarak etkisi hemen geçen duygular içindeki
çocuklara bakalım.

Dikkat edin dün okul çantası, beslenmesi anne babasının taşıdığı o çocuk, bu gün genç oldu ama
hala çocuk. Hepinizin ‘’tamam işte aynen katılıyorum’’ diyeceği bir takım özelliklerine bir bakacak
olursak;birazcık yorulsa tükendim bittim diyen,abur cubur zamanı biraz gecikse açım, ölüyom diyen,
sabah kazara erken uyanmış olsa gün boyu uyur gezer olan,hep yorgun, hep aç, hep uykusuz, hep mutsuz, hep şikayetçi gençlikten ne beklenebilir ki?

Makul ve etkisi istikrar arz eden düşünce ve yaşam biçiminden, aşırı duygu yoğunluluklarının anlık
yaşanıp bitmesi üzerine oluşturulmuş hayat algısına dönüşümüne ve sonuçlarına şahit olmaktayız.
Düşünebilen birçok insanın malumu olan bu konuları tekrar gündemime almama sebep, esasen genç
neslin genel manada dine özelde tevhidi düşünceye (buna bağlı yaşam şekline) olan ilgisizliğinin
nedenlerini düşünürken hatanın ta işin başında yapıldığına inanmam olmuştur. Peki, bu çocukları
bu hale kim getirdi.

Bundan 15-20 yıl evvel bize yakın bir şehirden bir gurup arkadaşla tanıştık. Kendi aralarında çalış-
maları olan bu arkadaşlar özellikle çocukları ile ilgili çalışmalarını anlatırken baya heyecanlı ve
yaptıklarından emin bir tablo çiziyorlardı. İçlerinden bir tanesi çocuklarla ilgili tutumlarını anlatırken
özellikle ‘’çocukların yetişkin birer insanmış gibi dikkate alınmaları gerektiğini, onların sorularını
gözlerinin içine bakarak özenle cevaplanması gerektiğini, bir hataları olduğunda bile asla onlara
kızmayıp, hele hele hafifte olsa sille bile vurulmaması gerektiğini, kesinlikle susturulmayıp aksine
konuşmalarını teşvik etmek gerektiğini, tüm bunların gelecekte ezilmemiş, kendinden emin, özgür
bireyler olmaları için elzem olduğunu’’ anlatıyordu. Genel manada, teorik olarak makul şeylerdi
anlattıkları. Bunları bize heyecanla anlatan bir baba idi. Bu babanın bir de afacan oğlu vardı, tüm
bunları anlatan babasına bir rahat vermeyen bir afacan çocuk. Alışmamıştı bekletilmeye çocuk. Tüm
nesnelerin içinde bir tek o özne idi çünkü. Her şey durmalı, onun sıkıntısı giderilmeli idi. Babasının,
yeni tanıştığı bu arkadaşlara ne anlattığının, ne önemi vardı ki çocuk için. Lafını bölmeli ve çocuğuna
(yada efendisine mi demeliydik) dönmeli, onu dinlemeli, sıkıntısı giderebilirse ancak o zaman kendi
işine dönebilirdi. Baba tüm uyarılarına rağmen oğlu tarafından o kadar çok taciz edildi ki adam
sonunda kendini tutamadı ve bastı tokadı çocuğun yanağına. Kimseden çıt çıkmadığı 10-15 saniyelik
bir şoku çocuğun ortalığı inleten ağlaması bozdu. Babanın o kadar anlattığı mesele buhar olup
uçmuştu. Namaz saati diyen bir ses dağıtmıştı o bunaltıcı, ağır havayı. Teorik olarak yaptığımız
güzellemelerin hayata dönük bir karşılı var mı, doğruluğu tecrübe edilmiş miydi? Yoksa modern (!)
çağın kişisel gelişim hurafelerinden etkilendik te bize doğrusu böyle mi geliyor.
İslam’da çocuk eğitim programı diye bir şey yoktur. Çocuklar ebeveynlerinden neyi görürlerse onu
taklit ederek büyürler. Sizden Allah’a, peygamberine, dinine saygıyı görürlerse taklidi bir şekilde de
olsa bir saygı söz konusu olur. Dürüst olmayı, her ne olursa olsun yalan söylememeyi, fakire yardım
etmeyi, akraba ve komşu ile alakayı kesmemeyi vs. görürlerse zaten fıtri olan bu konularda da eğitilmiş
olurlar. Sonrası mı, büyüyünce bir tercihte bulunacaklardır mutlaka. O da hidayet verici tek
merci Allah olduğu için, sizin ebeveyn olarak rolünüz bitmiştir.

Sözün özü, Müslümanlar olarak aile içinde herkes kendi rolünü iyi anlamalı. Ebeveynler olarak
çocuklarımıza sevgide de, yergide de aşırı gitmekten sakınmalıyız. Çocuğumuza değer vereceğiz
derken makul sınırları aşıp geleceğe değersiz bir birey hazırlamayalım sakın. Duyguların anlık ve
aşırı yaşandığı yapmacıklar yerine, ayağı yere basan vasatı yakalamış düşüncelere sahip olan bir nesil
için ebeveynler olarak bizlere düşen örnekliği hakkıyla yerine getirmeye çabalamalıyız. Çünkü
örneklik en etkili eğitimdir. Ne yönde örnek olursak, o yönde eğitmiş oluruz çocuğumuzu. O halde
hasattan umudumuz ne ise ekini ona göre ayarlamalıyız.

Son söz hiç kimse çocuğunun Rabbi değildir. O halde rablik yerine, Rabbimizin rızasına uygun ebeveynler
olmaya bakalım.

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir