GenelMektuplara Cevap

Filistin İçin Ne Yapabiliriz?

Hakkı Sungur /Kayseri

Soru: Her yıl olduğu gibi yine bu yıl da Ramazan ayının son günlerinde başlayan Filistin’de Mescidi Aksa ve Gazze olayları içimizi kanatmaktadır.  Bu sefer ki saldırılar çok daha şiddetli bir şekilde hala devam etmektedir. Müslümanlar olarak bizim sorumluluklarımız nelerdir?  Halkı Müslüman olan ülkelerin devletlerine düşen bir sorumluluk yok mudur?  İsrail bizlerin duyarlılığını sınarken, bizlerde hep kınamakla mı yetineceğiz?   Bu işin bir nihai çözümü olmayacak mı?

Cevap: Filistin olayı yeni bir olay değildir. 20. Yüz yılın başlarında Osmanlı devletinin güç kaybetmeye başlaması, Avrupa’nın sanayide yeni buluşlar ile güçlenmesi, yeni hammadde kaynaklarına duyulan ihtiyaç, Osmanlı devletinin bu kaynakların üzerinde oturuyor oluşu gibi birçok sebep bir araya gelince yeni bir oluşumun meydana gelmesine davetiye çıkarıyordu. Bu amaçla İngiltere ve Fransa’nın da öncülüğünde yeni bir siyaset belirleyerek (Böl-Parçala-Yönet yani sömür) uygulamaya karar verilmişti.  Böylece birinci dünya savaşı başlatılmıştı.  Ancak dönemin zengin Yahudileri kendilerince kutsal sayılan Filistin’i ve dolayısı ile Mescidi Aksa’yı/ Süleyman mabedini de kurtarıp kendilerine yeryüzünde bir inanç devleti kurmak için harekete geçtiler. Aslında savaşın arka planında işi organize edenler de bunlardı. Bütün bu oyunları bilen ve gerekli tedbirleri alarak yollarını kesen Abdül Hamid’in hallinden sonra yolları açılmış; istedikleri gibi oyunlarını kurarak savaş başlatılmış; Filistin İngilizler tarafından işgal edilmişti.

İşte biz Filistin ve içindeki değerleri o gün kaybetmiştik. Bir Filistin’i değil bu gün üzerinde 46 devlet bulunan toprakları kaybettik.  Bu işler, siyasi, askeri ve ekonomik güçle alakalıdır.  Bir değere sahip olmak gerekli ise; o değeri elde etmek için gerekli olan siyasi, askeri ve ekonomik güç de gereklidir. Anca bu güç pazardan alınmıyor.  Bir ideale inanan insanların ciddiyetle bir araya gelerek, gerekli imkânları elde etmeleri ile mümkün olacaktır. Yani rabbimizin şu ayetinde bahsetmiş olduğu gibi: “Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın, onunla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah’ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz. Allah yolunda ne harcarsanız size eksiksiz ödenir, siz asla haksızlığa uğratılmazsınız.” (Enfal 8/60)

Bu gücün oluşması için, devlet millet aynı inanca sahip olarak bütün imkânlarını seferber etmesi ve uzun soluklu bir çabanın gösterilmesi gerekir. Bu günün toplumu ise lüks bir yaşamın tadına varmak için birbirleri ile yarışıyorlar. Dünyanın çeşitli ülkelerine dağılmış olan zengin Filistinliler ve her ülkede bulunan zengin Müslümanlar da en az Yahudiler kadar paralarını Filistin davasına hasretseler, İsraillin karşısında duracak çok daha etkin bir güç oluşturabilirlerdi. Olayların sıcak ikliminde atılan sloganlar sizi yanıltmasın. Kimse rahatını kaçırmak gibi ciddi bir anlayışı yoktur. Bu söz ezbere söylenmiş bir söz değildir. Mavi Marmara olayında bizzat bulunmuş olan bir vatandaş aynen şöyle demişti: “ (Orada şehit olan birini kastederek) Eğer bu delikanlıyı şehit vereceğimizi bilseydik oraya asla gitmezdik.” Hâlbuki “ölmeye ölmeye ölmeye geldik” sloganları atıyorlardı gemide. İş ciddiye binince durumlar değişiyor.  Sebep şudur: Ağzımızla söylediğimizi yüreğimiz söylemiyor. Ağızdan çıkan sözün arkasında duracak insan-irade yok!..

Bakın bu durumumuzu İsrail çok önceleri keşfetmiş: İsrail Kudüs’e ilk saldırmaya karar verirken kendi aralarında şu konuşmanın geçtiği nakledilmiştir. İçlerinden birileri:  “Aman efendim Kudüs’e saldırırsak Müslümanlar buna musade etmezler. Bu duruma nasıl karşı duracağız?” deyince verilen cevap çok enteresan: Şimdi o Müslümanlar yok. Onlar gelirse duruma bakarız” der.  Zannederim bu cümle hali pür melalimizi çok açık olarak anlatıyor. Yani onlara bu cesareti bizim hali pür melalimiz veriyor. Biz bizi tanımasak da onlar bizi çok iyi tanımışlar.  Şimdi onları şaşırtacak şey bizim fıtratımıza dönerek Allah’ın istediği Müslümanlar olmak için halimizi değiştirmeye başlamamız gerekmektedir. Biz halimizi değiştirelim ki, Allah da üzerimizdeki bu zillet halini değiştirsin. Rabbimiz değişimin şartını şöyle açıklıyor:

“Onun önünde ve arkasında Allah’ın emriyle onu koruyan takipçiler (melekler) vardır. Bir toplum kendilerindeki özellikleri değiştirinceye kadar Allah, onlarda bulunanı değiştirmez. Allah bir topluma kötülük diledi mi, artık onun için geri çevrilme diye bir şey yoktur. Onların Allah’tan başka yardımcıları da yoktur.” (Rad 13/11)

Bizler Allah’ın istediği Müslümanlar olmadan Allah bizimle olmaz ve bize asla yardım etmez. Bu gerçeği görmek ve kabullenmek zorundayız. Gönlümüz istiyor ki tüm dualarımız kabul olsun, Allah Teala her istediğimizi anında versin, düşmanlarımız kahrolsun, dostlarımız var olsun, ayağımıza taş değmesin gönlümüzü hüzünlendirecek gözümüzü yaşartacak hiçbir olay olmasın!.. Yok böyle bir dünya, yok böyle bir anlayış. Allah Teâlâ her şeyin yasasını koymuştur. Allah vaadinden dönmediği gibi koyduğu yasalarını da asla ihlal etmez. Yukarıda izaha çalıştığımız gibi önce bizler bir kul olarak bizden istenenleri yerine getireceğiz ki, Allah da vadini yerine getirsin. Bu işin köklü çözümü ancak böyle mümkün olacağını düşünüyoruz.

Fili durum için olayın diplomasi ile çözümü mümkün görünmüyor. Sizin haksız dediğinize ABD haklı diyor. Diyeceksiniz ki ABD ne karışıyor bu işe? İsrail demek ABD demek olduğunu dünyada bilmeyen yoktur. Dün İngilizler kullanıyorlardı bu fırsatı. Bu günde ABD kullanıyor. İsrail onların 51. Eyaleti ve orta doğudaki emniyetle ayaklarını basacakları bir zemindir. Aynı zamanda istediğine ulaşmak için sahada kullandığı figüranıdır. Filistin haritasının zaman içindeki değişimine bir göz atarsanız durumun vahametini görürsünüz. Ağacın gövdesine giren kurt misali kemire kemire haritayı üzüm salkımına döndürmüşler. Çıkartılan her olayda, başlatılan her saldırıda yeni bir işgal, yeni bir iskân imkânı elde ettiklerine şahit oluyoruz. Kurdun dumanlık günü sevdiği gibi İsrail de kaosu, kargaşayı ve savaşı seviyor. Çünkü karşısında dişine göre bir güç yok. Her halükarda kendisi kazanıyor. Çünkü arkasında ABD ve Avrupa, karşısında ise mazlum Filistin halkı var! Her yandan abluka altına alınmış, her kavşağın da İsrail kontrol noktaları oluşturulmuş. Sözde Filistinlilerin gibi görünse de yarın için emin olunacak bir ortamı olmayan bir Filistin!..

Çözüm için, Yahudi ve Hıristiyan dünyasının bu konuda birleştiği gibi; Halkı Müslüman olan ülkeler de bir araya gelip ısrarla bastırırlarsa şöyle bir çözüme gidilebilir: Kudüs askeri güçlerden arındırılıp sadece asayişi sağlayacak bir kuvvet bulundurulacak. Her üç semavi dinin kutsal mekânları mensuplarına teslim edilecek. Herkesin gidip gerekli ibadetini yapacağı bir ortam sağlanacak. Denetim ve asayiş, tamamen tarafsız bir organizasyon tarafından yapılacak. Böylece herhangi bir dine bir imtiyaz verilmeyip hepsi eşit statüye sahip olacak. Böylece etnik yapılar arasındaki çatışma önlenmiş olacak. Dışarıdan gelen ziyaretçilerde aynı şekilde kendi kutsallarına serbestçe girip çıkabilecek bir imkanın sağlanması ile çözüm mümkün olabilir.

Ancak hepsinden önce İsrail saldırganlığından ve işgal politikasından vaz geçerek 1967 öncesi sınırlarına çekilmesi; Filistin’in de kendi içinde bir devlet olma imkânına kavuşturulması gerekir. Bunlar sağlanmadan barıştan ve istikrardan söz edilmesi mümkün değildir!..

Bu olaylara hamasi duygularla yaklaşmak bu güne kadar hiçbir çözüm getirmedi; bundan sonrada getirmeyecektir. Esip gürleyenler şapkasını önüne koyup düşünmelidirler. Batının din maskesi altında menfaat paydasında birleştiği gibi; doğunun da en azından İslam paydasında mensubiyet anlamında da olsa birleşerek,  birlikte onurlarını kurtarıp başlarını dik tutacak bir konuma gelmeleri gerekir. Bizler Rabbimizin birlik çağrısına itibar edip “Lailahe illallah” diyenlerle birleşmeyi, kaynaşmayı gururumuza yediremez isek; Allah’ın yardımı da asla bizimle olmayacak; zilletin utancından kurtulamayacağız demektir!..

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir