GenelYazarlardanYazılar

Fikir Özgürlüğü İddiasından Evvel Fikrin Sağlam Bir Bilgiye Olan İhtiyacını Bilmek

Hayret ile baktığım bir mesele var. Dini kaygıların dışında, her hangi bir sosyal nedenle bir araya gelmiş bir topluluğun sözcüsü ya da lideri, kendini her konu hakkında yorum yapmak, açıklama yapmak zorunda ve makamında göremezken neden bu hoca efendiler, şeyhler vs. her konuda Süpermenler bunu anlamış değilim. Bre mübarek(!) bir konuyu da bilme ne olur (yoksa büyünmü bozulur)!

Türkiye’de ya da başka halkı Müslüman bir ülkede olsun fark etmez, İslami kaygılar ile bir araya gelmiş (ya da kendileri öyle sanan) grup ve cemaatlerdeki liderlik pozisyonundaki kişilerin, çaplarını ortaya koyan söylemleri üzerine birkaç kelam edeyim istedim.

Aslında bireysel ya da (temsil ettiğin bir grup var ise de) topluluk adına olsun fark etmez Müslümanların genel olarak, olan biten meseleler ile alakalı bilgisi ve söylemi olması gayet normal ve dahi gerekliliktir. Ancak bireysel olarak bile, malumunuz bir mesele üzerine konuşuyorken o mesele hakkında sağlam bir bilgimiz olmadan, fikir yürütmemiz sıkıntılı bir durumdur. Bazen de o (altı doldurulmamış, teyit edilmemiş ) fikrin mutlaklaştırması gibi bir durum ortaya çıkar ki bu öncekinden daha riskli ve fikrin sahibini zor duruma düşürecek, çok büyük bir tehlikenin giriş kapısıdır. Bireysel manada ki söz konusu bu tehlike, grup ya da cemaatken daha vahim sonuçlara gebedir. Çünkü içinde bulunduğu grubun liderine sorgulamadan uyan, tabiri caizse iman eden insan yığınları söz konusudur. Cemaatlerdeki makam(!) sahiplerinin konuşacakları zaman iki kere düşünüp öyle konuşmaları gerekmez mi?

Bilindiği gibi veterinerlik hayvan hastalıklarının teşhisi ve bu hastalıkların tedavisi ile ilgilenen bir meslek, bir nevi hayvan doktorluğu halk deyimi ile de baytarlıktır. Veterinerler belli bir hayvan cinsinden ziyade tüm hayvanların olası sağlık sorunlarına hem de okulda aldıkları eğitimden edinilen bilgiden ziyade, sahada edindikleri tecrübeye dayanarak müdahale ederler. Bahsi geçen tecrübe oranında da başarılı olurlar. Mesele insan değil de hayvan sağlığı olduğu için başarısızlıklar çok vahim sonuçların olmadığı ekseriyette tolere edilebilinmektedir. Ancak, insan sağlığı söz konusu olduğunda hele birde mesele ciddi ise, uzman hatta profesör doktor peşine düşmez miyiz? Malumunuz insan sağlığında branşlaşma ve her branş içinde ihtisas asıldır. Çünkü hataya düşmeden, teşhis ve tedavide başarı oranını yüksek tutmaktır maksat. Niyetimiz baytarları hafife almak değil elbet sadece meselemize misal olsun maksadı ile konu ettik ki her konudan bir parmak yaladığı halde her konuda konuşana mı yoksa sadece uzmanlaştığı konuda konuşana mı ihtiyaç var sorusunu sorabilelim.

Geçelim…

Dini bir topluluğun liderlik makamını işgal eden hoca efendilerin(!) kaç tanesinin uzmanı olduğu bir saha, branş var acaba. Ki her konuda esip gürlüyorlar. Maksadımız hep söylendiği gibi konuşmasınlar, kapansınlar özel alanlarına ibadetlerini yapsınlar değildir elbette. Ancak İslami (hatta bazıları daha ileri gidip fenni) ilimlerin tüm konularına hâkimmiş gibi ahkâm kesmeleri yok mu işte itirazım bunadır. Değilsin arkadaş, (pardon hoca efendi mi demeliydik, çarpılmayız değil mi?) süpermen değilsin. Kasma kendini, her konuyu bilmen gerekmiyor. Okumadılar, okumazlar ki nerden bilsinler Peygamberin (a.s.) malumatının olmadığı bir konu ya da soru karşısında cevap vermeye hicap ettiğini.

Bir topluluk adına ya da bir topluluğa herhangi bir konuda fikir ya da öneri beyan edeceksek, bunu samimi bir sorumluluk ile yapmalıyız. Yani o konu hakkında sağlam bilgiler üzerine bir fikir bina etmeli ve illaki ehli ile istişare ederek bir düşünce oluşturmalı, sonrasında konuşmalıyız ki aslında bu bir görevdir. Çünkü insanların her konuda doğru bilgi ve düşünceye ulaşma hakkı, (resmi ya da dini) makam sahiplerinin de bu hakka karşı bilgilendirme sorumlulukları vardır.

Geçelim…

Dini ya da herhangi bir sosyal nedenle oluşan toplulukların liderleri bir konu hakkında bir doğruya ulaşmışlarsa, bunu insanlığı ulaştırmaları resmi makamların işlerine gelmese bile elzemdir, görevdir. Toplumun menfaatine bir bilgiyi, resmi mercilerin hoşuna gitmese bile açıklamak gerekir. Buna karşın resmi mercilerinde, toplumun bilgi edinme hakkını engellememesi gerekir ki,  aslolan insandır ve toplumsal menfaatin önceliği ya da fikir beyan özgürlüğü gibi çağdaş değerlerden dem vuran iddialarına ters düşmesinler.

Fikir ya da o fikrin beyanı suç olmaz, bu uluslar arası kabul gören bir değerdir, ta ki o fikir terörize edilene kadar. Teröre, şiddete bulaşmayan her fikir, bahsi geçen o uluslar arası hukuka göre ifade özgürlüğüne sahiptir. Bireysel ya da toplumsal konularda konuşma, fikir beyan etme hakkı, çağdaş medeniyet değerlerince teslim edilmiş bir evrensel özgürlük alanıdır. Bu özgürlüğün kısmen ya da tamamen elden alınması zulümdür. Bu zulüm, övünülen çağdaş değerler ilkelerine ters düşen, samimiyetsiz bir durumdur ki sahibinin helvadan yapılmış putuna şahitlik edinilen bir noktadır o an.  Toparlayacak olursak;

İster bireysel, isterse topluluk adına (ya da yerine) herhangi bir konuda konuşacaksak ki gerektiği anda böyle bir hak az evvel de bahsettiğimiz gibi vardır ancak konuşmanın gerçekten bir işe yaraması, bir yaraya merhem olması niyetinin önceliğine dikkat etmeliyiz. Konuşacağımız konu ile alakalı doğruluğu teyit edilmiş verileri kullanarak ve en önemlisi derdimizin üzüm yemek olduğunu ifade ederek meramımızı ortaya koymalıyız. Uzmanı olmadığımız her hangi bir konuda ahkâm kesmemeli yalnızca doğrulardan yana oluşumuzu, bize daha doğrusu ulaştırılsa da ulaştırılan o doğruya teslim olacağımızı içtenlikle beyan etmeliyiz. Ki sözümüzün bir tesiri, konuşmamızın anlamı ve konuşanında dinleyeninde hayrına bir sonuç vaki olsun.

Bitirirken…

  • Anlaşılacağı üzere, bu yazı Alpaslan Kuytul’un tutuklanması ve Furkan vakfına işlem yapılması üzerine düşüncelerimi ifade etmem adına yazılmıştır.
  • Durduğum nokta itibarı ile ne Türkiye’deki rejimin yapısını ne da Alpaslan Kuytul’u savunma durumunda değilim. Rejimi muhalif seslere tahammülsüzlüğü konusunda, Alpaslan Kuytul’u da çapsız ve yersiz içeriği boş konuşmaları konusunda kendimce eleştiriyorum.
  • Nasıl ki Alpaslan Kuytul’un belli bir stratejisinin ve hatta bilgisinin bile olmadığı her konuda kendini fikir beyan etme makamında görmesi yanlış ise rejiminde geçmişten gelen reflekslerle buna karşı tavır alıyor olması yanlıştır.
  • Bana göre başka bir yanlışta bazı Müslümanların meşhur sarı öküzü niye verdik hikâyesi ana fikirli çıkışlarla güya Alpaslan Kuytul’a sahip çıkmaları. Oysa düne kadar çapını düşüncesini konuşmaya dahi değmez diyordunuz. Sahi sizin de mi düşmanınızın düşmanı dostunuz oldu!
  • Ya da pragmatist düşüncenizin gereğimidir sarı öküze sahip çıkma gayretiniz, hani sonunda sıra size gelecek ya. Aslında sarı öküzün canı cehenneme mi?
Daha Fazla Göster

Popüler Yazılar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Close
Close