GenelYazarlardanYazılar

GÜNEY KAFKASYA’DA JEO-POLİTİK MÜCADELELER-Azerbaycan’da “Nuri Paşa Geliyor!” Sesleri –

Ulusların/“Milli” mozayiğin sosyalist sistem şemsiyesi altında bir araya tutulmaya çalışıldığı, ancak klasik emperyalist taktiklerin sosyalistler tarafından da uygulanmaktan vazgeçilmediği iki kurgu Ermenistan ve Azerbaycan… Birbirlerinden farklı misyonlara, farklı tarihi arkaplanlara sahipler, bu yakın döneme kadar… Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)’nden kopan iki devlet… SSCB’nin küllerinden doğan Rusya Federasyonu da Ermenistan–Azerbaycan çatışmalarına “çözüm” (?!) bulamadı diyorlar, sözde uzmanlar… Oysa bölgedeki ‘sorunlara çözüm bulamadı’ ifadesi yanlış; adeta bir algı yönetiminin dili… Bölgede, öncelikle Rusya, ABD ve Fransa, -kendi gelecek beklentilerinin bir gereği olarak- sorunlara çözüm bulmak bir yana yeni sorunlar ürettiler; süreci ertelediler…

Güney Kafkasya bugünlere nasıl geldi? Sorusu bizce önemli bir soru… Cevaplamaya çalışalım…

Tarihsel geçmişleri bir yana Azerbaycan ve Ermenistan Cumhuriyetlerinin oluşumunda, -özellikle Stalin döneminde- sisteme yerleştirilen sorunlar/patlamaya hazır bombalar, bir süre sonra (bundan 27-28 yıl sonra) Rusya ile birlikte malum küresel güçlerin açtığı alanda Azerbaycan toprakları işgal edilmişti… Neredeyse Azerbaycan topraklarının yüzde 20’si yani… İşgal sonrası oluşturulan Minsk Grubu’nun eşbaşkanları ABD, Rusya ve Fransa, sorunu çözmekten öte zamana yayarak bahse konu sorunu kendi çıkarları için nasıl kullanacaklarının hesabını yapageldiler… Dağlık Karabağ ve Azerbaycan Türkleri’nin ağırlıkta olduğu yedi vilayet (reyon) işgal edildi… 1 milyon civarında kaçak/mülteci Azerbaycan’ın diğer bölgelerine göçtü, dışarıdan getirilen Ermeni nüfus bu bölgelere yerleştirildi… Hasseten Bakü-Tiflis-Ceyhan hattının devreye girmesiyle petrol gelirleri artan Azerbaycan, hızla ordusunu güçlendirdi… Daha önce Rusya, Fransa ve İsrail’den ihtiyaç duyduğu silahları temin eden Azerbaycan, değişen şartların açtığı alanda, Türkiye ile ilişkilerini güçlendirdi… Askerlerini Türk ordusu eğitmeye başladı; Türkiye’den aldığı SİHA ve İHA’larla 28 yıl öncesine göre çok güçlendi. Dahası Türkiye’nin tam desteğini alarak yalnızlıktan kurtulmuş oldu… Son planda, müzakereler yoluyla çözülmeyeceği ayan-beyan ortaya çıkan sorunun çözümü için her türlü askeri hazırlığı yaptı Azerbaycan…

Ermenistan’da ise 2018 yılında gündeme gelen “Turuncu devrim”/Renkli devrim ile yönetime Rusya karşıtlığıyla öne çıkan odakların açtığı alanda Nikol Paşinyan iş başına geldi… Yani bölgedeki ABD-Rusya arasındaki strateji savaşı yeni bir aşamaya evrilmiş oldu… Bu arada, Suriye ve Libya’dan sonra yeni Türkiye, Kafkaslardaki etki alanlarında, siyasi, ekonomik ve askeri ilişkilerini güçlendirici önemli adımlar attı… Bölgesel güç olmanın ötesine geçerek “Turan Ordusu”nu kurdu. Ve halkı Müslüman ülkelerin, -şimdilik bir kısmının- kanaat önderliğine soyundu… Kendi ideolojik düzleminde (Ilımlı Laik Demokratik çizgide) ilkesel ve ahlaki kaygılarla hareket etmeye, küresel sistem içinde meşruiyet aramaya özen göstererek, geniş bir coğrafyada “yumuşak gücü”nü, gerekirse “sert gücü”nü göstermekte tereddüt etmedi… Bu süreçte Türkiye, ABD ile stratejik ayrılığa düşmesi nedeniyle (özellikle 2015 sonrası) Rusya’ya yakın durmaya, gelecekte önemli bir küresel güç olması muhtemel Çin ile iyi ilişkiler kurmaya dikkat etti. Böylelikle Türkiye, “denge politikası” ile kendine alan açmak üzere önemli adımlar attı… İdeolojik sapkınlığı (“Ilımlı İslam”) geçmişe göre daha etkili, aldatıcı, çeldirici işlevini devam ettirirken yeni Türkiye, reel-politik olarak, kendi çizgisinde, tutarlı sayılabilecek adımları peşi peşine attı… Haliyle bu durum ABD ve AB’yi, Batı’yı ve içerideki Batıcıları, dolayısıyla eski Türkiye’den beslenenleri rahatsız etti. Daha önceki analizlerimizde önemle altını çizdiğimiz üzere, Rand Corporation Raporlarında (2020 – Türkiye) belirtildiği gibi muhalefet, neredeyse topyekün ABD/Batı çizgisinde hareket etmeye başladı… 1980’li yıllardan sonra gündeme gelen malum projenin önemli partnerlerinden yeni Türkiye/AK Parti-AKP ile muhalefet yer değiştirdi… Değişen dünya ve bölge şartlarında yeni arayışlara giren ABD, Kuzey Afrika’dan Doğu Avrupa’ya, Ortadoğu’dan Güney Kafkasya’ya önemli stratejik hamleler peşindeyken, Türkiye’nin yeni konumu ve misyonu nedeniyle ciddi rahatsızlık duymaktadırlar… Keza Libya’daki arkaplan diplomasisi, Belarus’taki “renkli devrim” hamlesi, Irak-Suriye ekseninde iflas eden politikalarını yeniden kurgulamak istemektedir ABD… Küre koalisyonuyla bölge gerçekleri ve dinamikleriyle uyumlu olmayan adımları da, bu arada, doğru okunması gerekmektedir… Suudi Arabistan/Suudi Amerika başta olmak üzere Körfez’in uydu devletleriyle terör devleti İsrail’in “barıştırılması” ve bölgedeki dengeleri kökten değiştirmek istemesi de manidardır… Dolayısıyla Doğu Akdeniz’de oynanan oyunların arkaplanında da ABD yer almaktadır.

AZERBAYCAN’A “Nuri Paşa Geldi!”

Azerbaycan, Ermenistan’in yeni bir saldırısı vesilesiyle, işgal altındaki topraklarını düşmandan kurtarma mücadelesi, -tüm engellemelere rağmen- hızla devam etmektedir… Hiç şüphesiz bunda Türkiye ve Pakistan’ın açık desteği ve Türkiye’den satın alınan İHA ve SİHA’ların önemli katkısı söz konusudur… Bu vesileyle Azerbaycan’dan medyaya düşen bir anektod bizce önemli ve düşündürücüdür… Yaşlı, gün görmüş Azerbaycanlılar, Türkiye’den alınan İHA ve SİHA’ları havada gördüklerinde;

“NURİ PAŞA GELDİ!” “Nuri Paşa geldi!” diye sevinç gösterileri yapıyorlarmış… Hemen tarih bilgimizi tazeleyelim… Kimdir bu Nuri Paşa!?..

1.Dünya Savaşı bitmek üzere, Osmanlı parçalanmanın eşiğinde… 1917’de Rusya’da Bolşevikler iktidara gelmişler… Petrol zengini bir coğrafya üzerinde yer alan Azerbaycan’dan Müslümanları “temizlemek” isteyen Rusya, Ermeni çeteleriyle birlikte, -yaşlı, kadın, çocuk demeden-savunmasız insanları katlederler… Azerbaycan yönetimi Osmanlı’dan yardım istemek üzere İstanbul’a bir heyet gönderir…  O günkü konjonktürde Osmanlı’nın müttefiki  Almanya da Müslümanların Kafkasya’da güçlenmesine karşı bir politika izlemektedir…  Yani Osmanlı’nın Azerbaycan’a yardım göndermesi için şartlar namüsaittir… Tüm bu olumsuzluklara rağmen, Osmanlı Kafkasya’ya yardım için, Enver Paşa’nın kardeşi “Nuri Paşa” komutasındaki “Kafkas İslam Ordusu”nu teşkil ederek oraya gönderir… Nihayet, Gence’nin başkent olduğu Azerbaycan devleti gündeme gelir. Lakin Azerbeycan’ın başkenti Bakü olması gerekmektedir… Ne var ki Bakü işgal altındadır… Bakü’ye yönelinir… Ermeni ve İngiliz birliklerine karşı yapılan bir harekat ile Bakü kurtarılır. Ve Bakü’nün başkent olduğu Azerbaycan Cumhuriyeti ilan edilir… Ama Mondros Mütarekesi sonrası Kafkas İslam Ordusu, mecburen Azerbaycan’ı terketmek zorunda kalır…

27 Nisan 1920’de Ruslar, Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’ni feshederler… Azerbaycan’daki liderler sıkı takibe alınırlar. Bir kısmı da suikaste uğrarlar… Menşevik Ruslardan sonra Bolşevik Ruslar da Azerbaycan zenginliklerini Rusya’ya akıtırlar… Kara emperyalizme karşı bayrak açtığını iddia edenler, Kızıl emperyalizmi dünyanın çeşitli yerlerinde uygulamaya başlarlar… Ve Stalin döneminde Müslümanlara yönelik büyük katliamlar gündeme gelir… İnsanlık dışı şartlarda gündeme gelen tehcirlerle bölgede demografi değiştirilmiş ve bölgeyi kontrol etmeyi kolaylaştıracak “sorunlu bölgeler”  Bolşevik Ruslar tarafından oluşturulmuştur…

Bölgede yaşananların bu aşamasında kafalarda soru işareti kalmasın diye, kısaca, II. Dünya savaşı sonrası gelişmeleri de hatırlayalım…

Haritaya baktığımızda, SSCB’den bağımsızlığını kazanmış Azerbaycan Cumhuriyeti (10 milyon civarında) hemen bitişiğinde de yakın geçmişte Azerbaycan toprakları olduğu bilinen coğrafyada kurgulanmış, dışarıdan getirilmiş nüfusla oluşturulmuş bir Ermenistan (3 milyon nüfuslu) mevcut. Aynı zamanda Azerbaycan Cumhuriyeti’nin güneyindeki İran’da da 35 milyon Azerbaycanlı yaşamaktadır… Peki bu bölünme nasıl yaşanmış ve günümüzde İran-Azerbaycan ilişkilerindeki çarpıklığın altında yatan nedir? sorusunun cevabı da verilmelidir…

Çok gerilere gitmeden hemen belirtelim… 1813 tarihli Gülistan anlaşmasıyla Kuzey Azerbaycan Rusya’ya bağlanmış… Güney Azerbaycan ise İran sınırları içinde kalmıştı… İran, daha sonra Rusya’ya savaş açıyor… 1828’de imzalanan Türkmençay anlaşmasıyla Azerbaycan Kuzey ve Güney olarak ikiye ayrılmıştır… Zamanın şartlarından da yararlanan Rusya, Ermenileri Kafkaslara yerleştirme politikası izlemiştir… Bölgeye yerleştirilen Ermeniler Rusların dışında İngilizler, Fransızlar ve Amerikalılar tarafından kullanılmışlardır… Yaşanan bu süreçte Ermeniler, küresel güçlerden toprak talebinde bulunmuşlar ve amaçlarına ulaşmışlardır… Söz konusu Ermeniler, Osmanlı’dan sonra Türkiye Cumhuriyeti’nden toprak talep ettikleri gibi Rusların teşvikiyle Rus ve Ermeni kuvvetleri Azerbaycan topraklarına saldırmışlardır. Türkiye’nin garantörlüğündeki Azerbaycan’ın bir parçası olan Nahçivan’da küçük işgaller yapan Ermenistan “Zengezur Koridoru”nu da işgal ederek Türkiye-Azerbaycan bağlantısını da kesmiştir… Ve uzun süredir Ruslar, Azerbaycan’ı ve bölgedeki çıkarlarını korumak için Ermenileri kullandığı gibi Ermenistan’ın garantörüdür de…

1.Dünya Savaşı sonrası “iki kutuplu” bir dünya dengesi kuruldu… Adeta dünya iki nüfuz bölgesine ayrıldı… 1980’lı yılların sonlarında yıkılma sürecine giren SSCB’ne bağlı Cumhuriyetler bağımsızlıklarını ilan ettiler… Dolayısıyla yeni bir durum ortaya çıkmış oldu… Rusların desteğiyle ve diğer bazı ülkelerinde sessiz kalmalarıyla Ermeniler, zayıf Azerbaycan coğrafyasındaki bazı yerleri işgal etmeye devam etti… O zamanki Azerbaycan yönetimi (1992 yılında) Türkiye’den, İran’dan ve Rusya’dan yardım istedi… Ama bu talep beyhudeydi… Süreç içerisinde bölgedeki jeopolitik hakimiyet savaşlarına ABD ve Batı da dahil oldu… Azerbaycan yalnızdı… 1990’lı yıllardaki Ermeni saldırılarında topraklarının yüzde 20’sini kaybetti…

Son yıllarda Ermenistan, Azerbaycan topraklarının bir kısmını işgali altına tutan Ermenistan, sınır ihlallerinin yanında stratejik öneme sahip enerji hatları güzergahlarına da saldırılarda bulunmaya devam etmektedir. Şüphesiz, bu saldırıların arkaplanında, -Ruslardan çok- ABD’yi görmek mümkündür… En son saldırıyla birlikte Türkiye’nin her türlü desteğini alan Azerbaycan’a işgal altındaki topraklarını kurtarmak için fırsat oluştu… Azerbaycan ordusu, işgal altındaki topraklarını bir bir kurtarıyor… Aslında kendisine ait bir coğrafyada düşmanla savaşıyor… Buna karşın işgalci Ermeni güçleri, telaşla Rusya’dan ABD’den ve AB ülkelerinden destek arıyorlar. Bekledikleri desteği bulamadıklarında da Ermeni topraklarından sivil yerleşim yerlerine füze ile saldırıyor, Azerbaycan güçlerinin de karşılık vermesiyle “garantör”/koruyucu Rus kuvvetlerini de savaşa dahil edecek bir zemin oluşturmak peşindeler… Aynı zamanda algı yönetimi tekniklerini sosyal medya üzerinden, sistematik olarak kullanmayı da ihmal etmiyorlar… Neymiş efendim, Azerbaycan’a Türkiye, Suriye’den ÖSO(Özgür Suriye Ordusu) güçlerini sevk ediyormuş… Üstelik Ermenilerin bu ve benzeri algı yönetimi çabaları, CHP’nin genel başkan danışmanı, emekli büyükelçi tarafından ortaya atılan iddialarla desteklenmekte, Ermenistan’ın ne maksatla ortaya attığı bilenen yalan haberlere ortak olmaktan imtina edilmemektedir… Oysa gerçek, bu yalan iddiaların tam tersi… Azerbaycan istihbaratı, Ermenilerin safında Azerbaycan’a karşı dövüşen/savaşan PKK’lıların ses kayıtlarını yayımladı… Malum güçler adeta ittifak kurmuşlar, saldırgan/işgalci olan Ermeniler iken, “taraflara ateşkes çağrıları” peşi peşine geliyor… Rusya başlangıçtaki sessizliğini bozarak tarafları ateşkes anlaşması için Moskova’ya çağırıyor…

Ateşkes anlaşması ise, hiçbir anlam taşımadığı gibi Ermenilere zaman kazandırmaktan öte işe yaramadı… Türkiye’nin girişimleri devam ediyor… Bu arada Azerbaycan yönetimi, sorunun diplomatik yöntemlerle çözülmesi imkanı doğarsa görüşmelere Türkiye’nin de dahil olmasını talep etti… Rusya, bu çağrıdan rahatsız oldu… Lakin bölgedeki gelişmeler, Türkiye-Rusya arasındaki ittifaklar ve karşı duruşlar dikkate alındığında, söz konusu iki ülke arasındaki görüşmelerin bir sonuç doğurması muhtemel… Küresel güçler ve onların kontrol ettikleri BM, konuyu tüm boyutlarıyla biliyor ve bu sorunla ilgili aldığı kararlar mevcut… BM’de sorunun çözümünü MİNSK grubuna, onlar da MİNSK eşbaşkanları ABD, Rusya ve Fransa’ya havale etmişler… Ve 28 yıldır konu sürüncemede bırakılıyor… Zira, değişen dünya ve bölge şartlarında, bölgedeki jeopolitik mücadeleler henüz bir sonuca varmış gibi gözükmemektedir…

Ezcümle, Güney Kafkasya jeopolitiğinde bir hareketlenme söz konusu. Azerbaycan’ın Ermeni işgalcileri kendi topraklarından çıkarma mücadelesinin savaş aşamasına gelmesi söz konusu mücadeleyi daha da hararetlendirmektedir… Şüphesiz bu durum, bölgede Rusya, Çin ve ABD arasındaki strateji mücadelesini ve/veya mutabakatları gündeme getirecektir… AB ülkeleri ve Fransa’nın konuyla ilgili müdahaleleri ise belirleyici olmaktan öte etkileyici mahiyette olacaktır… İran’ın , -belirli bir dönemden sonra- Azerbaycan’a haklı davasında destek vermemesi ve bölgedeki etkinliğini giderek kaybetmesi, süreç içerisinde  bölgedeki sıkışmışlığının doğal bir sonucu olarak okunabilir. Lakin İran’ın asıl sorunu rejimin -iddia edilen niteliğiyle ters- izlediği politikalardır… Hızla bölgesel güç olmanın ötesine geçmek isteyen Türkiye’nin “duruşu”na gelirsek şunları ifade etmek gerekecektir…

Türkiye, birçok bölgede olduğu gibi Güney Kafkasya’da da etkinliğini hızla arttırmaktadır. Ve bunun en önemli göstergesi, haklı olan tarafı, Azerbaycan’ı, -her konuda- destekleyen Türkiye, bu sorunun çözümünde etkileyici olmaktan çok belirleyici bir bölgesel güç olarak algılanmaktadır, artık… Değişen şartlara rağmen Azerbaycan’a saldıran veya birilerince saldırtılan Ermenistan’ın bu savaşı kazanma ihtimali neredeyse yok gibidir… BM’ye, MİNSK grubuna, ABD, Rusya ve Fransa’ya rağmen Ermenistan’ın bir çıkışı yok… Hatta, daha ileri giderse, Nahçivan’da işgal ettiği toprakları, “Zengezur Koridoru” gibi sadece Ermenistan için değil, yeni bölge dengeleri için stratejik mevzileri kaybetmesi de kuvvetle muhtemeldir… Bu durumda, Türkiye’nin, içinde bulunduğu zor şartlarda, Azerbaycan’a verdiği desteği nereye kadar taşıyabileceği de çok önemli… Yine bu bölgedeki enerji hatlarının güvenliği konusu da stratejik öneme sahip bir konu… Dolayısıyla Rusya-Türkiye ilişkilerinde bölgeyle ilgili oluşacak mutabakat ve Çin’in bölgeyle ilgili hassasiyetleri de doğru okunmak zorunda…

Türkiye’nin, -geniş bir perspektifte- süreci okumaya çalışması ve Güney Kafkasya’nın da enerji güvenliği bağlamında Doğu Akdeniz ile bağlantısı dikkate alındığında, giderek güç kaybeden AB ve Fransa’nın Ermenistan’a aleni desteği de manidardır… Zira Doğu Akdeniz -Kuzey Afrika(hatta Afrika’nın tümü) bağlantısı ve bu düzlemde Türkiye’nin stratejik adımlarını Fransa, kendi geleceği ve çıkarları için büyük bir tehdit olarak görmektedir… Keza Türkiye’nin, -giderek geçerliliğini kaybetmeye başlayan- eski müttefiklerinin, uluslararası hukuk düzlemindeki tüm haklılığına rağmen, Türkiye’nin karşısındaki cephede yer almalarının, küresel ve bölgesel düzlemdeki yeni denge arayışının bir sonucu olduğundan da şüphe yoktur…

Küresel güç odakları, geçmişte darbelerle hizaya getirdikleri ve vesayetlerinde tuttukları Türkiye’yi, şimdilerde bölgesel ve küresel oyunların içinde görmekten rahatsızlık duydukları bir gerçeklik… Dolayısıyla, -sadece mevcut gelişmelerle ilgili olarak değil- bundan sonraki bölgesel ve küresel düzlemdeki strateji savaşları ve “yeni denge arayışları”nda Türkiye’nin, -çoğu zaman- karşısında olacaklardır… Ve “siyaset mühendisliği”/ekonomik ve finansal operasyonlarla Türkiye’yi kontrol etme, etkisizleştirme çabalarını devam ettirecekleri anlaşılmaktadır… Yani (ılımlı) Laik-demokrat-Batı referanslı bir ideolojik çizgide yürüse de, “reel-politik” olarak yeni Türkiye ile hep karşı karşıya geleceklerdir!..

Daha Fazla

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir