Genel

Günah işleme kültürü

Hüseyin Akın /Milli Gazete

“Yeryüzü günahkârların vatanıdır. Günah işlemeyenler dünyaya hiç gelmeyenlerdir” Nurettin Topçu Var Olmak adlı eserinde insan-günah ilişkisine günahlarla mücadele bağlamında yaklaşır. Bu mücadele günahlardan temizlenme mücadelesidir.

Günahının farkına varmak ne büyük bir uyanıştır. Günahını sahiplenip onu yaşam biçimi haline getirmek ne korkunç bir aymazlıktır.

Dindarlık algısı sadece dinin emrettiklerini yerine getirmek değil, aynı zamanda dinin geçit vermediği şeylerden uzak durmakla da yakından alâkalıdır.

“Uzak durmak” insanın yakın ve mahrem mesafesinde bir imkân olarak yasakların bertaraf edilmesiyle anlam kazanır. İnsan yakınındakine uzak durur. Uzaktaki zaten doğal hali ve kolay ulaşılmaz karakteriyle kişiyi engeller. Kedini uzanamadığı ciğer misali gerek doğal gerekse mümkün mesafe sorunu çeken kişinin işlemediği günahta takdirlik bir emeği yoktur.

Bir şeyin kültür haline gelmesi o şey üzerinde düşünme imkânını yok eder. Düşünme sürecini tamamlamadan hayatiyet kazanmıştır. Günah her zaman ilk anda fark edilen olmayabilir. Kimi zaman niyetini ifşa ettikten sonra anlaşılır. Bazen de masum bir kılıf içerisinde hayatınızın orta yerine yerleştirilir.

İnsan tıpkı ataları Âdem ve Havva gibi bir sınanma bahçesine yerleştirilmiştir. Biraz yakından baktığımızda o bahçenin bu bahçe olduğunu görmekte zorlanmayacaksınız. Bütün ağaçlardan yiyip sadece bir tek ağaca yaklaşmama ilahi direktifi hayatla aramızdaki imtihan ilişkisini özetlemektedir. Dünya öyle bir yerdir ki harama ihtiyaç hissetmeyecek kadar helal vardır. Bütün ağaçlardan sadece bir tanesi yasaklanmaktadır. Tam tersi olsaydı insanın hali nice olurdu?

Yasaklar insanı fıtri olana çeker. Fıtrata aykırı hiçbir emir ve de nehiy yoktur. İnsanı aslına rücu ettiren işlediği günahların fıtratı aşmamasıdır. Bidayetten bu yana insan hataları insanın Kuran’da sıralanan negatif sıfatlarıyla ilgilidir. Bu anlamda temizlenebilir günahlar fıtri günahlardır. “Taşları yemek yasak” diye bir şey yok; çünkü insanın fıtratında böyle bir temayül yok.

Bu günah mevzuuna niye girdim ben de bilmiyorum. Onun vicdanla yakından alakasını bir kez daha vurgulamak için olmalı. Hani yazıktır, günahtır derken içimizde sözcüklerin üstüne çıkmak isteyen bir irade vardır ya, işte onun tarif ettiği güzergâha yönelttim kalemimi.

Her günah güzel ve taze bir başlangıca açılır, belki de bu yüzden beyazdır. Her tövbenin kalbinde bir sürü safrayı dışarıya atmak için karanlığa dalıp çıkması gibi.

Diyor ya şair, işte öyle:

“Benim gözlerim yeşildir, onun gözleri kara;

Ben günah kadar beyazım, o tövbe kadar kara”.

(Sezai Karakoç)

 

 

İçki, zina, kumar, adam öldürme, hırsızlık bildik temel günahlar arasındadır. Seküler toplumlar bu günahlara belli ölçülerde kıvam kazandırmak suretiyle (işlenmiş halleriyle) sıradanlık katarlar. Muhafazakâr toplumlarda bu günahları aleni işleyebilecek bir ortam ya da kültür yoktur. Daha çok çalıyı dolaşarak veya dolaylı biçimde gerçekleştirilir.

Muhafazakâr toplumlarda günah kültürü daha çok günlük hayatın ahlaki seyri noktasında kendini göstermektedir. Sözünde durmama, dedikodu, yalan, mal ve makam kavgası, bölüşmede cimrilik, suizan, çekememezlik, adalete riayetsizlik, hakkaniyetle muamele etmeme, sabırsızlık vb. konularda o kadar dikkatsiz davranılmaktadır ki sanki böyle davranılmasını normal sanırsınız.

Somut bir fiille başlayıp biten günahların tahrip ediciliği elbette daha fazladır. Dedikodu yapmakla hırsızlık yapmak ya da adam öldürmek elbette aynı şey değil. Fakat sözle ya da tavırla yapılan günahlar çoğunlukla kişide pişman olma aralığı bırakmayacak denli kendini günlük hayatın içerisinde saklarlar. Bu yüzden sözel günahları kültüre dönüştürenler kendi sahasında hükmen mağlup sayılırlar.

Daha Fazla

İktibas Çizgisi

İktibas Çizgisi Yönetici

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İlginizi Çekebilir

Kapalı