GenelYazarlardanYazılar

Hangi ‘Cahiliye Toplumu’ daha cahil ?

Bir toplumunun negatif bir bakış açısıyla resmedilmesi ve onlara “cahil” denilmesinin sebebi kötü örneklerin,İyi örneklere galebe çalmış olmasından dolayıdır.

Tarih boyunca toplumlar farklı katmanlardan oluşmaktadır. En ilkel toplumlarda bile belirgin farklılıkların varlığı göze batan en bariz özelliklerinden oluşmaktadır.

Toplumu oluşturan katmanlardan birçoğu marufa dönük olmakla beraber, münker’i(kerih şeyleri) işleyenlerin daha çok göze batıyor olması o toplumda iyilerin yokluğuna da delalet etmemektedir.

Burada şu konu üzerinde durmak istiyorum. Siyasal organizasyonların en mütekâmil şekline bu gün devlet denilmektedir. Bu kelimeden olarak geçmişteki devletler günümüz modern devletlerinin kurumsallaşmış halinden uzak gibi gözüküyor olsa da ilkelde olsa her biri bir devlettir.

Nerede bir toplum varsa, orada o toplumu idare edenlerin varlığı söz konusudur. İyi idare ederler veya kötü idare ederler bu ayrı bir konu.

Bir devlet sosyal siyasal hukuki veya dini normlar taşıyorsa orada, siyasetçi, sosyal bilimci hukukçu veya din âlimleri var olagelmiştir.

Bu gün sporun çeşitliliği, dini ritüelist tarikatların varlığı ruhçuluk, cincilik, şeytana tapınma vs. Her toplumda var olan açık kapalı faaliyetlere örnektir.

Buna bağlı olarak, bizzat yönetsel eylemlerde etkin olmasalar bile bir başka şeylerinde varlığı düşünüldüğünde; Sanat, edebiyat şiir sihir ve büyücülük, falcılık gibi yan desteklerin var olduklarını görmekteyiz.

Edebiyatsız, şairsiz, sanatsız bir toplumsal yapı hakikaten çok ilkel kabilelerde bile yokluğu düşünülemez. Azdır çoktur, ama vardır.

Nasıl ki; Zenginsiz bir topum olmuyorsa, illaki o toplumun fakirleri de var olacaktır.

Bir bakıma toplumların omurgasını oluşturan sınıfların farklı eğilimlerinin olmaması düşünülemez. Eğer bir mahalde eğlence olabilecek şeyse, eğlendirecek konu ve kişilerin de olması kadar tabi bir şey olmasa gerek.

İnsanlar eğlence için saza söze ve benzer aletlere gereksinim duymalarının sonucu gereken edevatın zamanla gelişerek ileri taşındığı da vakıa.

Her hangi bir sosyal dokuyu incelediğimizde gözlemlediğimiz şeylerin, insanlığın, sanki ilk yıllarından beri var olan gereksinimler olduğunu görebilmekteyiz.

Bu bakımdan çok ilgi duyduğumuz Mekke toplumunu okuyup incelerken bu topluma “Cahiliye toplumu isminin verilmiş olması, o toplumun hiç ama hiç bir şey bilmeyen bir toplum olduğu iddiasının ayakları yere basmıyor.

Mekke de inzal olan dört binin üzerindeki ayetlerle işlenilen konular bize o toplumun bilgisiz değil, bilakis yanlış bilgili bir toplum olduğunu izah ediyor.

Özelde Allah inancı değişmiş bir toplum. Ona bağlı olarak Elçilerle gelmiş olan vahyin gizlendiği, onun yerine bazı din âlimlerinin düşünce ve tasavvurlarının işlendiği. Gayb gibi, âhiret gibi meleklerle ilgili konularda çok azim sapmaların üretildiği gibi, Şefaat konusu en ciddi sapmalar olarak mübarek Kuran’da anlatılmaktadır.

İnsani ilişkilerde erkek egemen toplum hüviyeti, onlardan kadınlara intikal etmesi gereken mirası da sıfırlamış, köleci bir topluma dönüşmüşlerdir.

Yani, keyfimayeşa yaşamayı önceleyen bir toplum olmalarının sonucunda; Hevâlarına uymanın onlar için en tabi doğa bir hak olarak gözlemlenir olmuştur.

Dine dayalı, din çıkışlı oluşumlardan oluşan toplumsal kimliğin, yine o toplumun içinden çıkan, gelen kişilerce (âlimler) değiştirildiği birer vakıadır.

Ne o günler için, nede bu günlerin cahiliye toplumu karakterinde olması, gerek o toplumu ve gerekse yaşadığımız toplumun hiçbir şey bilmeyen bir toplum olduğu anlamına gelmemektedir.

Düşünebiliyor  musunuz?

Hiçbir şey bilmeyen o toplumda ve günümüz toplumunda o kadar birikim söz konusu ki, hatta insanlar kadar din bilgisi oluşmuş olması bu toplumun ve o toplumun bilgisiz toplum olduğuna değil de, Vahyi bilmeyen toplum olduğuna delalet etmesi anlamında cahiliye toplumu olarak her iki toplum da eşittir.

Geçmişte Vahiye çerçevesi çizilmiş olan dinin zaman içinde, kendi taraftarlarınca (Âlimler) saklanması, gizlenmesi, değiştirilmesi, eskitilmesi sonucunda sürekli elçileri ile Allah dinini diri tutmak istemiştir.

Son elçi ile hitama eren vahyin korunmasını üzerine alan rabbimiz Allah, elçilik müessesesini de sonlandırmıştır.

Toplumları oluşturan şeyler eğer vahiy değilse, o toplum kendi sevki tabileri (dürtü, güdü) ile kendilerince kurallar oluşturdukları gerek günümüzde gerekse tarihte oldukça bol malzemenin göze batmaması mümkün gözükmüyor.

Bu ürünlerin üreticileri, yönetsel anlamda toplum bilimcileri, filozoflar, ritüel(ayin) üretme anlamında ise büyücüler sihirbazlar, bu gün tarot denilen insanlar veya kendisinde doğa üstü güç var sayılan bilge kişiler eli ile o toplumda yaşayan insanların din içgüdüsünün tezahürlerinin nötrleştirildiği gözlemlenebilir.

Bu tür ayinlerin hemen hemen gelişmiş gelişmemiş her toplumun vaz geçemediği gelenekleri olmuştur.

Hoş ya! Ne zararı var mantığı ile yaklaşılan her şey “dinleşmiş, yerleşip kemikleşmiştir. Bunların savunulması bir önceki atalardan alınması ile sürüp gitmektedir.

İslam da bir eylemin makbul veya kerih sayılması o dinin kitabında veya dini yaşayarak örnek olan elçinin hayatında varlığı ve yokluğu ile ele alınır.

Kuransız yaşayan bir toplum, kuralsız yaşayamaz. Bu kurallar eğri veya doğru olabilir.

Eğri seçim sahipleri de doğru seçim sahipleri de huzuru ilahide bire bir hesap vereceği için, vahyin değişmez doğrularını savunanlar, bu doğruları doğru şekilde, hikmet ve güzel öğüt bağlamında diğerlerine duyurmakla mükelleftir. Kimse kimseyi ne hidayete ne de delalete sürükleme memuru değildir.

Vesselam.

Daha Fazla Göster

Popüler Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close