GenelMektuplara Cevap

Gerçekten Aişe Annemiz Çocuk Denen Yaşta mı Evlenmişti?

Bir insanın yaşının bu kadar önemli olmasının nedeni malum olduğu üzere bir dinin peygamberine uygun olmayan bir işin isnad edilmesidir. Müslümanlar inanırlar ki peygamberler meşruiyetin örneğidir. Onlar bir hata yaparsa Allah onların hatasını düzeltir. Böylece bir dini ilk yaşayan insanın kusursuz olmasını sağlayarak insanlara doğru bir örneklik sunar. Peygamberimizin gerek ailevi ilişkilerinde, gerekse toplumsal olaylarla ilgili düzeltilmesinin Kur’an da örneklerini de görmekteyiz. (Tahrim 1- 5, Abese 1-4 ) gibi. Ancak bu konuyla ilgili hiçbir uyarı söz konusu değildir. Bu bizim için en temel meşruiyet sebebidir. Eğer böyle bir yanlış yapılmış olsa idi Allah asla ihmal etmez elçisini düzeltirdi.

Bahtiyar GÜLMEZ / BELÇİKA

Soru: Peygamberimizin Hz. Aişe ile evliliğini diline dolayanlar en çok onun yaşına takılıyorlar. Gerçekten Hz. Aişe annemiz çocuk denecek yaşta mı evlenmişti? Bununla ilgili bizleri bilgilendirirseniz memnun oluruz.

Cevap: Hz. Aişe Validemizin doğum tarihiyle ilgili bir takım görüşler ileri sürülmüştür. Bunun sebebi ise o dönemde çocukların doğum tarihine önem verilmez ve tespit edilmezdi. Bilahare çocuk meşhur biri olursa insanlar onun doğum tarihiyle ilgilenir ve tespite çalışırlardı. İşte Hz. Aişe validemiz (r.a) için de böyle olmuştur.

O’nun peygamberliğin dördüncü yılında doğduğunu söyleyenler, Mekke döneminin sonunda da Hz. Muhammed (s.a) ile evlendiğini iddia ederek; bu evliliği dokuz yaşında yapılmış gibi göstermeye çalışmışlardır. Bunun doğru olmadığını Hz. Aişe validemizden yapılan bir rivayet ortaya koymaktadır: “Hz. Muhammed henüz Mekke de iken ve bende oynayan bir çocuk iken “onların vadeleri kıyamettir. Kıyamet ne dehşetli ve ne acıdır!” mealindeki (kamer s. 46) ayet inmişti… (Buhari l.cilt Telifil Kur’an bahsi)” Bu sure Mekke devrinin birinci döneminde (4.yıl) inmiştir. Hz.Aişe validemiz bu sure ve ayetleri net olarak hatırladığına göre yukarıdaki iddianın doğru olması mümkün değildir.

Olayları ayrıntılarıyla hatırlayabilmek ve sokakta oynayan bir çocuk olması için en az beş veya altı yaşında (veya daha büyük) olması gerekir. Kamer suresi Mekke devrinin dördüncü yılında indiğine göre dördüncü yılda beş-altı yaşında olunca Hz. Peygamberle evlendiği zaman en az ondört-onbeş yaşında olması gerekir. Bunu doğrulayan bir başka delil ise kız kardeşi Esma’nın durumudur. Kardeşi Esma Abdullah bin Zübeyir’in annesidir. Esma yüz yaşına kadar yaşamış ve Hicretin 73. yılında vefat etmiştir. Hz. Aişe validemizden on yaş daha büyüktür. Hz. Ebu Bekir (r.a) kızı Esma ve oğlu Abdullah Abdul Uzza’nın kızı Kayleden, Hz. Aişe ile Abdurrahman ise Ümm-i Rümandan doğmuşlardır. Hz. Esma yüz yaşında ve hicri 73. yılda öldüğüne göre hicret esnasında 27 yaşında olması gerekir. Bundan on yaş küçük olan kardeşi Hz. Aişe validemizin de 17 yaşında olması gerekir ki bu da aşağı yukarı Buharide Hz. Aişe’nin kendi hadisindeki ifadeye uygun düşmektedir.

Bu dönemde inen Kur’an sure ve ayetlerini teferruatıyla hatırlayan bir çocuğun en az bu yaşlarda olması gerekir. Buna göre ise peygamberlikten dört yıl önce doğmuş olduğu kesinlik kazanmaktadır. Böyle olmasını gerektiren bir başka sebep ise Hz. Muhammed (a.s) ın eşinin vefatıyla çocuklarının bakıma ihtiyacının olmasıdır. Kızı Fatıma henüz çocuk yaşta ve bu işin üstesinden gelecek durumda değildir. Bu nedenle evini idare edip çocuklarına sahip çıkacak bir eşe ihtiyacı vardır. Dokuz yaşında bir çocuğun bunları yapması mümkün değildir. Ayrıca peygamberimizin kızı Fatıma (r.a) nın peygamberlikten bir yıl önce doğduğu ve hicretin ikinci yılında da Hz. Ali ile evlendirildiği bilinmektedir. Evlendiklerinde Hz. Ali 21 yaşından biraz büyük Fatıma’nın ise 15 yaşından biraz fazla olduğu bilinmektedir. Hz. Fatımayı Hz. Ali ile evlendirmeden önce Ebu Bekir ve Ömer(R.A) onunla evlenmek için peygamberimizden istemişler, ancak peygamberimiz onlara cevap vermemiş ve Hz. Ali ile evlendirmiştir. Buradan hareketle şunu söylemek istiyoruz: Bu bölgede ve bu zamanda kız çocukları dokuz yaşında evlenecek çağa geliyor ise niçin peygamberimiz evinde büyüttüğü Ali ile Fatımayı evlendirmek için 15-16 yaşma kadar beklemiştir? Yine dava arkadaşları onunla evlenmek istediklerine göre bu kadar süre (6-7 yıl) niçin beklemiş olsunlar? Hz. Muhammed (a.s) ile kendi kızını dokuz yaşında evlendirmiş olan Hz. Ebu Bekir niçin aynı yaşa gelince bu teklifi Hz. Muhammed (a.s)a yapmadı da yedi yıl bekledi? Bu noktadan bakıldığında da bu iddianın doğru olması mümkün görünmemektedir.

Hz. Aişe validemiz peygamberimizle dokuz yıl beraber yaşamıştır. Onun Kur’an, hadis ve fıkıh ilimlerindeki yerini bütün İslam alimleri teslim etmektedir. O devrinin en büyük alimlerini tenkit etmiş, çeşitli konularda fetvalar vermiş, Kur’an’ın ve sünnetin doğru anlaşılması konusunda insanlara önderlik etmiştir. Sünneti Kur’an’la test etmenin ilk örneklerini vermiştir. Bu birikimi henüz çocuk denecek yaşta bir insanın elde etmiş olmasını kabullenmek oldukça zordur. Bu konuyu aydınlatan bir başka rivayette şöyledir: Hz.Aişe validemiz henüz peygamberimizle evlenmeden önce Cübeyir bin Mut’im ile nişanlanmıştı. Mut’im Hz. Aişeyi oğluna almakla evine Müslümanlığı sokacağını düşünerek bu nikahı feshetmişti. Hz. Ebu Bekir (r.a) İslamı ilk kabul edenlerden biri olduğuna göre; bu olayın vukuu, İslamın alenen duyurulmasından veya şuyu bulmasından önce olması gerekir.

İslam alenen açıklanıp Müslümanlar Kabe yürüyüşü veya Safa tepesi toplantısından sonra topluma deşifre olduktan sonra Ebu Bekir (r.a) ın Müslüman olduğu bilinince kızını almaktan vazgeçmiş olması daha doğru görünmektedir. Bu olayda yine Hz. Aişe’nin peygamberimizle evlenmeden önce evlilik çağına geldiğini ve nişanlandığını göstermektedir. Hz. Aişe validemiz peygamberimizle dokuz yıl evli kalmışlardı. Peygamberimizin vefatı esnasında İse 27 yaşında idi. Peygamberimizden sonra da 48 yıl yaşamış ve hicri 58. yılda ve 74 yaşında vefat etmiştir. Sondan başa doğru gidersek 74 ten 48 i çıkartıp kalandan da evli olduğu yılı çıkartınca evlendiği yaşı bulmuş oluruz. 74 – 48 = 26 ; 26 – 9 = 17 kalır ki yaklaşık 17 veya 18 yaşında evlendiği gerçeği ortaya çıkar. Bu olayda birkaç yıllık bir yanılma payının olması aklen mümkün iken dokuz yıllık bir yanılmayı akıl asla kabul etmez.

Bir insanın yaşının bu kadar önemli olmasının nedeni malum olduğu üzere bir dinin peygamberine uygun olmayan bir işin isnad edilmesidir. Müslümanlar inanırlar ki peygamberler meşruiyetin örneğidir. Onlar bir hata yaparsa Allah onların hatasını düzeltir. Böylece bir dini ilk yaşayan insanın kusursuz olmasını sağlayarak insanlara doğru bir örneklik sunar. Peygamberimizin gerek ailevi ilişkilerinde, gerekse toplumsal olaylarla ilgili düzeltilmesinin Kur’an da örneklerini de görmekteyiz. (Tahrim 1- 5, Abese 1-4 ) gibi. Ancak bu konuyla ilgili hiçbir uyarı söz konusu değildir. Bu bizim için en temel meşruiyet sebebidir. Eğer böyle bir yanlış yapılmış olsa idi Allah asla ihmal etmez elçisini düzeltirdi.

Allah’ın doğru bulduğunu kimse yanlış göremez ve diline dolayamaz. Müslümanlar “işittik ve itaat ettik, işittik ve iman ettik” derler ve teslim olurlar. Biz de bu minval üzere teslim olup inanıyoruz ki Allah’ın Rasulü en doğru olanı yapmıştır. Bu ve benzeri olayları diline dolayanlar hep olmuş, kıyamete kadar da olacaktır. Önemli olan inananların bunlara pirim vermemesidir. Siz bunların yanlışlığını yüz defa ispat etseniz, onlar yüz bir defa itiraz ederler. Çünkü onlar sizin inandıklarınıza sizin inandığınız gibi inanmayan insanlardır.

Soru 2: Kur’an da Ehl-i Kitaptan bahsediliyor. Bir Müslüman olarak bilmek istiyoruz Ehl-i Kitap ne anlama geliyor ve bunlarla ilişkilerimiz nasıl olmalı?

Cevap 2: 1. Ehl-i Kitap ibaresinin, Kur’anda mensubiyet manasında bir üst kimliği ifade ettiğini görüyoruz. Kitap ehli demek Tevhid ehli kimse demek değil iyi ve kötüsüyle bir kimliğe mensubiyet demektir: “Siz insanlar içerisinden çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a inanırsınız. Kitap ehli de inanmış olsalardı kendileri için daha hayırlı olurdu. İçlerinde inananlar vardır. Fakat çoğu yoldan çıkmıştır.” (3/110) “Hepsi bir değildir. Kitap ehlinden geceleri secdeye kapanarak Allah’ın ayetlerini okuyup duranlar vardır. Bunlar Allah’a ve ahiret gününe inanırlar. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve iyiliklere koşarlar. İşte bunlar iyilerdendir.” (3/113-114)

2) Ehli Kitabın Kur’an’a göre itikadi durumu-. “Allah Meryem oğlu Mesih’tir” diyenler hiç şüphesiz kafir olmuşlardır…” (5/17, 5/7 2 ) “Allah üçün üçüncüsüdür” diyenler de elbette kafir olmuşlardır.” (5/73 ) “Yahudiler “Üzeyir Allah’ın oğludur” dediler. Hıristiyanlar da “Mesih (İsa) Allah’ın oğludur” dediler. Bu onların ağızlarıyla söyledikleri sözleridir ki, daha önce küfretmiş kimselerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin! Nasıl da Hak’tan döndürülüyorlar!” (9 /3 0 ) “De ki ey Ehli Kitap: Siz Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirileni gereği gibi uygulamadıkça bir şey üzerinde değilsiniz. And olsun ki sana Rabbinden indirilen onlardan birçoğunun azgınlığını ve inkarını artıracaktır. O halde kafirler topluluğuna üzülme.” (3 /6 8 ) Ancak bu zümreler içerisinden şu özelliklere sahip olanlar için ise Allah’ın hükmü şöyledir: “Şüphe yok ki iman edenler ile Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabilerden kim-Allah’a ve ahiret gününe inanıp iyi işler yaparsa elbette onların Rableri katında mükafatları vardır. Onlara herhangi bir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.” (2/62 ) “Şüphesiz ki iman edenler, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sabilerden kim Allah’a ve ahiret gününe iman eder ve yararlı işler yaparsa artık onlara hiçbir korku yoktur, onlar üzülecek de değillerdir.” (5 /69 )

3) Ehli Kitabın kadınlarıyla evlilik konusu: “Bugün sizin için temiz nimetler helal kılınmıştır. Kendilerine kitap verilenlerin yemeği size helaldir. Sizin yemeğiniz de onlara helaldir. Mümin kadınlardan hür ve namuslu olanlar ile sizden önce kendilerine kitap verilenlerden hür ve iffetli kadınlar -namuslu olmaları, zina etmemeleri ve gizli dost tutmamaları şartıyla- kendilerine mehirlerini verdiğiniz takdirde size helaldir. Kim imanı inkar ederse, ameli kesinlikle boşa gider, o ahirette de hüsrana uğrayanlardır.”(5/5)

4) Umumi Yasağa belirli şartlar dahilinde ruhsat verilmiştir: “…Allah kafirlere müminlerin aleyhine asla fırsat vermez.”(4/141)

a) Müşrik kadınları iman edinceye kadar nikahlamayın… (2/221) “Zina eden erkek ancak zina eden veya putperest bir kadınla evlenebilir, zina eden kadın da ancak zina eden veya putperest bir erkekle evlenebilir; bu müminlere haram edilmiştir.”(24 /3 )

b) Yukarıda belirtildiği gibi (5/5 ) şartlara bağlayarak ehli kitabın kadınlarıyla evlenmeye izin verilmiştir,

c) Umumi hürmetin tahsisi için açılan bahiste yemekleri konusunda iki taraflı izin söz konusu iken nikah konusu tek taraflı zikredilmektedir.(5/5) Bu da Müslüman hanımların ehli kitapla evliliğine müsaade edilmediğini göstermektedir. “…Allah kafirlere müminlerin aleyhine asla fırsat vermez.” (4/141) (Elmalılı H.Y.)

5) Ehli Kitabın kestiklerinin yenmesi konusu: Bu konu (5/5) ayette zikredilen yiyecekler konusuna dahil kılınarak İslam da alenen haram kılınanlar dışındaki tüm yiyecek ve içeceklere şamildir. Ehli Kitabın Allah’tan başkası adına kesmesi düşünülmeyerek olayın zahirine göre hükmedip kestikleri hayvanların etleri yenilebilir olarak kabul edilmektedir. Yemeklerinden kastın “ekmek sebze” gibi şeyler olmayıp boğazladıkları hayvanlara da şamil olduğu ifade edilmektedir. Ancak her ehli kitabın bir olmadığı iyi değerlendirilmesi kaydıyla.

6) Ehli Kitapla ilişkilerimizin boyutları, ilişkilerin niteliklerine göre farklılık arz etmektedir. Tebliğ ve insani ilişkiler konusunda her hangi bir ayrım gözetilmemesine rağmen, stratejik konularda fevkalade dikkatli olunması gerekmektedir. Kur’an’i ifadeler şöyle; “Kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? Sapıklığı satın alıyorlar. Sizin de yoldan sapmanızı istiyorlar.” “Ama Allah düşmanlarınızı çok iyi bilir. Allah size dost ve yardımcı olarak yeter.” (4 /44 -45 ) “Şu kendilerine kitaptan pay verilmiş olanları görmedin mi? Puta ve Tağuta inanıyorlar da kafirler için “bunlar müminlerden daha doğru yoldadır” diyorlar.” (4/51) ”Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kafirleri dost edinmeyin. Kendi aleyhinize Allah’a apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?”(4/144) Bu konunun sadece yabancılar için değil akrabalık ilişkisi içinde olanlar için de aynı olduğunu görmekteyiz: “Ey iman edenler! Babalarınız ve kardeşleriniz eğer imana küfrü tercih ediyorlarsa dost edinmeyin. Sizden kim onları dost edinirse, işte onlar zalimdirler.” (9/23) “Ey iman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. Onlar size gelen hakkı inkar etmişken, onlara nasıl muhabbet gösteriyorsunuz?….”(60/l) Bu nedenledir ki Allah’ın sevdiklerini sevmek, onlarla dost olmak; düşmanlarından da uzak durmak insanda imanın gereğidir diyor, Allah’a emanet olunuz diyoruz.

Etiketler
Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir