GenelHaberlerYazarlardanYazılar

Gerçek Bir Hayatınız Olsun İstiyorsanız Eğer

Kasım Sayısı

Batıda konuşulan/yaşanılan İslam ile doğuda konuşulan/yaşanılan İslam aynımı dır. Genel geçer bir tasnif olduğu için, hiç hoşumuza gitmese de bu doğu-batı şeklindeki ayırt ediş biçimini kullanmak durumundayız. Bildiğiniz üzere, yaygın kabule göre batıdan kasıt gelişmiş, şehirleşmiş, modern yaşamın tesis edildiği yerler akla gelirken, doğu denince geri kalmış, köylülükten kurtulamamış, ilkel sayılabilecek koşulların yaşandığı yerler gelir akla. (mekânsal doğululuktan daha önemlisi zihinsel doğululuk olduğunu not düşerek devam edelim.)

Doğuda, kültürel ve geleneksel seviyede bile olsa din, hala yolda kalmışa yardım etmeyi, komşusu açken tok yatamamayı, yetimi yoksulu gözetmeyi emreder. Batıda, bırakın yolda kalanı, yanı başındaki evden haberin olmaz, yetimin yoksulun da esamesi bile okunmaz. Doğunun her hangi bir şehrinde senin yabancı olduğunu fark etsinler, hemen yaklaşır yardımcı olmaya çalışırlar. Yetinmeyip evlerinde ağırlama konusunda ısrarcı olurlar. Hiç olmazsa tuz-ekmek olsun babından ikramda bulunurlar. Ya batıda, bırakın yabancı olmayı tanış bile olsa evine buyur etmek babayiğit adam işidir. Velev ki ertesi gün tekrar görüşmeniz kaçınılmaz ise ‘‘yarın nerede buluşalım’’ diyerek, kibarca kendine yatacak bir yer bulman hatırlatılır. E nede olsa ‘‘büyük şehrin kahrı da zor’’. ‘‘Burada hayat çok meşakkatli’’, ‘‘burada işler öyle olmuyor işte’’ türünde klasik şablon bahaneler de hazırdır.

Doğu ile batının karakteristik olarak din algısını birer kelime ile tanımlayacak olursak, batıyı bilgi, doğuyu eylem olarak tarif edebiliriz. Aslında bu yazının konusu, doğu-batı tasnifi üzerinden sosyolojik tahlil ve çıkarımlarda bulunmak değildir. Sadece, anlatacaklarımıza şekilsel bir alt yapı olması açısından böyle bir tercihte bulunduk.

Meseleyi biraz daha özelleştirecek olursak, gerek doğu, gerekse batı insanı üzerinden sadece, (bir şekilde) dine bağlı insanlar özelinde değerlendirmelerde bulunmaktır, bu yazının muradı. Gelenekselinden, radikaline, Kur’an’cısından, sünnetçisine, entelektüelinden, özel günler dini müdavimlerine bir şekilde kendini dinle ifade eden insanın davranış şeklidir söz konusu olan.

Konuşanlar ve yaşayanlar…

Din konuşulsun, felsefesi, edebiyatı yapılsın diye mi gönderilmiştir, yoksa her halükarda yaşamın her türüne, her seviyesine rehberlik edip, yaşama yön versin diye mi gönderilmiştir. Batıdaki hayat bireysellik üzerine bina olduğu için kaçınılmaz iflasa koşar adım gitmektedir batının insanı. Ama doğuda hala toplumsal bir karşılığı vardır dinin. Batıda aynı apartmanda oturduğu insanların bile cenazesinden, düğününden haberi olmayan yığınlar varken. Doğuda günler öncesinden başlar komşunun düğününde ‘‘bize düşen bir görev var mı’’ sorumluluğu. Batıda en fazla dudak ucuyla hafif bir gülümsemeyle geçiştirirsin insanları. Doğuda tutup elinden, bağrına basarsın tüm sıcaklığınla. Batıda ‘‘nasılsın’’ sorusu bir nezaket kuralı iken, doğuda sorumlulukla dolar o ‘‘nasılsın’’ın içi. Doğu sokağa, çarşıya, pazara yani hayatın bizzat içine dinini taşıyıp bundan kaynaklanacak bedele ve tüm sorumluluğu razıdır. Batı da ise din özel mekân ve anlara hapsedilmiş, çoğu kez sanal ortama mahkûm olmuş, bedeli, bağlayıcılığı olmayan bir fanteziye dönüşmüştür. Yani doğuda din (hangi seviyede olursa olsun) illa ki yaşama müdahale ederken, batıda (belki biraz ağır olacak ama) en fazla konuşulur. Doğu eylemdir, batı söz…

Batı, işine duygularını karıştırmamayı öğütlerken, Doğu insanı duygularıyla hareket etmekten kendini alamaz. Batıda insan robotlaşmaya doğru giderken, doğuda hala insani hasletler yaşam bulmaktadır. Mesela, batı ticaretinde (legal yada illegal) kurallar vardır. Kurallara uymayan cezai müeyyidelere tabi olur. Doğunun ticaretinde ise hatır vardır, itimat vardır. Borçluya, direk suçlu gözüyle bakılmaz. Kolaylıklar sağlanır, hep birlikte bir hal çaresi aranır. Doğuda merhamet, batıda kanunlar vardır. Doğu duyduğuna bile inanır, batı gördüğüne bile inanmaz. Doğuda biri bir şey dedi mi, itimat edilir, kendin gibi bilinir. batıda bırak duyduğunu, gördüğüne bile ikna olmaz, illa arkasında bir bityeniği ararsın, yoksa kendini aptalmışsın gibi hissedersin. Doğuda meselelere müdahale gönülden gelen duygularla yapılırken, karşılık beklemek aklın ucundan bile geçmez. Batıda akıl-mantıktır her şeydir. Akla yatmayan ve ille de fayda getirmeyen bir meseleye neden bulaşasın ki, ‘‘çok mantıksız’’. Uzatmayalım.

Aslında yukarda da bahsettiğimiz gibi meselemiz doğu batı tasnifi olmayıp, din ile olan bağımızın sorgulanması adına, ‘‘nerden, nereye geldiğimizin’’ resmini çizme çabasıdır. Yoksa doğunun da için de bir batı, batının da içinde illa bir doğu vardır. Biz, sahih olan dine ait, öz değerlerimize sahip çıkarsak eğer batının yozlaşmasından da, doğunun muharref din algısından da kendimizi koruyabiliriz inşallah. Son sözü ederken ne kadar da popüler olsa da sanal âlemdir batı. Ne kadar demode olsa da tüm izleri ile gerçek hayattır doğu. Gerçek bir hayatınız olsun istiyorsak, inancımızı Kur’an’a, amelimizi yine Kur’an ve peygambere isnat edeceğiz. Gerçek bir hayatınız olsun istiyorsanız eğer, tıpkı bize örnek olsun diye görevlendirilen Hz. Muhammed’in yaptığı gibi hayatın içinde, sokakta, çarşıda, pazarda, insanların içinde-yanında olmalı, inancımızın bize yüklediği tüm sorumluluklarımızla hayata müdahale etmeye, yanlışa dur-doğruya geç demeye niyet etmeliyiz. Gerçek bir hayatın olsun istiyorsan eğer, yapamayacağın şeylerin edebiyatını- felsefesini yapacağına, yapılabilirliği olan şeyleri küçücük bile olsa yapmayı dene. Gerçek bir hayatın olsun istiyorsan eğer;

Tanımadığın birine selam ver, yoldaki taşı kenara at.

Merdiven çıkamayan bir yaşlının koluna gir.

Sabah erkenden dükkânını açan esnafın tezgâhının bir ucundan da sen tut.

Arabası bozulan birine bir el at.

Hayata bir omuz ver, korkma ölmezsin. (kork öleceksin)

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı