Genel

Ey Devletlü, Yasak Et Boşanmayı, Bizim Dindarlar Pek Kızgın Sana…

Mustafa Akmeşe/Hertaraf.com

İktidarlar,
kurulan şirketler,
bir araya gelinen kutsal birliktelikler…
aile gibi işte bilirsiniz.
başlangıç itibariyle veya
sonraları birlikte yürümeyeceği belli olan
işleri vardır.

Var olan durum,
gelecek olan kötü senaryoyu sayıklar durur.

Hani, şirketin
her geçen gün batağa gittiği ayan beyan bellidir.
tefeci el ovuşturur, finans için verdiği her bir kuruş için.
kişinin ev, arsa, araba ne varsa yılların birikimine,
salyası akar, bakar durur ya.

Sonra,
şirket bilançosu her şeyi apaçık uzun yıllar önce belli etmişken,
dur bakalım sabah olsun diye ertelenir hakikat.
var olan da kaptırılır faizciye be dost!
birikim adına ne varsa…
öyle bir şeydir işte.

Mehmet efendi,
nikahlarını kıydığı gençlerin boşanma anları için
çağrıldığı eve giderken,
bunları düşünür.
diline düşmeyecek şeyler olsa da büyük bir üzüntüyle.

Hocam der,
gözleri ağlamaktan kan çanağı olmuş Rukiye,
hocam;
hani uyanırsınız ya derin bir uykudan ve
bir an,
nerede olduğunuzu bilemesiniz.
öyle bir şey işte bizim ki…

Hayal edilen ne varsa konuşulan,
sahip olunca,
kullan at’a döner ya…
evliliğimiz de buna döndü.
bitti.

Ey dost,
biten,
bitecek olana sahip olmak, istemekle başlar.
keşke birliktelikleri bitmeyecek olan üzerine temel atsak.
sen, ey güzel diye başlasak.
eksik olan bir yanımsın diye cümleler kursak mesela…
‘’sarp yokuşun’’ yardımcıları kılsak nefisleri,
kim bilir?
belki o zaman,
sükun bulsun diye eşler var eden Allah,
bunu kendi varlığına delil göstermişti ya.
İşte o zaman muhabbet ve merhamet kuşatırdı evleri.
Öyle umulur…

Hedef diye konulan neyse ulaşılınca,
heyecanı gider,
geriye kalan devasa bir boşluktur.

Bir de,
uzak, kavuşulmaz hedefler vardır eşlerin.
bir süre sonra ızdırap olan.

Her bir rutin,
ruhu ,aşkı umutları söker alır.
evliliklerde çok zaman öyledir.
zorunlu birlikteliklere döner.
tekrar edilen hayatlar nedeniyle.

Çocukların hatrına,
çevrenin ne derler ayıplama korkusuna,
ana’lar dökmesin göz yaşı hürmetine,
sürdürülür çok zaman.
sürdürülür gider işte.
aile adı altında, ne olduğu belli olmayan birliktelikler.

Ya mahkeme salonlarında bitirilir.
kırmızı yakaların merhametinde.
veya,
ta ki
dayanılan “ASA”ya
küçük kurtçuklar musallat olunca,
olacak olan,
çok önce bitmiş olanı haber edinceye kadar,
devaaam eder gider işte..

Hele bir tarafın,
kimi kimsesi yoksa,
yalnız ve biçareyse,
eti kemiği üzre anlaşmalar yapılmışsa,
of ki of…

Ey yolcu,
zor konu.
valla…
tek nefeste anlatamam bilesin.

Aile
evlilik,
eş olmak..
kadın olmak,
anne olmaktır mesela.
evin kadınının,
iş insanına dönüşmesini işte…
bir de,
Ana elinde,kucağında,evinde büyütülmeyen çocukları konuşsak.

erkek.
yani,er olmak.
kavvam olmayı konuşsak mesela…
yöneten,koruyan,gözeteni işte.
ama öküzlüğü erkeklik zannedenleri,
ayırsak da konuşsak.

Hangi yarımızı,
hangi yollarda,
nerelerde unuttuğumuzu konuşsak.
sonra da,
kaybettiğimize ağlasak.

Yola ilk düşerken neyin telaşı sarmışı
konuşsak bir bir.

Ve her şeyden daha önemlisi;
sevgi ve birlikteliğin
BÜYÜK BİR EMEK ve ÇABA İSTEDİĞİNİ.
konuşmak işte
acele etme..
ben yolcuyum…
vaazcı değil..

Ha!
şu “İstanbul sözleşmesi’’ olmasaydı,
kurtulur muydu?
Asiye’ler,
Ali’ler,
mutlu mesut olurlar mıydı?
keşke insanlar,
kanunlarla,sözleşmelerle sevseler,
mutlu olsalar ve hiç ayrılmasalar,
yıkılmasa yuvalar.

Ey devletlü,
yasak et! boşanmayı,
bizim dindarlar pek kızgın sana.

Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir