GenelYazarlardanYazılar

“Gevşemeyin, Üzülmeyin, İnanıyorsanız Üstünsünüz”

Allah’a iman konusunun içerisinde belki de en mühim olanı güvendir desek yanlış mı yapmış oluruz? Çünkü Allah’a iman sadece söz olarak söylenen kuru bir iddia ise, bu tam manasıyla iman değildir. Allah’ın varlığına, birliğine iman ettim demekle iş bitmiyor, esas bundan sonra başlıyor. Çünkü iddia ispat ister. Bundan dolayadır ki, iman iddiamızın sadedi gereği; O’na dayanarak ve güvenerek, yaptıklarımızı ve yapacaklarımızı O’nun adına yapmak, her yapılan şeyin sonunda O’na havale etmek ve karşılığını sadece O’ndan beklemek, O’nun varlığına ve birliğine inanmak kadar belki bundan daha fazla O’na dayanmayı ve güvenmeyi de ifade eder. Hak ve hakikatin şahidliğinin peşinde olan, doğruluk ve dürüstlüğü ilke edinen ve Mü’min/Muttaki bir insan olmayı hayat felsefesi olarak benimseyen kimsenin; güvendiği, dayandığı ve en güçlü destek aldığı şey, Allah’a olan imandan aldığı güvendir.

Çünkü, Allah dışında her ne var ise desteği zayıf, güveni yapay, gücü sınırlıdır; hangi makam-mevki, şan-şöhret, mal-servet ve güç-kuvvet bize hak ve hakikat uğrunda sonsuz güven ve destek verebilir. Allah’tan başka sonu, sınırı, süresi olmayan bir güç var mı ki ona dayanalım ve güvenelim! O’nun istediği gibi insan olmak isteyenler de, O’nun yolunda yalnız kalmamak için O’nun ipine sımsıkı sarılarak, bir birlerine güvenip, dayanışmak mecburiyetindedirler. Aksi halde, O’ndan başka güvendiklerimiz gün gelir bizi yalnız bırakıp ellerimiz yana düşebilir. Ama Allah bizi asla terk etmez. Bundan dolayıdır ki; yılmak, bıkkınlık göstermek, vazgeçmek iman edip de güven duyanların yapacağı şey değildir. Çünkü “gevşemeyin” emri Allah’ın emridir. Bu emre uymayıp bigâne kalan günahkâr olur. Biz işimizi yapalım, sorumluluklarımızı yerine getirelim, gerisi bizim işimiz değil, onu düşünmeyelim, gerisi her şeyden üstün olan Allah’ın işidir. Bize düşen haddimizi bilmek, sınırlarımız dahilinde, gücümüz oranında yapmamız gerekenleri yapıp, sorumluluklarımızı yerine getirmemizdir. Bunu yaptığımız takdirde üstün olan bizleriz. Bu dünyada kaybedenlerden olsak da…

“Sakın gevşemeyin, üzülmeyin, karamsarlığa/yılgınlığa kapılmayın; eğer mümin iseniz üstün olanlar sizlersiniz” (Al-i İmran 139)

Bulunduğunuz zayıflıktan, güçsüzlükten ve kısıtlı imkanlardan dolayı gevşemeyin. Başınıza gelen, bunca sıkıntı ve musibetlerden dolayı kederlenmeyin. Eğer iman ediyorsanız üstün olan sizsiniz.

Bizler İslam toplumu olarak, Müslüm olmaktan, Mü’minliğe tekrar terfi edip geçtiğimiz zaman, ilk Kur’an neslinin yaptığını yapmış olacağız, bugün üstün olmamızı engelleyen sorunların birçoğunu çözmüş/çöpe atmış olacağız. Çünkü Mü’min; kavmiyetçi değildir, asabiyet onun ayaklarının altındadır, mezhepçi, hizipçi, meşrebçi, gurupçu…da değil o sadece imanının gereğini yapamaya çalışan muvahhiddir. Muvahhid olandan ise, yukarıda sayılan arızi şeyler sadır olmaz.

İman/inanç güçtür; bu öyle bir güç ki, motivasyonu yüksek, aksiyoner, azimli ve kararlı olmayı sağlayan bir güç, bundan dolayı “inanıyorsanız üstünsünüzdür.” Her şeyden önce, üstün bir varlığa şirksiz iman etmenizden dolayı akide de üstünsünüz; çünkü, bundan dolayı sadece Allah’a secde edersiniz. O’nun yeryüzünde şahidlerisiniz, hayata bakışınız, eşyayla ilişkiniz ve hayat metodunuz üstündür; çünkü siz Allah’ın istediği metoda göre hareket ediyorsunuz. Onlarsa, O’nun yarattıkları şeylerin kimine ya da bazı şeylere secde ederler. Allah’ın yarattığı insanların hazırladığı metoda uyarlar. Sizlerin bu kâinatta üstlendiğiniz rol üstündür; çünkü bütün insanlığın önderliği/halifeliği elinizdedir siz topyekün insanlığın öncülerisiniz. Onlarsa ilahi metottan uzaklaşmış ve yoldan sapmışlardır. Yeryüzündeki konumumuz üstündür; çünkü Allah’ın vadettiği yeryüzünün mirası bizimdir. Onlarsa yokluğa/yok olamaya, unutulmaya ve gayya kuyusuna yuvarlanıp gideceklerdir. Şayet gerçek müminlerseniz, üstün olan sizsiniz. Ve gerçekten inanıyorsanız, gevşemeyin/yılmayın/üzülmeyin…!

Cihad/kıtal imtihanının bir anlamı da arındırma, temizleme ameliyesidir. Bu arınmadan sonra, sonucun bizim olması için yaralar almamız ve yaralanmamız yüce Allah’ın ‘bela’(imtihan) kanunudur. Bununla Allah içimizde gerçek iman edenlerle sahtekarları ayırmak, cürufu madenden, suyu köpükten temizleyip kiri gidermek istemektedir.

İmtihan cevherin özünü ortaya çıkaran amildir!

“Eğer bir yara aldıysanız, o kavme de benzeri bir yara değmiştir. İşte o günleri biz onları insanlar arasında devrettirip dururuz. Bu, Allah’ın iman edenleri belirtip-ayırması ve sizden şahidler (veya şehidler) edinmesi içindir. Allah, zulmedenleri sevmez.” (Al-i İmran 40)

“Bunun bir başka sebebi de Allah’ın müminleri arındırması ve kafirleri yok etmesidir.” Bu ayetlerin Uhud gazvesine işaret ettiği söylenmiş olsa da hala güncelliğini korumaktadır. Uhud gazvesine kısaca değinecek olursak; ‘İslâm ordusu 7 Şevval 625 tarihinde Uhud dağına yürüyüp varmış.  Ordu arkasını Uhud dağına verip Ayneyn tepesini soluna, güneşi de arkasına alıp Medine’ye doğru saf tutmuş. Abdullah b. Übey, (münafıkların Medine’de lideri) “Ben meydan savaşına taraftar değildim. Muhammed çoluk çocuğun sözüne uydu, bizim sözümüze itibar etmedi” diyerek taraftarlarının Uhud’a varmadan önce Şavt mevkiinde 300 kişiyle ordudan ayrıldığı da nakledilir.  Ebu Süfyan kumandasındaki orduda 700 zırhlı, 200 atlı asker ve 3000 deve vardı. Uhuda çıkan müslüman asker sayısı 1000 kişiydi. 300 kişinin ayrılması sonucu 700 kişi kalmışlardı. Allah resulü orduya savaş düzenini verdikten sonra, Abdullah b. Cübeyr kumandasındaki elli okçuyu Uhud dağının karşısında, ordusunun sol tarafında kalan, daha sonra Cebelürrumat (okçular tepesi) diye adlandırılan Ayneyn tepesine yerleştirdi.’1 Okçulara “ikinci bir emre kadar, öldüğümüzü duysanız, kuşların cesetlerimizi didiklemeye başladığını görseniz bile, bulunduğunuz yerleri terk etmeyin”2 diye emretti, arkadan gelecek herhangi bir saldırıyı onlar engelleyecekti. Savaş Mübarezeyle başladı buradan galibiyetle çıkan Müslümanlar, ilk hamleleriyle müşrikleri savaş alanının dışına çıkardılar yaklaşık 30 müşriki öldürdüler. Müslüman askerler, düşmanı savaş alanından uzaklaşıncaya kadar kovaladıktan sonra kesin galibiyet kazanıldığı düşüncesiyle ganimet toplamaya başladılar. Ayneyn tepesindeki okçuların çoğu da düşmanın bozguna uğradığını görünce ganimetten mahrum kalmamak için yerlerini terk etti. Bu sırada Müslümanları arkadan vurmak için fırsat kollayan Halid b. Velid harekete geçti. Yerlerinden ayrılmayan ve kendisini durdurmaya çalışan Abdullah b. Cübeyr ile on arkadaşını şehid ettikten sonra Ayneyn tepesinin doğusundan ilerleyerek İslâm ordusunun arkasına sarkan Halid b. Velid ganimet toplamakla uğraşan Müslüman askerler üzerine ani bir baskın yaptı ve savaşın yönünü değiştirdi, neticede müşrikler galip geldiler.  Kur’an bu konuyu al-i İmra suresinin 165-169 ayetlerinde anlatmakla birlikte 152. Ayette şöyle buyurur. “Siz Allah’ın izni ile düşmanlarınızı öldürürken, Allah, size olan vaadini yerine getirmiştir. Allah size sevdiğiniz (galibiyeti) gösterdikten sonra zaafa düştünüz. Emri hakkında tartıştınız ve isyan ettiniz. Kiminiz dünyayı istiyordu, kiminiz ahireti istiyordu. Sonra Allah sizi, denemek için onlardan geri çevirdi ve sizi bağışladı. Allah müminlere karşı çok lütufkârdır.”

Allah vaadini yerine getirmiş, fakat zafer sarhoşluğunun, rehaveti ve zaaf sonucu sahabe, emri (okçular yerinizi terk etmeyin) tartışmışlar, dünya (ganimet) malını toplamaya başlamışlar ve Allah onlara galip iken mağlubiyeti tattırmış! Dünyaya meyletmelerinden dolayı 70 Mü’minin ölümüne, resülullah’la birlikte birçoğunun yaralanmasına sebebiyet verilmiştir.

Savaşın sonunda Müslümanların başına gelen gelmişti.

Bu, ayrılığa düşmeye, mevziden ayrılmaya ve dünyaya dalmaya uygun bir cezaydı. Okçuların ayrılığa düşüp mevzilendikleri yerden çıkmaları ganimet arzusundan kaynaklanıyordu. Demek ki, yüce Allah zaferi, savaş alanında kendi yolunda cihad/mücedele ederken emre itaad edip basit dünya nimetlerini arzulamayanlara yazmıştır. Yerine getirilmesi gereken ‘emri’ tartışılır hale getirmek orada zafiyeti meydana getirecektir. Bugün şu çağrıyı yapabiliriz. ‘Ey mü’minler; emirleri tartışmayın yerine getirin’…

Bu arada yüce Allah’ın değişmez kanunlarından biri daha gerçekleşmiş oluyordu. Bu da insanların çalışma ve niyetlerine uygun olarak zafer ve yenilgi günlerinin insanlar arasında dönüp durmasıdır. Bir gün müminlerin olur bir diğer gün onların… Bu sayede hatalar ortaya çıkıp karanlıklar aydınlandığı gibi müminler ve münafıklar da açığa çıkarılır.

“Eğer siz yara aldınız ise karşınızdakiler de benzeri bir yara almışlardır. Biz bu tür acı günleri insanlar arasında dolaştırırız. Allah’ın kimin gerçek mümin olduğunu belirlemesi içindir.”3

Hayat her zaman inişli çıkışlıdır; rahatlıktan sonra sıkıntı, sıkıntıdan sonra rahatlık, darlıktan sonra, varlık.  “Her zorluğun yanında bir kolaylık vardır.”4

İman ve güven kimdeyse, o onu üstün kılar. İman insanı üstün kılar; inandığınız dava batılda olsa, inancınızdan aldığınız güven ve motivasyon sonuna kadar mücadeleyi götürmenizi sağlar…

İman başlı başına bir güçtür!

Ey nebi! Müminleri savaşa teşvik et. Sizden sabırlı yirmi kişi olursa, ikiyüz kişiyi yener. İçinizden sabırlı yüz kişi de kâfirlerden bin kişiyi yener. Çünkü onlar, anlayışsız bir topluluktur.” (Enfal 65) Aynı surenin 66 ayetinde isi; sizde zaaf olursa sayı 1e 2’ ye inerken, sabır ve sebat olursa o zaman da sayı 1e 10’ a yükselmektedir yani iş bizim durumumuzla alakalıdır. Galibiyet, üstünlük sadece güç küvetle başarılacak bir şey değildir. İlahi kudretin yardımı olmaz ise normal şartlarda bu mümkün değildir. “Allah’ın yardımını hak edenin sırtı yere gelmez.”5

Gevşemek, ümitsizlik, rehavet, bıkkınlık ve yılgınlık zafiyetleriyle mücadeleyi bırakmak üstün olmayı ortadan kaldırır, hezimeti getirir. Oysa bizler için hayat baştan sona kadar imtihandır.6

Okçuların yerini terk etmesi, emri tartışmaları sonucunda gelen itaatsizlik ve yenilgi…

Üstünlük, kazanç veya galip olmak da mıdır?

Allah yolunda verdiğiniz mücadele sonunda almış olduğunuz yaralardan (başınıza gelenlerden) dolayı sakın üzülmeyin. İmtihan gereği yenmek veya yenilmek başarı veya başarısızlık değildir. Önemli olan imtihandan başarılı çıkmaktır: bu ise Allah’ın rızasıdır. Kâr veya zarar dünya hesabına göre değil. Ebedi aleme göre yapılır/yapılmalı, orayı kazanmak üstünlüktür.  Dolaysıyla dünyada başarı veya başarısızlık biz insanlar arasında evrilip çevrilmektedir. Mücadelede Mü’minin hedefi, sonuç odaklı değil, ahiret odaklıdır.

Küfrün şu an İslam alemini galebe çalmış gibi gözükmesi bizleri umutsuzluğa düşürmesin biz üzerimize düşeni yapar isek! Rabbımız bizi tekrardan galip yapacak, üstün kılacaktır. Çünkü Allah’ın vaadi var. “… Allah, kafirlere Mü’minlerin aleyhinde kesinlikle yol vermez.”7 Bu Allah’ın sünnetullahıdır onda değişiklik olamaz. Biz gerçekten iman eder Mü’min olur isek Allah bize yardımı kendi üzerine farz kılmıştır. “Senden önce elçileri kendi kavimlerine gönderdik; onlara, açık belgelerle geldiler. Sonra suça batanlara hak ettikleri cezayı verdik. İnanıp güvenenlere yardım etmek ise üzerimize bir hak olmuştu.” (Rum 47) Allah rahimdir, O’nun rahmetinden ancak zalimler ümidini keser.8 Umudunu yitirenin, umduğuna nail olması mümkün değildir. Bizler yeter ki, Allah’a inanıp güvenelim O, vadini yerine getirecektir… Vesselam


  1. İslam Ansiklopedisi 42. Cilt (TDV)
  2. İslam Peygamberi (Prof. Dr Muhammed Hamidullah)
  3. Al-i İmran 140. Ayet
  4. İnşirah, 5. Ayet
  5. Enfal 62. Ayet
  6. Bakara 214. Ayet
  7. Nisa 141. Ayet
  8. Hicir 56. Yusuf 87. Zümer 53. Ayetler

 

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir