GenelOkuyucu Yazıları

Entropi ve Yaratılış

Kubilay AYDEMİR-Kayseri

Entropi, bir sistemdeki düzensizliktir. Gündelik hayatta sadece termodinamikte değil, istatistikten teolojiye birçok alanda kullanılır. Evrendeki düzensizlik sürekli olarak artma eğilimindedir. Bilim adamları düzensizliği entropi adı verilen nicelik ile ölçerler.

Sisteme dışardan enerji verilmediği sürece düzenin düzensizliğe düzensizliğin de kaosa dönüşeceğini anlatır. Kırık bir bardağı kırarken harcanan enerjiden daha azı kullanılarak eski haline döndürülemeyeceği örneği verilir klasik olarak. Yine aynı şekilde devrilen bir kitabı düzeltmek için devirirken harcanan enerjiden fazlasını kullanmak gerekir.Yani yıkmak kolay, yapmak zordur.

Burada M.Akif’in şu şiiri hemen hatırımıza gelir:

Yıkmak insanlara yapmak gibi kıymet mi verir
Onu en çolpa herifler de emin ol becerir.

Sade sen gösteriver ‘işte budur kubbe’ diye
iki ırgatla iner şimdi Süleymaniye.

Ama gel kaldıralım dendi mi heyhat o zaman
Bir Süleyman daha lazım yeniden bir de Sinan.

Burada M.Akif, yıkmanın çok kolay ama yapmanın, inşa etmenin çok zor olduğun dair entropik yasayı dile getirmiştir.

Canlılk entropiye karşı bir mücadeledir.Güzel olan her şey, bir sanat eserinden  insanlar arası iyi ilişkilere kadar, mimariden mantıklı düşünmeye kadar her şey entropiye karşı mücadeleyi gerektirir.O yüzden durağanlık ve atalet bozulmanın ve geriye gidişin başlangıcıdır.Yaratıcının koyduğu entropi yasasının karşı konulmaz gücü, mücadele etmeyen ve bir çaba içinde olmayan her şeyin zamanla bozulacağını, mahvolacağını bize göstermektedir.

Doğa kanunları hayatın ve evrenin sınırlarını bildiren gerçeklerdir. Bir cismin suda batmaması suyun kaldırma kuvvetine uygunluğuyla ilgilidir. Havada serbest bırakılan bir cisim doğa yasaları gereği yerçekimi etkisinde yere düşer. Güneş kimya yasalarının öngördüğü reaksiyonları gerçekleştirerek evrene ısı ve ışık yayar. Gezegenler,  kütleler arası  çekim kanunu gereğince güneş sistemi içinde yörüngelerinde hareket ederler. Bunlar doğanın kurallarının birer sonuçları olarak çevremizde sürekli meydana gelir.

Evrende var olan bir diğer doğa yasası ise tüm bunların ötesinde bizi  ve çevremizi daha yakından ilgilendirir. Varlığın sınırlarını bildiren bu yasa, bizlere evrende var olan canlı cansız her şeyin zamanla yıpranıp, dağılarak öleceğini söyler. Bu fiziğin en temel kanunlarından olan termodinamiğin ikinci yasası olan entropi  yasasıdır.

Termodinamik yasaları ısı alış verişiyle ilgili bir yasa olmasına ve ısı hareketlerini açıklamasına rağmen sonuçları itibariyle yaşamı ve varlığı temelinden etkileyen yasalardır.

Albert Einstein bu yasayı “ bütün bilimlerin birinci kanunu” olarak tanımlamıştır.

Termodinamiğin birinci yasası “enerjinin korunumu” yasası olarak da bilinmektedir. Buna göre evrende var olan enerji  vardan yok edilemez ve yoktan da  var edilemez. Gerçekte enerji  hiçbir işlemle oluşturulamaz , sadece dönüştürülebilir. Örneğin bir araba, motoru vasıtasıyla hareket enerjisi  üretir ve üretilen bu enerji  arabayı hareket ettirir. Bu enerji, yakıtta bulunan enerjinin motor içinde yakılarak harekete dönüştürülmesinden meydana gelmektedir. Yani benzinin sahip olduğu enerji harekete dönüşmüştür. Bir hidroelektrik santralinde suyun sahip olduğu hareket enerjisi  türbinler kullanılarak elektrik enerjisine dönüştürülmektedir. Daha sonra bu enerji örneğin bir lambada yakılarak ışık enerjisine dönüştürülür. Hiçbir safhada yeni bir enerji meydana getirilmediği gibi yapılan sadece bir dönüştürmedir.

19ncu yüzyılın ikinci yarısının sonlarına doğru Avusturyalı fizikçi ve bilim felsefecisi Ludwig Boltzmann (1844-1906) konuyu şöyle ele almıştır: Enerjinin Korunumu Kanunu, Evren’de enerjinin transfer edilebileceğini fakat yok edilemeyeceği gibi yaratılamayacağını da söylüyordu. Maddenin Korunumu Kanunu ile birlikte mütâlea edildiğinde, bu ikisinden hâsıl olan sonuç şu olmaktaydı: Kâinat’a “başlangıçta” belirli bir miktar enerji ve madde verilmiş ve sonra da bu madde ve enerjinin bir formdan bir başkasına transferine izin ve imkân tanınmış, fakat yok edilmelerine de yeniden yaratılmalarına da izin verilmemiştir.

“Entropi yasası olarak bilinen termodinamiğin ikinci yasası, işte  bu dönüşümlerde verimin hiçbir zaman tam olmayacağını söyler. Yine araba örneğine geri dönersek, motorda yakılan enerjinin tamamı hareket için kullanılamaz. Bir kısım enerji ısıya dönüşmektedir. Yada yaktığımız bir ampulde tüm elektrik enerjisini ışığa çeviremeyiz. Bir kısım enerji ısıya dönüşerek çevreye yayılır. Bu kaybolan enerjidir. Eğer bir yerde enerji dönüşümü varsa, orada mutlaka kayıp olan bir enerji vardır.
Enerji sürekli hareket halindedir . Bir yerden diğer yere akar. İçmek için hazırladığınız bir bardak sıcak çay bir süre beklerse soğur . Bu soğuma oda sıcaklığıyla suyun sıcaklığı arasında enerji farkı kalmayıncaya kadar sürer. Sıcak bir odada ısı sürekli olarak soğuk dış ortama kaçmaya eğilimlidir. Eğer oda sürekli olarak ısıtılmazsa, bir süre içinde iç ortamın sıcaklığı dış ortamın sıcaklığına eşit oluncaya kadar soğur. Fakat bu reaksiyonların hiç biri tersinir değildir. Yani bir bardak çay durduğu yerde kendiliğinde ısınıp sıcaklığı artmaz.

Evrendeki  her hareket bir enerji dönüşümü sonucunda olur. Evreni ayakta tutan bu dönüşümün sürekliliğidir. Fakat bu dönüşümün her adımında verim hiçbir zaman tam olmayacağı için, ortaya hep bir kayıp çıkar. İşte her enerji dönüşümünde meydana gelen bu kayba entropi denmektedir.

Entropi artık işe dönüştürülemeyen enerji miktarının ölçüsüdür. Bu terim ilk olarak 1868 yılında Alman fizikçi Rudolf Clausius tarafında kullanılmıştır.

Termodinamiğin ikinci kanunu evrende kendi haline, doğal şartlara bırakılan tüm sistemleri, zamanla doğru orantılı olarak düzensizliğe, dağınıklığa ve bozulmaya doğru gideceğini söyler. Canlı cansız herşey zaman içinde aşınır, bozulur, çürür , parçalanır ve dağılır. Bu er yada geç her varlığın karşılaşacağı bir sondur. Bu kanuna göre bu kaçınılmaz olan bir süreçtir. Zamanı meydana getiren harekettir. Evrende hareketin olmasını sağlayan ise enerji dönüşümüdür. Zaman ilerledikçe enerji dönüşür ve entropi değeri sürekli artar. Zamanı durdurmak ve geri çevirmek nasıl imkansızsa entropi artışını da durdurmak ve geri çevirmek o derece imkansızdır.

İçinde bulunduğunuz ortamın, dünyanın , güneş sisteminin ve tüm galaksinin entropi değeri yani düzensizliğe akışı sürekli olarak artmaktadır. Her geçen saniye gerçekte mutlak düzensizlik ve yok oluşa gider bir adımdır.En çok bildiğimiz ve dillendirdiğimiz ayetlerden biri: “ Her nefis ölümü tadacaktır.” (Ankebut/57)

BÖLÜM:2
ENTROPİ VE EVRENİN YARATILMASI

Tarih boyunca insanlar “yaşadıkları evrenin nasıl meydana geldiği” sorusuna cevap aramışlardır. Ortaya çıkan bir çok düşünce akımı evrenin meydana gelişiyle ilgili bir çok açılama getirmeye çalışmıştır. Bunlardan birisi de materyalist düşüncenin ortaya attığı iddiadır. Materyalist felsefenin temel özelliği maddeyi mutlak varlık olarak saymasıdır. Bu düşünceye göre madde sonsuzdan beri vardır ve var olan şeyde maddeden ibarettir.

Oysa Hıristiyanlık Yahudilik ve İslam dini gibi ilahi dinlerin kutsal kitaplarında ise bu düşüncenin tam tersi bildirilmektedir. Bu ilahi kitaplara göre tüm evren her şeyi yoktan var etme gücüne sahip olan yüce Allah tarafından yaratılmıştır ve tüm evrenin bir başlangıcı vardır.
Dinlerin ortaya koyduğu bu gerçek termodinamik yasaları açısından da doğrulanırken, materyalist düşüncenin ortaya attığı tüm iddialar termodinamik yasaların ortaya koyduğu esaslar çerçevesinde geçersiz hale gelmiştir.

“ İnsan pek acaleci tez canlı olarak yaratıldı.Size ayetlerimi, delillerimi pek yakında göstereceğim.Benden bunu acele istemeyin..” (Enbiya/37)

Eğer termodinamiğin ilk yasasına tekrar dönersek, bu yasa bizlere evrende var olan enerjinin kendiliğinden yaratılamayacağını ve var olanında yok edilemeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır. Evrenin içinde var olan hiçbir mekanizma yada güç bunu gerçekleştiremez. Termodinamiğin ikinci yasası ise evrende var olan enerjinin sürekli olarak kullanılmaz hale geldiğini ve bu entropi artışıyla bir gün evrenin tümüyle bozulup çökeceğini ortaya koymaktadır.

Şu an bizler sürekli bozulmakta olan bir evrende yaşamamıza rağmen var olan bir düzen sürmektedir. Eğer tüm evren materyalist düşüncenin iddia ettiği gibi sonsuzdan beri var olmuş olsaydı. Şimdiye kadar gerçekleşen entropi artışı evrenin çökmesine sebep olacaktı. Oysa evren hala varlığını sürdürmektedir. Bu yasalar bizlere evrenin bir başlangıç anında yaratıldığını açıkça göstermektedir. Tüm evren ve içinde var olan her şey bir başlangıç anında yaratılmıştır.

Termodinamiğin birinci yasasını tekrar düşünürsek, bu yasaya göre var olan enerji yok edilemez yada yoktan var edilemez. Evren içinde var olan hiçbir varlık bunu gerçekleştirme gücüne sahip değildir. Peki bu sıfır anında evrende var olan enerji ve madde nasıl var olmuştur?

Ünlü Amerikalı  astrofizikçi Hugh Ross evrenin yaratılışıyla ilgili bu soruya şöyle cevap verir:

“Zaman, olayların meydana geldiği boyuttur. Eğer madde, patlamayla birlikte ortaya çıkmışsa, o zaman evreni meydana getiren  “nedenin”  evrendeki zaman ve mekandan tamamen bağımsız olması gerekir. Bu bize Yaratıcı’nın evrendeki  tüm boyutların üzerinde olduğunu gösterir. Aynı zamanda Yaratıcı’nın bazılarının savunduğu gibi evrenin kendisi olmadığını ve evreni kapladığını, sadece evrenin içindeki bir güç olmadığını kanıtlar.” Hugh Ross, The Creator and the Cosmos: How Greatest Scientific Discoveries of The Century Reveal God, Colorado: NavPress, revised edition, 1995, s. 76

Tüm doğa kanunları gibi termodinamik kanunları da bizlere evrenin yaratılışını ve onun yaratıcısı olan Yüce Rabbimizi göstermektedir. Enam Suresinin 101. ayetinde buyurulduğu gibi Allah “gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır.”

BÖLÜM:3
ENTROPİ VE EVRENİN SONU

İnsanlar kendi zaman dilimlerine hapsolmuş bir bakış açısıyla Evren’e baktıklarında; her şeyde sabit, değişmez, statik bir yapının olduğunu zannedebilirler. Peygamberimizin geldiği dönemde Dünya’nın ve Evren’in sonunun geleceğinin söylenmesi inanılmaz bir iddiaydı. Dünya’nın Evren’de uçan bir cisim olduğunu bilmeyen o devrin insanları, ayaklarının altında sapasağlam gözüken Dünya’nın, bir gün gelip de yok olacağının söylenmesine  inanamadılar ve itiraz ettiler. Hele hele, tüm Evren’in de Dünya gibi yok olacağının söylenmesi Allah’ın kitabına inanmayanlara, Allah’ın gücünün bunları gerçekleştireceğine akıl erdiremeyenlere, imkansız gözüküyordu.

Günümüzde Evren ile ilgili bilgilerin artması sonucunda Kuran’ın, Evren’in ve Dünya’nın sonunun geleceğine dair iddiasının doğruluğu tartışılmaz bir şekilde kabul edilmiştir. Artık hiç kimse kalkıp da Dünya’nın sonunun gelmeyeceğini iddia edemez. Hiçbir şey olmasa bile Güneş’in enerjisini tüketmesi sonucunda Dünya’mızın sonunun geleceği kesindir. Evren’in sonunun da geleceği kesindir, fakat bunun nasıl gerçekleşeceği, hangi şekilde bu sonun oluşacağı ve ne zaman olacağı tartışmalıdır.

Evrenin ilk başlangıcından günümüze kadar  enerji , yaşadığı dönüşümlerle daha kullanılmaz daha hareketsiz hale gelmiştir. Bu entropi yasasının doğal bir sonucudur. Bu süreç devam ettiğinde ise daha çok entropi artışı daha hareketsizlik daha düzensizlik ve daha kullanılmaz enerji konumu olacaktır. Tüm evrenin belli bir yaşam süresi vardır bu süre dolduğunda artık hareket ve zamanı oluşturan enerji akışı duracak ve evren çökecektir. Bu evrenin kaçınılmaz sonudur. Var olan herşey ilk başladığında olduğu gibi yok olacaktır. Bir kuran ayeti bu gerçeği şöyle bildirmektedir:

Her şey yok olucudur; Celal ve ikram sahibi olan Rabbinin yüzü (kendisi) baki kalacaktır. ( Rahman Suresi 26,27)

Entropi;  her şeyin -kader tarafından kendisi için takdir edilen- bir sona doğru gitmesi anlamına gelir. Kur’an’da vurgulanan “ecel-i müsemma”yı entropiye işaret eden bir  kavram olarak değerlendirmek mümkündür.

“Allah O’dur ki gökleri, sizin de görüp durduğunuz gibi, direksiz yükseltti. Sonra da Arşının üstünde istiva etti. Güneşi ve Ay’ı hizmet etmeleri için sizin emrinize verdi. Bunlardan her biri ‘bir ecel-i müsemmaya’ (belirli bir vakte) kadar dolaşmaktadır. Bütün işleri O yönetir. Âyetleri size açıklar ki Rabbinize kavuşacağınıza iman edesiniz.”(Rad, 13/2)

mealindeki ayetten anlaşılıyor ki,  güneş ve ayın görevleri kendileri için takdir edilen bir süreye kadar devam eder, orada biter. Yani entropi dedikleri kaderin çizdiği bir sona doğru gitmiş olacaklardır. Güneş ve ayın sonu demek, bir anlamda göklerin ve yerin de sonu demektir. Çünkü, evrende her şey her şeye bağlı olarak yaratılmış ve birinin bağı çözüldüğü zaman diğerlerinin de bağlarının çözülmesini netice verecek bir düzene tâbi kılınmıştır. Bu durum ise bir kıyamet manasına gelir. Ayetin bundan sonra yer alan “Âyetleri size açıklar ki Rabbinize kavuşacağınıza iman edesiniz” mealindeki ifadesi bu gerçeğin altını çizmiştir.

Entropi; bir anlamda her şeyin kendi aslına rücu etmesi demektir. İlk aslı, mevcut nizamın dışında olduğundan, durum, bir düzenden düzensizliğe geçiş olarak görülmektedir. Oysa, bu geçiş de düzen içerisinde yürütülmektedir. Mesela, insanın ölümü, hayat düzeninden ölüm düzensizliğine geçiş gibi algılanmaktadır. Oysa,

“Hanginizin daha güzel iş ortaya koyacağını denemek için, ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O azîzdir, gafurdur / üstün kudret sahibidir, affı ve mağfireti boldur.”(Mülk, 68/2)

mealindeki ayette, ölüm de hayat gibi düzenli bir yaratmayla olduğu vurgulanmıştır. Aslında insanlar, ölümle kendi aslına; ilk yaratılan özlerine; ruh mertebesine dönüş yapmaktadır.

 DİN VE FELSEFE AÇISINDAN TERMODİNAMİK KANUNLARI

Keşfedilen termodinamiğin kanunları Evren’in sonunun geleceğini (kıyametin geleceğini) göstermektedir. 19. yüzyılda ortaya konan termodinamiğin ikinci yasası, Evren’in bir gün öleceğini yani kıyametin geleceğini göstermiştir.. Bu ikinci yasa, en basit anlatımıyla ısının sıcaktan soğuğa doğru aktığını belirtir. Bir sobanın odayı ısıtması, elimizdeki çayı soğumaya bırakışımız hep bu yasanın işleyişiyle ilgilidir Evren’de toplam entropi hep artar. Dünya’mızı ısıtan Güneş’te bunun örneğini görebiliriz. Güneş’in ısısı Evren’in soğuğuna akar, ama bu süreç tersine döndürülemez.

Peki bu süreç sonsuza dek sürebilir mi? Cevap tabiki hayır olacaktır.. Sıcaklık tek bir sıcaklık derecesine ulaşınca termodinamik denge olarak adlandırılan sabit bir hal oluşur. Güneş’te ve daha pek çok yıldızda, ısının akışı milyarlarca yıl sürebilir, ama bitmez tükenmez değildir. Bir zaman dilimi sonucunda termodinamiğin kanunları Evren’deki hareketin durmasını mecbur kılmaktadır. Bu yasalar bizi iki sonuca götürür:

1- Evren’in bir başlangıcı vardır.
2- Evren’in bir sonu olacaktır.

Tarih boyunca tek Allah’a inanan tüm dinler bu iki iddianın savunucusu olmuşlardır. Kuran bu iki iddiayı savunurken hem Evren’in başlangıcı için, hem de sonu için mucizevi açıklamalar yapar. Tarih boyunca maddeyi ilahlaştıranlar ise maddenin sonsuzdan beri var olduğunu ve sonsuza dek var olacağını söylemişlerdir. Yani hem yaratılış fikrine götüren başlangıcı, hem de dinlerin tarifi olan kıyameti inkâr. Astrofiziğin ilerlemesiyle Evren’in başlangıcı ve sonu olduğu anlaşılınca fikirlerini buna uydurmak isteyen ateistler olmuştur, ama bilimsel bir gerçek olarak Evren’in başı olduğu ve sonu olacağı anlaşılmadan önce ateistlerin bunları red ettiği apaçıktır.

BÖLÜM:4
ENTROPİ VE DÜNYA

Daha önce de belirttiğimiz gibi evrende var olan her sistemin entropisi artar ve sürekli düzenden düzensizliğe doğru bir akış vardır. Eğer sistemler içinde enerji dönüşümü arttırılırsa, bozulmanın hızı da artar. Örneğin bir araba hiç kullanılmadan bir köşede dursa, zaman içinde yavaşta olsa bir bozulma süreci yaşar. Araba hiç çalışmasa ve hareket etmese bile, sürekli olarak çevreden ısı alışverişi içindedir. Arabanın metal parçaları ortamdaki oksijenle reaksiyona girerek, belli bir enerji açığa çıkarır. Bu zamanla arabanın paslanmasına ve kullanılamaz hala gelmesine sebep olur. Zaman içinde belki de binlerce yıl alabilecek bir süreçte terk edilen bu araba tümüyle dağılarak parçalanacaktır. Fakat aynı araba sürekli kullanılırsa, benzin yakar yol alırsa, sonuçta daha hızlı entropisi artacağından daha çabuk yıpranacak ve paslanacaktır. Her iki konumda da entropi artışı vardır fakat enerji tüketimi arttıkça entropi artışı daha fazladır.
Dünyamızda da sürekli artan bir entropi vardır. Fakat bu entropi artışı tüketilen enerjinin artmasıyla hızlanmaktadır.

Özellikle 19. yüzyılın başından itibaren artan petrol ve kömür tüketimi entropi artışını ve dünyada düzensizliğin artışını körüklemiştir.Sürekli yeryüzünün sahip olduğu enerji kaynakları çıkarılarak kontrolsüzce yakılmakta bunun sonucunda dünyanın entropisi sürekli artmaktadır. Bu sürekli artan tüketimin sonucunda enerji beraberinde kullanılamayan kayıp enerjiyi arttırmakta, sonuç olarak çevreye yayılan kayıp enerji de dünyada var olan ekolojik sistemi bozmaktadır. Entropi artışıyla günümüzde gelinen noktada, canlıların dünya üzerindeki varlıkları tehlike altındadır. Özellikle son yıllarda gündemde olan 3 temel sorun tüm insanlığın dünya üzerindeki yaşamını tehlikeye düşürmektedir. Bunlardan ilki çevrenin ve su kaynaklarının kirlenmesidir. Dünya üzerinde yaşayan insanların neredeyse yarıya yakını temiz su kaynaklarından uzaktır. Ve bu sayı geçen her gün daha da artmaktadır. Ölçüsüz enerji tüketimi ve bunun sonucu ortaya çıkan atıklar yeryüzündeki çevreyi ve su kaynaklarını kirletmektedir.

İkinci temel sorun ise, dünya ikliminin bozulmasıdır. Yine sürekli fosil yakıt tüketimi ve bunun sonucu olarak ortaya çıkan karbon gazları dünya atmosferini değiştirmekte, sera etkisi gibi sonuçlarla iklimleri etkilemektedir. Bu değişiklik sonucunda dünyanın sıcaklığı her geçen gün daha da artmaktadır. Isının etkisiyle kutuplardaki buzullar erimekte ve deniz seviyesi artmaktadır. Bu ısı değişikliğinin ilk etkileri canlılar üzerinde rahatlıkla gözlemlenmeye başlamıştır. Bir çok canlı türünün nesli şimdiden tehlike altındadır. İklimlerde meydana gelen aşırılıklar nedeniyle, dünyanın bir kısmındaki insanlar aşırı yağışlar ve doğal afetler nedeniyle canlarını mallarını kaybederken diğer bir kısmı ise yaşanan kuraklıklar sonucunda açlık tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Yeryüzündeki canlıların dolayısıyla insanları yaşamlarını tehdit eden bir diğer sorunda ozon tabakasında oluşan incelme ve delik oluşumudur. Yine sınırsız enerji tüketiminin bir sonucu olarak sanayide üretilen ve doğaya salından bazı gazlar ozon tabakası üzerinde son derce olumsuz etkileri olmaktadır. Yeryüzünü güneşten gelebilecek zararlı ışınlardan koruyan ozon tabakası, bu gazların etkisiyle özellikle güney yarımkürede son derece incelmiş ve oldukça büyük bir delik oluşmuştur. Bu bölgede yer alan ülkelerde güneşe yoğun maruz kalan insanlarda cilt kanserlerine yakalanma oranlarında hissedilir ölçülerde yükselmeler olmuştur.
Bu örnekler insanların yaşamını kitlesel olarak tehdit eden sorunlardır. Bunların dışında hava kirliliği, nükleer atıklar, kitle imha silahları gibi tehditler de söz konusudur.

Son yıllarda tartışılan bir kavram da “sürdürülebilir kalkınma” olmuştur. Bu kavramın gündeme gelmesindeki temel sebep, dünyanın artık bir entropi  sınırına dayanmış olmasıdır. Eğer dünyanın enerji tüketimi sınırlandırılamaz, fosil yakıtlarının yerini güneş enerjisi gibi yenilebilir kaynaklar almadığı durumda, meydana gelen entropi artışı insanların yeryüzünde daha fazla yaşamalarına izin vermeyecektir.

Doğa da bir düzen vardır. Bu düzen fosil yakıtlarının kontrolsüz tüketilmesi,ve bu enerjinin kullanılmasıyla ortaya çıkan atıklar nedeniyle bu düzen bozulmaktadır. İnsanların daha rahat yaşamalarını amaçlayan üretim, kontrolsüz ve sınırsızca gerçekleştirildiği için sonuçta tüm insanlığı tehdit etmektedir. Bu tehditten kaçınmak için yapılması gereken var olan düzeni koruyacak, doğa ve doğanın dengelerine uygun bir yaşam tarzının benimsenmesidir.

Tüm insanlığın gelecekte muhtemelen yaşayacakları bu tehlikeye karşı,günümüzden yaklaşık 14 asır önce Allah gönderdiği kitabında uyarmaktadır. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır:

Gökyüzü, Onu da yükseltti ve mizanı koydu. Sakın mizanda ‘haksızlık ve taşkınlık yapmayın.’ ( Rahman Suresi, 7,8)

Dünya kaynaklarının ve yeryüzündeki yaşamın mutlaka bir sonu olacaktır. Bu noktada var olan kaynakların iyi kullanılması önem taşımaktadır. Duyarlı bir insan hele de bir Müslüman için bunun önemi elbetteki tartışılamaz…

 MEBDE VE MEAD (İslam Ansiklopedisi)

Terim olarak mebde Allah’ın mahlûkatı ilkin yarattığı sürecin, meâd ise dünya hayatının son bulmasıyla ebedî olan âhiret hayatını başlatacağı dönemin adıdır.

Kur’an-ı Kerim’de ilk yaratılışı başlatıp sürdüren ve kıyametin kopmasından sonra onu tekrar edecek olan varlığın Allah olduğu, bunu gerçekleştirmenin O’na kolay geldiği belirtilmekte ve önceki var oluşun sonraki hayat için delil teşkil ettiği bildirilmektedir (Yûnus 10/4, 34; el-Enbiyâ 21/104; er-Rûm 30/27; el-Burûc 85/13). Kur’an’da ayrıca yaratılışın nasıl başladığını ve tabiatta sürekli yenilenen var oluşu anlamaları için insanların tefekkürde bulunmaları ve yeryüzünü dolaşmaları istenmekte, ilk ve sonraki yaratılışın tasviri için “en-neş’etü’l-ûlâ” ve “en-neş’etü’l-âhire” (uhrâ) ifadelerine yer verilmektedir

Tasavvuf düşüncesinde âlemin başlangıcı “nûr-ı ilâhî” ve “hakîkat-i Muhammediyye” ile bağlantılı olarak “hebâ” (zerrecik) adı verilen, niteliği belirsiz cevherden ulvî ve süflî, büyük ve küçük âlemlerin meydana gelmesi şeklinde sistemleştirilmiştir (İbnü’l-Arabî, II, 226-233). Kelâmda ise Allah’ın fiilî sıfatlarından hareketle bir yaratma teorisi geliştirilmiş, âlemin yaratılışı zorunsuz bir değişim ve yenilenmeye dayalı atomcu sistem içinde izah edilmiştir. Buna göre duyular âlemindeki cisimler, kendi başlarına varlıkları bulunmayan geçici nitelikleri (a‘râz) dolayısıyla sürekli bir değişim ve oluşum içindedir. Fizik dünyadaki bu değişimin bir başlangıcının bulunmaması, yani geçmişte sonsuza kadar devam etmesi devir ve teselsülü gerektireceğinden varlığın ortaya çıkışı ancak bir yaratıcının irade ve kudretiyle açıklanabilir. Bu sebeple kelâmcılar ibdâ yerine daha çok “âlemin hudûsu” ifadesini kullanmışlardır (Mâtürîdî, s. 25-36; Eş‘arî, s. 82-83). Hudûs anlayışı Kindî gibi İslâm filozofları tarafından da savunulmuştur (Resâʾil, s. 163).

Kelâmda meâd konusu “iadenin cevazı” başlığı altında, Dehriyye’ye ve diğer bazı inkârcı gruplara karşı mahlûkatın geçici bir yok oluştan veya dağılıştan sonra yeniden yaratılışının aklen imkânı açısından ele alınmış, ayrıca naklî delillere dayalı olarak âhiret tasvirlerine yer verilmiştir

Allah’ın kudreti, var oluşun anlamı ve adaletin yerine gelmesi gibi delillerle savunulan âhiretteki dirilişin ruhen veya cismen olacağı konusu kelâmcılarla bazı filozoflar arasında tartışmaya sebep olmuşsa da naslardaki açık işaretler (meselâ bk. en-Nisâ 4/56; Yâsîn 36/65; Fussılet 41/20-22; el-Kıyâme 75/3-4) ve bunların te’vilini gerektirecek bir zorunluluğun bulunmaması dolayısıyla İslâm âlimlerinin ve mutasavvıfenin çoğunluğu haşrin cismanîliği yönünde görüş belirtmiştir (Fahreddin er-Râzî, s. 223-225; İbnü’l-Arabî, IV, 448-457; Teftâzânî, V, 89-93). Meâd konusu felsefede metafiziğin bir alt bölümü olarak kabul edilmiş (Taşköprizâde, I, 326), âhirette nefislerin mutluluk ve elem duymalarının imkânı ve niteliği bağlamında incelenmiştir (İbn Sînâ, el-Mebdeʾ ve’l-meʿâd, s. 109-115).

BÖLÜM:5
ENTROPİ VE İNSAN

Evrende var olan her varlık gibi insan da entropinin etkisi altındadır. İnsan varlığını sürdürmek için enerji tüketmesi gerekmektedir. Her enerji dönüşümü ise beraberinde entropi artışını yani sistemlerin bozulmasını ve insanın yaşlanmasını beraberinde getirir.

Doğumuyla birlikte bir bebek aynı zamanda yaşlanma süreci içine girmiştir. Yaşlanmanın ilk etkisi damarlarda başlasa da, bunların belirginliği orta yaşlardan itibaren gözükür.

20 yaşlara kadar insan bedeni sağlıklı dönemini yaşarken artık bu özelliğini 30’lu yaşların sonunda kaybetmeye başlarlar.40’lı yaşlarda 30 ‘lu yaşlara göre 1- 1,5 cm kadar boylar daha kısalmıştır. Kulakta duyma yeteneği azalmaya başlarken yakın görmelerde de bazı problemler belirir. 50’li yaşlara gelindiğinde menopozla birlikte kadınlarda üreme özelliği sonlanır. Kadınlarda ve erkeklerde ciltte kırışma ve sarkmalar oluşurken, güç ve kas kaybı belirgin hale gelir. 60’lı yaşlara gelindiğinde ise eklem ve kıkırdaklarda ömür boyu biriken hasarlar artık belirgin hale gelirken hareket etme yeteneğini sınırlanmaya başlar. Kemiklerde meydana gelen zayıflamayla beraber, yaşanabilecek muhtemel kırıklar sağlık açısından önemli bir tehlike haline gelir. Bununla beraber şeker ve kalp gibi rahatsızlıklar ortaya çıkmasıyla yaşam kalitesi iyice sınırlandırılmıştır.
70’li yaşlara gelindiğinde ise tüm bu hastalıklara ilave olarak kalp ve tansiyon sorunları oldukça yaygın hale gelir. Bellek sorunları artık belirgin şekilde kendini göstermektedir. Terleme azalmış cilt kurumuş ve tamamen kırışıklıklarla kaplanmıştır. Görme işitme kaybı artık çok fazla belirginleşmiştir. Kanser, Alzheimer gibi hastalıklar bu yaşlardan çok sık olarak görülen hastalıklar haline gelmiştir.

Tüm bu yaşanan sürecin sonucunda beklenen son her canlı gibi insan içinde ölümdür. Tüm bunlar bir doğa yasası olan entropinin bir sonucudur. Bir Kuran ayetinde insan hayatının bu gerçeği şöyle bildirilmektedir:
Ey insanlar, eğer dirilişten yana bir kuşku içindeyseniz, gerçek şu ki, biz sizi topraktan yarattık, sonra bir damla sudan, sonra bir alak’tan (embriyo), sonra yaratılış biçimi belli belirsiz bir çiğnem et parçasından; size (kudretimizi) açıkça göstermek için. Dilediğimizi, adı konulmuş bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz, sonra da erginlik çağına erişmeniz için (sizi büyütüyoruz). Sizden kiminizin hayatına son verilmekte, kiminiz de, bildikten sonra hiç bir şey bilmeme durumuna gelmesi için ömrün en aşağı ucuna (yaşlılığa) geri çevrilmektedir.( Hac Suresi, 5)

Al-i İmran Suresi  190 ve 191. Ayetlerde yüce mevlamız şöyle buyuruyor:

“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün farklı oluşunda aklıselim sahipleri için elbette ibretler vardır. Onlar; ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarlarken, Allah’ı anarlar. Göklerin ve yerin yaradılışı hakkında inceden inceye düşünürler ve şöyle derler: “Ey Rabb’imiz! Sen, bunu boşuna yaratmadın, Seni her türlü noksanlıklardan tenzih ederiz. Bizi ateşin azabından koru.”

Yüce Peygamberimiz geceleri namaza kalktığında bir süre semanın uzak ufuklarında yanıp sönen yıldızlara bakıp “Yarabbi, benim hayretimi arttır” demişti.Sonra yine Rabbine yönelip “Yarabbi, bana eşyanın hakikatini göster” diye yalvarmıştı.

Rum Suresi 8. Ayette de Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“Onlar, kendi nefisleri(nin yaratılış incelikleri) hakkında hiç düşünmediler mi? Hem Allah, gökler ile yeri ve ikisi arasındakileri ancak hak ve hikmete uygun olarak ve belirli bir süre için yaratmıştır. Şüphesiz insanların birçoğu Rablerine kavuşacaklarını inkâr ediyorlar.”

 

Not:Bu konunun video görüntüleri sitemizin VİDEOLAR bölümünde bulunmaktadır

Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir